Geçmişi Hatırlamak: 14 Temmuz 1959 Kerkük Katliamı 56. Yıl

Temmuz 2015 - Yıl 104 - Sayı 335

        Kerkük Türklerinin başına gelen en büyük felaketin Kerkük katliamının üzerinden 56 yıl geçti. Katliamın sorumlusu Saddam Hüseyin’in ölümünün üzerinden de 9 yıl geçti. 31 Aralık 2006’da cinayetlerinin bedelini 47 sene sonra hayatıyla ödedi. O öldü, unutuldu ama cinayetleri ve bıraktığı acılar unutulmadı.

        
Katliamdan 4 yıl sonra 1963 yılında Bağdat’a Arapça öğrenmek ve Yüksek tahsil yapmak üzere giden Adana İmam Hatip Okulu’nun ilk mezunlarından Hayreddin Gedik hocanın yazdığı şiiri 60’lı yıllarda Amcaoğlu sınıf arkadaşım M. Halim Gedik’ten duymuş ve dinlemiştim. Ama metni bir türlü elime geçmemişti. Birkaç yıl önce elime geçti ama çalışma masamda kâğıtların arasında kaybettim. Çok üzüldüm, yayınlanmasını sağlamak için almıştım hâlbuki! Neyse ki geçtiğimiz günlerde Kitapların arasında buldum. İyi saklamışım, iyi ki de buldum.

        
Bağdat’a 1961-62 öğretim yılında gitmiş, çevreyi iyice tanıyıp öğrendikten sonra 1963 yılı Nisan ayında Kerkük bölgesini ziyarete gitmiş. Katliamı yaşayan ailelerle görüşüp tanışmış, hadiseleri onlardan, yaşayanlardan dinlemiş ve fotoğraf çeker gibi gayet canlı bir şekilde kâğıda dökmüş. Destan gibi. Bağdat’a döndükten sonra 17 Nisan 1963 tarihinde Bağdat’ta yazmıştır.

         

         

        KERKÜK KATLİAMI

        
(14 Temmuz 1959)

        
Hayreddin Gedik

         

        Dokuz Yüz Elli Dokuz, meşum oldu bu sene,
Bir sessizlik bürümüş dünyayı, zindan yine.
On Dört Temmuz akşamı başladı bir hareket,
Nasıl oldu dinleyin; bu katliam, mareket.

        Millet, asker birleşmiş, vermişler de el ele
Kime tesadüf etse vuruyorlar rastgele.
Bir asker gönderilir, veriyor selamını,
Merkezden istiyorlar, dinlemek, kelamını.

        Alıp götürüyorlar bütün tanınmışları,
Arkada kalanların coşuyor gözyaşları,
Daha vâsıl olmadan vuruyorlar taşlarla
Koma hâline gelir dipçikle, ağaçlarla.

        Derhâl iple bağlarlar; elleri, ayakları
Koyulurlar vurmaya sopayı, dayakları
Sonra ipten tutarak caddede sürüklerler,
Heyecanlanmak için birbirin körüklerler.

        Dört beş tanesi birden takır takır çekerler,
Bazısının üstüne gaz ve benzin dökerler,
Kibritini çakarak tutuşturur bir yanı,
“Allah!” diye bağırır, çıkana kadar canı.

        “Hâlâ Müslüman mısın? Muhammet gelmeyecek.
Allah izinli gitmiş, bir müddet dönmeyecek.
Melekler de gelmedi, bunlar ne vefasızmış.
Bak, Allah yalan çıktı, bu da ne hayâsızmış!”

        Bu olaylardan sonra başlarlar şu sözlere:
“Hem de Türkçüsün ha!” şiş sokarak gözlere.
O anda dayanamaz bu olaya bir yürek
Tekrar çekeleyerek ararlar yüksek direk.

        Ayaktan asılarak başı gelir aşağı
Zaten çözülmüş durur hep uçkuru, kuşağı
Vücut apaçık üryan; kız, erkek seyrediyor
Derler: “Bu manzaralar hoşumuza gidiyor.”

        Testereyi çıkarıp keserler uzuvları
Nasıl tahammül eder, o ana kuzuları
Memeleri keserek oynarlar top yerine
“Gel paslaşalım.” diye atarlar birbirine
Bekâr kızlar kaldırır havaya donlarını
Satmışlar beş paraya namusu, dinlerini
Şeriat denen nedir? Ne imiş helal, haram?
Nikâh kalktı ortadan, bugün bir büyük bayram.

        O anda cesur bir kız koşup geldi ortaya
Ahdetmişti hayatını Allah’a fedaya
Kamayı çıkararak vurdu hasmın döşüne.
On beş kadar komünist, düştü kızın peşine.

        Fedaiyi tutarak sürü ile çapulcu,
Yalnız kaldı yerinde, eşarp ile pabucu,
Derhâl parçaladılar, kızılların kasabı.
İsteriz ki Allah’tan görsün şehit hesabı.

        Bununla iş bitti mi? Hayır, melanet uzun.
Çarşılar kan kokuyor, hadise oldu yazın.
Meyyitler caddelerde yatar hâke serilmiş,
Biraz ilerleyince gör, çarmıha gerilmiş.

        Bir tanesi bağlanmış, dipdiri yüzmek için
Feryat eder, “Suçum ne? Benim yoktur hiç suçum!”.
“Sen İslam’sın, sen Türk’sün, bu suç kâfidir bize.”
“Evet, ben bundan dönmem, getiremezler dize!”

        İşini bitirirler diri diri yüzerek
Etrafta muhafızlar emniyetle gezerek
La ilahe illallah şehadetin getirir.
Bunu duyan canavar, derhâl işin bitirir.

        Biraz daha yürü de gör, daha neler vardır,
Yüreğin yağı erir, görmemek daha kârdır.
Ayakları bağlanmış iki tane taksiye
Yavaş hareket eder istikamet aksiye.

        O, bîgünah bir insan, edilince iki şak,
Bacaklardan tutarak çekerler kızıl uşak.
Görürsün başkasını başa çivi çakarlar,
Bazısını tutarak diri diri yakarlar.

        Bir tanesi bağırır: “Of Allah, tırnaklarım!
Yarabbi, bana acı! Gidiyor parmaklarım!”
İşte böyle zulümler, daha saymakla bitmez,
Hadiseyi görenin kalbinden asla gitmez.

        Ey Türk Genci! Duydun mu kardeşine olanı?
Gördüğün yerde öldür, bu zehirli yılanı!
Komünistlik böyledir, içyüzünü bilmeli!
Bu kızıl uşakları insanlıktan silmeli!
(Bağdat-Irak, 17 Nisan 1963)

         

        


Türk Yurdu Temmuz 2015
Türk Yurdu Temmuz 2015
Temmuz 2015 - Yıl 104 - Sayı 335

Basılı: 10 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele