Mehmet ŞANDIR ile Suriye Gerçeği ve Suriye Türkmenlerinin Geleceği

Ocak 2014 - Yıl 103 - Sayı 317

        Mehmet ŞANDIR: SURİYE’DE YAŞANAN SAVAŞ, TÜRKİYE’NİN VE SURİYE TÜRKMENLERİNİN GELECEĞİ AÇISINDAN EŞİT AĞIRLIKLI BİR SORUNDUR.

         

        Kendisi de Suriye göçmeni olan ve hâlâ orada akrabaları bulunan MHP Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ile “Suriye Gerçeği ve Suriye Türkmenlerinin Geleceği”ni konuştuk.

 

Efendim kamuoyu sizi milliyetçi kişiliğinizin yanında Suriye Türkmenlerinin gönüllü sözcüsü gibi tanıyor. Mehmet Şandır kimdir? Sizi böyle bir göreve sevk eden nedir? Bayır Bucak Türkmenleri Derneği bunun bir parçası mı?

        - Suriye’nin Lazkiye Vilayeti Bayır-Bucak bölgesi Gökdağ köyünde doğdum. Ailem 1953 yılında Türkiye’ye göç etmiş ve Hatay’a yerleşmiştir. 3 kardeşim ve akrabalarımın büyük kısmı hâlâ Suriye’de yaşamaktadır. 1970’li yıllardan başlayarak Suriye ve Türkiye’de yaşayan Suriye Türkmenlerine yardım etmek için dernekler kurduk. 1999 yılında MHP’den Hatay Milletvekili seçilince “Türkiye-Suriye Parlamentolar Arası Dostluk Grubu’nu kurduk ve iki dönem başkanlığını yaptım.

        Doğduğum topraklara ve akrabalarıma karşı bir insanlık borcu olarak hayatımın her döneminde elimden geldiğince bir gayretin içinde oldum.

         

        Son dönemlerde Suriye ve Türkiye arasındaki ilişkiler iki uç noktaya sürüklendi. Birinci dönemde sıcaklaşan ilişkiler ve ardından çatışmaya giden bir süreç Suriye’deki Türkleri nasıl etkiledi?

         

        -Suriye’de 2011 yılı Mart ayında başlayan olaylar bugün iç savaş boyutunun ötesine geçti; mezhep temelli bir bölgesel savaşa hatta küresel bir soruna dönüştü.

        Bu savaşın en büyük mağduru Suriye’de yaşayan Türkmenlerdir; olaylarda yaklaşık 20.000 insanımız hayatını kaybetti on binlercesi yaralandı. Bir milyondan fazla Türkmen topraklarını terk etti. Hâlbuki Türkmenler bu toprakların gerçek sahibidir;

         

Bu toprakların gerçek sahibi olan Suriye Türkmenlerinin buralara yerleşmeleri ne kadar eskidir?

        Suriye Türkmenleri diye anılan Türk boylarının Ön Asya’ya (Orta Doğu Bölgesi’ne ve özelde Suriye’ye) Emevi İslam Devleti’nin son dönemlerinden başlayarak 1200 yıllarına kadar göçerek yerleştiklerini ve burada birçok devletler kurduklarını yazılı tarih kaynaklarından biliyoruz.

        Bu günkü Irak ve Suriye’nin Anadolu’dan daha önce Türk boyları yerleşmesine sahne olduğu ve Türk vatanı haline geldiği bir tarihi gerçektir. Ayrıca Osmanlı asırlarında birçok sebeple Suriye’nin muhtelif bölgelerine Türkmenler iskân edilmişlerdir.

        Suriye Türkmenleri, Suriye’nin her bölgesinde en az 1.000 yıldan buyana bu toprakları vatan bilerek yaşamaktadır. Bir başka gerçekse; Türkmenler bu toprakları 867 yılından bu yana yönetmektedir; Tolunoğlu Ahmet Bey, Türk soylu bir vali olarak 867 yılında Abbasi İslam Devleti’nin Mısır ve Suriye valisidir. Suriye Selçuklu Devleti ve Atabeylikler, Kıpçak Türklerinin kurduğu Mısır Türkiye Devleti ve 1516 yılından 1918 Mondros Ateşkes Antlaşması’na kadar Osmanlı Devleti, Türk boylarının 1.000 yıla ulaşan bölgedeki hâkimiyet yıllarıdır.

        30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Mütarekesi ile devletleri yıkılmış ve efendi oldukları vatanlarında hiçbir uluslararası hukukun güvencesi olmadan yaşamaya terk edilmişlerdir.

         

Ortada çok ciddi bir mağduriyet ve sahipsizlik var. Bunun yansıması bugünlere kadar uzanıyor anlaşılan.

        -Suriye Türkmenleri, 402 yıl süren Osmanlı Devleti’nin faturasını çok ağır ödediler. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurulmasından sonra Misak-i Milli’nin dışında kaldıklarına bir türlü inanamadılar. Önce mandater devlet Fransa’nın, 1946’dan sonra da Suriye Arap Devleti’nin yoğun baskısı altında kimliklerini ve dillerini unutmaya, topraklarını terk etmeye zorlandılar. Çeşitli sebeplerle yapılan devletleştirme ve toprak reformu ile Türkmenlerin arazileri ellerinden alındı. Birçoğu dillerini unutmuştur. Başta Türkiye olmak üzere birçok ülkeye göçmek zorunda kaldılar. Suriye’yi terk edenin bir parçası orada kaldığı için gittiği ülkede geride kalanlara bir şey olmasın endişesi ile bir örgütlenme içinde olamamışlardır.

         

İçinde bulunduğumuz süreçte Suriye’de yönetime karşı başlatılan muhalefet hareketi ile bir iç savaş çıktı. Bu savaşta herkes zarar görüyor anladığımız kadarıyla. Suriye’de Türkmenlerin durumunu nasıl değerlendirebiliriz?

        -Suriye’de yaşanan iç savaşın en büyük mağduru Türkmenlerdir. Çünkü Türkmenlerin yaşadığı bölgeler Suriye’de hâkimiyet kurmak isteyecekler için çok değerli stratejik bir konuma sahiptir. Rejim güçleri ile muhalefet güçleri arasındaki çatışmaların çoğu Türkmenlerin yerleştiği topraklarda gerçekleşmiştir.

        Türkmenler her iki grubun saldırısı altında ya ölmüşler ya da topraklarını terk etmek zorunda kalmışlardır. Türkiye ile Suriye arasında barış ve dostluk zamanlarında Suriye Türkmenleri bu durumdan çok büyük yarar görmüştür; kendilerine gelmişler yeniden kimliklerini hatırlamışlar ve hızla ekonomik durumlarını iyileştirmeye çalışmışlardır. Suriye’nin, Osmanlı Devleti’ni sömürgeci zalim devlet gören ve Türkiye’yi düşman ülke diye tanımlayan eğitim ve yönetim anlayışının faturasını Suriye Türkmenleri ödemiştir. Barış zamanlarında Suriye’de yaşayanların yarısı Türkmen’dir, diyebiliriz (Türkmenler, Kürtler, Çerkezler, Kıpçaklar, Dağıstanlılar, hatta Türkiye’den tehcir edilen Ermeniler, Süryaniler kısacası dün Osmanlının tebaası olan tüm unsurlar kendilerini bir şekilde Türklükle ve Türkiye ile illiyet kurar ve Türkiye’nin dostu olurlar).  

         

Suriye’de Türkmenlerin yaşadığı bölgeler hakkında da kısaca bilgi alabilir miyiz?

        1-Bayır-Bucak Bölgesi: Suriye’nin Banyas- Tartus şehirlerinden başlayan Türkiye’nin Tarsus’una kadar devam eden Nuseyri coğrafyasını bölen Türkiye ile Suriye arasındaki Türkmen bölgesi, Hatay’ın güneyinde, aralarında ve Türkiye ile arasında Arap köyü olmayan bölge… 

        2-Hama- Humus Bölgesi: Suriye’nin kuzeyi ile güneyini birleştiren ana yolun etrafı, Humus’un batısı yine bir Türkmen yerleşim bölgesi olan Lübnan’ın Bekaa vadisine birleşir, yani Suriye’nin kuzeyi ve batısı ile geçiş bölgesi, Şam’daki Nuseyri rejimi için çok önemli bir geçiş bölgesi. Türkmenler en çok bu bölgede kayıp vermişlerdir.

        3-Golan bölgesi: Suriye ile İsrail arasındaki stratejik bölge,

        4-Rakka Bölgesi; Suriye ile Irak’ın kuzeyi arasındaki geçiş bölgesi, bu gün PKK’nın hâkimiyet kurmaya çalıştığı bölge ile Halep Türkmen bölgesi arasındaki Türkmen bölgesi,

        5 Halep Bölgesi: Bütünüyle Türkmenlerin yaşadığı ve Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu bölgesinin devamı bir bölge.

         

Suriye’de Türkmenler oldukça dağınık bir yerleşim içindeler. Bunun mutlaka tarihi sebepleri vardır. Bu dağınık coğrafyada Türklerin nüfusu nedir? Bu konuda sağlıklı veri var mı elimizde.

        Suriye devleti bilindiği gibi baskıcı ve kapalı bir yönetim anlayışına sahiptir. Devlet politikası gereği Türkler burada asimile edilmeye çalışılmıştır. Nüfuslarının sağlıklı bir şekilde verilmesi söz konusu değildir. En son ORSAM’ın araştırmasına göre elimizde veriler var. Buna göre: Halep’te 975 bin, Humus’ta 835 bin, Şam’da 460 bin, Lazkiye’de 385 bin, Hama’da 350 bin, Rakka’da 120 bin, Dera’da 75 bin, Tartus’ta 50 bin, Kumeytra’da 50 bin, İdlip’te 25 bin, diğer bölgelerde 175 bin olmak üzere Suriye’nin her bölgesinde toplam 3,5-4 milyon Türkmen yaşamaktadır.

         

- Suriye’nin dünya açısından durumu nedir? Stratejik önemi nedir ki, dünyanın büyük güçleri hesaplaşmalarını sanki Suriye’de yapıyorlar? Bizim için anlamı nedir?

        -Suriye ve genelde Orta Doğu bölgesi tarihin tüm dönemlerinde önemli ve değerli olmuş bir bölgedir. Ana kıtanın ortası, Asya, Afrika ve Avrupa’nın geçiş yolları burada, dünya enerji rezervlerinin %70’i burada, medeniyetler burada kurulmuş, dinler buraya inmiş, yeni küresel güç adayı olan Rusya, Çin ve Hindistan’ın etrafında konuşlandığı bölge burası… ABD ve Avrupa için mutlak kontrol altında tutulması zorunlu bir bölge… Tarihte de böyle olmuş; O dönemin küresel güç adayları bu coğrafya ya gelmiş ve birbirleri ile burası için savaşmışlar…

        Bu coğrafya, Türk coğrafyası, İslam coğrafyası, Bizim Coğrafyamız… Ve yeni bir yüzyılın ilk çeyreğindeyiz; küresel paylaşım savaşları, maalesef Müslümanları birbirlerine kırdırarak başlamış bulunmaktadır. Suriye’de yaşanan iç savaşı bu anlamda değerlendirmek gerekir. Türkmenler için daha ağır sonuç ise; Suriye’de artık birlikte yaşama imkânı ortadan kalktı. Suriye, bu savaş sonunda toplumu, devleti ve ülkesi ile tahrip edilmektedir.

Suriye, artık, Afganistanlaştırıldı. İstikrarsızlaştırıldı. Hâlbuki Suriye, Orta Doğu Bölgesi’nin kilit taşıdır. Suriye’nin istikrarsızlaştırılması dünyanın ve insanlığın başını çok uzun yıllar ağrıtacaktır. Suriye’de Suriyelilerin ölmesi ile yaşanan savaş aslında Suriye’nin bir iç savaşı olmanın ötesinde bir bölgesel hatta bir küresel güç savaşıdır.

 

Suriye ve Türkmenler konusunda bir gelecek değerlendirmesi yapacak olsanız neler söylemek istersiniz?

        Suriye’de Türkmenler yaşamaktadır ve burası onların “Öz Vatanıdır”. Suriye’de yaşanan iç savaşın en büyük mağduru Suriye Türkmenleridir. Suriye Türkmenleri; bugün yurtlarını vatanlarını ve devletlerini savunmak adına rejim karşıtı mücadelede en ön safta çarpışmaktadır; verdikleri mücadele “Onur ve Özgürlük” mücadelesidir. Bunun için Suriye Türkmenleri olarak Suriye Türkmen Meclisi kurulmuştur.

         

        Suriye Türkmenlerinin talepleri şunlardır;

                    -Çatışmalar bir an önce durmalıdır.

                    -Suriye’nin toprak ve siyasi birliği uluslararası düzeyde garanti altına alınmalıdır.

                    -Suriye’nin kaderi Suriye halkı tarafından belirlenmelidir.

                    -Suriye vatandaşlarının eşit hak ve özgürlüklerinin garanti altına alındığı, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan haklarının egemen olacağı yeni bir Suriye Devleti kurulmalıdır.

                   --Kurulacak Suriye Devleti’nin siyasi ve toprak bütünlüğü ve egemenliği BM tarafından garanti edilmelidir.

                    -Geçiş hükümeti kurulmalı, ateşkesi ve asayişi temin etmek için BM yönetiminde bir Barış Gücü oluşturulmalı ve Suriye’de görev yapması sağlanmalıdır. Suriye’de bulunan tüm silahlı gruplar ülke dışına çıkarılmalıdır.

                    - Suriye Türkmenleri kurulacak bu devletin “Kurucu Unsuru” olarak Anayasal hukuk düzeyinde ve BM garantisi altında Hukuki Statü kazanmalıdır.

                    -Suriyeli Mültecilerin yeniden köylerine dönmeleri temin edilmelidir.

         

        Türkiye’nin dış politikası açısından Suriye Türkmenlerine nasıl bakılmalıdır?

        Suriye Türkmenleri, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nden “Türkmen Özneli” bir dış politika yaklaşımı beklemektedir. Bu coğrafyanın karakteri doğru okunmalı ve dış politika öyle kurulmalıdır.

        Bu coğrafyada yaşayan halklar; etnik, din ve mezhep farklılıklarını kimlik haline getirmişler ve bunu yaşatabilenler kalıcı olabilmiştir; bu coğrafyada milletleşme mümkün değildir veya çok zordur. Hâkim unsur olarak görülen Araplık, bir millet adı değil bir ırk adıdır. Bu coğrafyada Batı tipi bir demokrasi inşa etmek çok zordur.

        Bu coğrafyada yaşayan topluluklar, varlıklarını devam ettirebilmek için mutlaka bir dış güce dayanmak durumunda kalmışlardır; Maruniler Fransızlara, Dürziler İngilizlere, Nusayriler İran ve Ruslara, Kürtler herkese, Sünni Araplar ABD’ye…

        Türkmenler de Türkiye’ye dayanmak mecburiyetindedir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu gerçeğin idrakinde Suriye’de “Türkmen özneli” bir dış politika, takip etmelidir. Suriye’de yaşanan savaş, Türkiye’nin ve Suriye Türkmenlerinin geleceği açısından eşit ağırlıklı bir sorundur.

         

Sayın Şandır sorularımızı cevaplandırdığınız ve Suriye’deki Türk varlığı ile ilgili gerçekleri ortaya koyan bir ufuk açtığınız için Türk Yurdu adına teşekkür ederiz.

        Spot:

        Şandır: “Suriye Türkmenleri; Bugün yurtlarını, vatanlarını ve devletlerini savunmak adına rejim karşıtı mücadelede en ön safta çarpışmaktadır; verdikleri mücadele ‘Onur ve Özgürlük’ mücadelesidir.”

         


Türk Yurdu Ocak 2014
Türk Yurdu Ocak 2014
Ocak 2014 - Yıl 103 - Sayı 317

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele