H. Rıdvan Çongur (26.07.1932 - 14.03. 2013)

Nisan 2013 - Yıl 102 - Sayı 308

        Üniversite öğrenimini İlâhiyatçı olarak yapmıştı. Fakat o, imamlığı değil hatipliği seçti. Başarılı bir spiker olarak başladığı çalışma hayatını değişik üniversitelerde verdiği “güzel konuşma” dersleri ile sona erdirdi. Radyolarda ve toplantılarda yaptığı konuşmalarla tanındı. Girişken ve girişimci idi. Bu niteliği ile birçok toplantı, açık oturum, bilgi ve sanat şöleni gerçekleştirdi. Fakat onun bir başka özelliği milliyetçiliği idi. Gençlik yıllarında bağlandığı bu ülküyü hayatının sonuna kadar sürdürdü.

         

         

         

         

         

        -*-

         

        H. Rıdvan Çongur, Seher ve Ahmet Çongur’un oğlu olarak, 26 Temmuz 1932 günü Bilecik’te doğdu. Babasının memurluk görevleri dolayısıyla ilk okula Şanlıurfa’da başladı, Ankara’da Necatibey İlkokulu’nu, ortaokulu bitirdi. 1951’de Eskişehir Lisesi’ni tamamladı. İkisi kız biri erkek, üç çocuk babası idi.

         

        Çalışma hayatına üniversite öğrencisi iken, 1958 yılında girdi. Göreve Ankara Radyosu’nda spikerlik ile başladı. TRT İl ve Diyarbakır Radyolarında müdürlük yaptı. TRT Yayın-Tanıtma Dairesi başkanı, başkanlık müşaviri, Devlet Planlama Teşkilâtı Yayın Temsil müdürü olarak hizmet etti. 1982 yılında emekliye ayrıldı.

         

        Gerek devlet hizmetinde iken, gerekse emekli olduktan sonra, Ankara Radyosu’nda programlar hazırlayıp yayımlamayı sürdürdü. Emekli olduktan sonraki dönemde Ankara, Gazi ve Selçuk Üniversitelerinin İletişim Fakültelerinde “Güzel Konuşma” dersleri verdi. Emeklilik döneminin sonlarına doğru beyin kanaması geçirerek iki kez ameliyat oldu. Fakat bunlar iyileşmesini sağlayamadı. Bir süre evinde tedavi görmenin sonunda, 14 Mart 2013 Perşembe günü akşamı sonsuzluk âlemine göçtü. Cenazesi, ertesi cuma günü Ankara Kocatepe Cami’sinde kılınan cenaze namazından sonra Karşıyaka Mezarlığı’nda yurt toprağına emanet edildi.

         

        -*-

         

        Rıdvan Çongur, bir lise mezunu olarak Ankara’ya geldiğinde, ilk olarak Türk Milliyetçiler Derneği ile tanıştı. Orada kendisi gibi düşünen birçok genç vardı. Onlarla hemen kaynaştı. O dönemin şartları içinde, onlar için tek çıkar yol, dergi çıkarmaktı. O da bu düşünce ile biri çıkıp öteki batan milliyetçi dergilerle ilgilendi. Onun da katkısı ile Mustafa Ernam’ın sahipliğinde çıkarılan Oğuz dergisine sekreter oldu. Fakat o yıllar süresince gençlik hevesiyle çıkarılan milliyetçi dergiler, sermayesi öğrenci harçlığı olan ömürsüz yayınlardı. Oğuz ancaküç sayı çıkarılabildi. O, 1954’te 6 sayı çıkarılabilen Gurbet dergisinin 2’nci sayısını Eskişehir’de bastırma işini de üstlenmişti.1960’ta Ankara’da çıkarılmaya başlayan ve büyük ilgi gören Türk Yurdu dergisinde de bir süre çalıştı.

         

        Rıdvan Çongur’un iş ve emeklilik hayatları boyunca ilgilenmeyi ihmal etmediği bir alan ise kültür ve sanat, özellikle edebiyat alanıydı. Sık sık sanatçılarla, şairlerle söyleşiler, onların hayat ve sanatlarını değerlendiren radyo programları yapardı. Türk dili üzerine olan çalışmaları da ilgi çekici idi. Türk Dil Kurumu’nun etkin üyelerinden biri oldu. Dil konulu birçok programlar yaptı. Pek çok toplantılara konuşmacı olarak katıldı ve oralarda yaptığı konuşmaları bir araya getirerek kitaplaştırdı. Kimi ünlü kişiler için düzenlediği veya oluşumuna katkıda bulunduğu açık oturumlar ve bilgi şölenleri de ilgi çekici idi.

        Düzenlenmesini sağladığı bilim toplantılarının en önemlisi, kuşkusuz, Prof. Remzi Oğuz Arık için Ankara Üniversitesi Rektörlüğü’nce düzenlenen bilgi şöleni idi. Bu şölen için, önce Üniversitenin o zamanki rektörü Prof. Dr. Tarık Sömer’i düzenleme için, ardından Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nin eskiçağ ve arkeoloji dallarının profesör öğretim üyeleri; Ekrem Akurgal, Sedat Alp ve Tahsin Özgüç ile Anadolu Medeniyetleri Müzesi Müdürü Raci Temizer’i bu şölende bildiri sunmaları için ikna etti. 1986’daki bu toplantı rektörlüğün konferans salonunda yapıldı ve bilim çevrelerinde büyük ilgi ile karşılandı.

         

        İş bununla da kalınmamış, konuşma metinlerinin “Remzi Oğuz Arık Armağanı” olarak kitaplaştırılması, Çongur’un önerisi ile gerçekleşme yoluna girmişti. Eser, onun “yayına hazırlayan”lığında, 400 sayfalık bir cilt olarak Üniversite’nin basımevinde basıldı ve dağıtımı yapılmak üzere DTCF’ye gönderildi. Fakat kitap orada dağıtıma verilmeyip ikiye bölünme işlemine tabi tutulmuştu. Kapağı sökülen kitabın yüz sayfa kadarlık bir bölümü eserden ayırılıyordu. Bunun sebebi anlaşılamadı. Tahminlere göre sebep, Çongur’un konuşma metinlerinden sonra, Remzi Oğuz Arık’la ilgili değerlendirmeler içeren birkaç başka yazıyı da kitaba eklenmiş bulunmasıydı. İşlem eserin “hazırlaya”nına haber bile verilmeden başlatılmıştı. Durumu öğrenen Rıdvan Çongur hemen DTCF’ye koştu, “atık” durumuna giren formalara el koydu Sonra da muhtemelen Rektörden aldığı izinle onların, ana eserin sayfa sayılarını sürdüren ikinci bir kitap durumuna getirilmesini sağladı. Sonuçta eser, Remzi Oğuz Arık armağanı adıyla A.Ü. Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi yayını olarak 300 sayfalık ve Remzi Oğuz Arık adıyla Rıdvan Çongur özel yayını olarak, 100 kadar sayfalık, iki parçalı durumda yayımlandı. Böylece, ana eserden koparılan parçalar çöpe atılmaktan veya SEKA’ya gönderilmekten kurtulmuştu. İşin ilgi çekici yanı o sırada Fakülte Dekanı’nın Remzi Oğuz’un gelini, sanat tarihçisi Prof. Dr. Rüçhan Arık olmasıydı. Buna karşılık Çongur da bir Remzi Oğuz sevdalısı idi. Remzi Oğuz bey öldüğünde, onun evinde, kitaplarını ve evrakını düzenlemek için haftalarca, gece gündüz çalışmış, aileye yardımcı olmuştu.        

          

        Rıdvan şair dostlarına karşı vefalıydı. Bu niteliğinin tipik bir örneği Ahmet Tufan Şentürk’e gösterdiği yakınlıkta görülür. Çok sevdiği evdeşi öldükten sonra evinde tek başına yaşayan şairi, hemen hemen her Cuma günü ziyaret eder, onun pişirdiği öğle yemeğini paylaşır ve koltuğuna girerek camiye, Cuma namazına götürürdü. Dönüşte de birkaç saat yanında kalarak söyleşir idi. Ayrıca şair dostları için şiir toplantıları düzenlerdi. Onların hayat öykülerini dinleyip özgeçmiş metinleri hazırlar ve onları yayımlardı. Sevdiği ve saydığı kişiler için biyografik çalışmalar da yapardı. Remzi Oğuz Arık, Tevfik İleri, Adnan Öztrak bunlar arasındaydı.

         

        Onun yayınları da bu yolda hazırlanmış kitap veya kitapçıklardı. Bu eserler şunlardı.

         

        Özleştirmede Aşırı Davranılmış Mıdır? (1963), Dil Tartışmaları (1964), Hukuk Dilinde Özleşme (1965), Remzi Oğuz Arık Armağanı (1986), Remzi Oğuz Arık (1986), Tevfik İleri (1986), 90. Doğum Yıldönümünde R. Oğuz Arık (1989), İlhan Geçer: 50. Sanat Yılı (1989), Ahmet Tufan Şentürk (1997), Yahya Kemal Beyatlı (1999), Adnan Öztrak (Bülent Tahran ile 1999), Söz Sanatı: Güzel Söz Söyleme (1999), Ses (Şiirler, 2001), Ahmet Kutsi Tecer (2001), Edebiyat Dostlarım (2001), Dil Ve Edebiyat Tartışmaları (2001), Prof. Remzi Oğuz Arık (2201), Orhan Şaik Gökyay (Nail Tan ile, 2002).

         

        Çongur’un bu basılı yayınları dışında birçok plak, ses kaseti ve video eserleri de vardır. Bunlar arasında Atatürk Plağı (1967), Safahat’tan Seçmeler (1986), Çakır Dikeni (Belgesel, Taha Feyizli ile, 1994), Ahmet Tufan Şentürk (Belgesel, 1997) anılabilir.

         

        -o-

        Rıdvan Çongur benim 62 yıllık ülküdeşim ve dostumdu. Bazı konularda tam anlaşamasak bile, onların yarattığı üzüntüyü sevgi ve saygımızla kısa zamanda ortadan kaldırırdık. Zaman zaman ben onun evine uğrardım, o da ara sıra bizim eve gelirdi. Radyoda çalıştığı dönemlerde, akşam üstleri DTCF’ye ve bizim bölüme uğrar, oradan birlikte çıkar, Koleje kadar yürürdük. Oradan o çok yakın olan evine gider ben ise ya otobüsle ya da Ankaray ile Cebeci’ye yollanırdım. Son yıllarda zaman zaman Türk Yurdu yönetim yerine gelir, aynı yürüyüşü oradan başlatırdık. Son bir yıldır bacak rahatsızlığım yüzünden dergiye giderken ve eve dönerken taksiye binmek zorunda idim. Öyle zamanlarda onu taksi ile alıp Kurtuluş Parkı’nın Cebeci yönündeki köşesinde bırakıyordum. Geçirdiği ameliyatlardan çok geç haberim oldu. Bir kez telefonla arayıp “geçmiş olsun” diyebildim. Bir daha aramaya cesaret edemedim. 14 Mart akşamı Çağatay Özdemir’den haberi öğrenmek beni çok yaraladı. Yürüyememek yüzünden cenazesine katılma imkânım olmadı. Onu evimde yaptığım dualarla son yolculuğuna uğurladım.

         

        Daha ne diyeyim? Makamı uçmak olsun!               

         


Türk Yurdu Nisan 2013
Türk Yurdu Nisan 2013
Nisan 2013 - Yıl 102 - Sayı 308

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele