Türküleri Çok Severdi

Kasım 2013 - Yıl 102 - Sayı 315

        Bir gece vakti gelen telefon ve abimin sesindeki tondan kendini hemen ele veren ama alıştıra alıştıra söyleme gayreti içinde olduğu acı haber: Babamızı kaybetmiştik.

         

        Ailesi ile daha fazla ile vakit geçirmek arzusu, omuzlarına aldığı milletini ve dünyayı ilmiyle kurtarma sevdası ve kendisine emanet edilen bedene bakma görevi içinde olması. Bunların hangi oranda karışarak ona sağlıklı ve uzun bir hayat sürme isteği verdiğini bilemiyorum, ama bunun için sevdiği şeylerden fedakârlık etmeyi hiç düşünmeden kabul etmişti. Hem az hem sağlıklı yerdi. Doktorların ona verdiği diyeti esnetmeden takip ederdi ve buna oruçtan da fedakârlık dâhil olmuştu. Hemen her gün uzun bir yürüyüş yapardı. Bu yürüyüşleri mümkün olduğunca doğa içinde yapmaya gayret eder, gördüğü güzellikler onu mutlu ederdi. Bende sanırım en çok beraber yaptığımız yürüyüşleri özleyeceğim…

         

        Doğayı ve hayvanları çok severdi. Yazlığındaki dostları arasında her gün saat 3’te gelen hortumla fıskiye yaparak suladığı kırlangıçlar, kendisiyle oynamadan gitmesin diye ayakkabısının birini saklayan sokak köpeği ve aç bırakmamak için bir keresinde özel pide yaptırttığı kediler vardı. Çevre kirliliğini önlemeyi, çevreyi korumayı, Müslümanlığın namazdan, oruçtan daha önde gelen şartlarından görürdü.

         

        Dünyanın pek çok yerini görmüştü. Abimin mastır/doktora için bulunduğu, benimse yaşadığım Amerika’ya gelmesi ise ancak iki sene önce olmuştu. Daha çok Niagara Şelalesi’ni görmek istediği için gelmiş, nitekim orada bulunmaktan çok mutlu olmuştu. Oranın muhteşemliği karşısında çok etkilenmiş, bana “çok kere hacca giden birisine ‘bu sene hacca gideceğine Niagara’yı gör’ dedim” demişti. Belgesel izlemeyi çok severdi, “National Geographic” izlemeyi daha fazla ibadet yapmak isteyen birine tavsiye ettiğini söylemişti. Ona göre bilim yapmak, evreni, dünyayı, tabiatı, insanları anlamak Allah’ın emri ve ibadetti ve özünden kopmuş hem Türk hem de İslam dünyasının da kurtuluşu idi. Bizleri de hep akademisyenliğe teşvik etti: hem abim hem kız kardeşim akademisyen oldular. Benim aklım başıma biraz geç geldi…

         

        Türküleri çok severdi. Ben üniversite yıllarımda İngilizce müzik dinlerken bana “Acaba Amerikan gençleri de Türkü dinliyorlar mıdır?” diye sorarak türküleri bilmeden yabancı müzik dinlememi eleştirmişti. Ama bu Türk olmayan müzikleri sevmediği anlamına gelmezdi. Mesela Rodriguez’in Gitar Konçertosu’nu bana sevdiren o olmuştu. Bense türkülerin değerini ancak Amerika’ya geldikten sonra keşfetmiştim. Şimdi  kızıma yaptığım müzik listesinde türküler ve gitar konçertosu da var.

         

        Dokuz yasında Kütahya’nın Simav ilçesi Şarköy’ünden İzmir Kestane Pazarına gönderildi ve kısıtlı imkânlar içinde, çalışarak, didinerek olduğu yere geldi. Biz çocuklarına, yaşadığı zorlukları yaşatmadı. Ortaokul 1’de din dersi hocam, sınıfta sıranın üstüne çıkararak nasıl namaz kılındığını göstermemi istemiş, ben de yanlış yapınca epey azar işitmiştim. Babam bunu öğrenmiş ve okula gelip öğretmenimle konuşmuştu. Ben ne konuştuklarını bilemiyorum ama çocuklara tepeden bakmayan bir anlayışı vardı.  Ortaokul biterken imam-hatibe mi yoksa normal liseye mi gitmek istediğimi sormuş ben de normal liseyi seçmiştim. İnsan çocukları için en güzelini ister, ben de çocuğumun dedesini bilerek, onunla büyümesini isterdim. Ama en azından kucağına alıp sevdiği, oyun oynadığı için şükrediyorum.

         

        Abdülkadir Şener ve Mustafa Yıldırım Hocalarla üzerinde senelerce çalışarak hazırladıkları Kuran Meali ise onu çok mutlu etmişti. Alçakgönüllü biri olmasına rağmen bu mealden dolayı gurur duyduğunu hissetmiştim. Diğer meallere göre anlamında %20’ye yakın düzeltme olduğunu söyler, bunu büyük âlim oldukları için değil, çalışarak araştırarak başardıklarını vurgulardı. Ama maalesef, İlahiyat Fakültelerinden felsefe derslerini kaldırmayı düşünebilen, düşünmeden, anlamadan; insanların söylenen haram ve helallere uymasından ibaret olan bir dini anlayış içindeki Türkiye’de bu meal; bırakın desteği, köstek buldu. Sınırlı sayıda birkaç yazı dışında destekleyen ya da eleştiren tepki görmedi. Kendisi de herhalde eleştirilmesini, bulduklarının üzerinde düşünülüp tartışılmasını, ilgisiz kalınmasına kat kat tercih ederdi. Allah’tan başka hiçbir şeye eyvallah demeyen babam ve meali hazırlayan diğer hocalar, kişilere, gruplara ya da cemaatlere göre yorum yapıp yüzbinlerce baskı yapmak yerine, hak bildiklerini yazdılar. ‘Kurban bayramında peygamberimiz için de fazladan bir kurban kesilmesine dair bana “Yeni bir din üretiliyor” demişti. Anlamıştım ki, bu ve bunun gibi birçok yeni dini gereklilik ortaya çıkıyordu. İnanıyorum ki bu meal, yeni şekiller verilmeye çalışılıp ülkemizden dünyaya yayılması düşünülen bu yeni uydurma dinin önünde duran en büyük engellerden biri olacaktır. Yeter ki bizler Kuran’ın çağrısına kulak verip “sorumlu, duyarlı ve bilinçli” Müslümanlar olmaya gayret gösterelim.

         

        Nur içinde yatsın.

         


Türk Yurdu Kasım 2013
Türk Yurdu Kasım 2013
Kasım 2013 - Yıl 102 - Sayı 315

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele