“Yeni Irak”ta Neler Oluyor? Türkiye Sürecin Neresinde?

Haziran 2013 - Yıl 102 - Sayı 310

        AA muhabirinin Irak güvenlik kaynaklarından aldığı bilgiye göre Irak'ın Bağdat, Diyale, Kerkük, Musul, Selahaddin ve El-Enbar illerinde 13-18 Mayıs tarihleri arasında gerçekleştirilen 25 silahlı ve bombalı saldırıda 142 kişi öldü, 375 kişi yaralandı. 25 saldırı düzenlendi. Evet, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)'nin bölgedeki birinci adresi konumunda bulunan Irak, her ne kadar Suriye krizinin kısmen arka planında kalmış olsa da gündemdeki yerini korumaya devam ediyor. Irak'ta "Sünni-Şii" ağırlıklı devam eden iç savaşın yoğunluk kazandığı bir dönemde "Ankara-Erbil-Bağdat" hattında yaşanan gelişmeler dikkatleri bir kez daha bu ülke üzerine yoğunlaştırmış durumda.

         

        Bağdat-Erbil hattında devam eden krize paralel olarak Ankara-Bağdat hattında yaşanan gerginlik, sürece Washington'un da "aktif taraf" olmasıyla birlikte daha da bir genişleme ve derinleşme eğilimi gösteriyor. Bu arada, İran'ın ağırlığı ise aşamalı bir şekilde ülke çapında, başta Şii gruplar olmak üzere etkisini çok yönlü ve boyutlu olarak hissettirmeye devam ediyor.

         

        Türkiye ve Körfez özelinde ön plana çıkartılmaya başlanan Sünni hareketlenme Merkezi Yönetimi yeni taktik-stratejik adımlara itmiş gözüküyor. Bu bağlamda Bölgesel Kürt Yönetimi Başbakanı Neçirvan Barzani'nin 29-30 Nisan 2013 tarihlerinde Bağdat'a gerçekleştirdiği ziyaret oldukça dikkat çekici. Nitekim söz konusu görüşmeler kapsamında tarafların Erbil ile Bağdat arasındaki sorunları çözmek üzere 7 maddelik bir yol haritası üzerinde bir anlaşmaya varması, süreçte önemli bir dönüm noktası olarak karşımıza çıkıyor.

         

        Çünkü, bu 7 madde Sünni-Şii çatışmasında köşeye sıkışan ve aynı zamanda Bağdat'taki siyasi gerilim ile iyice bunalmaya başlayan ve bu kapsamda boykot halindeki Kürt milletvekili ve bakanların Meclis'e katılmalarına ihtiyaç duyan Maliki'ye Kürtlerin ileri sürdükleri şartları oluşturuyor. Diğer taraftan Maliki'nin Kürtlerden ne istediği ise halen belli değil. Muhtemelen o da bir takım taleplerde bulunmuştur; örneğin, Sünniler ile olan çatışmalarda Kürtlerin tarafsız kalmaya devam etmeleri, kriz içinde kriz meydana getirme kapasitesi oldukça yüksek olan ve Maliki'yi zor bir duruma sokacak bulunan "Kürdistan Devleti"nin ilanının ertelenmesi ve pek tabi ki Türkiye ile ikili ilişkiler noktasında...

         

        Buna göre, tarafların "ortaklık", "adalet" ve "eşitlik" çerçevesinde üzerinde durdukları maddelerin detayları şu şekilde karşımıza çıkıyor: 1. Saddam rejimi tarafından Enfal, Halepçe ve 1991 yılındaki halk ayaklanmasında kayıplara uğratılan Kürtlerin zararlarının karşılanması, bununla ilgili yasa çıkartılması ve bunun Irak Meclisi’nce onaylanması; 2. Ortak bir güvenlik komisyonunun kurulması; 3. Özellikle, Kerkük başta olmak üzere tartışmalı bölgelerdeki illerin sınırlarının eski sisteme göre düzenlenmesi, yerel yönetimlerin yetkisinin arttırılması (Anayasa'nın 140. maddesinin uygulanması); 4. Dicle Operasyon gücü ve Peşmerge'nin üzerinde anlaşma yapılmayan bölgeler olarak geçen Kerkük ve civarında karşı karşıya gelmemesi için bir kanun tasarısı hazırlamak üzere bir komisyonun kurulması; 5. Petrol ve petrol gelirlerinin bir kanunla karara bağlanması için bir komisyonun teşkili (Söz konusu komisyonların çalışmalarının ardından bu kanunların Irak Parlamentosuna gönderilmesi); 6. Kürtlerin Bağdat'ta, Merkezi Yönetimin Erbil'de karşılıklı işbirliğini ve bilgi paylaşımını arttırmak amacıyla temsilciliklerin açılması; 7. Kürtlerin itiraz ettiği 2013 yıl bütçesi elden geçirilmesi. Bütçe Irak meclisinde yeniden görüşülüp oylanacak. (Böylece hem petrol gelirleri hem de Peşmerge'ye ayrılan bütçe konusundaki sıkıntılar büyük ölçüde Erbil'in istediği şekilde çözülmüş olacak.)

         

        Bunların dışında dikkati çeken bir kaç husus daha var; örneğin, Irak'taki tüm havaalanlarının ortak kullanımı ve Maliki'nin Bakanlar Kurulunu Erbil'de toplayacak olması gibi. Birinci husus, Kuzey Irak'ı da içine kapsadığı için aslında Merkezi Yönetim'in son dönemde kontrol dışına çıkmaya başlayan Kuzey'deki havaalanları üzerinde kontrolü-denetimi ortaklaşa da olsa sağlaması anlamına geliyor.  Nitekim, bölgeden gelen bazı iddialara göre bu anlaşma sonrası, 3 Mayıs'ta, Tarık el Haşimi'nin uçağının Erbil'e inişine izin verilmemiş ki, hatırlanacağı üzere, Maliki ile kriz yaşayan Haşimi ilk etapta Kuzey'e sığınmıştı.

         

        İkinci husus, her ne kadar sembolik açıdan ön plana çıksa da, Maliki açısından oldukça önemli. Çünkü Maliki bu hamlesiyle hem içeriye hem de dışarıya "Federal Kürt Bölgesi Irak'ın ayrılmaz bir parçasıdır" mesajını vermeye çalışıyor ve böylece son dönemde Irak'ın bütünlüğünü sağlamaya yönelik politikasındaki "kararlılığını" ortaya koymuş oluyor. Fakat, diğer taraftan, sürecin işleyiş şekli ve üzerinde mutabakata varılan şartlar, özellikle de buradaki 6. madde boyutuyla Kuzey Irak'taki Bölgesel Kürt Yönetimi'ne, adeta bir bağımsız devlet muamelesi yapıldığı izlenimini veriyor. Örneğin, masrafları merkezi bütçe tarafından karşılanan Peşmerge kuvvetlerinin İçişleri Bakanlığı'na bağlı olmaması ve Bağdat ile Erbil'de açılan temsilciliklerin üstlendiği misyonda görüldüğü üzere...

         

        Kuşkusuz burada Kürt tarafını da bu "zoraki uzlaşı/anlaşma"ya iten bir takım "geçerli" nedenler var gibi. Bunların başında ise: 1. ABD baskısı; 2. Sünni-Şii çatışması ve bunun Kuzey Irak boyutu; 3. Kürt siyasetindeki bir takım gelişmeler, özellikle de Barzani'nin 21 Eylül 2013'te tekrar aday olamama durumu ve bu noktada Bağdat'ın desteğine duyduğu ihtiyaç; 4. Irak iç siyasetinde Maliki'nin artan gücü, son yerel seçimlerde Maliki'nin kazandığı başarı Kürt tarafınca Maliki'ye verilen güçlü bir siyasi destek olarak algılanıyor; 5. Türkiye'ye artan bağı(m)lılık ve bu noktada yerel, bölgesel ve küresel aktörlerin bundan duyduğu rahatsızlık geliyor.

         

        Bu maddelerden de anlaşılacağı üzere, Bağdat-Erbil arasındaki bu son gelişme, başta Türkmenler ve Sünni gruplar olmak üzere, Irak iç dinamiklerinde ve Ankara, Tahran gibi bölgesel başkentlerde yeni bir süreç anlamına geliyor.

         

        Maliki'nin Sünnilerle gerilimin tırmandığı bir sırada Erbil'le anlaşması her ne kadar Irak'ın bütünlüğü politikası noktasında bir geri adım olarak değerlendirilse de diğer taraftan kazandırdığı zaman ve iç-dış politikadaki manevra kabiliyeti boyutuyla önemli bir gelişme olarak karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla, burada sorulması gereken soru belki de şu: "Düne kadar Kuzey Irak'taki yönetimi hedef alan ve bunun için Dicle Ordusu'nu kuran Maliki, ne oldu da bir anda fikir değiştirdi ve Sünniler üzerine yüklenmeye başladı?"

         

        Öncelikle söylenebilecek husus, Maliki'nin Sünni kesimi daha zayıf bir halka olarak gördüğüdür. Bundan dolayı da karşısındaki iki önemli cepheden birini oluşturan Kürtlerle krizi "şimdilik" dondurmak suretiyle, konjonktürün kendisine sunduğu fırsat çerçevesinde Sünniler üzerine yüklenmek ve Bağdat'taki otoritesini pekiştirmek istiyor. Sünniler üzerinde sağlayacağı hâkimiyet ise, aynı zamanda Irak'ın güneyi demek. Çünkü, sürecin sonunda en güçlü Şii lider Maliki olmuş olacak. Bu da, hiç kuşkusuz, Kuzey'e karşı daha güçlü bir ittifak anlamına geliyor. Ve pek tabi, bunun diğer etnik-mezhepsel gruplar açısından taşıdığı olası çarpan etkiyi de göz ardı etmemek gerekiyor. Nitekim, Irak içerisinde önde gelen pek çok kişi de bu kanaatte. Dolayısıyla birçok kesim yeni oyunun farkında ve hepsinin kendine göre bir planı var.

         

        Yukarıda Maliki açısından uygun bir konjonktürden bahsettik. Açıkçası gelinen aşama itibarıyla Maliki yüzyılda bir bulacağı büyük bir fırsatı yakalamış durumda. Öyle bir fırsat ki; ABD, İsrail ve hatta İran çıkarları itibarıyla bu noktada buluşabiliyor. Türkiye ise bir kez daha (son olarak Suriye örneğinde olduğu üzere) bu yeni denklemde oyun dışına itilmeye çalışılıyor. Biraz daha açmak gerekirse, Maliki ile Barzani'yi anlaşmaya iten asıl aktör ABD'dir. Bu bağlamda Kerry'nin bölgede yürüttüğü "mekik diplomasisi" sonuçlarını vermeye başlamıştır.

         

        Ankara, bir kez daha Washington ile "alanda", "uygulamada" ters düşmüştür. Dolayısıyla Ankara'nın ABD'nin "Yeni Irak" politikasındaki şu "kırmızı çizgilerini" görmesi ve ona göre yeni bir strateji geliştirmesi gerekmektedir: 1. ABD, Irak içerisindeki Sünni kesimden oldukça rahatsızdır. El Nusra, El Kaide vb. Selefi-Vahhabi gruplar ile eski Baasçıların yeni dönemde güç kazanmaya başlamaları Washington açısından bir tehdit olarak görülmektedir; 2. Türkiye'nin bölgede inisiyatif arayışları ve bu kapsamda Ankara-Erbil hattında gelişen fazlasıyla "özel ilişkiler" ve Sünni gruplara verdiği destek, ABD tarafından hoş karşılanmamaktadır; 3. ABD, Maliki yönetimini Tahran'a daha fazla itecek her türlü girişime "şu an için" karşıdır ve Ankara ile Erbil'in izlediği politikaları da bu kapsamda değerlendirmektedir.

         

        Bundan ötürü, Irak'ın geneline yönelik bir politika geliştirdiğini söyleyen fakat daha çok Sünnilerle ve Kürtlerle sınırlı kalmış görünen Ankara açısından durum, hiç de iç açıcı görünmemektedir. Türkiye, özellikle de Sünnilere verdiği destekten dolayı sadece İran ve başta Maliki olmak üzere Irak'taki diğer etnik-mezhepsel gruplarla değil, aynı zamanda ABD ile karşı karşıyadır. Erbil'in kaypak durumu da burada Türkiye'nin işini zora sokacağa benzemektedir. Dolayısıyla, şu ana kadar izlediği stratejiyle politik anlamda büyük kazanımlar elde etmiş Kürt liderlerinin bu süreçte içinde bulunduğu çıkmazın ve "Büyük Kürdistan" hedefinin Ankara tarafından iyice anlaşılması gerekmektedir!


Türk Yurdu Haziran 2013
Türk Yurdu Haziran 2013
Haziran 2013 - Yıl 102 - Sayı 310

Basılı: 15 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele