“Neşet Ertaş Bizim Konuşan Dilimiz!” Türkmen-Abdal Toplumu Gözüyle Neşet Ertaş

Şubat 2013 - Yıl 102 - Sayı 306

                    Bir “Garip”in hüzünlü öyküsü 25 Eylül’de son buldu. Açlık, çaresizlik, yalnızlık, hastalık ve daha nice derdin yoğurduğu bir ömrü geride bırakarak ebediyete göçtü. Cenaze törenindeki kalabalık belki de Kırşehir’de normal şartlarda bir daha asla görülemeyecek bir sevgi selinin göstergesiydi. Hafta içi olmasına rağmen Türkiye’nin pek çok farklı ilinden gelen insanlar Neşet Ertaş’a karşı son görevlerini yerine getirmek için oradaydılar. Ancak o günkü acıyı Türkiye’nin geri kalanından farklı yaşayanlar, yürekleri daha çok yananlar da vardı. Neşet Ertaş’ı Türkiye’ye kazandıran bir kültürün temsilcileri, her biri ailesinin en büyük ferdini kaybetmiş gibiydiler.

         

                    Cenaze törenindeki kalabalık aslında beklenen bir tabloyu yansıtıyordu. Çünkü toprağa verilen, Türk müzik kültüründe yeri kolay kolay doldurulamayacak büyük bir şahsiyetti. Eşsiz saz ve ses icrasıyla, Türk halkının yüreğinden kopan nağmeleri barındıran türküleriyle ve herkese örnek olan davranışlarıyla haklı olarak tüm Türk halkının beğenisini ve saygısını kazanmış biriydi. Kısacası Neşet Ertaş'ın geride bıraktığı gibi dev bir kültürel hazine Türkiye'de çok az kişiye nasip olabilecek bir birikimdir ve Türk halkı bunun farkındadır. Ancak Neşet Ertaş'ın içinden kopup geldiği Türkmen-Abdal toplumu için Neşet Ertaş'ın ifade ettikleri Türkiye'nin geri kalanından daha fazladır. Bu yazıda anlatılacak olanlar Neşet Ertaş'ın Türkmen-Abdal toplumu bakış açısından görünümüdür ve bir süredir yaptığım alan araştırmasındaki gözlemlerimden elde ettiğim çıkarımlarıma dayanmaktadır.

         

         

                    Ezginlik Kavramı

         

                    Neşet Ertaş her şeyden önce, yüzlerce yıllık bir toplumun kendi tabirleriyle “ezginlik” olarak dile döktükleri bir “garibanlığın” temsilcisidir. Türkmen-Abdal toplumunun kendi ürettikleri bir kavram olan ezginliğin içeriği aslında pek de bir araya gelmeyen değerleri barındırır. Yokluk, fakirlik, hor görülmüşlük/dışlanmışlık, marjinalite gibi olumsuz durumlara rağmen, insan sevgisini esas almak, kötülükten uzak durmak, paylaşmak gibi insani değerlerin bir araya gelmesi ilgi çekicidir. Türkmen-Abdal toplumunun hayatlarının her evresinde, toplum içi-dışı tüm ilişkilenmelerinde, hayatı anlamlandırmalarında “ezginlik” kavramı önemli bir referanstır. Bulundukları coğrafyanın müzisyenleri olan Türkmen-Abdallar, yazın düğünlerden elde ettikleri gelirle yaşamaya çalışan bir toplumdur. Hatta Neşet Ertaş’ın çocukluk yıllarında, pek çok yerden para bile alamayan, yalnızca karın tokluğuna çalışan garibanlardır. Hayatlarının merkezindeki yokluk, açlık, fakirlik, hor görülmüşlük, paylaşım ve yardımlaşma –bunların hepsini birlikte ifade eden bir kavram olarak ezginlik- kimliklerinin şekillenmesinde, kendilerini cemiyette konumlandırmalarında ve tanımlamalarında oldukça etkilidir. Hatta Türkmen-Abdalların kimliklerinde profesyonel müzisyen bir toplum olmalarına rağmen, “ezginlik” müzik kadar önemli bir yere sahiptir. Neşet Ertaş’ın müziğe başlamasında bile yokluk, açlık, garibanlık etkili olmuştur. Neşet Ertaş’ın diğer kardeşleri arasında babasının yanında düğünlere gönderilmesinin nedeni pek çok kişinin genel geçer yorumuyla “müziğe karşı üstün yeteneği” değildir. Neşet Ertaş çocukken kardeşler arasında en zayıfıdır; ailesi sağlığından endişelidir, çünkü yokluktan, fakirlikten evde beslenememektedir. Eğer babasıyla düğünlere giderse yemek yeme şansı olacaktır! Bu çarpıcı gerçek aslında hayatlarının pek çok safhasında belirleyici olan garibanlığın ve “ezginliğin” küçük bir örneğidir. Türkiye’de Türkmen-Abdallar dışında herhangi bir müzikçi için Neşet Ertaş Kırşehir yerel müzik icrasının önemli bir temsilcisi, üreticisi vb. özellikleriyle ön plana çıkan birisi iken, bir Abdal için her şeyden önce kimliklerinin en önemli bileşenlerinden olan ezginliğin temsilcisidir.

         

         

        Her ne kadar “meşhur” birisi olarak maddi sıkıntı yaşamayacağı ön kabulü yaygın olsa da Neşet Ertaş’ın hayatına yakından bakıldığında ezginliğin izlerini pek çok örnekte gözlemlemek mümkündür. Hayatının ilk evresi olarak adlandırılabilecek Kırşehir günlerinde yaşadığı fakirliğin ardından sonraki süreçte Ankara’ya gelmesiyle ekonomik olarak rahatlayacağı günler başlar. Ancak bu süreçte maddi hedefleri ve hırsları olan birinin yapacağı şekilde bir yatırım girişiminde bulunmaz; kazandığı parayı mümkün olduğunca çevresindeki “garibanlarla” paylaşır. Bu süreçte birikim yapmamasının acısını, geçici felç geçirdiği ve saz çalamadığı –dolayısıyla da para kazanamadığı- günlerde çekecektir. Neşet Ertaş’ın maddiyata karşı tutumu hem Almanya’da hem de 2000 yılı sonrası Türkiye’de geçirdiği yıllarda da değişmemiştir. İzmir’de pek çok kez konserlerinden ve iki kez kendisiyle görüşme şansım olduğunda yaptığım gözlemlerimden yola çıkarak söyleyebilirim ki, pek çok “meşhur”un aksine şöhret, ilgi ve hürmetten açıkça büyük rahatsızlık duyan biridir. Mütevazı bir yaşamı tercih etmesinde kendi kültürünün, kendi insanının doğası haline gelmiş olan ezginliğin etkisi göz ardı edilemez. Ezginlik kavramı Neşet Ertaş’ın sık sık dile getirdiği bir hitap şekli olan “Ayağınızın türabı, gönüllerinizin hizmetçisiyim” sözünde de görünür. Ezginlik kavramı ve yaşam şekli ile kendisi arasındaki bağın kopmaması, Türkmen-Abdal toplumunun Neşet Ertaş’ı kendileriyle ilişkilendirmelerinde ve ona verdikleri değerin belirlenmesinde önemli rol oynar. Çünkü Neşet Ertaş'ın müziğinde ve davranışlarında kendi yaşadıkları garibanlığı, hor görülmeyi, dışlanmayı, bununla birlikte insana duydukları sevgiyi, dostluğa ve vefaya verdikleri önemi -kısacası ezginlik kavramının içini dolduran bileşenleri- görürler. Gerçekten de Neşet Ertaş, Türkmen-Abdal toplumu insan yapısının en güzel örneğidir, özetidir; ezilen, hor görülen, dışlanan, gariban fakat vefalı, yardımsever, uyumlu, mazlum...

         

         

        Marjinalite-Meşruiyet Arasında Köprü

         

        Genel anlamıyla marjinalite, İngilizce “margin” (kenar) kelimesinden türeyen bir kavram olarak toplumda bir grubun çeşitli ekonomik, politik, dini vb. alanlarda kenarda tutulmasını ifade eder. Toplum içinde Türkmen-Abdalların kendilerini tanımlamalarında ve tanımlanmalarında marjinalite etkin bir rol oynar. Bir başka ifadeyle toplumun diğer fertleri için Abdallar marjinal insanlardır, ancak bu marjinalite, aynı zamanda Abdalların da kendilerini tanımlamak için kullanmayı tercih ettikleri bir durumdur. Alan araştırmalarım sürecinde –hem Türkmen-Abdallar arasında hem de onların dışındakiler arasında geçen- tanıklık ettiğim pek çok konuşma, Türkmen-Abdalların marjinal gruplar olarak tanımlandığını gösterdi. Örneğin kendisi de bir Türkmen-Abdal olan Kenan Cöke’den alınan bir rivayet marjinalleştirmenin boyutları hakkında fikir verir. Keskin’de Türkmen-Abdal olmayan birinin, Abdallardan birini öldürmesi ve mahkemede 25 yıl ceza alması durumunda hakime “Altı üstü bir Abdal öldürdüm, bu kadar ceza verilir mi?” diye isyan etmesi Türkmen-Abdal toplumunun marjinal bir grup olarak kabul edildiğinin göstergesidir.

         

         

                    Öte yandan bu marjinalleştirme Türkmen-Abdalların toplum genelinde kendilerini tanımlamaları ve konumlandırmalarında kullanılır. Türkmen-Abdal dışındaki halktan konuştuğum kişilerin Türkmen-Abdalların müzisyenlik dışında bir iş yapmadıkları ve başka işlerde de başarılı olamayacakları yönündeki sözleri hem Türkmen-Abdalları tanımlamaları hem de marjinalleştirerek sınırlamaları anlamına gelir. Fakat bu marjinalleştirme süreci Türkmen-Abdal toplumu perspektifinden farklı bir değer dönüşümü için kullanılır; “zaten müzisyenliği en iyi Türkmen-Abdallar yapar, Türkmen-Abdal olmayanlar bu işi yapamaz” imasına dönüşür. Dolaylı olarak profesyonel müzisyen bir toplum olan Türkmen-Abdallar kendilerini tanımlamada marjinaliteyi kullanırlar.

         

         

                    Türkmen-Abdal toplumu her ne kadar marjinaliteyi kendilerini tanımlamakta araç olarak kullansalar da marjinal olmak, kenarda tutulmak, hele ki Türkmen-Abdallar gibi insan sevgisini, paylaşımı ve yardımlaşmayı ilke olarak benimseyen ve kendilerini Müslüman Türkler olarak tanımlayarak ana akımdan ayrı olmadıklarını sürekli olarak vurgulayan bir toplum için çok inciticidir, yaralayıcıdır. Ancak marjinalleştirme dışarıdan kendilerine (Türkmen-Abdal olmayanlardan Türkmen-Abdallara) yönelik işleyen bir süreçtir; karşılıklı dinamikleri yoktur ve tek taraflıdır. Bu durumda marjinalleştirmenin ortadan kaldırılmasında Türkmen-Abdal toplumunun elinden bir şey gelmez. Neşet Ertaş Türkmen-Abdal toplumunun marjinalleştirilmesinde bu noktada etkili rol oynar. Türkmen-Abdal toplumunun mensuplarını açıkça marjinalleştiren kişilerin/grupların, kendisi de bir Türkmen-Abdal olan Neşet Ertaş’ı benimsemeleri, diğer Türkmen-Abdallar hakkındaki fikirlerini de direkt veya dolaylı olarak olumlayıcı yönde etkiler. Türkmen-Abdallara karşı kültürleşme sürecinde pek çok önyargıyla şekillendirdikleri tutumları, Neşet Ertaş ve müziği söz konusu olduğunda değişmeye başlar. Bu küçük mekanizma, artık Neşet Ertaş dışındaki Türkmen-Abdallar söz konusu olduğunda da işlemeye başlar; çünkü karşılarındaki her bir Türkmen-Abdal bireyinde Neşet Ertaş’ı görmeye başlarlar. Bir başka ifadeyle kendisi de bir Türkmen-Abdal olan Neşet Ertaş marjinalleştirmeye neden olan düşüncelerin kalın duvarlarının yıkılmasına, buzların erimesine neden olacak kadar ülkemizde sevilen ve değer verilen bir “üstad”dır. Dolayısıyla Neşet Ertaş, Türkmen-Abdal toplumu için yalnızca ezginliğin temsilcisi değil, marjinalleştirmenin incitici etkisini ortadan kaldıran, Türkmen-Abdalların müzikteki “üstün yetenekleriyle” toplumun geri kalanı tarafından saygı duyulan ve meşru kabul edilen bir grup olmasını sağlayan bir temsil unsurudur. Bu gerçeklik, Türkmen-Abdalların “Neşet Ertaş bizim konuşan dilimiz” ifadesinin içini dolduran en önemli unsurlardandır. Daha önceden kendilerini ifade edemezlerken, Neşet Ertaş aracılığıyla toplumun geri kalanıyla daha iyi iletişim kurabilir, dertlerini anlatabilir hale gelmişlerdir.

         

         

         

        Ekmek Kapısı Neşet Ertaş

         

        Neşet Ertaş Türkmen-Abdal toplumu mensupları için yalnızca ezginliğin temsilcisi ve marjinallik-meşruiyet arasındaki köprü değildir. Aynı zamanda pek çok Türkmen-Abdal için koruyan, kollayan, evlerine ekmek götürmelerine vesile olan, tabiri caizse bir “baba”dır, “ağabey”dir. Neşet Ertaş Türkmen-Abdal toplumunun ekmek parası kazanmalarına iki şekilde etki eder. İlk olarak, bir kısmı ürettiği, bir kısmı ise babasından (ustasından) öğrenerek ülke gündemine taşıdığı, tüm Türkiye tarafından benimsenen türküleri karşımıza çıkar. Bu durumu bir Muharrem Ertaş anısıyla örnekleyebiliriz. 1970’lerde Muharrem Ertaş bir düğün evindeki –kendileri de Türkmen-Abdal olan– müzisyenlerle ufak bir anlaşmazlık yaşar ve “Bu düğünde ne benim ne de Neşet’in türküleri çalınmayacak, ne çalarsanız çalın!” der. Bunun üzerine müzisyenler repertuvarlarında Muharrem Ertaş ve Neşet Ertaş türkülerinin büyük bir çoğunluğu oluşturduğunu, bu türküler olmadan düğünün yavan kalacağını ve büyük bir hata yaptıklarını fark ederler. Yöre düğünlerinde –gerek Türkmen-Abdallardan gerekse toplumun diğer kesimlerinden– Neşet Ertaş’ın hem bozlaklarına, hem de kırık havalarına olan rağbet artarak önemini korur. Alan araştırmalarım sürecinde pek çok kez düğün boyunca çalınan repertuarları göz önüne aldığımda bu sonuca ulaştım.

         

        Neşet Ertaş’ın Türkmen-Abdal ekonomisine katkısının ikinci şekli ise resmi platformda gözlenebilir. Günümüzde Kırıkkale ve Kırşehir İl Kültür Müdürlükleri bünyesindeki Ustalar Topluluklarının hayata geçirilme sürecinde Neşet Ertaş’ın etkisinin olduğu açıktır. Bu topluluk mensupları kendi müzik ve dans kültürlerini yaşatmak ve tanıtmakla görevli devlet memurlarıdır. Bu topluluklar oluşturulurken dikkat edilen husus Keskin, Kaman ve Kırşehir’de yoğun olarak yaşayan Türkmen-Abdal ailelerinin hemen hepsinden birer kişi seçilmesidir. Nitekim oluşturulan kadrolar, mümkün olduğunca her sülaleden bir kişiyi barındırır. Türkmen-Abdal toplumu arasında bu toplulukların oluşturulmasında Ertaş’ın direkt etkisinin olmadığını söyleyenler olsa da dönemin Kültür ve Turizm Bakanı olan Erkan Mumcu’nun Neşet Ertaş’a ve müziğine verdiği önem hala hafızalardadır. Söz gelimi direkt olarak bunu talep eden kişi Neşet Ertaş olmasa bile belki de bu fikrin oluşmasına neden olan kişidir. Zaten Türkmen-Abdal toplumu da bunun bilincindedir; bu bilinç gereği yalnızca bu konu açıldığında bile Neşet Ertaş’a karşı minnet duygularını dile getirirler.

         

        Yukarıda bahsedilenler Türkmen-Abdal toplumu dışındakiler için aslında çok da önemli olmayan ayrıntılar gibi görünür. Fakat kendi insanından yaklaşık 30 yıl ayrı kalan bir kişi olmasına rağmen Türkmen-Abdal toplumu üzerinde bu denli etki bırakabilmek, hayatlarında bu kadar belirleyici olabilmek, müzikteki ustalığı kadar hayret verici ve takdire değerdir. Bundan dolayı Neşet Ertaş'ın hayatını kaybetmesi, Türkmen-Abdal toplumu penceresinden bakıldığında çok daha büyük bir kayıptır, acıdır. Çünkü göçüp giden onlar için yalnız bir müzik adamı değildir. Belki de birkaç ay sonra medyanın göstereceği ilgi ve kendilerine uzatılan mikrofonlar ortadan kalkınca acıları daha da büyüyecektir. Çünkü kaybettikleri “onların konuşan dilleridir”!

         

         


Türk Yurdu Şubat 2013
Türk Yurdu Şubat 2013
Şubat 2013 - Yıl 102 - Sayı 306

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele