Tıp'tan Doktorluk, Müzik'ten Profesörlük

Ekim 2013 - Yıl 102 - Sayı 314

        Atlığ'ın adının başında bulunan "Profesör” unvanı, "Doktor" unvanından çok uzun yıllar sonra gelecekti. Tıp doktorluğunun tarihi olan 1949'dan tam 36 yıl sonra 1985'te müzik alanında profesörlük payesini alıyordu. Bilinen seyri izleyerek değil üniversite tarihimizde Ahmet Hamdi Tanpınar ve Fuat Köprülü örneklerinde de görüldüğü gibi profesör oluyordu.

         

        Dönemin ihtiyaçları ve konuyla ilgili birikimi ve çalışmaları göz önüne alınarak, üniversitelerin bağlı bulunduğu Yükseköğretim Kurulu (YÖK) tarafından verilen bu akademik unvanla, Nevzad Atlığ'ın asıl kadrosu bundan böyle kurucusu ve ilk şefi olduğu Devlet Klasik Türk Müziği Korosu'nda değil, İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı'nda olacaktı.

         

         

        

         

         

        Atlığ, musiki tarihimizde ve üniversite tarihimizde profesörlük unvanını alan ilk müzik adamı oluyordu.

         

        1984 yılı sonlarıydı. Bir gün, evine çaya davetli olduğum Adnan Saygun, YÖK'e bağlanmış olan konservatuvarlarda öğretim üyesi probleminin ortaya çıktığını, çözüm konusunda YÖK Başkanı Prof. Dr. İhsan Doğramacı tarafından arandığını ve Türk Musikisi Konservatuvarı için beni tavsiye edeceğini ifade etti.

         

        Yıllar boyunca Radyo ve Devlet Korosu sınav ve seçimlerinde zaman zaman sıkıntılar çektiğimi, Konservatuvarda görevli hocaların arkadaşlarım olduğunu söyleyip, lütfen beni bu işe karıştırmamasını rica ettim.

         

        Aradan bir süre geçti, bu konuyu tamamen unuttum. Bir gün gazetelerde, Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı'ndan bazı kişilerin doçentliğe ve profesörlüğe terfi ettirileceklerine dair haberler, adları geçenlerin fotoğraflarıyla birlikte yayımlandı. İçlerinden, konuyla ilgili beyanatlar verenler de vardı.

         

        Birkaç gün sonra, Mimar Sinan Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof Dr. Gündüz Gökçe, mahrem kalması ricası ile gazetelere yansıyan terfi listesinin bir alt komisyonun hazırladığı liste olduğunu, Üniversitelerarası Kurulun bu listeyi kabul etmediğini, Kurulda Ahmet Adnan Saygun ile benim profesörlüğe yükseltilmemin bahis konusu edildiğini, hazırlıklı olmamı da ilave ederek açıklamıştı.

         

        Bu görüşmeden birkaç gün sonra, Alt Komisyon'un üyesi olduğunu sonradan öğrendiğim Prof Dr. Ayhan Songar telefonla arayıp Prof. Doğramacı'nın benimle görüşmek istediğini ve aynı akşam birlikte evine davetli olduğumuzu söyledi. Gittiğimizde, Sayın Doğramacı, Adnan Saygun, Türk Musikisi Devlet Konservatuarı Müdürü Prof Dr. Lütjü Zeren ve YÖK'ten birkaç üye ile birlikteydi. Batı müziğinden Adnan Saygun'un, Türk Müziği'nden ise benim profesörlüğe getirilmemin düşünüldüğü ifade edildi.

         

        Adnan Saygun ve ben, öğretim üyeliği hakkında bir talebimizin olmadığım ifade ettikten sonra, konservatuvarlarda ders verebileceğimizi, kabul edilecek 10 senelik bir süre zarfında konservatuvar mezunlarının doktora ve doçentlik gibi akademik aşamalardan sonra profesörlüğe yükseltilmelerinin uygun olacağını ileriye sürdük.

         

        Doğramacı, teklifimizi kabul etmedi ve "Ben bu arkadaşların terfi ve sınavları için Avrupa'dan öğretim üyesi mi ithal edeceğim?" diyerek konuyu kapattı. Birkaç gün sonra Ankara'ya çağrıldık. Saygun'dan ve benden talepname istendi. Biz talepkâr olmadığımız için talepname vermeyi kabul etmedik. Bir 'ara formül' olarak, profesörlüğe seçildikten sonra en az üç yıl görev yapacağımıza dair taahhütname imzaladık.

         

        Nihayet Üniversitelerarası Kurul'un onayı ile değişik sahalardan altı kişinin profesörlüğe yükseltilmesi, 27 Şubat 1985 tarihinde kesinleşti. Bunun üzerine memuriyetim, Kültür Bakanlığı'ndan alınarak konservatuvarın bağlı olduğu İTÜ'ye nakledildi. Ancak, YÖK Kanunu'nun 38'inci maddesinden yararlanarak, 1998 yılına kadar Devlet Korosu'ndaki görevime devam etme imkânını buldum.

         

         

         

        Ve “Devlet Sanatçılığı”

         

        ''Devlet Sanatçılığı" payesi, Cumhuriyet Türkiye'sinde, bir süreden beri çeşitli sanat dallarının temsilcilerine veriliyordu. Ancak 1987 yılına kadar herhangi bir Türk musikisi sanatçısına bu paye verilmemişti. Nevzad Atlığ, sanat hayatı boyunca birçok "ilk"e imza attığı gibi, bu konuda da bir ilk oluyordu. Devlet Sanatçılığı payesinin verilişi hikâyesi oldukça ilgi çekiciydi:

         

        Devlet Sanatçılığı unvanı, ilgili kanunda yapılan değişiklikten sonra, 1987 yılından itibaren Türk musikisi sanatçılarına da verilir hale geldi.

         

        1987'nin Şubat başlarında Ankara'ya, Kültür Bakanlığı'na davet edildim. O yılki Devlet Sanatçılarını belirleyecek olan seçici kurul üyeleri arasındaydım. Çalışma başladıktan bir süre sonra kurulun başkanı tarafından toplantı dışına çıkmam istendi. Şaşırdım. Meğer Bakanlık ve YÖK, müşterek olarak beni Devlet Sanatçılığı için aday göstermiş.

         

        Bir süre sonra, Seçici Kurul'un oybirliği ile Devlet Sanatçılığı için adaylığımın uygun görüldüğü açıklandı. Daha sonra Kültür Bakanı Mesut Yılmaz, adaylığımı dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evren'in onayına sundu. 16 Şubat 1987 tarihinde, Sayın Evren'in onayı üzerine Türk Musikisi alanında ilk olarak Devlet Sanatçısı unvanı ile taltif edildim.

         

        10 Mayıs 1987 tarihinde, İstanbul Atatürk Kültür Merkezi'nde Devlet Korosu ile verdiğimiz konserde görkemli bir tören yapılarak, Devlet Sanatçılığı beratımı Kenan Evren'in elinden aldım.

         

        Aynı tarihte benimle beraber Batı müziği alanından Ayhan Baran, Mükerrem Berk, Gülsin Onay ve tiyatro alanından Bedia Muvahhit ile Vasfi Rıza Zobu'ya Devlet Sanatçısı unvanı verildi.

         

         

        Kim Daha Çok?

         

        Nevzad Atlığ'ın, korosunun çeyrek yüzyıllık seyri sırasında, ilişkide bulunduğu kültür bakanlarının Türk musikisine yönelik olumlu veya olumsuz yaklaşımlarında dünya görüşlerinin bir tesiri var mıydı?

         

        Daha açık bir ifadeyle ve kategorize edici anlayışın lisanıyla sorulacak olduğunda; destek verenler "sağcı" politikacılar ve devlet adamları; köstek olanlar ise 'solcu" olanlar mıydı?

         

        Bu konuda durum, zannedildiği gibi değildir. Yani, "sağcı" destek oldu da "solcu" köstek oldu gibi bir şey veya tam tersi, söz konusu değil.

         

        Yalnızca şu ilgi çekici ve şaşırtıcı nokta var ki, bir diğerine göre daha ümitvar olduğunuz kişiden beklediğinizi tam manasıyla göremeyebiliyorsunuz.

         

        Yani birini her şeyiyle, bütün faaliyetleriyle, temsilcisi olduğumuz sanatı anlayabilecek kapasitede biri olarak tahmin ediyorken, göreve geldiğinde bakıyorsunuz ki, sonuç tam bir sukut-ı hayal!

         

        Benim, Kültür Bakanlığı'ndan şahsi nitelikli herhangi bir şikâyetim olmamıştır, olamaz. Musiki sanatımız için konuştuğumdan rahat ve açığım. Genel olarak her dönemde, büyük bir çoğunlukla daima yardımcı oldular; bunu belirtmem lazım. Şikâyetim yalnızca musiki sanatımıza darbe indirmek gibi bir mana taşıyan bazı talihsiz, iz'ansız ve basiretsiz uygulamalar içindir.

         

        "Musiki sanatımıza darbe indirmek gibi bir mana taşıyan bazı talihsiz, iz'ansız ve basiretsiz uygulamalar”dan Nevzad Hoca'nın kastı acaba ne idi?

         

        Konuşan, Türk musikisi için göstereceği her hassasiyete dikkatle kulak kabartmamız gereken biriydi. Çünkü önde gelen bir mensubu olduğu sanata saniye saniye vakfettiği bir ömür söz konusuydu. Hayatı boyunca ağzından çıkan her kelimeyi daima dikkatle seçen birinin kullandığı bu üslup, son derece dikkat çekiciydi. Bunlar, düşünülerek söylenmiş sözler olmalıydı:

         

        Türk toplumu olarak, ciddi nitelikli klasik müziğiyle gazino ve eğlence müziğin; birbirine karıştıran, dünyadaki belki de tek ülkeyiz! Bu ülkede, gazinolarda, kabarelerde okuyan ve çalan şarkıcılar, çalgıcılar müzik otoritesi olarak kabul edilip, bu mevkie konulmuştur ve bunu devlet yapmıştır! Bu, devlet adına, Kültür Bakanlığı eliyle yapılmıştır.

         

         

        

         

         

         

         

        


Türk Yurdu Ekim 2013
Türk Yurdu Ekim 2013
Ekim 2013 - Yıl 102 - Sayı 314

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele