Kafkasya'nın Değişen Jeopolitiği ve Rus Yakın Çevre Politikası

Eylül 2013 - Yıl 102 - Sayı 313

        Gündemin Ortadoğu ağırlıklı olduğu bir ortamda Rusya Federasyonu (RF) Devlet Başkanı Vladimir Putin'in 13 Ağustos'ta Azerbaycan'a günübirlik gerçekleştirdiği ziyaret belki birçoğumuzun dikkatini çekmemiş olabilir. Fakat bu ziyaret en az Rusya kadar Türkiye'yi de çok yakından ilgilendiriyordu; özellikle de iki ülkenin çıkarlarının kesiştiği, "Yakın Çevre Politikaları"nın önceliklerini oluşturduğu ve bu kapsamda örtülü-açık bir güç mücadelesine sahne olunan Kafkasya boyutu itibarıyla.

         

         

        Rusya'nın Putin liderliğinde "akıllı gücü" dış politikanın merkezine alarak harekete geçirdiği "yeni entegrasyoncu" politikaları çerçevesinde bölgede tekrardan etkinliğini tesis etmeye çalıştığı bir dönemde gerçekleşen bu ziyaret, bölgede Rusya'nın çok yönlü çıkar ve hedeflerini yansıttığı kadar; başta olası "Kafkas Baharı", Hazar sorununun uluslararasılaştırılma ihtimali ve bölgedeki Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan ağırlıklı krizleri ile de Moskova açısından bir takım ciddi tehdit ve endişeler anlamına da geliyor.

         

         

        Dolayısıyla, bu yazıda öncelikle Kafkasya'nın değişen jeopolitiği ve Rusya'nın yakın çevre politikasından bahsedecek, akabinde ise söz konusu ziyaret kapsamında Rusya-Azerbaycan ilişkilerinin geleceğini ve bunun bölgesel-küresel yansımalarını Türkiye boyutunu bir sonraki yazıda değerlendirmeye çalışacağım.

         

         

        Yukarıda da kısmen değinildiği üzere, SSCB'nin dağılmasıyla birlikte, genelde Kafkasya özelde Güney Kafkasya'nın küresel ve bölgesel rekabetin körüklediği etnik çatışma ve savaşlarla dünyanın en istikrarsız bölgelerinden biri haline gelmesi, Rusya açısından bölgeyi bir beka meselesi olarak gündeme taşımaktadır. Nitekim, Nesib Nesibli bu durumu şu şekilde ifade etmektedir: “Sürekli çatışma hali, Güney Kafkasya’nın üç ana milletini Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla yeniden bağımsızlık kazanmış olmaktan duyacakları sevinçten mahrum etmiştir. Bunu aslında bağımsızlığın karşılığı olarak Rusya’ya ödenen pay olarak da yorumlamak mümkün. Rusya’nın bu çatışmaların asıl yönetmeni olduğu da çok aşikâr. Fakat çatışmaların temelinde sadece Rusya faktörü mü durmaktadır? Kafkasya’daki çatışmaların temelinde duran bir diğer faktör de onun coğrafyasından kaynaklanmaktadır. Kafkasya’nın coğrafyası değişmez olsa da jeopolitiği hızla değişmektedir."[1]

         

         

        Bu bağlamda RF Devlet Başkanı Putin ile birlikte “Yakın Çevresi”ne keskin bir dönüş yapan ve “Yeni Entegrasyoncu” politikalarıyla eski Sovyet alanı üzerinde Moskova’nın etkisini arttırmaya çalışan Kremlin yönetimi, Kafkasya bölgesini her şeyden önce bir beka meselesi olarak görmektedir. Özellikle de Kuzey Kafkasya bağlamında SSCB sonrası yaşanan gelişmeler, Çeçen Savaşları ve Dağıstan başta olmak üzere Kuzey Kafkasya halklarının bağımsızlık arayışları; Güney Kafkasya bağlamında Gürcistan’daki iktidar değişikliği, Ermenistan’daki istikrarsız siyasi yapı, bölgede Batı'nın artan etkisi Moskova tarafından bir endişe kaynağı olmaya devam etmektedir.

         

         

        Dolayısıyla Kafkasya, Rusya’nın bölgesel güvenliğine ve çıkarlarına aykırı bir tehdit olarak algılanmaya başlamıştır. Özellikle 11 Eylül sonrası dönemde ABD’nin bölgeye yerleşmesi ve “Renkli Soros Darbeleri”nin bölgede çok daha farklı bir süreci başlatmış olması, bir anlamda bölgenin jeopolitiğinde önemli değişimleri de beraberinde getirmeye başlamış ve enerji güvenliği politikaları ile de Batı ve Doğu arasında yeni bir rekabet ve çatışma bölgesini oluşturmuştur. ABD ve Rusya arasındaki Yeni Soğuk Savaş’ın en somut bir şekilde hissedildiği bu bölge, önümüzdeki süreçte çok daha fazla karışacağının sinyallerini vermektedir. Bu bağlamda gerek bölge ülkeleri arasındaki mevcut sorunlar gerekse de Rusya’nın bir anlamda “arka bahçesi”ni emniyete alma çabaları ve bu konudaki kararlılığı, önümüzdeki sürecin oldukça sıcak geçeceğini bizlere göstermektedir.

         

         

        Bölgenin Rusya açısından taşıdığı öneme gelince, ana hatlarıyla şu şekilde sıralanabilir: 1. Rusya’nın birliğini koruması ve bu bağlamda Rusya’nın bekası; 2. Rusya’nın tekrar bir imparatorluk olarak küresel güç mücadelesindeki yerini alması; 3. Enerji alanındaki bölgesel tekel gücünü koruması açısından büyük bir önem taşımaktadır.

         

        Bölgenin Rusya ve küresel güç mücadelesi açısından ne anlam ifade ettiğini daha iyi anlayabilmek ve Rusya’nın bundan sonraki süreçte nasıl bir Kafkasya politikası izleyebileceğini daha sağlıklı bir şekilde analiz edebilmek için, Kafkasya’nın Moskova açısından taşıdığı jeopolitik üzerinde durmakta fayda görülmektedir. 1. Bölge her şeyden önce Rusya’nın Ortadoğu’ya ve Karadeniz’e açılan kapısıdır; 2. Diğer taraftan Kafkasya, Rusya’ya bir giriş kapısıdır ve Rusya’nın en zayıf girişi kapılarından birini oluşturmaktadır; 3. Bölgenin çok etnikli ve inançlı bir yapıya sahip olması Kafkasya’yı Moskova açısından çok daha anlamlı bir hale sokmaktadır. Bölge bu yönüyle Rusya’daki diğer iç dinamikler ile çok daha rahat etkileşime ve bu yapı üzerinden Rusya’nın güvenlik politikalarını etkileme kapasitesine sahiptir; 4. Kafkasya üzerinden Ortadoğu, Basra Körfezi, Akdeniz ve Süveyş’e kadar uzanan geniş bir coğrafi alanda Rusya’nın gözü ve kulağı konumundadır. Bu bağlamda Azerbaycan’daki Gebele Radar Üssü, Moskova açısından büyük bir önem arz etmektedir; 5. Rusya’nın askeri varlığı açısından büyük bir önem taşımaktadır. Bu kapsamda Ermenistan bölgede Rusya’nın askeri üsleri ve Moskova ile sıkı işbirliği nedeniyle bir anlamda Rusya’nın bölgedeki son kalesi görüntüsünü sunmaktadır; 6. Bölgenin sahip olduğu enerji kaynakları ve güzergâh durumu Rusya açısından büyük bir öneme sahiptir. Özellikle de Güney Akım, Nabucco ve TANAP projeleriyle birlikte bölge enerji rezervleri ve geçiş noktası olması itibarıyla enerji güvenliği bağlamında daha bir ön plana çıkmaya başlamıştır.

         

         

        Bu kapsamda Rusya için Azerbaycan’ın önemi, bu ülkenin jeopolitik konumu ve doğal zenginliklerinden kaynaklanmaktadır. Diğer taraftan Ermenistan, Rusya’nın de facto uydusu olarak bölgede bu ülkenin politikasını uygulamakta ve Azerbaycan konusunda öncelikli olarak sırtını Moskova’ya dayamaktadır. Dolayısıyla Rusya bölgeyi bir bütün olarak değerlendirmekte ve bölgenin değişen jeopolitiği ve dinamikleri karşısında endişesini tepkisel boyutta vermeye başlamış bulunmaktadır. Bu bağlamda Gürcistan, Azerbaycan ve Ermenistan üzerinden ABD ile bölgede adı konulmamış bir mücadele yürütülmektedir.

         

         

        Bu husus da, bölgede bağımsızlıklarını yeni kazanmış devletlerin yaşam mücadeleleri ve Batı ile işbirliği arayışları noktasında bu stratejik hattın uzun bir süre sonra tekrar kullanımını gündeme getirmiştir. Bu konuda en büyük engel, eski çıkarlarını kaybetmek istemeyen Rusya, sınır anlaşmazlıkları olan yeni cumhuriyetler, “self-determinasyon” arayışında olan halklar ve bunların kendi aralarındaki etkileşimidir. Ayrıca, bu bölgede Rusya, Orta Asya’ya oranla daha sert davranmakta, askeri yaptırımlara varan uygulamalara girişmektedir. Bölgede yaşanan Abhazya, Güney Osetya, Çeçenistan ve Karabağ sorunları bizzat Rusya tarafından yönlendirilmeye çalışılmaktadır.

         

         

        Mevcut gelişmeler önümüzdeki süreçte Moskova’nın: 1. Rusya’nın bölgedeki varlığını Kuzey’den Güney’e doğru daha da arttıracağını ve bu bağlamda Güney Kafkasya devletleri üzerindeki Moskova baskısının Rusya-ABD arasındaki rekabete/mücadeleye bağlı olarak bir seyir izleyeceğini; 2. Gürcistan’da yaşanılan gelişmelerin tam aksine Kremlin yönetiminin, Ermenistan ve Azerbaycan'da bir oldubittiye izin vermeyeceğini ve bu ülkelerle başta güvenlik alanında olmak üzere siyasi, iktisadi, ticari ilişkilerini ve çıkarlarını daha da geliştireceğini, bunu sıkı tutmaya çalışacağını; 3. Bu kapsamda bölgede Yukarı Karabağ sorunundaki çözümsüzlüğün daha uzun bir süre Ermenistan lehine Rusya tarafından devam ettirilmeye çalışılacağını; 4. Gürcistan’da Abhazya ve Güney Osetya sorunlarındaki çözümsüzlüğün konjonktürel anlamda gelişmelere bağlı olarak Rusya tarafından derinleştirilebileceğini, Tiflis yönetiminin takınacağı tavra bağlı olarak burayı elinde önemli bir koz olarak tutmaya devam edeceğini; 5. Hazar sorununda çözümsüzlük politikasını devam ettireceğini; 6. Bakü’yü Moskova eksenine çekme ve Azerbaycan’ı Batı’dan uzaklaştırmaya dönük stratejisini elindeki tüm enstrümanları seferber etmek suretiyle gerçekleştirmeye çalışacağını ve bunu Washington ve Ankara’ya rağmen devam ettirme kararlılığında olduğunu söyleyebiliriz. Hatta buna son dönem de Tel Aviv de dâhil olmuş bulunmaktadır.

         

         


        


        

        [1] Nesib Nesibli, "Yazarın Önsözü", Değişen Avrasya’da Kafkasya, Haleddin İbrahimli, ASAM Yayınları, Ankara 2001, ss. ix-x.


Türk Yurdu Eylül 2013
Türk Yurdu Eylül 2013
Eylül 2013 - Yıl 102 - Sayı 313

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele