Türk Yurdu Üniversite Dışı Bilim - Meclis Dışı Siyaset

Ocak 2011 - Yıl 100 - Sayı 281



        Türk Yurdu dergisinin yüzyıllık varlığı, düşünce dergiciliği adına, Türk dünyasında olduğu kadar dünya düşünce geleneğinde de önemli bir yere işaret etmektedir. Dünyanın önemli kültürleri ömrü yüzyılı geçen dergilere can suyu vermekte, kan vermekte, aşılar yapmakta gayret gösterirken, bir düşünüm (entelektüel) geleneğinin sahibi olduklarını ortaya koymaktadır. Türk düşünüm geleneği bilim dergilerinde daha kıdemli ve tutarlı, düşünce dergicilinde ise konunun hareketliliği nedeniyle göreli olarak kısa ömürlü ama zengin örnekler ortaya koymuştur. Türk Yurdu bu bakımdan önemli bir yerde durmaktadır. “Uluslararası düşünüm geleneğinde asırlık dergilerin sayısı kaçı bulur?” diye bir soru sorulup karşılaştırmaya girilirse, Türk Yurdu dergisinin yaşıtı ve ondan yaşlı olan dergiler içindeki uluslararası durumu ele alınmış olur. Ancak yüz yılı deviren dergi sayısının, özellikle Türk Yurdu gibi dergilerde pek de fazla olmadığını söylemek çok zor değildir. Fen bilimlerinde ve Doğu araştırmalarında önemli dergilerin olduğu bilinmektedir. Bunlar içinde en önemli olanlar ulusal devlet akademileri olan ülkelerin çıkardığı dergilerdir. Bunların içinde Rusya, Macaristan, Fransa, İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri geleneğini uzun soluklu olarak sürdürürken uluslararası araştırma kuruluşlarının ve/veya derneklerin çıkardığı dergileri de tarih sahnesinde kendini göstermektedir.  Örneğin Les Annales (1929), Journal of the American Oriental Society (1843), Izvestia Akademii Nauk’un beşeri bilimlerle ilgili yayınları, Acta Orientalia Hungarica, American Journal of Sociology (1895),  bilinen önemli dergilerdir. Ancak Türk Yurdu dergisi bu dergilere koşut bilimsel konular işlese de “üniversite dışı bilim” olgusu kadar “meclis dışı siyaset”in de etkin yayın organı olarak niteliği farklılaşmış bilimsel bilgi ve kuramsal siyasetin geniş okuyucu öbeklerine ulaşmasını sağlamıştır. 

         

         

* * *

 

        Genel olarak dünya ve Osmanlı’dan bu güne Türkiye Cumhuriyeti yayın geleneği asılında, bir dergi mezarlığıdır da. Bu mezarda genç dergiler ebedî uykularına çekilirken, yaşı kemalini bulmuş pir ü fâni dergiler de yatmaktadır. Türk Yurdu dergisi ise çağcıl bir yayın olarak bugünkü ömrünün önemli kısmını o zamanlar çağdaşı olan pek çok dergi ile birlikte sürdürmüştür. İçeriğinde bilim ve yazın çalışmalarının önemli bir yeri olsa da onun asıl niteliği düşünce (fikir) dergiciliğidir. Bu niteliği, onun doğduğu ve sıkıntılı sürdürdüğü gençlik yıllarında bir yazgı olarak bulmuşa benziyor. Onun gibi uzun ömürlü olmayan bazı dergilerin ömrü sanki ona eklenmiş gibi. Bu kaynağın, bu akarın içeriği ve zenginliği kadar onunla aynı düşünceyi taşımayan yayınların da onun uzun ömrüne bir katkısının olduğunu hesaba katmak gerekir. Çünkü birincisi; düşünce dergilerinin doğumu kendini taşıyacak, besleyecek annenin, ailenin dışında onun doğmasına neden olan başka dergilerin varlığı ile yakından ilgilidir. İkincisi, Türk Yurdu dergisinin içeriğini oluşturan düşüncelerin karşısında olan dergiler ve onları besleyen düşüncelerin varlığı da Türk Yurdu’nun dayanıklılığını, bağışıklık gücünü artırarak, ömrünü uzatmıştır. Türk Yurdu dergisi de kendine muhalif düşünce dergilerinin yayınlanmasını bir ölçüde etkilemiştir. Bu bakımdan dergiler fikirleri ne olur ise olsun varlıkları biri birine muhtaçtır. Belki Cemil Meriç’in kale iğretilemesi bu açıdan hâlâ eytişimsel (diyalektik) değerini sürdürmektedir.

         

        Durum böyle olmakla beraber, doğrudan doğruya bir derginin yayınlanmasında emek veren yayıncıların, yazarların, matbaaların yayın mali kaynaklarına katkıda bulunan ağa (sponsor) ve okuyucuların ödediği paraların vazgeçilmez ve etkili varlığını inkâr etmemek gerekir. Dergilerin aynı zamanda bir sohbet ve buluşma yeri olarak gördüğü işlev dergilerin içeriğini, tasarımını, yayın ilkelerini belirlemede bir düşünce etkinliği olarak bilimsel düşünceyi üniversite dışı bir alana taşımaktadır. Güncel siyasal konularının değerlendirilerek yayın ilkelerine yansıtılması halka ve meclise daha uygun olan düşüncelerin göreli olarak bir düşünsel süzgeçten geçirilmesi, siyasal kültürün halk ile parlamento arasında bir değerlendirmeye tâbi tutulması olanağını sağlamaktadır.

         

        Türk Yurdu, kapsamına yakışır şekilde, sadece Anadolu insanının ulus kaygısını taşımamış, aynı zamanda çağın koşulları doğrultusunda Balkan, Rusya, Ortaysa, Ortadoğu, Kıbrıs coğrafyasında yaşayan Türklerin, sorunlarına yer vermiştir. Sonraları Avrupa’ya giden gurbetçilerin düşünce ve gönül akışını yazıya dökme ortamı olmuştur. Balkan Savaşları’nın, 1917 Bolşevik Devrimi’nin ve Stalin baskısının acıklı sonuçları kendini Türk Yurdu’nda ifade ederken, önemli düşünce ve yazın seçkinlerini bir araya getirmiştir. Bu geleneğin belirlediği ivme Komünizm (merkezi kolektivist planlamacı toplumsal yapı) düşüncesinin küresel olarak etkin olduğu 1950-1990 sonrası yayın hayatında, daha çok geleneksel sağcılığın gereği olarak, sadece Rusya ve sol ideoloji karşıtlığı ile Amerikan emperyalizmi tehlikesini bir ölçüde gözden kaçırmasına neden olmakla beraber, ulusal ana düşünce niteliğini hep elinde tutmuştur. O günün küresel etkisi olan solculuğun karşısında olmakla, Türk Yurdu iki kutuplu dünya yapısından kaynaklı bazı etkileri gözden kaçırmakla beraber bugün de tek kutuplu küresel etkinin karşısında bazı önemli Avrasya olgularını gözden kaçırma durumuna düşebilir. Örneğin ABD’nin ve Avrupa Birliği’nin ileri düzeydeki kapitalizm uygulamalarının uluslararası etkileri Türkiye’nin ve Avrasya Türk devletlerinin ekonomi ve genel uygarlık çerçevesindeki yerini olumsuz etkileyebilir. Böyle bir durum karşısında almaşık (alternatif) olabilecek ekonomik ve kültürel buluşma, bağdaşma olanaklarının düşünce düzlemlerinde tartışılması için Türk Yurdu dergisi nasıl bir görev üslenecektir? Bağımsız Devletler Topluluğu önümüzdeki yıllarda Türk Dünyası’na nasıl bir bağdaşma şekli önerecektir ya da Türk Dünyası’nın Slavlara önereceği bir etkin bağdaşma söz konusu olabilir mi? Bu koşullarda AB, ABD ve Bağımsız Devletler Topluluğu yandaşlığı ne gibi olanak ve tehlikeler içermektedir? Türk Yurdu bu tartışma ortamını sağlarken kendini gösteren düşüncelerin okuyucu öbekleri üzerinde yaratacağı romantik etkileri nasıl düzenleyecektir. Akılcı tartışmaların ortaya çıkaracağı görüşler ile olması gereken hamasetin dengesi nasıl sağlanacaktır? Amerikan yanlısı olmakla Rusya karşıtı olmanın geçmiş ve günümüz açısından etkilerini yeni bir açıdan gözlemleyebilecek mi?

         

        Bu sorular önemli bir yönüyle, aslında, Türk Yurdu dergisinin yayın hayatı boyunca tartışılmış ve bu tartışmaların bir özeti olarak Türk sağcılığının düşünce yanı ulusal bir çizgiyi önemli ölçüde Türk Yurdu’nda bulmuştur. Ama bu tartışmaları “olayların” karşılıklı taraflarca tartışması olarak yeniden ele almakla beraber “olguların” tartışılması olarak Türk Yurdu kendi içyapısında yeni bir anlayışla ele almalıdır. Buna olanak sağlayarak çağcıl bir zenginliğin peşinde olmalıdır. Çünkü okuyucu öbekleri olarak Türk sol geleneğinin tartışma ortamı zengin, ama kendine yandaş okumalarla bir duraklama dönemine girmiş, İslamcı okuma ortamlarının dışa açık gibi görünen tek taraflı ve meşrulaştırıcı okumaları liberalizm gibi kendi söylem geleneğine karşıt yollara girerken, uygarlık buluşmaları, uygarlıklar çatışması gibi romantik ve tarih bilgisinden yoksun “entel” okumalar da devrini tamamlamaktadır. Türk ulusçuluğunun çağcıl gelişmeler karşısında uzun yıllar sıkıntı çektiği okuma öbekleri yeni düşünceleri tartışma ortamına alarak kendi içyapısındaki bağışıklık unsurlarını güçlendirme yolunu ne kadar benimseyecektir? Libya Müslümanlığını, Moskova ya da Çin merkezli solculuğu savunanların örnekleri kadar sıkıntılı olan Japon ulusçuluğu da özgün arayışların eleştiri odağında olacaktır. Kaldı ki dünya tarihi bu yaklaşımların da kendi içyapılarında değişiklikler yaparak dünya genelinde seçkinliğe gidenleri ile gidemeyenlerini ayırt etmektedir.

         

         

* * *

 

        Alışkanlık edinmiş okuyucu zihinlerinde Atatürk ile Prens Said Halim Paşa’nın yan yana gelmesi olağan bir şey değildir. Ama Buhranlarımız adlı eserinde Said Halim Paşa’nın özgün, emeğinin, işinin faili kendi olan; sorunlarının çözümünü kendi dışında aramayan sosyolojik etki gücü yüksek insan anlayışı ile Atatürk’ün ulusal özgürlük mücadelesinde ve sonraki seferberliğinde takındığı tavrın etkin failleri olan insan ve özgürlük anlayışı merkezli görüşü birbirine yakın görünmektedir. Çünkü yıllar öncenin İslâmcısı ile bugünün ulusçusunu buluşturan unsur bugünden onları kapsadığını sandığımız ideolojilere getirdiğimiz epistemik çerçeveler değil, onların bir toplum hayatı için uygun gördüğü ontolojik alanları ve bunların gereğine uygun olan düşün ve eylem inancıdır.  Bazılarımızın Fenerbahçeli bazılarımızın Galatasaraylı olarak türbinlerde yapacağı tezahürat nasıl ki bir takım fanatizminden kurtulup futbolseverliğe ve sporseverliğe denk gelmiyorsa, bazılarımızın Abdülhamit yanlısı, bazılarımızın Atatürk yanlısı olarak dergilerde yapacağı tezahürat da düşünce zenginliğine, tarih bilincine her zaman denk gelmeyebilir. Tartışma sevmek ile düşünce tartışması yapmak ya da bir düşüncenin gereğince davranmak da biri birine denk düşmeyebilir.  Güzel bir iğretileme ile Cemil Meriç’in, kendi zamanında haklı olarak, “hür düşüncelerin kaleleri” dediği dergiler, eğer hâlâ onun düşüncesine bir eleştiri getirilmiyorsa, ancak, Japon saatlerin ezan okuduğu dönemde “Ramazan topu atan yüksek sesler diyarı” olacaktır.

         

        Okuyucu öbekleri ve düşünce dergiciliği özelinde bu ana konuyu belirtirken, amaç Türk Yurdu içeriğinin yıllardan beri getirdiği konu ve yazar zenginliği yanında bir iç tartışma dönüşümü ve eleştirel düşünce tasarımı ile kendine yeni birkaç olanak daha sağlamasıdır. Örneğin Türk bağımsızlık anlayışının, devlet, Tanrı ve aile algısının, nüfus kestirimlerinin siyasal düşünce ile ilişkisi ne düzeydedir? Türk düşünüm zenginliğinin ele alınmasında ideolojik olmasa da yöntem olarak pozitivist yaklaşımların gündeme getirilmesi ne ölçüde mümkündür? Her türlü sağcı siyasal söylemlerin elinde can çekişen Türk muhafazakârlığının, kendisi için, bir nefes alarak bu nefesi ile siyasetçiye can vermesi ne kadar gerçekçi, ne kadar kurmacadır? Bunca yıl küfür ederek cennete gideceğimizi sandığımız Doğubilimcilerin (oryantalistlerin) Türkoloji’ye katkıları ne kadarıyla bilime ne kadarıyla emperyalizme katkı sağlamaktadır? Türklerin kendi gerçeğini algılamada Doğubilimlerinin etkisi tarafsız olarak dikkate alınabilecek midir? 

         

        Türk Yurdu dergisi yola çıktığı yıllardaki dengi olan yayınlar ile mutlaka bir yarış ve etkileşim içinde oldu; II. Meşrutiyet dönemi yayın zenginliğinin etkilerini bugünlere kadar taşıdı. Emsalleri içinden bilimsel nitelikli olanlar içeriklerini taşıyacak kadar bir dönem zenginleşseler de uzun soluklu olamadılar. Tabii ki bunda zamanın savaş koşulları, okuyucu öbeklerinin eğitim ve gelir düzeyi etkili oldu. Bu açılardan bakıldığında, benim burada yapacağım genel değerlerinin ötesinde çok ayrıntılı dergi incelemeleri yapılarak okuyucuya bir karşılaştırma düşüncesi kazandırılmalıdır. Dönemin dergilerinin son yıllarda ele alınması, bizzat Türk Yurdu dergisinin özel sayılarında yeterince ele alındığı gibi Türk Yurdu’nun kendisi de bugüne kadar üzerinde en çok emek verilen, ele alınan, incelenen, eski sayıları Latin alfabesine aktarılan ayrıcalıklı dergilerden birisi, belki de en şanslısıdır. Yazı dizininin yapılması, yazarları hakkında bilgi veren diğer yayınların çıkartılması, Türk Ocakları ile Türk Milliyetçilik Hareketi ile ilgili yayınlarda doğrudan ve dolaylı olarak ele alınması bakımından düşünce hayatımızda önemli bir yer ve ilgiyi görmüştür. Türk Yurdu dergisinin farklı açılardan bu kadar çok ele alınması bugünkü düşünce dergiciliğinin yaşadığı sorunların ve ulaştığı zenginliklerin neler olduğunu merak edenlere de oldukça iyi olanaklar sunmaktadır. Bu olanaklar içerikten, hurufata, kapak tasarımına, abonelikten, dağıtıma kadar hemen her konuyu kapsamaktadır.

         

* * *

 

        Ancak diğer dergilerle birlikte Türk Yurdu dergisinin topluma kazandırdığı ya da toplumla kazandığı iki olgu/kavram üzerinde de durmakta fayda vardır. Bunlardan birisi, daha önce de farklı yazılarda değindiğim ve oldukça çok önemsediğim “üniversite dışı bilimsel kültür” kavramı/olgusudur. Diğeri ise bu satırlarda ilk kez kullanacağım ve Türk Yurdu dergisi ve pek çok düşünce dergisi için de önemli ve açıklayıcı gördüğüm “meclis dışı siyaset” kavram/olgusudur. Bilim kavramını sadece üniversite çerçevesinde düşünmek yetersiz ve cılız bir anlayıştır, ancak bunu demek üniversitenin bilimin genel kabul görmüş evrensel ölçütü olduğu gerçeğini ortadan kaldırmayacaktır. Çünkü sadece somut yayın ve araştırma gereksinimleri için yapılan öğretici (didaktik) yayınlar geniş okuyucu öbekleri ile buluşamadığı için bilimsel bilginin sosyolojik dönüşümünü, piyasasını düşünce dergileri önemli ölçüde halk tabanına indirmektedir. Bu siyasal konulara ilişkin bilimsel bilgiyi içerdiği gibi ondan daha az ilgi gören bilim, felsefe, psikoloji, fen ve teknoloji konularını da içermektedir. Bunlar arasında siyaset kadar ilgi görmese de tarih ve dış ilişkiler konularının da geniş okuyucu öbeklerince ilgi gördüğü ortadadır. Tabii ki bu olguyu etkileyen televizyon ve gazete tarihçiliği de dikkatten kaçırılmamalıdır. Düşünce dergilerinin yayınlanması aşamasında yapılan görüşmeler, yayınlanacak yazıların hakem ve baskı işleri de bilimsel kültürü düzenleme, baskı, matbaa, dizgi, tasarım, editörlü olarak beslemektedir. Bir istihdam olanağı olarak bilim ve yayıncılık bir işlev görmektedir. Dergi yayınlarının yenileri kadar eskilerinin, özellikle koleksiyoncular ve birinci el araştırmacılar için, sağlanması büyük kentlerde sahaflık mesleğini ortaya çıkardığı gibi, diğer nadir yayın ve eserlerle müzayede ve mezat geleneğini de ayakta tutarak bilimsel kültüre önemli katkı vermektedir. Türk Yurdu dergisi özelinde hatırlamak gerekirse, Arap hurufatı ile basılan eski sayıların Latin harflerine aktarılması ve genç okuyucu öbekleri tarafından okunmasının sağlanması önemli bir eski yazı okuma işini (paleografya) gündeme getirerek sosyo-linguistik bir çabayı bilim kültürü adına ortaya koymuştur. “Üniversite dışı bilim” ve düşünce dergiciliği çok genel olarak bu olguları ve insan emeğini içermekte, üniversiteyi de önemli ölçüde beslemektedir.

         

* * *

 

         “Meclis dışı siyaset” olgusu/kavramı açısından bakılırsa, pek çok siyasî dergide olduğu gibi Türk Yurdu dergisi siyaset erbabının yazıya düşkün olanına bilgi ve düşüncesini geniş okuyucu öbeğine yayma olanağı sağladığı gibi, ne yazık ki okuma ve öğrenme merakı az olan siyaset erbabına da makaleler düzeyinde bilgilenme ve yorum yapma olanağı sağlamaktadır. Bu pek çok siyasetçi için, lüks otellerde yemek yemekten, iyi marka araba kullanmaktan daha iyi bir konfor sağlamaktadır. Çünkü özellikle siyaset alanında yapılan akademik yayınları takip edemeyen bir öbek siyasi, bu birikimin siyaset piyasasına yansıyan önemli ve çarpıcı yanlarını gazeteler yanında biraz daha ayrıntılı ve derinlemesine olarak düşünce dergilerinden alabilmektedir. Bu nedenle meclis dışı siyaset bir yanda düşünce dergilerinde yapılırken, bir yandan da parlamento mensuplarından önemli bir düşünce erbabının siyaset kültürüne katkısını sağlamaktadır.

         

        Türk Yurdu kendi kadar karşıt düşüncede derginin gelişmesine doğrudan ya da dolaylı katkı yaptığı gibi karşıt fikirdeki dergiler de Türk Yurdu’nu düşünce ve eleştiri olarak canlı tutmuştur. Karşıt düşüncedeki dergiler, en az yandaşları kadar birbirlerine müpteladır. Bir ortak yaşama tarzının farklı yüzleri ve görünümleridir. Ama her yönü ile bir kültürün düşünce ve savaşım dünyasından geriye düşülen notlarıdır.