Türk ile İlgili Bazı Gerçekler

Nisan 2013 - Yıl 102 - Sayı 308

        Türk, tarihten önce de vardı, bugün de vardır. “Tarihten önce” deyişi yadırganmamalıdır. Türk, muhtemelen daha eski olmakla birlikte titiz araştırıcıların dediklerine göre VI. yüzyıl ortalarında görülür. Ancak o devirde (VII. yüzyılda) bilinenler, mesela Hsiung-nu=Hunların Türklerin atası olduğunu Çin tarihçileri böyle yazarlar. Yine onlar, daha eskilere, tarihten önceye giderek Türklerin atalarını belirtmeye çalışırlar.

         

***

 

        Sonradan “Türkçe” diye anılacak olan dil, “Türk”den daha eski zamanlara ulaşır. Dünya filologları, yani dil ile ilgili geçmiş araştırması yapanlar, Türkçenin birkaç bin yıllık geçmişi olduğunu açıkça belirtirler. At, et, it, ot, gibi kelimeler en azından 5.000 yıl geriye gidebilir. Böylece açıkça diyebiliriz ki sonradan adına Türkçe diyeceğimiz dil ortaya çıkmış, bunu belirli bir topluluk, on binlerce kişi konuşmuş ve bunlar sonraki bin ve yüz yıllarda dillerini konuşmaya devam etmişlerdir. İsimleri farklı olmakla birlikte, Asya’nın çok büyük bir kesiminde yaşayan insanlara, bugün dahi, Türk’ten gayri kimselerin Türk demeyip, “Türk dilli halklar” demesinin, yine bir gerçeği ifade ettiğini belirtelim.

         

***

 

        Ortak bir dil konuşan bu topluluk, zaman içinde farklı alt isimler almaya başladı. İşte Türk, bu farklı isimli topluluklardan birisinin adıdır; bir başka ifade ile aynı dili konuşan çok büyük insan topluluğunun, bir alt kümesinin ismidir. Zaman içinde aynı dili konuşan ve hemen aynı kültüre sahip bu büyük topluluğunun komşuları, bunların geneline, Türk alt biriminin adını verdiler, bir başka ifade ile uygun gördüler. Böylece Türk adı, Türkçe konuşan ve ortak özellikler taşıyan, ancak kendilerine başka isimler de veren (Oğuz, Karluk, Basmıl, Halaç vb) birimleri de içeren büyük topluluğun adı olarak, muhtemelen Milat yıllarından itibaren yaygınlaştı.

         

***

 

        Ancak, Türklere, Türk denmediği veya adlarının yaygınlaşmadığı birkaç yüzyıllık ve belki bin yıllık bin dönem de vardır. Romalı tarihçiler, VI. yüzyıldaki bu büyük ve güçlü devletin birden ortaya çıkmayacağını, onların aynı güçte ve kuvvette ataları olmak gerektiğini biliyor, geçmiş yüzyıllarda farklı isimle anılan devletlerden onlarla aynı veya yakın olanı araştırıyorlardı. Müteveffa dostum Keith Hopwood’un Bizanslı Theodore Metochites (1270-1334)’dan naklettiğine göre, “Sakalar, Hunlar ve Türkler aynıdırlar”.

         

***

 

        Türk boyunun etkin olduğu, adına Göktürk de denilen bir büyük devlet, bilgi imkânlarının çoğaldığı devirlerde VI.-VIII. yüzyıllar arasında Asya’da bir büyük siyasi güç olarak var oldu. Onları görenler, Çinliler başta olmak üzere İranlılar, Araplar ve Romalılar (sonra adları Bizans olacak) onları bu isimle Türk olarak tanıdılar.

         

***

 

        Geç devirdeki bilgilerin de etkisiyle, bir kısım bilginler, kaynaklarda Türklerin durmaksızın göç ettikleri yolundaki kayıtlarına ağırlık vererek Türkleri göçebe(nomad) bir kavim olarak değerlendirmektedirler. Oysa yaygın ifadesiyle Türk’ün yeri yurdu bellidir. Buradaki yurt, büyük siyasi hadiselerden sonra mecburen gelinen yeni yerlerde dahi, bir süre sonra devamlı hale gelmiştir. Türk burada geleneksel mevsimlik hayatını sürdürdü. Çünkü ekonomik hayatı daha çok hayvancılığa dayanır. Bazı kaynaklardaki abartılı ifadeler onların hayvanlarının peşinde durmaksızın dolaştıklarını söylerse de bu dolaşma, yaylak, güzlek, kışlak ve yazlak arasında cereyan ediyordu. Türk, iklimin elverdiği yerlerde ve dört mevsimdeki şartlara uygun olarak yaşar.

         

***

 

        Çağdaş hayatta da mevsimlik hayat yaşamak isteyenler, en azından yaz ve kış mevsimleri için iki ayrı mekânda konut=ev edinirler. Oysa Türk, burada daha kolay ve pratik bir yol izlemiştir. O evini göçürülebilir hale getirerek, evini mevsimlere göre belirli olan yurduna göçürmektedir. Türkün göçürülebilir eve sahip olması, yanlış olarak adeta “çadır”larda yaşadığı intibaını vermektedir. Türk, geçici barınak olarak bildiği çadırda değil, “ev”inde yaşar. Evinin hâkim unsuru ağaç ve keçedir. “Ev” kelimesi bu sebeple Türkçenin en eski kelimelerinden birisidir.

         

***

 

        Türkün yeri yurdu bellidir dedik; çünkü Türk mevsimlik hayatında yaz mevsiminde gittiği yerde evini yurdunda kurar. Onun yurdu, kendisinin bildiği ve belirlediği bir arazi parçasıdır ve üzerine evini kurar. Evini, başka mevsimdeki yurduna göçürmek üzere söktüğünde orası yine onun yurdudur. Bir başkası oraya gelip evini kuramazdı.

         

***

 

        Türk üreticidir; asalak yaşamaz. Onun üretimi hayvancılığa dayanır: üretim yani at, koyun, keçi, sığır ve deve besler. Sadece onlar değil, madenlerin özellikle demirin, bakırın üretimi de esastır. Elbette bu maden ocaklarında Türk’ten gayri unsurlar da işçi olarak çalışabilirler. Onun üreticiliği, ev için lazım gelen eşyanın yapımında da görülür.

         

***

 

        Türk ürettiği bu hayvanların, mallarının, kendisine yetecek kadar olanını ayırıp kalanını ticarete arz eder. Göktürklerin tarih sahnesine çıkmasında, Bumın’ın daha devlet haline gelmeden Çin hudut yetkilisine gidip ülkesinin mahsullerini (canlı hayvan), Çin’inkilerle değiş-tokuş yapma isteği kaydediliyor. O sırada Çin’in dış ticareti devletten devlete olduğundan bu ilk istek Göktürkler devlet sayılmadığından kabul görmemiş idi. Türk, ihtiyaçlarını komşularından değiş-tokuş yoluyla veya olağan ticaret ile temin eder. Türk ekonomisinin temeli, üretimdir, kesinlikle “yağma” değildir.

         

***

 

        Türk barış insanıdır. Gerekmedikçe savaşmaz. Silahlı kuvvetleri belirgin ve seçkindir. Eli silah tutan herkes değil, savaşmayı bilenler askerdir ve silahlı kuvvetlerin esasını onlar teşkil eder. Demir silahları erken bir devirde kullandıklarından komşularına göre üstündürler. Aynı şekilde atı bir askeri araç olarak da kullanmakta ustadırlar. Olağan hayatlarında “dokuz” önemli ise de askerlikte “on”lu düzeni esas almışlar, 10, 50, 100, 500 ve 1.000’likler esas olmuştur. En büyük birlik onbinlik’dir. Onbaşı, ellibaşı, yüzbaşı, beşyüzbaşı ve binbaşı terimleri binlerce senedir Türk ordusunda ve insanında yaşamaktadır.

         

 ***

 

        Türk ordusu devletinin, devleti de halkının hizmetindedir. Halkının temel zenginliği üretim ve ticarettir. Eğer üretim ve hele ticarette Türk’ün menfaati haleldar olunca Türk ordusu derhal işe karışıdır ve olayı, Türkün menfaati açısından çözümlemeye çabalar (İ. Ecsedy). Yağma sadece savaş durumlarında söz konusudur; savaş sonrasındaki üç günlük dönem bitince, artık yağma durur ve ülkedeki olağan şartlar yürürlüğe girer.

         

***

 

        Türk insanı toplu yaşamının kurallarını kendi arasında en ahenkli şekilde benimser ve uygular Aileden başlayan çekirdek, halkalar halinde boy ve millete kadar devam eder gider.

         

***

 

        Türk insanı, bilginin ve bilmenin özelliklerini ve önemini bilmiştir. Kendisine mahsus alfabesine sahip olduktan sonra bunun toplumda yayılmasını sağlamıştır. Gözleme ve deneyime bağlı olarak sağladığı insan ve hayvan hayatı için yararlı bilgileri önceleri sözlü, fakat sonradan yazılı olarak tespit edip sonraki nesillere aktarmıştır. Komşu ülkelerdeki yararlı bilgileri her zaman kolaylıkla almış ve benimsemiştir.

         

***

 

        Türk insanı, kendisini yönetecek kimsede bazı nitelikler olmasını ister ve bekler. Alp, Bilge, Kutluğ ve Uğurlu onların en başında gelir. Kut sahibi olmalı, cesur ve kahraman olmalı ve nihayet, her şeyi bilemese de bilenlere danışıp onları güçlü sezgisiyle en iyi şekilde çözebilecek bir niteliğe sahip olmalıdır. Böyle kimselerin olumlu nitelikleri babadan oğla geçebildiğinden sonraları bir sülale oluşunca da sülalenin bütün fertlerinin yönetici olmaya hakları olduğunu kabul eder.

         

***

 

        Türk insanı, yönetime katılır; yöneticisini seçme hakkı vardır. İdare sırasındaki güçlük ve zahmetleri paylaşır; fakat sonrasındaki olumlu gelişmelere da ortak olur (ülüş). Böylece yönetime her şekilde katılım sağlanır ve bu katılım sayesinde toplumda birbirlerine saygılı olurlar,

         

***

 

        Türk insanı, sıra ve saygı esaslı örfüne de sahiptir (orun). Büyükler, Alplerin, kahramanların ve bilginlerin kendilerine mahsus ayrıcalıkları olmasını olağan karşılar.

         

***

 

        Türkler, devleti sonsuzdan akıp gelen bir olgu olarak görür. Onda zaman zaman arız olan olumsuzlukları önemsemez ve her zaman iyimserdir. “Bulunur kurtaracak baht-ı kara maderini” ifadesinde kendisini bulmaktadır.

         

***

 

        Türk eğlenmesini de bilir. Çünkü Türk kendisi, insan denilen büyük ve önemli makineyi çözmüştür. Onun zaman zaman eğlenmeye de ihtiyacı vardır. “Toy”, yani eğlenceler hemen her vesile ile yapılır. Burada söz ve musiki ustaları hünerlerini gösterirler ve bunlar toplumda olumlu yankılar bulur. Güzel sözler her zaman yankı bulur ve atalardan kalanlar da dikkatle gelecek nesillere aktarılır.

         

***

 

        Türk güzeli ve güzellikleri bilir ve sever. Tabiatta var olan veya insan eseri yaratılan güzellikler, insanın dinlenmesini sağlar. Güzellikler seyri, karşı cinsin güzellikleri kadar, tabiatın güzelliklerini de kapsar. Bakı yeri veya Bakacaklar, bakılınca tabiatın güzelliğinin insanı dinlendiren, insana huzur veren yerleridir. Bunlar Türk’ün yaşadığı her yerde vardır ve bu ad konmuştur.

         

***

 

        Dinlenmenin bir başka çeşidi, idmandır, spordur. Yan gelip yatmak, bir adale faaliyetinden sonraki fiziki dinlenmeyi işaret edebilir. Fakat zihnin yorulması durumunda bir başka iş, meşgale bu dinlenmeyi en mükemmel şekilde sağlar.

         

***

 

        Türk tabiatın içinden geldiğinden korku nedir bilmez. Kutsal saydıkları için, canını feda etmekten çekinmez. Atını, karısını feda edebilir ama bir karış dahi olsa yurdunu kimseye vermez,

          

***

 

        Türk fizik olarak da güzel insandır; güzelliğin nesnel olduğu bilindiğinden bu güzellik, sadece İran şairlerinde kalmış gibidir. Türk’e karşı saldırıya geçip sillesini yiyenler için ise Türk, korkunç bir yaratıktır. Türk savaşta bir canavar, fakat barışta uysal bir kediden farksızdır. Türkü tanımlayanlar, kendilerine göre farklı olan yönlerini abartarak bunları belirtirler. Oysa Türk tipi, bugüne kalan yüzlerce taş-nine yani yüzlerce heykel ve bir o kadar da seramik ve kâğıda yapılmış minyatürler, resimler sayesinde çok iyi bilinmektedir.

         

***

 

         

        Türk’ün temel özelliklerini, daha IX. yüzyılda Arap yazarı Cahiz şöyle belirlemiş idi.

         

        a) Türk edepli, terbiyeli, akıllı ve temiz kalplidir. Azimlidir, hoşgörülüdür, tedbir sahibidir.

        b) Türk yerini yurdunu çok sever, oradan ayrı düşünce orasını çok özler.

        c) Türk sağlam yapılıdır, cesurdur, kahramandır. İyi savaşır.

        d) Türk temiz kalplidir, açık sözlü ve açık yüreklidir.

        e) Türk namusludur, güvenilir insandır.

        f) Türk teşkilatçıdır, emir-komutanın ne olduğunu ve gerektiğinde itaati iyi bilir.

        g) Türk zayıf ve acizleri korur, gözetir. Yolda kalanlara yardım eder.

        h) Türk hayat kavgasını iyi bilir ve meseleleri çözmeye alışıktır.

        i) Hem Türk hem de Türk’ün atı çok tahammüllüdür.

        j) Sonuncu olarak Cahiz, bir Türk’ün başlı başına bir millet olduğunu ilave eder.

         

        Sonuç olarak, TÜRK binlerce yıllık bir gerçektir. Bu gerçeğin zaman zaman ikinci plana itilir gibi olması, geçici bir durumdur. Çünkü Kaşgarlı Mahmud’un da dediği gibi, Türk, Tanrının sevdiği ve koruduğu bir millettir. Koruyucusu da O’dur. Onun geçmişinde genellikle fazilet, insanlık ve güzellikler vardır. O kendi hayatını devam ettirmek ister, buna kastedenlere karşı acımasızdır; Türk, devletine itaat edenlere (il olanlara) karşı merhametlidir, hoş görülüdür. Türk, bütün bu gerçeklerin ortasında, geleceği açık ve parlak olduğundan durmaksızın üzerine saldırılır. Ama bu saldırılar boşunadır ve Türk’ün geleceği aydınlıktır.

         

        ____________

        Türk konusunda kitaplar çoktur; fakat sadece kendi yazdıklarımdan örnekler vermek isterim.

        1. Türk Adının Anlamı, 3.Baskı Ankara 2007.   Atatürk Kültür Merkezi Yayını

        2. Türk, Türklük ve Türkler, İstanbul 2006,  IQ yayınları

        3. Türk Kültür Tarihine Bakışlar,2.baskı Ankara 2009, Atatürk Kültür Merkezi yayını

        4. Türk Kültürü, 4.baskı, İstanbul 2011,IQ yayınları, 

         


Türk Yurdu Nisan 2013
Türk Yurdu Nisan 2013
Nisan 2013 - Yıl 102 - Sayı 308

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele