Yılmaz Öztuna’ya Mektuplar - II

Eylül 2013 - Yıl 102 - Sayı 313

        Aksiyon dergisinin internet sayfasında İbrahim Doğan imzasıyla yazılan “Osmanlı Şehzadelerine Türkiye’nin Yolunu Açtı”[1] başlıklı yazı Yılmaz Öztuna’nın Osmanlı Hanedanı mensuplarıyla ilişkisi hakkında bazı bilgiler içeriyor. Yazıda bahsedildiğine göre Öztuna’nın Hanedan mensuplarıyla ilk karşılaşması İsmail Hami Danişmend’in meclisinde gerçekleşmiş. Öztuna’nın Dedeman Oteli’nde düzenli olarak yaptığı haftalık toplantılarında kendisinden zaman zaman Hanedan mensuplarına dair, yazıda bahsedilen konulara benzer anekdotlar dinlemiştik. İsmail Hami Danişmend’in meclisine katılanlardan biri de Nihal Atsız’dır. Yılmaz Öztuna Nihal Atsız ile de orada tanışmış ve her ikisinin de o sıralarda hanedanın şeceresi üzerine araştırma yapıyor olmaları dostluklarının başlangıcına not düşülebilecek hatıralardan olmuştur. Yine sohbetlerinden birinde Öztuna, Atsız’ın Osmanlı Hanedanı mensuplarına gösterdiği saygının ne derece fazla olduğunu anlatmıştı. Ayrıca Ayşe Osmanoğlu’nun Babam Sultan Abdülhamid adıyla yayımladığı hatıralarını Atsız’a sözlü olarak anlattığını, bunları Atsız’ın kayda geçirdiğini ve kendisinden de bu kaydı tashih etmesini istediğini söylemişti.

         

        Öztuna’nın Hanedan mensuplarıyla ilişkisine dair elimizde pek yazılı kayıt yok. En azından benim bildiklerim şu anda kendisinin anlattıklarından ibaret. Aşağıda metnini vereceğimiz dört adet mektup ise onun Hanedanla olan ilişkisine bir parça ışık tutan yazılı kayıtlardandır. Mektuplardan ikisi, biri çok kısa olmak üzere Neslişah Sultan’a, bir tanesi Azize Ulyâ Osmanoğlu’na ve bir tanesi de Neslişah sultanla evlenip damat olarak Osmanlı Hanedanı ile akrabalık kuran Mısırlı Prens Abdülmünim’e aittir.

         

        El yazısıyla yazılmış olan mektupların birçok yerinde yazım hataları bulunuyordu. Mektuplar çok uzun ve karışık olmamasına rağmen yazım hatalarından kaynaklı okuma zorluğu oldu. Bunun şüpheli bazı yerlerde parantez içinde soru işareti verilmiştir. Türk Yurdu dergisinin Ağustos 2013 tarihli sayısında “Yılmaz Öztuna’ya Mektuplar” başlığıyla yayımlamaya başladığımız mektup serisini yayımlamayı derginin gelecek sayılarında da devam ettirmeyi düşünüyoruz. Mektuplar ve yazanlarla ilgili değerlendirmeleri mektupların hepsini yayımlandıktan sonra yapacağımız için burada yazımızı fazla uzatmadan doğrudan mektupların metnine geçiyoruz.

         

         

        MEKTUP 1

         

        Sizden yeni eserler, tarihi romanlar bekliyoruz efendim, sade ben değil tarih ve edebiyatla ilgili toplantılar yapan grubumuz da aynı emeli besliyor. Kadın erkek yaşlı genç hâsılı grubumuzun bütün üyeleri böyle bir hasret içinde. İnsan zevkle ve inanarak okuyacağı şeylere ne kadar muhtaçtır ve tarihini bu yolla ne kadar severek benimseyerek öğrenebilir.

         

                    Ben Türkiye’ye giremeyen babamın yanına gidip İstanbul’a geri döndükten sonra size geleceğim. Memleketine hasret olan zavallı babam anlat Azize İstanbul’un gördüğün her köşesini anlat, Rumelihisarı, sırtları yine rüzgârlı mı? Yine sokaktan yoğurtçular geçiyor mu diyecek, bende ona kabil olduğu kadar memleketini anlatıp teselli vermeye çalışacağım.

         

                    Siz bu memleketin mümtaz bir tarihçisi olarak inanınız Yılmaz Beyefendi biz Türk milletine karşı bir hata işlediysek bile bunu 49 yıl içinde fazlasıyla ödedik hanedanımızın tarihi bir takım hazin ölümler ve elemli sahnelerden ibaret kaldı. Bir yer yurt edinemeden dolaşıp durarak hayatımızı idame etmeye çalıştık fakat artık yetmez mi?

         

                    Pardon efendim bu mevzularla sizi sıkmaya hakkım yok. Kusura bakmayın bazen pek üzülüyorum.

         

                    Hayırlı günler ve başarılar temennisiyle allahaısmarladık efendim

         

                                                                                                                 

                                                                                                                  Azize Ulyâ Osmanoğlu

         

        MEKTUP 2

         

                                                                                                                             25 Haziran 1979

         

        Pek muhterem ve kıymetli üstat

         

                                Nazik mektubunuza teşekkür eder sizi umduğum gibi yakında göremeyeceğime teessüf ederim. Ancak yine de sizi Ortaköy’de aramızda görmekten ümidimizi kesmiyorum.

         

                                Geçenlerde bir ahbabım gözden geçirmem ricası ile leffen takdim ettiğim bu metni yolladı.

         

                    Tetkik ettiğim zaman neresinden tashihe başlayacağım şaşırdım.

         

        Bana çok dağınık ve hata dolu geldi, fakat ne olursa olsun Hanedanımız hakkında çıkacak bir yazıyı bana fırsat verilmişken tashih etmek zahmetine girmemek beni daima bir suçluluk hissi ile bırakacaktır. Maalesef bilgim mahdut ve dosyalarım yok akrabalarımın doğum ve vefat tarihlerini tashih veya tasdik etmek muradım yok. Daimi nezaketinize güvenerek ve yüzümü kızartan şu metne bir göz atmanızı ve henüz hala ismini öğrenemediğim yazara ailemiz namına yardım etmenizi hasseten rica ederim.

         

                    Benim gözümde pek büyüyen bu tashih işi her halde sizin için hayli basit olacağını düşünüyorum. İstanbul’a gelemediğinizi öğrenince elimdeki dedeme ait (?) ve size bahis etmiş olduğum evrakı bu yazımla tesyir(?) ediyorum. Ankara’daki işlerinizi muvaffakiyetle telviye (?) olmasını candan diler ve samimi hislerimi ifade ederim.

         

                                                                                                                 

        Neslişah

         

        MEKTUP 3

                                                                                                                              22 Ocak 1980

         

                    Üstadım

        Büyük acımız münasebetiyle gönderdiğiniz telgrafa çok mütahassıs olarak teşekkür eder ve sizlere afiyetler dilerim.

                                                                                                                                         Neslişah

         

        MEKTUP 4

                                                                                                                  Rumelihisarı 5 Şubat 1965

                    Tarih Postasının Müdürü Beyefendi,

         

                    Dünkü “Bayram Gazete”sinde şunu okudum” Almanya’daki işçilerimiz kilisede Bayram namazı kıldılar. Köln (Öymen Bildiriyor)

         

        Köln Katedrali dün sabah Türk işçilerinin kıldıkları Bayram namazına tahsis edilmiştir. Haber bütün Almanya’da büyük bir ilgi uyandırmış, televizyon ve hadise (?) ekipleri sabahın erken saatlerinde kilisenin kapısında beklemeye başlamışlardır.

         

        Çorumlu İmam İsmail Tüzer tarafından kıldırılan Bayram namazına seccadelerini de birlikte getiren binden fazla Türk işçisi iştirak etmiştir. İmamlar kilisenin de bir ibadet yeri olduğunu belirtmişler ve tarihte bunun örnekleri vardır demişlerdir.

         

                    Bunun tarihte örnekleri ne kadardır? Meşhurları nedir? Fatih Sultan Mehmet İstanbul’a girdiğinde ilk namazı kilisede kılmış derler, ama kilisenin içinde değil de yanı bir odada ve mihrabı elan vardır, sonra kilise camı olmuş.

         

                    Kirizde (?), tabii… evvel yani otuz beş sene Müslümanlar bila tereddüd bir kiliseye gidip abdest aldılar. (kilisede) Ve namazlarını kılarlardı ve hakeza gâvurlar camiye gelip ibadetlerini yaparlardı. Buna ben şahit oldum. Ama başka şeyler de var mı, çok rica ederim ve evvelden teşekkür ederim.

         

        Osmanlıların Avrupa memleketleri(ni) feth ettikleri zaman böyle şeyler olmuş mu?

         

                    Pek çok selamlarımla, mecmuanızı tebrik eder ve samimi temennilerimi yollarım, Efendim

         

                                                                                                                           Prens Abd-El-Münim

        Rumelihisarı

        İstanbul


         

         

         

        

         

         

         

         

        

        

         

         

         

         

        

         

         

        


        

        [1] 10 Ocak 2011


Türk Yurdu Eylül 2013
Türk Yurdu Eylül 2013
Eylül 2013 - Yıl 102 - Sayı 313

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele