Oniki Ada ve Oniki Ada Türkleri

Mart 2012 - Yıl 101 - Sayı 295



        400 yıl gibi çok uzun bir zaman Türk hâkimiyeti altında kalan Oniki Ada’nın ve bu Adalarda yaşayan Türklerin durumları bizim yakından ilgilenmemiz gereken bir durumdur.

         

        Maalesef, özellikle genç nesiller, 50-60 yıl öncesine kadar birer Türk yerleşim yeri olan ve önemli sayıda Türk kültür eserleriyle donatılmış olan Oniki Ada grubunu hiç tanımıyor. Hemen hemen hepimiz bu adaların haritada yerini bile bilmiyor, hatta çok uzun bir süre Türk egemenliğinde kalan bu adaların tarihini bilmiyor ve Türkçe adlarını bile her geçen gün biraz daha unutuyoruz.

         

        Günümüzde, Oniki Ada’nın da dâhil olduğu Ege denizi, Kıbrıs gibi Türk-Yunan uyuşmazlıkları Avrupa Birliği (AB) içerisine taşınmıştır. Yunanistan’ın AB’ye üye, Türkiye’nin ise aday ülke durumunda olması; Yunanistan’a birçok konuda avantaj sağlarken Türkiye’yi milli çıkarları konusunda ödün vermeye zorlamaktadır. Bu durum da Türk-Yunan ilişkileri ekseninde Türkiye’nin aleyhine ciddi bir denge değişikliği meydana getirmiştir.

         

        Bilindiği gibi, Türkiye, AB üyelik sürecinde son gelinen tıkanıklık noktasında bir belirsizliğe doğru gidiyor. Öyle görünüyor ki, bu süreçte Yunanistan ve diğer AB ülkeleri bilerek ve isteyerek bu konuları gündeme getirmiyorlar. Ama Ege ve Oniki Ada meselelerinin yakın bir zamanda tekrar gündeme geleceği kesin. Türkiye ile Yunanistan arasında adalar meselesi AB müzakere görüşmeleri kesilse de gündeme gelecek, görüşmeler sürdürülse de gündeme gelecek. O halde bu ülkenin sahipleri Oniki Ada meselesini de yakından izlemek durumundadırlar.

         

        Günümüzde adalara hâkim olan Yunan yetkililer, adalardaki Türk eserlerini zamanın tahribatına bırakmış durumdalar. Buralardaki Türk eserlerinin ihtiyacı olan acil bakım ve onarımlarına izin vermiyorlar. Fanatik Yunanlıların da sabotajlarıyla, adalarda Türkler tarafından yaptırılan camiler, medreseler, çeşmeler ve diğer sanat eserleri birer birer yok olmaktadır. Oysa bunlar adaların adeta tapularıdır. İstenilen, Balkanlarda, Batı Trakya’da, Doğu Türkistan’da, Kerkük’te yapıldığı gibi, bu “tapu”ların ortadan kaldırılması ve buralardaki Türk izlerinin silinmesidir.

         

        Oniki Ada grubunda bulunan adalardan silinerek yok edilmeye çalışılan maalesef sadece Türk eserleri değildir. Asırlardır o adalarda yaşamış, ataları o adalar için mücadele etmiş, kan dökmüş, şehit olmuş, gazi olmuş Türklerde yavaş yavaş eritilerek yok edilmeye çalışılmaktadır. Şuurlu bir şekilde adım adım eritilen Türkler, bu gün 400 yıl sahibi oldukları bu adalarda bir avuç azınlığa düşürülmüşlerdir. İşin en acı taraflarından biri de kendilerine azınlık muamelesi bile yapılamamaktadır. Adalarda milli kültürlerini devam ettirebilmek düşüncesiyle bir araya gelerek kurdukları dernekler dahi yıllar önce kapatılmıştır.

         

        Türkiye ve bütün Türkler bu adalardaki Türklerle ilgilenmek zorundadır. Zira onlarla hem soy birliği, hem kültür birliğimiz vardır. Onlar bizim kardeşlerimizdir. Onların kimsesi biziz. 

         

        Yunanistan ise adalardaki Türkleri, iki ayrı ülke, iki ayrı kültür arasında bir elçi, bir köprü olarak görmelidir. Adalardaki tarihî Türk eserleri de bu köprünün temel taşlarıdır. Ayrıca onların iyi bir şekilde korunması ve gelecek nesillere aktarılması insanlık ve medeniyet tarihi açısından yerine getirilmesi gereken bir borçtur. Söz konusu eserleri yok saymak, turizm broşürlerinden çıkarmak, kendi kaderine bırakıp yıkmaya çalışmak,[1] insanın insan olarak, kendi ortaya çıkardığı, geliştirdiği medeniyete yaptığı bir ihanet sayılır. Zira sanatın ve bilimin vatanı olmaz, olmamalıdır. Güzellik her yerde aynı değerde algılanmayabilir. Her toplum kendi millî anlayışını ve kültürünü şüphesiz yansıtacaktır. Ama o sanat ürünlerindeki evrensel güzellik ve deha, aslında insanlığın ortak malıdır. Bu ortak güzellikte yansıtılan milli motifler ise sanatın evrensel güzelliğinin daha çeşitlenmesine ve daha zenginleşmesine yardımcı olan unsurlardır.

         

        Adalarda yaşayan Türkler kimlerdir? Ne kadardırlar? Yerleştikleri yerler neresidir? Hayatlarını nasıl sürdürmektedirler? Sıkıntıları nelerdir? Bu soruların kısaca cevabını verebilmek için Oniki Ada hakkında bazı temel bilgileri aktarmak yararlı olacaktır.

         

         

        Güney Sporat Adaları veya Güney Sporatlar da denilen Oniki Ada, Batı Anadolu kıyılarının güneyinde ve Türk kıyılarına çok yakın bulunan adaladır. Bu adalar söylenen isimleriyle şunlardır: Rodos, Kasos (Türkçe, Çoban), Karpethos (Kerpe), Aliminya (Limoniye), Simi (Sömbeki)Tilos (İlyaki, İlki), Nisiros (İncirli), Mandraki (Gyali,Yalı adası), Kos (İstanköy), Astropalya (Stampalya, Astypalea, İstanbulya, Koçbaba), Kalimnos (Kilimli,Kelemez), Levyos (Leros, İleriye), Lipos (Lipso, İlipsi), Chalke Kharki (Herke, Halki), Patmos (Batnaz), Meis (Kızılhisar.) Meis adası aslında Ege denizi sınırları dışında, Akdeniz’in sınırları içindedir. Ancak, Meis adası da hep Oniki Ada grubu içerisinde değerlendirilmiştir.

         

         

        “Oniki Ada” ismi Yunanca’dan tercüme edilmiştir. Batı dillerine de Oniki Ada kelimesi Yunanca şekliyle geçmiştir. Kelime Yunanca “dodeca” yani oniki ve “nesos” yani adalar kelimelerinin birleşiminden “Dodecanesos” şeklinde söylenmektedir.[2] Batı dillerinde de aynı söyleniş muhafaza edilmiştir. “Dodecannese” denilmektedir. Osmanlılarda ise önceleri Cezâir-i Bahr-i Sefid (Akdeniz Adaları), Cezâir-i isna aşer denilmiştir. Daha sonra yönetim vilâyeti olan Cezâir-i Bahr-i Sefid, Sisam ve Sakız adası gibi Oniki Ada’nın dışında kalan adaları da içine almaktaydı. Oniki Ada kelimesinin manası insana sadece on iki adet adayı hatırlatmasına rağmen bu ad güney Ege’de ada görünümündeki çok sayıda adalar grubunu işaret etmektedir. Yani “Oniki Ada” ismi güney Ege kıyılarındaki irili ufaklı 20’den fazla adayı ifade etmektedir.

         

        İngiltere’de yayımlanan Britannica Ansiklopedisi, “ Oniki Ada ismi, Türklerin bu adaların idaresinde uygulamış oldukları özel bir sistemden gelmektedir” diyor.[3] Osmanlıların bu adalarda yönetimde uygulamış oldukları “12 üyeli mahalli meclis” sistemi, bu adalara “Oniki Ada” denilmesine sebep olmuş olabilir. Yunanca söylenen “Oniki Ada” (Dodecanesos) zamanla Batı dillerine bu Yunanca söylenişi ile geçmiş, yerleşmiş ve oradan da Türkçe’ye çevrilerek bizde de “Oniki Ada” denilmesine sebep olmuş olabilir.

         

        Osmanlılar Oniki Ada’yı ele geçirdikten sonra özellikle Rodos ve İstanköy adalarına Müslüman Türk nüfus yerleştirmişlerdi. Diğer adalarda ise Osmanlılar bir iskân politikası takip etmemişlerdir. Adaların kayalık oluşu ve ziraata elverişli olmayışı belki bunun sebeplerinin başında gelmektedir. Bu yüzden de Oniki Ada’daki Rumların nüfusu Türklerden fazla olmuştur.

         

        Oniki Ada’nın en büyüğü olan Rodos adası Anadolu kıyılarındaki Marmaris limanına 43.5 km, Fethiye limanına 77.5 km mesafededir. Yunanistan’ın Pire limanına takriben 410 km, Girit adasına 145 km uzaklıktadır. 1400 km2lik yüz ölçümü ile Oniki Ada’nın toprak bakımından en büyüğüdür. Ada kuzeydoğu, güneybatı yönünde uzanır. Uzunluğu 75 km, genişliği ise orta kısımlarında 25 km’dir.

        Kos adasına Türkler İstanköy derler. Ada özellikle güney ve batı bölümünde kayalıktır.  Adanın kuzey bölümünün doğu kısmı verimli topraklara sahiptir. Tahıl, ipek ve şarap üretimi yapılır. Meyve ağaçları her yerde bulunur. XX. yüzyıl başlarında adanın nüfusu 9500 idi. Adada Rumlar köylerde, Türkler ise şehirlerde yerleşmişlerdi.[4] Ada Bodrum yarımadasının güneyindedir. Reşadiye yarımadasına 7.6 mil, Bodrum limanına yaklaşık 20 km, Bodrum yarımadasına yaklaşık 4 km. mesafededir. Ada Rodos’a 110 km, Girit’e 250 km, Pire limanına 350 km mesafededir.

         

        Yüzölçümü 287 km2, uzunluğu takriben 40, genişliği 8 km’dir. 1961 sayımına göre nüfus 21.169’dur. Bunun 1400’ü Türk’tü. Türkler daha çok İstanköy, Germe, Pili’de toplu olarak oturmakta idiler.

         

        Trablusgarb savaşı sırasında İtalyanların yönetimine geçen Oniki Ada,1945 yılında 2. Dünya savaşındaki Müttefik devletlerin eline geçti. Bir yıl sonra ise İngiliz askeri yönetimi altında Paris’te 27 Haziran 1946’da yapılan Dışişleri Bakanları Konferansı’nda Oniki Ada’nın Yunan hâkimiyetine geçmesi kabul edildi. “ Adalardaki Rum nüfusa dayanarak, adalar savaş sonunda İtalya ile yapılan anlaşma ile müttefiklerce Yunanistan’a verilmişti.” [5] İtalya bunu 10 Şubat 1947’de onayladı ve Yunanistan askerî yönetimi Nisan 1947’de Oniki Ada’yı resmen aldı. Kanuni Sultan Süleyman’ın 50 bine yakın şehit vererek zapt ettiği, Ege ve Akdeniz’in kilit noktasındaki Rodos ve diğer adalara Yunanistan tek kurşun atmadan sahip oldu. Böylece 35 yıl sonra Rodos’un ve Oniki Ada’nın tarihinde yeni bir dönem açıldı.

         

        Türkiye, İtalya ile barış antlaşması imzalarken Oniki Ada meselesi ile ilgili olarak görüşmelere katılmak istedi. Bu olmadı. Fakat antlaşma imzalandıktan sonra Oniki Ada’nın Yunanistan’a verilmesi hususunda Türkiye çekimser kaldı. Böylece Türk Hükümeti Oniki Ada üzerindeki Yunan hâkimiyetini resmen tanımadı.

         

        Adaların iktisadi bakımdan durumları asırlar boyunca hep Anadolu’ya bağlı kalmıştır. Bu adalar coğrafi bakımdan incelenince her adanın şehri Anadolu’ya en yakın noktasına, hatta tam karşısına inşa edilmiştir. Rodos adasının şehri tam Marmaris’in karşısında, İstanköy’ün şehri tam Bodrum’un karşısında, Sömbeki adasının şehri tam Datça’nın karşısında olarak inşa edilmiştir. Hatta diğer Sakız ve Midilli adalarında da durum aynıdır. Günümüzde idari bakımdan Oniki Ada bir vilâyettir ve Rodos’ta bulunan bir vali tarafından idare edilir. Diğer adalarda ise kaymakamlar bulunur.

         

        Bugün Oniki Ada içersinde sadece Rodos ve İstanköy'de Türkler yaşıyor. Bu iki ada ve bu adalarda yaşayan Türkler için 1947 Paris Antlaşmasının ayrı bir önemi var. Çünkü bu iki ada, Yunanistan ile Türkiye'deki azınlıkların durumunu belirleyen 1923 tarihli Lozan Anlaşması imzalandığında İtalya'nın kontrolünde bulunuyordu. Adalar 1947'deki Paris Antlaşması'yla Atina'ya devredildi. Dolayısıyla bu adalardaki Türkler, Lozan'da getirilen “azınlık hakları”nın ve sonrasında Türkiye ve Yunanistan arasında yapılan nüfus mübadelesinin dışında kaldılar. Bugün bu adalarda yaşayan Türkler, Lozan Antlaşması ile hakları kısmen güvence altına alınan Batı Trakya Türklerinin sahip olduğu haklara bile sahip değillerdir.

         

        Oniki Adayı ele geçiren Yunanlılar Rodos’taki ilk hâkimiyet yıllarında Türklerin çokça bulunduğu bir semtte bulunan Piyade Mescidi’ni ve onu takiben Kadı Mescidi’ni kiliseye çevirmiştir. Bunun yanı sıra Türk Evkafı İdaresi üzerine devamlı baskı yapılarak bazı mescitlerin Yunanlılara devredilmesi istenmiştir. 1952 yılında içinde cami ve mescit gibi eserlerin bulunduğu 17 kadar Türk eserinin başka bir emlâk ile mübadele edilmek şartı ile adadaki Rum idaresine devri hususunda Türk cemaati büyük baskı altında bırakılmıştır. Fakat Türk temsilcilerinin karşı koyması, bu teşebbüsü suya düşürmüştür. Yunan Hükümeti yeni tarihî binalara ait kanunu geniş bir biçimde yorumlama yoluna gitti ve adalardaki Türk eserlerine baskıyı arttırdı. Buna göre 1830 yılından önce yapılmış ve halen içinde ibadet edilmeyen mescitlerin son zamanlarda artan turist akını karşısında Rodos arkeoloji müdürlüğü emrine verilesi kararlaştırıldı. İşte bu kanuna dayanarak mescitler Rodos Arkeoloji Müdürlüğü’ne verildi. Fakat Rum idaresi, her zaman olduğu gibi bunda da samimi davranmadı ve dayandığı kanun hükümlerine aykırı olarak mescitleri müze yapmadı, kilise haline getirdi. Böylece 1945-1960 yılları arasında 5 mescit, kilise yapılmıştır. Günümüzde Rodos adasında Süleymaniye Medresesi yıkılmak üzeredir. Yunan hükümeti Türklerin okul olarak kullandığı Süleymaniye Medresesi’nin altında bulunan eski Saint- Jean Kilisesi’nin ortaya çıkartılmasını bahane ederek buradaki okulu kapatmış ve medresenin temelini kazmaya başlamıştır. Aslında bu medrese, Rodos Türklerinin kurmuş oldukları Evkaf Dairesi’ne aittir.  Daha sonraki yıllarda yasal bir kılıf bularak Yunanistan Kültür Bakanlığı medreseye el koymuştur. Süleymaniye Medresesi, Türk çocuklarına ilk, orta ve lise eğitimi vermek üzere 1876 yılında inşa edilmiş tarihi bir binadır. Öğrencilerinin yüzde sekseninin Türk çocukları olması nedeniyle ilköğretim okulu işlevini sürdüren ve Türkçe eğitim yapan Süleymaniye Medresesi, 1972 yılında Yunan hükümetince gerekçesiz kapatılmıştır. Süleymaniye Camisi'ne göstermelik olarak kurulan onarım iskelesi, camide restorasyon yapılıyor görüntüsünü vermekte, ancak caminin diğer yüzü yıkılmaya bırakılmaktadır. Onarım işlemi de on yılı geçkin süredir devam etmektedir. Diğer yandan İstanköy adasında bulunan Cezayirli Hasan Paşa Camii’nin minaresi, “yıkılmak üzere- tehlike yaratıyor” iddiası ile yıktırılmış, adadaki Türk cemaatinin burayı tamir ettirmek için müracaatlarına da izin verilmemiştir.[6] Yunan hükümeti, bazen göstermelik olarak restorasyon çalışmaları yapıyor. Ancak bu çalışmalarda Türk mimari tarzını değiştiriyor ve Bizans motifleri yerleştiriyor. Mesela Yunanistan hükümetinin restore ettirdiği Tarihi Osmanlı Saat Kulesi'ne restorasyon sırasında haç figürleri konulmuştur.[7] Bir kaç nesil sonra burayı ziyarete gelenler buranın Osmanlı döneminden değil de Bizans döneminden kaldığını düşünebileceklerdir. Yunanlılar bu tarihi eserlerimizi tahrip ederek kendi kültürlerinin bir parçası haline getiriyor. Bu durum Türk kültüründen ziyade evrensel kültüre de olumsuz etki eder.

         

        Bu yıllarda Türklerin ellerinde bulunan toprakların gasp edilmesi de ayrı bir baskı aracı olmuştur. Bu şekilde Türklerin ellerinden her fırsatta topraklarını almaya çalışmışlardır. 1952’de yürürlüğe konan toprak reformuna ait kanun ile Türklerin ellerinde olan ve işlenmeyen 250, işletilen 5500 dönümden fazla toprak gasp edilerek Rum çiftçilerine dağıtılmıştır. Ayrıca bunların bedelleri de sahiplerine düzenli ödenmemiştir. Türklerin ellerinden alınan topraklara çok düşük bedel takdir edilmiş, bunun da üçte birinin ödeneceği, ayrıca %10 kadar da indirim yapılacağı ve bedelin 20 yıl hazine bonoları ile ödeneceği açıklanmıştır.

         

        Yunan Devleti, turizmi teşvik için çıkarılmış olan 1939 tarihli istimlâk kanununda 1959 yılında bir değişiklik yapmıştır. Bu değişiklik de Türklerin aleyhine kullanılmıştır. Bu kanuna göre turistik tesis yapacak kimseler önce kamu topraklarını, yoksa özel kişilerin topraklarını kendi adlarına tescil edebileceklerdi. İşte buna dayanarak otel, gazino gibi turistik tesis yapacağını bildiren Yunanlılar, Türk topraklarına el atarak bu kanundan azami istifade etmişlerdir. Bu hususta cereyan eden işlem, önce arazinin kiralanması, sonra da kamulaştırılması şeklindeydi. Bunlar yapılırken çok büyük haksızlıklar ortaya çıkmış ve toprağı olan Türkler üzerine baskı yapılmıştır. Bütün bunlara ilâve olarak, özellikle din adamları tarafından işlenen Türklerin işe alınmaması, onlarla alış - veriş yapılmaması propagandası, izlenen siyasetteki amacı açıkça ortaya koymaktaydı. İşte bu siyaset sonunda, İtalyan idaresinin son zamanlarda yalnız Rodos adasında 11.000 olarak tahmin edilen Türk nüfusu, 6. 000.’e düşmüştü. 1946’da yani Rum idaresine geçtikten bir yıl sonra 6000 olan nüfus bu gün 2.000’dir. Bu 4.000. kadar Türk’ün anayurda göç etmek zorunda kaldığı gerçeğini ifade eder. Ada Türklerini her türlü baskı kullanarak göç etmeye zorlayan Yunanlılar, bunda başarı kazanmışlardır.[8]

         

        İstanköy’de ise 1922 yılında yapılan nüfus sayımında toplam nüfus 4.662 kişi olarak tespit edilmiştir. 1922’de İstanköy’de %80’i şehirde yaşayan 4.662 Türk vardı. Ayrıca Germe köyünde 771, Pili’de 126, Kefados’ta 36, Antimahia’da 8 Türk vardı. 1931’de ise sadece 2.715 kişi kaldı[9] 1936 sıralarında Oniki Ada’nın tamamında Türk nüfusu 15.000. kadar verilmektedir. Bu rakamın biraz az gösterildiği düşünülmektedir. Zira bu devirde Türk nüfusunun hiç olmasa 20.000’in üstünde olması gerektiği, normal artış temposu hesaplanarak tahmin edilebilir. ABD’de yayınlanan Balkanlar’la ilgili bir kitapta 1926’larda Oniki Ada’nın nüfusu 100.000 civarında gösterilmekte ve bu nüfusun onda birinin Türk olduğu belirtilmektedir.[1] İkinci Dünya Savaşı sırasında Oniki Adalardan cereyan eden olaylar, buradan bir kısım Türklerin anayurda göç etmelerine sebep olmuştur.[10]

         

        1947 yılında İstanköy’de 1816 Türk kalmıştı. 1966 yılında Oniki Ada’da (Rodos ve İstanköy’de) Türk nüfusu 4300 civarındadır. Bu yıllarda İstanköy’deki 350 aileden oluşan 1300 kişilik topluluğun içinde 145 çocuk okula gitmekteydi.[11]

         

        Türklerin ellerinde bulunan topraklar 1952’de yürürlüğe konan toprak reformu ile yukarda açıklandığı gibi, gasp edilerek Rum çiftçilere dağıtılmıştır. Uygulanan bu baskıcı siyaset sonucunda, İtalyan idaresinin son zamanlarında yalnız Rodos adasında 11.000 olarak tahmin edilen Türk nüfusu, 3400’e düşmüştür. 1946’da, yani Rum idaresine geçtikten bir yıl sonra 6000 olan nüfus bu gün 2200’dür.  3800 kadar Türk Türkiye’ye göç etmek zorunda kalmıştır.

         

         1990’lı yıllarda Rodos adasında 2000 civarında bulunan Türk nüfusu, yukarıda sayılan oldukça kabarık yerleşim yerlerinden sadece Uzgur köyü ve Kale içinde toplu olarak yaşayan 150-160 aile ve Girit Mahallesi, Kandilli, Kızıltepe, Sümbüllü, Mikse köylerinde dağınık yaşayan ailelerle, Katavya’da 2, Salakos’da 3, Lindos’ta da 3 Türk aileden ibaretti.[12]

         

        Bu yıllarda adalarda yaşayan Türkler kendileri ile ilgili olarak şu bilgileri aktarmışlardır:[13] İstanköy adasında yaklaşık 900 Türk nüfusu vardır. Bunların tamamı İstanköy’ün Germe köyünde yaşamaktadırlar. Bunların toprakları ellerinden alınmak istenmektedir. İstanköy’de yaşayan Türkler devlet memuriyetine ve üst düzey görevlere Yunanlı yetkililerce getirtilmemektedirler. Yunanlılar, Türklere memuriyet görevi vermeyerek, üst kademe görevlere onları getirtmeyerek, onların adalardan göç etmelerini sağlamaya çalışmışlardır. Bu göçe zorlama politikasına direnen Türkler ise bir köyde toplanmışlar ve burada hayatlarını sürdürmektedirler. Büyük bir çoğunluğunun geçim kaynağı topraktır. Aralarında az sayıda da olsa turizm alanında çalışanlar vardır. Eskiden daha çok rağbet gören ve gelir getiren marangozluk, demircilik gibi zanaatlarla uğraşanlar çok azalmıştır. Türklerin toplu bulunduğu Germe Türk köyü meydanında 5 Türk kahvesi vardır. Türler Türkçe eğitim veren okul olmadığından çok şikâyetçidirler. 1971’den beri okullarda Türkçe eğitim yasaktır. Çocuklarını Yunan okullarına göndermemekte, daha çok Türkiye’ye gönderip tahsillerini orada yapmaktadırlar. Türkiye’de okuyanlar da tekrar adaya dönmek istememektedirler. Zira dönenler Yunan polisince rahat bırakılmamaktadırlar. Sonuçta ise adada Türklerin sayısı azalmaktadır.

         

        Rodos’taki Türk nüfusu daha fazladır ve Rodos’ta yaşayanların maddî durumları daha iyidir. Rodos adasında bir eski şehir, bir yeni şehir (Maraş) olmak üzere iki merkez ve şehirden başka 44 tane de köy vardır. Bu gün şehri çevreleyen Rodos kalesi 1309 yılında şövalyeler tarafından inşa edilmiş ve Osmanlılar tarafından bakım ve restorasyonu yapılmıştır. Bu gün bu kale içinde takribi 5000 kişi oturmaktadır. Rodos adasının nüfusu 89.000, şehrin nüfusu ise 46.000 kişidir. 1945 yılında Rodos’ta yaklaşık 11.000 Türk var iken bu sayı 1950 yılında 5600’a düşmüş ve bu gün de 2000 kişi kadar kalmıştır. Rodos’tan göç eden Türklerinin çoğu İzmir ve havalisine yerleşmişlerdir.

         

        Rodos’taki Türklere, arsa sahibi oldukları halde, otel inşa hakkı verilmemektedir.  Onlar da ya otellerde görev almakta veya değişik meslekler icra ederek yaşamlarını sürdürmektedirler. Türklerin maddî durumları iyidir, aralarında çok aşırı zenginleri yoktur, ama fakiri de pek yoktur. Hepsinin sosyal ihtiyaçları, (sağlık, hastane, emeklilik) garanti altına alınmıştır. Ancak, Türk okulları kapatıldığı için 20 yıldan beri sadece Yunanca tedrisat yapılır ve bu sebepten yeni yetişen neslin Türkçe’si çok zayıftır ve genç Türklerin çoğu aralarında Yunanca konuşarak anlaşabilmektedirler.

         

        Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi, 2000’li yıllarda Rodos ve İstanköy'de yaşayan yaklaşık 4-5 bin Türk'ün durumunu masaya yatırmayı plana aldı.  İsviçreli parlamenter Andreas Gross başkanlığındaki İnsan Hakları Komitesi,  Rodos ve İstanköy adalarına giderek Türk azınlığın durumunu inceledi.  Nihayet 6 Mayıs 2009 tarihinde Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) Azınlık Hakları Alt Komitesi üyesi Andreas Gross ile on dört üye tarafından “Rodos ve İstanköy’ de Türk Azınlığı’nın durumu” konulu bir karar teklifi, konseye sunuldu. Karar teklifinde, insan ve azınlık haklarının korunmasının Avrupa Konseyi’nin temel çalışma alanı olduğu ifade edilerek Yunanistan’ın Rodos ve İstanköy adalarında yaşayan Türklerin azınlık durumlarının ele alınıp incelenmesi gerektiği belirtildi. Bu teklif Rodos ve İstanköy'deki Türkler için tarihi bir öneme sahipti. Çünkü iki ada, Yunanistan ile Türkiye'deki azınlıkların durumunu belirleyen 1923 tarihli Lozan Anlaşması imzalandığında İtalya'nın kontrolünde bulunuyordu. Bunlar Lozan'ın getirdiği “azınlık hakları”ndan yararlanamadılar ve sonrasında iki ülke arasında yapılan nüfus mübadelesinin dışında kaldılar.

         

        Türkiye ile Yunanistan arasında zaman zaman yaşanan gerilimlerden en büyük zararı Rodos ve İstanköy'deki Türkler görüyor. Türkçe eğitimden kapatılan okullarının açılmasına, vakıf gelirlerinden müftü atanmasına ve vatandaşlık haklarına kadar bir dizi hak beklentileri var.

         

        Adalarda yaşayan Türkler, Yunanistan'ın resmi ifadesiyle “Yunan vatandaşı Müslümanlar”dır. Bu arada az da olsa bazı mahalli politikacıların azınlığın sorunlarına duyarlı olduğunu da söylemeliyiz. Bunlardan biri,  “Kos (İstanköy) adasındaki Müslüman Toplumunun Sorunları”  adlı bir rapor hazırlayan Nikos Milonas’tır.

         

        Milonas hazırladığı raporda Rodos gibi İstanköy'de de önemli bir sorun olan vakıf konusunda Vakıf Yönetim Kurulu'nu belirlemek için yapılan halka kapalı, şeffaflıktan uzak seçimleri eleştiriyor. Rodos ve İstanköy'de Türkler'e ait vakıfların beş kişilik yönetiminin Yunan makamlarınca seçildiğini ve bazılarının belli bir dönem için, bazıları ise ölene kadar görev yaptığını açıklıyor. [14]

         

        Ada halkının tasvip etmediği bu kişiler, vakıf mülklerine yönelik adeta tasfiye kurumu gibi çalışıyor. Günümüzde Rodos'taki Türk vakıflarına ait 450 gayrimenkulden sadece 40 tane kalmış. Satış ve bağışlar yoluyla vakıf eserlerinin azaltılması birçok tarihi yapının varlığını da tehlikeye atıyor. İstanköy'de ise kalan sadece 35 dükkân ve arsa. Vakfın aylık gelirinin yüzde 60'ı vergiye gidiyor. Bu durum, vakıfların varlıklarını sürdürmesini her geçen gün daha da zorlaştırıyor.

         

        Oniki Ada Türklerinin önemli sorunlardan biri de, Türkçe ve din eğitimi. Türkçe 1972 yılından bu yana okullarda okutulmuyor. Osmanlı Devleti'nin ayrıldığı 1912'den Yunanistan'a devredildiği 1947 yılına kadar, anadil öğretimi konusunda adalarda herhangi bir sorun yaşanmamış. Sonrasında da Türk okulları varlıklarını sürdürmüş; fakat dersler Yunanca ve Türkçe olarak devam etmiş. 1972 yılında ise Türkiye'nin Bozcaada ve Gökçeada'daki Rumca eğitimi yasaklaması üzerine Türkçe öğretimi tamamen müfredattan çıkarılmış. Çocuklar ana dillerini evde ailesinden öğreniyor. Öğrenmek için Latin harflerini tanıdıktan sonra başlıyor. Türkçe ve din eğitimindeki sıkıntıya çare arayan Rodos ve İstanköy'deki Türkler, ortaokul ve lise çağlarında çocuklarını Türkiye'ye gönderiyor. Bu durum, evlatların ailelerinden kopması anlamına geliyor. Geri döndüklerinde ada toplumuna entegre olmakta zorlanıyorlar. Türkçe eğitiminde bir başka yol da Rodos'taki üniversitenin Akdeniz Bilimleri bölümündeki Türkçe dersleri. Sadece birkaç öğrencinin gittiği bölümde lisans seviyesinde ve yabancı dil olarak anadili öğrenme imkânı var. Rodos ve İstanköy'de iki yıl önce Türkçe kursları açılmış. Ancak her nedense, adadaki Türkler sahip çıkmadığı için derneklerin öncülük ettiği bu girişim başarılı olamamış.

         

         

        İslamiyet’e ait din eğitimi de okul müfredatında yok. Din derslerinde Ortodoks Hıristiyanlık öğretiliyor ve dersleri papaz veriyor. Türk çocukları, din derslerinde sınıfta oturmak durumunda. Son yıllarda okul aile birliklerinin çalışmalarıyla din derslerinde Müslüman öğrencilere dışarı çıkma hakkı verilmiş. Ancak uygulamada hala sorunlar var. Rodos'ta İslam'ı öğretmek amacıyla yaz kursları yok. Dini bilgileri sadece aileler öğretiyor. İstanköy'de ise yaz Kur'an kursu açılmış. Beklenilen kadar olmasa da ilgi var. Yaz başında 40 çocuk müracaat etmiş, şimdi 25 kişi devam ediyor. 15 yıl önce Ramazan ayında geçici olarak adaya gelen ve daha sonra geri dönmeyerek din hizmetlerini sürdüren Batı Trakyalı imam Şükrü Damadoğlu, Germe Camii'nde çocuklara ilmihal bilgileri ve Kur'an öğretiyor.

         

        Rodos ve İstanköy'de ilk ve ortaokulu bitiren çocukların yüksek öğretim konusunda iki alternatifi var; Yunanca kariyer için Atina'ya gitmek veya Türkçe gelecek için Türkiye'ye gelmek. Diğer seçenek ise adada esnaflık yaparak hayatlarını sürdürmek. Çoğu 3. seçeneği kullanıyor ve zaman içinde dil ve kimlik olarak sıkıntıya düşüyor.

         

        Sonuç olarak her geçen gün biraz daha unuttuğumuz sahipsiz Oniki Ada Türklerinin bu gün çok önemli sorunları var. Bu sorunları ve yapılması gerekenleri bir kez daha özetleyerek yazımıza son verelim:

         

        Oniki Ada’daki Osmanlı Türklerinden kalan kültür mirasının bakımı ve tamirlerine izin verilmemekte, tamirler göstermelik olarak yapılmakta ve eserler zamanın tahribatına bırakılmaktadır.

         

        Rodos ve İstanköy’de Osmanlı Türklerinden kalan kültür mirasının korunması amacıyla kurulan Evkaf Dairesi vardır. Ancak Yunan hükümetleri, Evkaf Dairesi’ne sürekli masraflar yaptırarak elindeki arazileri ve malları sattırmakta, Evkaf Dairesini mali yönden güçsüzleştirmektedir. Yunan Hükümetleri bu uygulamayı, ne yazık ki bazen kendi fanatiklerinin görüşlerine uygun hareket eden Türkleri Vakıf Yönetim kurullarına atayarak gerçekleştirmektedir.

         

        Osmanlı döneminden kalan camiler, okullar, türbeler, imaretler, çeşmeler gibi eserlerin zamanın tahribatına bırakılarak yıkılmaları bekleniyor. Rodos'ta ve İstanköy'de Türk mimarisinin en güzel örnekleri bulunuyor. Yunan hükümeti Türk Vakıflarını baskı altında tutarak bu eserlerin korunmasını engelliyor.

         

        Rodos ve İstanköy’deki Türkçe eğitim yapan okullar günümüzde tamamen kapatılmış durumdadır. Buna bağlı olarak kardeşlerimiz Yunan okullarında seçmeli ders olarak bile kendi anadillerini öğrenmekten mahrumdurlar. İnsanların en doğal haklarından biri olan anadilleriyle eğitim yapma hakkı Oniki Ada’daki soydaşlarımıza verilmemektedir.

         

        Yunanistan, sadık bir Yunan yurttaşı olan Türklerin kültürel kimlikleriyle örgütlenmelerini de engellemektedir. 

         

        Rodos, İstanköy ve Oniki Adalardaki kültürel eserlerin korunmasına, bakım ve onarımına Yunan hükümetleri özen göstermelidir.

        Rodos ve İstanköy’deki soydaşlarımızın Türk kimlikleri kabul edilmeli ve kültürel kimlikleriyle örgütlenmelerini engelleyen baskılara son verilmelidir.

         

        Rodos ve İstanköy’de yaşayan Türk çocuklarına en azından ilköğretim düzeyinde Türkçe eğitim yapma hakkı sağlanmalıdır.

         

        Türk kimliğinin ve Türk eserlerinin Rodos'ta ve İstanköy'de unutturulması önlenmelidir. Yunanistan nasıl Türkiye’deki kiliselerinin koruma altına alınmasını istiyor, buralarda dini törenler düzenleyebiliyorsa, bizde Yunanistan’da bulunan kendi eserlerimizin en azından koruma altına alınmasını, yıkılmasının, yok olmasının önüne geçilmesini istemeliyiz.

         

         

        

         

         

        

        Bunları sağlamak için çalışmak hem kardeşlik, hem Müslümanlık hem de insanlık borcudur.

         

         


        


        

        [1] Zeki Çelikkol; İstanköy’deki Türk Eserleri ve Tarihçe, Ankara, 1990, s. 7.


        

        [2] The Columbia Encyclopedia; 2e edit, New York, 1956, s. 549.


        

        [3] Encyclopedia Britannica v. 7, s. 492.


        

        [4] Zeki Çelikkol, age, s. 178.


        

        [5] The Columbia Encyclopedia; 2e edit, 1956, s. 549.


        

        [6] Muhtar Ataç, Yunanistan ve Oniki Ada, Genel Kurmay ktphane., s. 16.


        

        [7] İskeçe – Millet Gazetesi-23 Aralık 2010,sayı:260.


        

        [8] Muhtar Ataç, a.g.e.,  s. 15.


        

        [9] Zeki Çelikkol, age, s.3.


        

        [10] Muhtar Ataç, age, s.12.


        

        [11] Zeki Çelikkol, age, s.3


        

        [12] Zeki Çelikkol, Rodos’taki Türk Eserleri ve Tarihçe,1992, s.3.


        

        [13] Cemalettin Taşkıran, Oniki Ada, Babıali Kültür Yay., 2007, s.145.


        

        [14] Zaman 06.08.2008.