Türk Eğitim Tarihi Açısından I. Öğretmenler Kongresi Selanik 1911

Nisan 2013 - Yıl 102 - Sayı 308

        Geçen yıl Balkan Savaşlarının 100. yıl dönümü dolayısıyla kütüphane raflarımızda Balkan Savaşlarına ilişkin bir hayli eser görülmeye başlandı. Bu çerçevede hocalarımız Prof. Dr. Şefika Kurnaz ve Prof. Dr. Cemal Kurnaz’ın 10-20 Ağustos 1911’de Selanik vilayetinde Selanik Maarif Müdürü Tahir Rüştü Bey’in teşvikiyle yapılan öğretmenler kongresi tutanaklarına dayalı olarak hazırladıkları ve günümüz Türkçesine kazandırdıkları eser[*], eğitim kütüphanemizi şenlendirdi. Kongre kitabı, eklerle birlikte 236 sayfa olup, iki ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm kongrenin amacı, katılımcı profili, programı, 10 toplantı ve komisyonlar hakkında (sf. 24-32) bilgiler içermektedir. İkinci bölüm de (sf 35-219), tutanaklar aynen paylaşılmaktadır.

         

        Bu kısa yazımda hem kitaba dayalı olarak kongre sürecini ilk günden son güne okuyucunun gözünde canlandırmak, hem de ele alınan bazı görüşleri de Türk eğitim tarihi bağlamında değerlendirmek istiyorum. 

         

        Bu kongre, 10 Ağustos Perşembe günü, Maarif Müdürü Tahir Rüştü Bey’in konuşması ile açılmış. Selanik ve civarındaki 80 okuldan 110’dan fazla öğretmenin katıldığı anlaşılmaktadır. Divan heyetinin seçiminden sonra, Alfabe, Kıraat, Hesap, Coğrafya, Kavait ve İmla, Dini İlimler komisyon üyeleri belirlenmiş. Bu toplantılarda derslerin; niçin ve nasıl okutacağız konusunun sırası ile ele alınması da oldukça çağdaş bir yaklaşımdır. Halkın çoğunluğunun altı yıllık rüştiye eğitiminden sonra hayata atılmasından dolayı, her derste şunu da öğretelim anlayışı ile okul programlarının yüklü olduğu anlaşılmaktadır. 

         

        12 Ağustos’ta ikinci toplantıda Ali Haydar (Taner), ‘Öğretim Yöntemleri’, Kazım Nami de (Duru), ‘Duyguların Eğitimi’ konusunda konferans vermişlerdir. Ali Haydar Taner’in eğitim tanımından Herbert Spencer’ın eğitim anlayışının tohumlarının atılmaya başlandığı görülmektedir. Ali Haydar Taner’in konuşmasından, genç Türk eğitimbilimcilerin çağdaş Avrupa pedagoji akımlarını çok yakından takip ettiğini, bugün “ünite” dediğimiz birime “vahid-i tedris” denmeye başlandığını görüyoruz. Comenius’un, sosyal bilgilerde genişleyen çevreler yaklaşımın, öncüsünün olduğunu öğreniyoruz.

         

        Üçüncü toplantıda, alfabe komisyonunun mazbatası okunmuş ve görüşülmüştür. Dördüncü toplantıda birinci oturumda Miralay Tayfur Bey, alfabe, dil ve imla konusunda bir konferans vermiştir. Beşinci toplantıda Hüsnü Efendi, hesap komisyonunun raporunu okumuş.

         

        Altıncı toplantıda, coğrafya komisyonunun raporu okundu. Bugün kaç kişi daha düne kadar Karadeniz’e, “Bahri Siyah” dendiğini biliyor. Demek ki Mehmet Şevket Efendi’nin (sf. 119) eski tabirleri yaşatmaya yönelik gerekçeli iddialarını geçen zaman çürütmüştür. Bunda Cumhuriyet dönemi idarecilerinin tercihleri, eğitimin bir reform aracı olarak kullanılması da etkili olmuştur. Söz alan Kazım Nami (Duru) diyor ki, “Vakıa bizde daha evvel de coğrafya vardı. Araplar vaktiyle uğraşmışlar, ortaya koymuşlar fakat bu mürur-ı zaman ile takdir olunmaktan uzak kalmıştır” (sf.121). Günümüzde Prof. Dr. Fuat Sezgin’in İslam bilim ve teknoloji tarihi üzerine yaptığı araştırmalar, bu eserlerin günümüzde de takdire şayan olduğunu ortaya koymaktadır.   

         

        Yedinci toplantıda kıraat komisyonunun raporu onaylanmıştır. Okuma kitaplarının içeriğinin seçilmesi, bugün de yine bir problemdir. Okuma kitaplarının, çocuklarda bilimsel ve teknolojik bakış oluşturmaya hizmet etmeli midir, sorusu bütün can alıcılığı ile önümüzde durmaktadır. 

        Sekizinci toplantıda dini ilimler komisyonunun raporu okunmuştur. Dokuzuncu toplantıda Vav komisyonunun raporu okunmuştur. Burada Ali Canip de (Yöntem) yeni ve sade lisan terimleri tartışmasında “Yeni Lisan” terimini savunmuştur. 

         

        Onuncu toplantıda layiha komisyonu, çalışmalarını katılımcılar ile paylaşmıştır. Layiha Komisyonu, tarihçi Ahmet Hamit (Ongunsu) ve dilbilimci İbrahim Necmi’den (Dilmen) oluşuyordu. Osman Nuri Efendi’nin, Mehmet Sadık Bey’in, Poroy Nahiyesi ve Yenice Vardar Nahiyesi öğretmenlerinin layihaları değerlendirilmiş ve encümen, layihalara ilişkin analitik mazbatalarını da sunmuştur. Örneğin Mehmet Sadık Bey’in layihasında öğrencileri altı yaşından önce derse başlatmamak, her yıl bir gün ağaç bayramı yapmak, ülkenin ve bölgenin ileri gelenlerinin, gezginlerin ve velilerin okulu sık sık ziyaret etmeleri, numara olmadan bir değerlendirme usulünün icat edilmesi, her okulda bir doktor ve sinema makinasının olması, öğrencilere önlük giydirmek sefalet ve ziyneti önler gibi öneriler dikkat çekicidir. Bu son öneri ile ilgili komisyon görüşünü ayrıca paylaşmak isterim. Komisyon, kız öğrenciler için yararlı ve hemen uygulanması gereken öneri olarak değerlendirirken, genellikle gündüzlü öğrenci olan ve çoğunluğu fakir çocuğu olan ilkokul erkek çocukları hakkında şimdilik bunun icra kabiliyetinde tereddüt etmektedir.

         

        Poroy nahiyesi öğretmenlerinin hazırladığı layihada dönemin okutulan ders kitaplarının iyi bir değerlendirilmesi yapılmıştır.

         

        Yenice Vardar Nahiyesi öğretmenlerinin ilkokulda üç dersin “dürûs-i müsbeti” olarak birleştirilmesi istekleri, yıllar sonra ancak 1926’da mümkün olmuş, bu dersler “Hayat Bilgisi” adı altında birleştirilmiştir. Bu layihada taşrada kurulmuş olan maarif komisyonlarının uygulamalarından öğretmenlerin oldukça rahatsız olduğu anlaşılmaktadır.

         

        Konferansın son günlerine doğru devam etmeyen öğretmenlerin sayısındaki artışta hemen dikkati çekmektedir. Katılımcıların yolluksuz ve tahsisatsız şehir merkezine gelmeleri ve sınırlı imkânları memleketlerine erken dönmelerine yol açmış olabilir. Günümüzde de yöneticilerin sıklıkla söylediği, öğretmenlerin vatanın fedakâr hizmetkârı oldukları söyleminin arkaik temellerinin burada atılmaya başlandığı görülmektedir. 

         

        İstatistiklere göre, kongrede Kazım Nami(Duru)’nin, İbrahim Necmi(Dilmen)’nin, Hüsnü Efendi’nin, Cemal Efendi’nin, İsmet Bey’in, Ali Haydar(Taner)’ın sıklıkla söz aldığı görülmektedir. 

         

        Kongrenin kapanış konuşmasında her yıl yapılabilmesi hazırlıklarını yapmak üzere sürekli bir sekretarya oluşturulması önerisi dile getirilmiştir. Kongre kitabı, ancak bir yıl sonra Mehmet Şevket Efendi, Ali Haydar (Taner), Ahmet Hamit (Ongunsu) tarafından oluşan bir heyet tarafından toplanmış ve Selanik Maarif Müdürlüğü tarafından “Selanik Vilayeti Birinci Muallimler Kongresi Mecmuası” adıyla basılmıştır.

         

        Bu kongrede II. Meşrutiyet dönemi genç eğitimcilerin Avrupa pedagoji düşünürlerinin fikirlerine hâkimiyeti, Cumhuriyet döneminde 1953’de Öğretmen Okullarından Pedagoji Tarihi dersinin kaldırılmasına kadar, Türk eğitim sisteminin daha Avrupalı olduğu görüşümüzü teyit etmektedir. Benzer bir kongreyi, uluslararası öğretmen kuruluşlarıyla iletişim halinde olan Rumeli’deki Bulgar öğretmenler, 13-20 Ocak 1911’de Selanik’te düzenlemişlerdi. Bulgar öğretmenler, 5-11 Temmuz 1912’de de Selanik’te ikinci bir kongre düzenlediler. Türk Öğretmenler de 3-13 Temmuz 1912’de Manastır Darülmuallimin’in öncülüğünde Manastır Muallimler Kongresini düzenlediler. Yukarıdaki bu olaylar, Selanik gibi kozmopolit bir kentte, öğretmenlerin birbirinden nasıl etkilendiğini göstermesi bakımından önemlidir.

         

        Gerçekten de Prof. Dr. Şefika-Cemal Kurnaz’ın ifade ettiği gibi bu kongrenin alfabe kongresine indirgenmesi, kongrenin önemini gölgelemiştir. Kongre tutanakları, günümüzde ilkokullarda Türkçe, Matematik, Coğrafya, Din Bilgisi dersi öğretimi ile ilgilenen eğitimcilerin ve öğretmenlerin özellikle okuması gerekir. Bu bağlamda Celile Eren Argıt’ın kongredeki okuma dersinin değerlendirilmesi çalışması, bir öncü çalışma niteliğindedir.

         

        Kongre tutanakları, özel öğretim yöntemleri konusunda nereden başladığımıza dair çok önemli ipuçları içermektedir. Bugünden baktığımızda bence özel öğretim yöntemlerinden çok fazla bir beklenti içinde olunduğu anlaşılmaktadır. Pekâlâ, yürürlükteki öğretim programları ve ders kitaplarının yazım tarzını değiştirmekle pek çok sorun çözülebilir. Selanik Maarif Müdürü ve buradaki eğitim bilimcilerin, merkez maarif teşkilatının hiddetini çekmek istemedikleri için böyle bir yola girdiği düşünülebilir.

         

        Atatürk’ün talimatıyla 1932’de kurulabilen Türk Dil Kurumuna olan ihtiyacın nedenlerini bu kongre tutanaklarında daha iyi görebilmekteyiz. Türk Dil Kurumu Genel Sekreteri olarak İbrahim Necmi (Dilmen)’nin, 22 yaşında iken gündeme getirdiği bu görüşlerini kısmen uygulamaya koyduğu ve 1911 kongresinde kazandığı tecrübeyi daha sonraki kongrelerde geliştirdiği düşünülebilir. Vav meselesi de 8 sesli harfin kabul edilmesi ile hal edilmiştir.

         

        Bu kongre, 1921’de Kurtuluş Savaşı’nın sıcak günlerinde Ankara’da yapılan Birinci Maarif Kongresi’nin ve milli eğitim şuralarının bir tür habercisi konumundadır. Kongre tutanakları, Kazım Nami (Duru) ve Ali Haydar (Taner) gibi eğitimcilerin Cumhuriyetin ilk yıllarında neden Talim ve Terbiye Kurulu üyesi olabildiklerini anlamımızı da sağlamaktadır.

         

        Eserin ikinci baskısında kişi ve kavram dizinlerinin eklenmesi, öne çıkmış kişilerin soyadlarının bulunması ve kısa bibliyografyalarının verilmesi, kongreyi tarihi bağlamında anlamada ve daha sonraki etkilerini analiz etmede, okuyucu için oldukça yararlı olabilir.

         


        


        

        [*] Prof. Dr. Şefika-Cemal Kurnaz Birinci Öğretmenler Kongresi Selanik 1911, Berikan Yayınları, Ankara-2012, 229 S.

         


Türk Yurdu Nisan 2013
Türk Yurdu Nisan 2013
Nisan 2013 - Yıl 102 - Sayı 308

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele