Dr. Fahri Atasoy

Ocak 2013 - Yıl 102 - Sayı 305

        Türk milliyetçiliğini tarihi bağlamda bir kavram olarak anlamak gerekir. Kavramlar, gerçekliğin zihinde oluşturduğu ve kelimeyle isimlendirilen anlamlardır. Bilim ve düşünce adamları bu kavramlaştırma ile gerçekliğin doğru bilgisine ulaşmaya çalışırlar. Kavram dış dünyadaki gerçekliğe ne kadar uygunsa o kadar doğru bir anlam yüklenir. Onun için felsefi düşünce insanlık için önemlidir. Milliyetçilik de bilimin olgusal verileri doğrultusunda felsefi bir değerlendirme gerektirir. Çünkü ontolojik bir boyutu vardır. Bilimsel bilgilerin üzerine düşünce melekesiyle değerlendirmeyi gerektirir. Milliyetçi düşünce literatürü böylece ortaya çıkmıştır. Farklı fikir adamları farklı önceliklerle ve farklı bakış açılarıyla milliyetçiliği açıklamaya çalışmışlardır. Bu yüzden öncelik ve bakış açılarına göre milliyetçilik tanımlamaları değişmekte ve farklılaşmaktadır.

         

        Türk milliyetçiliği bunalımlı bir tarihi süreç içinde ortaya çıkmıştır. Milletin varlığı farklıdır, milliyetçiliğin ortaya çıkması farklıdır. Türk milleti tarih sahnesine milliyetçilikle birlikte çıkmış değildir. Bazı Avrupalı milletlerin varlığı milliyetçilik hareketlerine bağlanır. Bütün milletler oluşum bakımından aynı değildir. Bazı milletler tarihin derinliklerinde oluşmaya başlamıştır. Dünyadaki büyük milletler böyledir. Türk milleti de bunlar arasındadır. Türk milliyetçiliği bu millet varlığının şuur olarak farkına varılması ve bu gerçekliğe uygun olarak siyaset üretilmesi iradesi olarak ortaya çıkmıştır. Kısaca Türkçülük olarak adlandırılan ilk dönem Türk milliyetçiliği, imparatorluğun çözülme döneminde Türklük gerçeği üzerine çözüm üretme iradesi olarak karşımıza çıkar. O dönemin Türkçüleri Türk milletinin tarihi ve kültürel gerçekliğini bilimsel yollarla ortaya koyarak Türkler arasında milliyetçiliği güçlendirmeye çalışırlar. Bu bakımdan Türkçülük olarak karşımıza çıkan Türk milliyetçiliği, son derece bilimsel kaygıları olan bir harekettir. Birçok sosyal bilim çalışması bu dönemde başlamıştır. Dil ve edebiyat araştırmaları, halk bilimi ve sosyoloji bu dönemde ortaya çıkmıştır. Tarih biliminin öne çıkması yine bu dönemde milliyetçiliğin bir gereği olarak gerçekleşmiştir.

         

         

        Türk milliyetçiliği Türk milleti gerçekliğinin şuurunda olmak ve bu şuur doğrultusunda bir dünya görüşü geliştirmektir. Türklüğün tarihte ortaya çıkması, tarihi serüveni, yarattığı kültür ve medeniyet mirası, elde ettiği başarılar ve başına gelen her türlü bela ve musibetler bu milliyetçiliğin odağı durumundadır. Orta Asya’da bıraktığımız izler, Anadolu’ya yolculuğumuz ve yeni toprakların Türkleştirilmesi, İslam dini ile tanışmamız ve Müslüman olmamız, Selçuklu ve Osmanlı imparatorluklarının kuruluşu ve yıkılışı ve Cumhuriyete ulaşmamız gibi kısaca özetleyebileceğimiz bir tarihi serüven Türk milliyetçiliğinin dayandığı temeli oluşturur. Türkiye’de Soğuk Savaş ve komünist sistemin yıkılması sonrası ön plana çıkan “ulusalcılık” akımı, bu tarihi gerçekliği göz ardı ederek milliyetçiliğe özel bir anlam yüklemeye çalışıyor. Özellikle Türk milliyetçiliği ve Türkçülük kavramlarını kullanmamaya özen gösteren ulusalcılar, Türk milliyetçiliğinin dayandığı gerçekliği görmezden geliyorlar. Batı’daki bazı örneklerde görülen bir durumu bizim milletimize uygulamaya çalışıyorlar. Buna göre modernleşme döneminde milliyetçilik hareketiyle milletleşme olmuştur. Onlara göre bizde de “Cumhuriyetle birlikte Türk ulusu ortaya çıkmıştır”. Modernleşme projesi bir ulus yaratmak olarak yorumlanmıştır. Dolayısıyla milliyetçilik kavramının karşılığı olması gereken olgusal alan kasten ihmal edilmiştir. Ulusalcılık öncelik ve dünyaya bakış açısı olarak kabulleri farklı bir kavramsal içeriğe götürmüştür. Böylece ulusalcılık kavramını benimseyenler, Türk milliyetçiliği kavramından kasten uzaklaşma ve araya mesafe koyma durumunda bir konum almışlardır.

         

         

        2.

         

        Dünyanın yaşadığı tarihi süreçler düşünürler tarafından sınıflandırılmaya ve adlandırılmaya çalışılır. Avrupa orta çağda bilim ve felsefe açısından gelişmeye kapalı karanlık bir dönem yaşamıştır. Bu skolastik dönemden kurtulma çabaları modernleşme olarak adlandırılmıştır. Modernleşme sürecinde Avrupa’da birçok devrim niteliğinde değişme yaşanmıştır. Her değişme süreci insanlık adına ve bütün insanlığı kapsayacak genellemelerle adlandırılmıştır. Fransız devrimi, sanayi devrimi, kapitalizm, koloniyalizm, komünizm gibi kavramlar bu dönemde birtakım olgulara dayalı olarak ortaya çıkmıştır. Son dönemde ise dünyanın bilişim devrimi yaşadığı ve buna dayalı olarak küreselleşme çağına girdiği varsayılmaktadır. Bu dönem küreselleşme kavramıyla adlandırılmakta ve anlamlandırılmaktadır. Bu kavramın tanımlanmasında bazı olgular temele alınsa da ideolojik bazı varsayımlar zorunlu gerçeklik gibi sunulabilmektedir. Sıkıntı buradadır. Aynı durum 19. yüzyıldaki sosyal teorilerde de vardır.

         

         

        Avrupa yaklaşık 400 yıldır dünya milletleri arasında öne çıkmış ve dünya adına öneriler geliştirir durumdadır. Avrupa merkezcilik yaklaşımının temelini oluşturan bu yaklaşım aslında evrenselcilik ve hümanizm kavramları arkasına saklanır. Avrupa’da geliştirilen bilgi ve düşünceler evrensel gerçekler gibi sunulmaktadır. Bütün insanlığı kapsayıcı olarak düşünülmektedir. Böyle bir yaklaşım dünyada Avrupa dışındaki insanları, kültür ve medeniyetleri aşağılayıcı ve yok edici bir tutumu beraberinde getirir. Bunun yansıması sömürgecilik ve ırkçılık olarak karşımıza çıkar. Kendilerini bütün insanlığın temsilcisi gibi görürler ve geliştirdikleri teorileri evrenselci nitelikte takdim ederler. Küreselleşme de aynı mantığın ürünüdür. Dünyadaki bazı gelişmelerin sonucu olarak ortaya çıkan yeni durumu genelleme yaparak adlandırma girişimidir. Olgusal ve kurgusal boyutları vardır. Kabul edilmesi gereken zorunlu (determinist) bir süreç değildir. Her süreçte olduğu gibi çok yönlü ve çok karmaşık tarafları vardır. Nasıl ki Avrupa’da 19. yüzyılda geliştirilen evrenselci ve hümanist teoriler milliyetçilikleri ortadan kaldıramadıysa, bugün küreselleşme süreci milliyetçilikleri yok edecek güce sahip değildir. Milliyetçilik toplumların derin köklerine bağlı çok güçlü bir irade ve güçtür. Bu gücün küreselleşme adına ortaya konan iddialara teslim olması beklenemez.

         

         

        Küreselleşme içinde bazı varsayımları ve beklentileri barındırmaktadır. Bunu ideolojik olarak kullanan merkezler bir araç haline getirmekte ve kendileri karşısında güç merkezlerini yok etmek istemektedirler. Soğuk savaş sonrası iki kutuptan birisi çökünce ortaya çıkan zafer sarhoşluğu, dünyada kendi egemenliğini pekiştirecek yeni düzen kurma peşine gitmiştir. Bu aynı zamanda küreselleşmeyi araç olarak kullanan ve temsilciliğini üstlenen merkezin milliyetçiliği niteliğindendir. Karşısına ise farklı milletlerin varlığı ve dünyadaki iddiaları çıkacaktır. Çünkü dünyadaki en önemli tarihi ve sosyolojik gerçeklik milletlerin varlığıdır. Bu milletler içinde öne çıkan tarihi rolleri olanlar dünya dengesi bakımından her zaman potansiyel güçtür. Dolayısıyla küreselleşme ile yok edilmek istenen alternatif güçler yeniden milliyetçiliklerin yükselmesini sağlayacaktır. Evrenselci bir yaklaşım olan küreselleşme içinde paradoksal olarak güçlü milliyetçilik hareketlerini barındırır. Küreselleşme yükseldikçe milliyetçilikler de kendiliğinden yükselecektir. Çünkü küreselleşme milletlerin varlığını tehdit etmektedir ve milletlerin kendilerini koruma ve dünyada iddiada bulunma refleksi doğal olarak milliyetçilikleri tetiklemektedir. Dolayısıyla küreselleşme sürecinde Türk milleti tehdit altına girse de Türk milliyetçiliği tarihi gücüyle, yeniden dünya sahnesinde milletler mücadelesinde başarılı olmanın yollarını arayacaktır. Türk milliyetçiliği dünyanın bu yeni şartlarında yeniden güç kazanmakta ve yeni bir meydan okuma durumu ortaya çıkmaktadır. Bu durumun küresel güçler de farkındadır. Milliyetçiliğin miadını doldurduğu veya milli devletlerin ömrünü tamamladığı iddiaları, sadece propagandadır. Gerçek olan dünyada milletlerin ve medeniyetlerin farklılığı ve birbiriyle dengesidir. 


Türk Yurdu Ocak 2013
Türk Yurdu Ocak 2013
Ocak 2013 - Yıl 102 - Sayı 305

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele