Prof. Dr. Ahmet Burçin Yereli

Ocak 2013 - Yıl 102 - Sayı 305

        1.

         

        Türk milliyetçiliği Türk kültürünün, Türk toplumunun örfünün ve Türk ailesinin geleneğinin değerlerini benimsemektir. Milliyetçilik ve ulusalcılık arasında yapay bir fark oluşturulmak suretiyle bu değerleri benimseyenlerin ayrıştırılmasına çalışılmıştır. Günümüzde Türk milliyetçiliği denildiği zaman yukarıda sayılanlara ek olarak olayın manevi yönü de tanıma dâhil edilmekte; ulusalcılık denildiğinde ise maneviyat göz ardı edilerek tanıma sosyalist bir kimlik verilmek istenmektedir. Türklerin tarihinin son bin yılında İslam adeta Türklük ile birleşmiş ve İslami değerler de milli değerlerimizin ayrılmaz bir parçası olmuştur. Aynı şekilde 1400 yıllık İslam tarihinin son bin yılını Türkler yazmıştır. Dolayısıyla ulusalcılık söylemleri Türk milliyetçiliğinin içini boşaltmaya yönelik ve tarih boyunca farklı şekillerde tezahür eden yaklaşımların en sonuncusu olarak düşünülebilir.

         

         

        2.

         

        Böyle bir yaklaşım kabul edilebilir değildir. Dünyanın her dönemde şekillendirilmesine yönelik gayretler olmuştur. Gücü elinde bulunduranların bu tür çabalar içinde olması son derece doğaldır ki, zaten kendi tarihimiz bunun örnekleriyle doludur. Güçlü olduğumuz dönemlerde dünyanın yeniden biçimlendirilmesine dair politikalar bizzat ceddimiz tarafından da izlenmiştir.

         

         

        Tarih boyunca medeniyet oluşturmuş topluluklar üretim kültüründen gelen topluluklardır. Milletleri millet yapan sahip oldukları üretim kültürüdür. Üretim kültürünün zıddı ise yağma kültürüdür. Yağma kültürüne sahip topluluklar çapulcu güruhlardır. Bunların ortak gelecek ideali yoktur, aile değerleri mevcut değildir ve had safhada bireyci anlayışa sahip fertlerin oluşturduğu bu güruhlarda kişilerin birbirine olan saygısını belirleyen kaba kuvvettir. Güce itaat edilir. Maneviyat maddiyattan ibarettir. Tek ve en önemli kural ganimetin eşit paylaşımıdır. Oysa üretim kültürüne sahip toplumların ortak değerleri, ortak geleceği ve aile yapıları vardır. Her türlü zorluğa karşı birlikte mücadele edilir ve asıl önemli olan toplumsal refahı artırabilmek ve adilce paylaşabilmektir. Dolayısıyla güçlü bir manevi yapı mevcuttur. Kazanılan servetten herkes hak ettiği ölçüde pay alır. Hakikate dayalı adalet sistemin temelini ve rızaya dayalı sözleşme ise hukukun temelini oluşturur. Aile hukuku her şeyin üstündedir. Ailenin değerleri hukuk sisteminin kazanılmış haklarını oluşturur. Bu yapıya sahip çıkma ideali ve bu yapıyı savunma anlayışı ise milliyetçilik olarak adlandırılabilir.

         

         

        Günümüzde milliyetçiliğin miadı dolmuştur demek toplumların yağma kültürüne doğru kaydığı anlamına gelebilir ki, bu yeryüzünün geleceği açısından son derece tehlikeli bir durumdur. Üretim kültürü ve içinde barındırdığı değerler devam ettiği sürece bu değerlere topluca sahip çıkacak yığınlar olacaktır ve bu yığınlar her zaman milliyetçilik yaftası taşıyacaklardır.


Türk Yurdu Ocak 2013
Türk Yurdu Ocak 2013
Ocak 2013 - Yıl 102 - Sayı 305

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele