Nehirleri Türk Birliğine Akıtan Bilge: Turan Yazgan...

Mayıs 2013 - Yıl 102 - Sayı 309

        Dünyanın neresinde olursa olsun, Türk milletine mensup her insanın; başı dik, karnı tok olarak kendi millî bayrağının altında bağımsız bir ülkede yaşaması idealine gönül vermişti. Babası, onda bu idealin oluşmasını istediğinden mi oğluna ‘Turan’ adını koymuştu, yoksa o mu adını, ruhuna fikrine yansıtıp bu ideali benimsemişti? Bilinmez. Fakat bir insanın fikrî yapısının ismi ile özdeşleşmesinin mucize kabilinden ender görülen örneğidir.

         

         

         

         

        1980 yılında; ‘Türk Dünyası’ tabirini ilk defa kullanan kişi olarak Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı’nı bu ideale hizmet maksadıyla kurdu. Vakıf çatısı altında gerçekleştirdiği hizmetler, ancak devlet gücüyle yürütülebilecek hacimdedir: Azerbaycan’da, Kırgızistan’da üniversiteler, fakülteler, yüksekokullar, enstitüler ve yetişkinler için Türkçe kursları açtı. Türk Dünyası Tarih ve Kültür dergisini Ocak 1987’den Kasım 2012 dönemine kadar ayda bir sayı programı ile 311, her biri 250 sayfa hacimli kitap görünümündeki Türk Dünyası Araştırmaları dergisini 2 ayda bir yayın programı ile Ekim 2012 dönemine kadar 200 sayı yayımladı. Kültür hayatımıza kazandırdığı her biri yekdiğerinden değerli kitapların sayısı 150’den fazladır. Ayrıca maddî imkânsızlıklar sebebiyle yayımına devam etme imkânı bulunamayan Ülkümüz dergisi ile Sosyal Siyaset dergileri, Vakfın ciddî yayınları arasındadır.

         

        Turan Yazgan; katıksız bir Türk milliyetçisi idi. Onun, adı ile özdeşleşen cümlelerinden bazıları şöyledir:

         

        ‘Pan-Türkizm, Turancılık, düşmanların iddia ettiği gibi duygulara dayalı bir hayalcilik değildir. Aklın emrettiği ve normal aklın bulduğu, bulması gereken, ‘müşterek bir yol’dur.

         

        Türkler 20. asrı, felaket asrı olarak yaşamışlar ve 21. asra olması gerekenden, en az 100.000.000’luk bir nüfus kaybıyla girmişlerse, bunun tek sebebi, Rusların Pan-Slavist politikaları ve komünizmi Rus ırkçılığının bir vasıtası olarak kullanmaları ve bunların sonucu olarak da Türkleri bölmeyi en akılcı yol olarak seçmeleridir.

         

        Bu yolu seçenler, elbette yalnız Ruslar değildir. Kuzey Azerbaycan ile Güney Azerbaycan, Doğu Türkistan ile Batı Türkistan, Batı Türkistan’ın ayrıca parçalanmasında rol oynayan güçler, Türkleri Türkiye dışında her yerde azınlığa düşürmek için de vahşet ve katliam dâhil her yolu denemişlerdir. Türkiye’de de destekledikleri bölücülükle en azından iktisadî kalkınmayı yavaşlatmakta ve huzurumuzu bozmaktadırlar. Bunun sonucu sadece 100.000.000’luk bir nüfus kaybından ibâret değildir. Allah’ın Türklere bahşettiği iktisadî kritik kaynakların tamamının Türklerin dışında, ister komünist, ister kapitalist olsun, sömürgeci güçler tarafından kullanılmasıdır. Daha acı olanı bu kullanmanın devam etmesidir. Geçen 15 yılda bunu Türkler için, Türklerle birlikte ve Türkler tarafından kullanmaya çevirememiş olmamız, tarihin affetmeyeceği siyasî suçumuz veya başarısızlığımızdır.’

         

        Irkçılığa dayalı milliyetçiliği reddettiği gibi, Türkçenin doğru ve güzel konuşulması için çalışırken, her dilin, diğer milletlerin dilinden kelimeler alabileceğini belirtiyor, kelime ırkçılığı yapmıyordu. O, gerçek anlamda ‘kültür milliyetçisi’ idi.

         

        Turan Yazgan’ın Türk Dünyası için sağlığını ve hayatını feda edercesine gerçekleştirdiği hizmetler, her türlü takdirin üstündedir. O hizmetleri, farzımuhal Türk Dünyası’na değil de küresel kültüre katkı sağlamak yolunda veya Siyonist locaların-kulüplerin emirleri doğrultusunda gerçekleştirseydi, Türkiye’nin belki 50 caddesine-sokağına, millî kültürümüzü sırtından hançerleyen kuruluşların merkezlerine, okullara ‘Turan Yazgan’ ismi verilir, düzineyi aşkın Turan Yazgan heykeli dikilirdi.

         

        Onun böyle bir ihanetin içerisinde olması elbette ve asla mümkün olamazdı. Türk Dünyasına yaptığı hizmetler için de tevâzu âbidesi şahsiyetinin gereği olarak bu tür gösterişli takdimlere karşı çıkar, Türk milletinin gönlünde mütevazı bir köşede yer edinebilmeyi en büyük şeref sayardı.

         

        Türk Dünyası’nın kadirşinas insanları onu gönüllerinde yaşatacaktır. Bundan kimsenin şüphesi olmasın.

         

        Tam 18 yıl boyunca Kerkük’ten Tuva’ya, Urumçi’den Kosova’ya kadar 22.000.000 kilometrekareye yayılan Uluğ Türkistan’ın her köşesinden İstanbul’a gelip Türk Dünyası Çocuk Şöleni’ne ve Türk Dünyası Çocuklararası Müzik Yarışması’na katılan binlerce genç de Turan Yazgan babalarını asla unutmayacaklar. Sevecen yaklaşımları, hoşgörülü davranışları, hoşsohbet konuşmaları ile gönül ehli dost tavırları ile kendisini herkese sevdirmişti. Kibirden uzak vakarlı duruşuyla çevresindekilerin saygısını görüyordu.

         

        Çok kişi Turan Yazgan’ı, yalnızca millî değerlerimizle ilgilenen ‘Türkçü-milliyetçi fikir adamı’ olarak bilir. Biraz daha yakından tanıyanlar, onun manevi değerlerimize de gönülden bağlı olduğunun şâhididirler. Şöyle diyordu: ‘Türk üreticisi, sanatkârı ahlak sâhibidir. Ahlakın kaynağı dindir. Sanatkâr-esnaf olarak yetişecek Türk genci, çıraklığa kabul edildiği gün, ezan okumasını öğrenir. Ezanı güzel okuyacaktır. Makamıyla, usulüyle… Kalfalık imtihanını başardığı gün Kur’an-ı Kerim’i hıfzetmiş olur. Bir hâfıza düşen görevler ne ise, onu gönüllü yapar. Usta olduğu zaman da cemaatin önüne geçer, namaz kıldırır. Bunları gönüllü olarak yapar. Para-pul beklemez. Hangi ustanın çırakları, hangi caminin, hangi minârenin, hangi şerefesine daha önce tırmanmışsa, ezan okuma hakkı onundur. İçten okur. En güzel şekliyle okur. Hangi usta mihraba yakın oturmuşsa, tesâdüfen veya bilerek; o namaz kıldırır. Çırağı, kalfası ve ustası böyle bir ahlakla donanmışsa, onlar hileli mal yapmazlar. Kaliteli üretim yaparlar. Ürettikleri mallar her yerde aranır. Toplum, refaha erişir. Ahlak sâyesinde, din sâyesinde…’

         

        Son derece mütevazı-alçak gönüllü bir insandı. Hugh Pope isimli bir yazar tarafından kaleme alınan ve Türkçeye ‘Fatihlerin Çocukları’ adı ile çevrilen kitapta, kendisinden ‘dünyadaki son Pan Türkist’ olarak söz edildiğini öğrendiğinde şu açıklamayı yapmıştı: “Benim, dünyadaki son Pan Türkist olmam asla mümkün değildir. Bu yalnız beni yanlış ifade eden bir cümle değil, aynı zamanda külliyen yalan bir cümledir. Türk Dünyasındaki siyasî ve sosyal hareketleri yakından tâkip eden biri olarak, çok iyi biliyorum ki Türk aydınları arasında yüzbinlerle Pan-Türkist vardır. Bunların çoğu da halk cephesi, azatlık, erk, birlik, alaş-orda vs. gibi pek çok isimler altında teşkilatlara bağlı olarak veya teşkilatsız, kelleleri koltukta, gizli veya açık çalışmaktadırlar.’    

         

        ‘Türk Birliği’ne inanıyor ve onu görüyordu: ‘Birleşme, Cenab-ı Allah’ın emridir. Ne kadar kırgın ve dargın olursa olsun kardeşini unutabilen bir tek insan düşünülebilir mi? Kaldı ki bizim ayrılığımız kırgınlığın veya dargınlığın değil, sadece zulmün ve başka milletlerin Millî İdeallerinin, millî menfaatlerinin oluşturduğu ayrılıktır. Zengezur Ermenistan’a niçin peşkeş çekilmiştir? Türkiye ve Azerbaycan’ın karadan birliğinin ortadan kalkması için... Ermenistan, Azerbaycan’a niçin saldırtılmıştır? Topraklarının işgaline ve yüzbinlerce insanın kaçgın olarak evsiz-yurtsuz yaşamalarına hâlâ niçin göz yumulmaktadır? Acaba bunların yerine Ermeniler veya Rumlar aynı duruma düşseydi ne olurdu? Her halde dünyada yer yerinden oynardı! Kıbrıs’ta kendi topraklarımızda, kardeşlerimizi herkesin gözü önünde katliamdan kurtarmış olmamız bile affedilmemiştir! Demek ki Pan Türkizm sadece aklın değil, aynı zamanda Allah’ın da emridir. Pan Slavizim, meşru, Pan Helenizim meşru, Pan Kürdizm meşru... Her milletin millî ülkülerinin olması meşru.... Sâdece bize yasak. Bize bu yasağı sadece yabancılar değil, ne yazık ki içimizdeki beyni yıkanmış olanlar da koyuyor.”

         

        Türk birliğini görmek ve ona inanmakla kalmıyor, oluşumun formülünü de pratik zekâsıyla ortaya koyuyordu: ‘29+5 harf diye alfabe kabul etmek akıl dışı ve Turan’a ilk darbeyi vuran ahmaklıktır. Hiçbir dilin iki alfabesi olmaz. Türk ülkelerinden öğrenci getirip onları memnun edememek akıldışı bir tutumdur. 10.000 kişi diye böbürlenmek de cehâlettir. Romanya, 3.000.000 nüfuslu Moldavya’dan 15.000 öğrenci getirtiyor. Yurt dışında üniversite açıp Rus diliyle eğitim yapmak gülünçtür. Yalnız düşmanlar değil dostlar da alay eder.

         

        Türk sermayesiyle özel okullar kurup İngilizce eğitim yapmak kölelik ruhu taşımak demektir. Son örneği Bulgaristan’da Türk Üniversitesi kuranların İngilizce eğitim yapılacağının ilân edilmesini kim içine sindirebiliyor? Biz Vakıf olarak bu gülünç duruma bir cevap olmak üzere Bulgaristan’da Türkçe eğitim yapacak bir İşletme Fakültesi kurduk.

         

        Nehirlerin akışı Türk birliği yönündedir: Dil birliği, fikir birliği, işbirliği!...

         

         

*   *   *

 

        İnsanlar, mezara konulduklarında değil, fikirleri unutulduğu, isimleri anılmaz olduğu zaman vefat etmiş olurlar.

         

        Turan Yazgan, eserleriyle anılacak, fikirleriyle yaşayacaktır. 

         

        

         

         

        Onu yaşatmak için ilk teşebbüs Kırım’da gerçekleştirildi: Kırım Türk Kadınlar Birliği Başkanı Safinar Cemileva; ‘Turan Yazgan, yaklaşık 18 yıl devamında Kırım Türk kültürünün yeniden canlandırılması ve kalkınması için çok şey yapan bir bilim adamı, araştırmacıdır. Biz, bu çalışma ile kendisine yaptığı işlerden dolayı teşekkür ettik ve kendisini unutmadığımızı gösterdik.’ diyor.

         

        Turan Yazgan’ın hizmetlerini konu edinen belgesel film, Hocamızın vefatından bir gün önce, 21 Kasım 2012 Çarşamba günü Kırım’ın Başşehri Akmescit’te bulunan İsmail Gaspıralı Kütüphanesi’nde, kalabalık bir seyirci topluluğuna sunuldu.

         

        Prof. Dr. Turan Yazgan; Türkiye’de ve Türk Dünyası’nda çok kişi tarafından çok iyi tanınan, düşündüğü gibi konuşan, samimi ve idealist bir Türk milliyetçisi idi. O bir vakıf insanı ve değer hükümleri bakımından halktan ve mükemmel insandı. Milletiyle bütünleşmiş bir aydındı.

         

        Akıl, gönül ve dava adamı Turan Yazgan, kendisini tanıma fırsatı bulan herkes tarafından sevilmiş, sayılmış ve hatta hayranlıkla karşılanmış bir mümtaz şahsiyettir.

         

        Dünya durdukça öyle anılacaktır. Hatta artan sevgiler, saygılar ve hayranlıklarla… 

         


Türk Yurdu Mayıs 2013
Türk Yurdu Mayıs 2013
Mayıs 2013 - Yıl 102 - Sayı 309

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele