Nevzat Kösoğlu’nun Aziz Hatırasına

Kasım 2013 - Yıl 102 - Sayı 315

 “Bir gün olur, tarih sizi elbet alkışlar.”

Nihal Atsız

 

        “İlkokuldaydım; ağabeyim (Ahmet) ortaokuldaydı. Onun Büyük Atlas’ı vardı. Atlasın içinde ırkların dağılımını gösteren haritalar vardı. Türkler kırmızı renklerle gösteriliyor. Onları gördüğüm zaman dikkatimi çekti.. Türkler bu kadar çok mu dünyada diye ağabeyime sordum. Ağabeyim de bir kalemle onları birleştirmiş. Türklerin olduğu yerleri! Nedir bu dedim. İşte bu Turan dedi. Bütün Türkler bir arada!  Mademki bunların hepsi Türk; bütün Türklerin bir arada olması doğal geldi bana. Turan fikri cazip geldi yani. Gökalp’i filan duymadığım bir zamanda. Oradan kafamda bir Turan fikri, Türk birliği fikri oluştu…

         

        Milliyetçilik bende duygu olarak, Türkiye’nin geri kalmışlığına, iktisadi zayıflığına ve adaletsizliklere bir isyan şeklinde çıkmıştır…

         

        Çocukluğumuzda kitap yoktu… Ortaokul kütüphanesi de kapalı bir yerdi.. “Bozkurtların Ölümü”nü nasılsa aldım oradan, belki de çaldım. 1953-54 yılları. Müthiş bir şey! Bırak iz bırakmayı aldı götürdü beni… ( sh:36-38 ).

         

        (1959-60 öğretim yılı) “…Nihal Atsız’ın “Türk Ülküsü” kitabını ceketimin dış cebine sokarak kantinde ilk arkadaşlarımı tanıdım. Celal Türkoğlu, Mehmet Niyazi Özdemir gibi… (sh:68)

         

        Hayat ve hatıratını yazmış olma bahtiyarlığına eriştiğim Nevzat ağabey  “Bir Vatan Kurtarma Hikâyesi” kitabında böyle anlatıyordu, milliyetçilik duyguları ve mücadelesinin başlayış hikâyesini.  

         

        Yollarımız, onun asker dönüşü, benim de haftalık Devlet gazetesinde çalıştığım 1971 yılının hemen başlarında buluştu. Gazetenin 92. Sayısında (04.01.1971) “MHP ve Metot Meseleleri” isimli yazısı yayımlandı. Bu yazıdan altı hafta sonra da 98-102. sayılar arasında tam beş hafta orta sayfada “Tanzimat Hareketleri Çerçevesinde Yakın Tarihimize Bakışlar” isimli bir araştırması yayımlandı.

         

        12 Mart 1971 Muhtırası öncesi günler idi. Çok önemli günlük haber ve yorumları koymaya yer bulunmaz iken yarım gazete ebadında 12 sayfa çıkan “Devlet” gazetesinde beş sayı hem de iki sayfa işgal etmek büyük bir marifetti.  Nitekim Dündar Taşer ağabey; “Biz nelerle uğraşıyoruz, Nevzat ne ile uğraşıyor?” diye yazının tamamı yayımlanmadan yayından kaldırtmıştı. Dündar ağabey o günkü düşüncesinde haklıydı. Zira yazının yeri o gazete değildi.

         

        Üniversiteliler Kültür Derneği’nin çıkartmış olduğu aylık “Ocak” dergisi daha sonra hacmini artırarak üç aylık araştırma inceleme dergisi haline geldi. 1971 Haziran’ından itibaren yayın hayatına giren aylık Töre dergisi ile birlikte bu tür makaleler orada yayımlanmaya başlandı.

         

        Nevzat Kösoğlu’nun yazdığı o günkü araştırmalar ancak 20 yıl sonra hayat buldu. Ötüken Yayınevi 1990 yılında büyük ebat 771 sayfalık “Türk Dünyası Tarihi ve Türk Medeniyeti Üzerine Düşünceler” kitabını yayımladı. Ama maalesef kitabın sayfaları arasındaki fikir ve düşüncelerini ise milliyetçiler bir 20 yıl sonra yeni yeni anlamaya, Nevzat Kösoğlu da 40 yıl sonra anlaşılmaya başlandı. Halen tam anlaşılabildiği kanaatinde de değilim.

         

        “Ama benim iddiam o değil ki. Tarih vs. yazılarımı değerlendirenler orada orijinal bilgi aramak yerine yorum ve bakış açısı aramalıdırlar. Eğer benim bir katkım olacaksa bu olabilir…

         

        … Bir de üslup dikkatim var. Ama önsözde buradaki üsluba dikkat edin denilmez ki! Okuyan görecek.” (sh: 339)

         

         

        15 Yıllık Bir Macera

         

        Nevzat Ağabey 1989 yılından itibaren yeni bir çalışmanın içine giriyor ve ilkokul beşinci sınıf talebesi iken gördüğü ve gönlüne çizdiği  “Turan” haritasının içini doldurmak için yola çıkıyor. Bu bana göre son 25 yıl içinde gerçekleştirilmiş en ciddi “Turancılık” çalışmasıdır.

         

                     “…Benim kafamda, Büyük Türk Klasiklerinin devamı niteliğinde, Türkiye dışındaki Türk edebiyatları da vardı… Alaaddin ve Acar, bu projeyi Kültür Bakanlığı’nda yapalım dediler. Olurdu, olmazdı? Olur yapalım dedim…. 

         

                    … Türkiye dışı Türk Edebiyatları Antolojisi çalışmalarına girdim… Antolojiyi hazırlayanların o dili, o lehçeyi konuşanlar olması kesin kuralımızdı….

         

                    … Ziya Gökalp da 1920’lerde Rusların uyguladığı bu dil ve alfabe ayrılığı (lehçeleri ayrı dil haline getirme) politikasını 50-60 sene devam ettirirlerse, ortaya başka milletler çıkar demişti….

         

                    … 1990’larda aradan geçen süre içerisinde, durumlarının ne olduğunu bilemiyorduk. Okumuşlarımız da dâhil. Türk Dünyasının varlığı, hali ve kültür birikimleriyle ilgili hemen hiçbir şey bilmiyorlardı. Biz dil ve edebiyat yoluyla bu kapıyı açmaya, köprü kurmaya çalıştık. O lehçeler veya dillerle Türkiye Türkçesi arasındaki yakınlıkları, o diller çevresinde oluşmuş edebiyatları Türk okuyucusuna sunmak istedik…  Aynı şekilde bunun edebiyatını da bizim Türk okuyucularına açalım. Türkçe yakınlıklarını gösterelim. Türkiye Türk edebiyatlarını tanıdığı gibi Türk Dünyası edebiyatlarını da tanısın istedim… Nitekim bu fikir Milli Eğitim Bakanlıkları arasında kabul edildi. Ortak Edebiyat ders kitabına girdi. Ve Türkiye’de ders kitapları yazıldı. Bu onun çok geniş bir çalışması. Fikir olarak buydu….

         

                    … Türk Dünyasının bir birine açılışının da temeli olarak biz kültürü görüyoruz ya. İleri hedefimiz de kültür birliğini sağlamak. Kültürü açmak ne demek? Dili, lehçeyi birbirine yaklaştırmak ve sonuçta ortak bir yazı diline kavuşmak. Gaspıralı’nın fii tarihinde yaptığı da bu…” (Sh:361)

         

        15 yıllık bir zaman içinde onlarca hükümetin ve bakanın değiştiği bir dönemde Nevzat Kösoğlu 32 cilt olarak bu Antolojileri hazırlattı, hazırladı. Her safhasında, her satırında emeği var. Peki, ne oldu?

         

        İnşallah o kitaplar ve içindeki düşünceler depolardan gün yüzüne çıkar da ne yapılmak istendiği anlaşılır.

         

        73 yıllık ömrünün 65 yılını Türkçülük, Turancılık düşüncesiyle ve mücadelesiyle yaşayan sevgili ağabey; Sen söyledin ben kitap haline getirdim. Beni de bunca yıldan sonra “yazar (!)” yaptın. Allah’tan sonsuz rahmet diliyorum. Üzerimizde söz hakkın, kalem hakkın var. Bizlere hakkını helal et. 


Türk Yurdu Kasım 2013
Türk Yurdu Kasım 2013
Kasım 2013 - Yıl 102 - Sayı 315

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele