2015 Milletvekili Genel Seçimleri: Fareli Köyün Sazcısından Başkanlık Sistemine

Temmuz 2015 - Yıl 104 - Sayı 335

         

        2015 Milletvekilliği Genel Seçimleri, her seçim döneminde olduğu gibi bu seçim döneminde de tarihi bir seçim sloganıyla yapıldı. Ancak bu seçim Türk siyasetinde demokrasinin pekiştiğini göstermesi açısından önemliydi, zira demokrasilerde iktidar kan dökülmeden el değiştirir ve bunu sağlayan araç da seçimlerdir. 13 yıllık bir iktidarın sona erdiğini (en azından tek başına sürdürülemeyeceğini) göstermesi açısından 2015 milletvekili genel seçimleri de ayrı bir anlama sahiptir çünkü bu seçimler, iktidarın el değiştirebilme olasılığının işaretini verdiği için önemlidir.

         

        Bu seçimlerin bir başka önemli özelliği seçime katılım oranının yüksekliğidir. 2007-2011 ve 2015 seçimlerinde katılım oranının %83-%84 oranında olduğu görülmektedir. Bu yüksek oran Türk halkının demokrasiyi ne ölçüde içselleştirdiğini göstermesi açısından anlamlıdır. Çünkü demokratik geçmişleri daha eskilere dayanan Batılı ülkelerde seçimlere katılım oranlarının %50-60’lar düzeyinde seyretmesi insanların giderek daha apolitikleşmeye başladığı şeklinde yorumlanmaktadır. Gerçi bu durum siyasi partilerin insanların karşı karşıya kaldıkları sorunları çözme konusundaki acziyetlerine işaret etme olarak da yorumlanmaktadır. 

         

        Bu seçimlerin ve seçim döneminin bir başka özelliği, daha çok ekonomik vaatlerin ve sosyal devlet vurgusunun ön plana çıktığı bir seçim süreci olmasıdır. Bu seçim döneminde cumhuriyetin kazanımlarının kaybedilmesi, farkına varılmayan tehlike, irtica, şeriat, türban vb. gibi toplumsal enerjiyi boşa çıkaran tartışmalar yerine partiler daha çok ekonomik programlar üzerinden mücadele vermişlerdir. Bu açıdan Türkiye’de demokrasinin pekiştiği söylenebilir. Ancak (ne verirlerse iki katı türünden) ekonomik vaatler üzerine kurulu bir popülizme dayanan seçim programının demokratik olgunlaşmaya yapacağı katkı da tartışılmalıdır.

         

        Daha önceki seçimlerde de ‘oneminute’ çıkışı gibi dış politika alanında meydana gelen gelişmeler seçimler üzerinde kısmen etkili olmuştu, ancak bu seçimlerde Türkiye’nin dışında Suriye’deki Ayn-el Arab’da (Kobane) PKK’nın Suriye kolu PYD ile IŞİD arasında meydana gelen çatışmaların Türk siyasetine doğrudan etki yaptığı söylenebilir. HDP’nin oylarının artmasına gösterilen nedenlerden biri de cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaptığı “Kobane düştü düşecek” açıklaması olarak gösterilir. Erdoğan’ın yaptığı açıklamalar Kürtlerin dindarlarının bile AK Parti’den ayrılıp HDP’ye doğru kaymasına neden olmuş ve böylece Türkiye’nin sınırlarının dışında meydana gelen bir gelişme Türk siyaseti üzerinde (dolayısıyla doğrudan Kürt siyasal tercihi üzerine) etki bırakmıştır.

         

         

        2015 Genel Seçimlerinin Partiler Açısından Anlamı ve Yorumu

        2015 Milletvekili Genel Seçimleri ne 1983 ne de 2002 seçimleri gibi Türk siyasi hayatına yeni bir parti katmamıştır. Seçim barajını aşarak meclise giren HDP zaten günlük siyasi hayatta hacminden fazla yer kaplayıp ses çıkarmakta olan bir partidir. Onun dışında küçük partilerin büyümedikleri gibi gelecekte de büyüyebileceklerine dair bir işaretin olmadığı görülmüştür. Seçime giren tüm partilerin hedefleri kendilerinin de samimi olarak inandıkları şüpheli görülen iktidarı elde etmektir, ancak tek başına iktidar hiçbir partiye nasip olmamıştır.

         

        Seçim sonuçları partiler bağlamında ayrı ayrı değerlendirildiğinde her bir parti için şu değerlendirmeler yapılabilir:

         

         

        AK Parti (veya AKP): “Çözüm Süreci”nden“Kürt Sorunu Yoktur”a

         

        Ak Parti o kadar büyük bir özgüvenle hareket ediyordu ki seçim bildirgesinde bile çok büyük vaatlerde bulunmaktan ziyade “Bu zamana kadar yaptıklarımız bundan sonra yapacaklarımızın teminatıdır.” özgüveni ile seçim sürecine giriyordu. Alternatifinin olmadığı düşüncesiyle hareket eden partinin başkanının çıkmazı seçim sonrasında kendisinin ikinci planda olacağı bir Türk siyasetinin ortaya çıkacağıydı.

         

        AK Parti’nin gücü ve güçsüzlüğü Erdoğan’dır. Erdoğan’ın karizmatik liderliği AK Parti’nin gücü iken; Erdoğan’ın Beştepe’ye gitmesi sonrası partide bağlayıcı liderliğin yokluğu, yolsuzluklar ve liyakatsiz atamalar karşısında partinin bir çıkmazla ve eleştiriyle karşı karşıya kalması, Erdoğan’ın asabi çıkışları, Türk siyasetinde tek etkili adam olma isteği gibi durumlar AK Parti’nin güçsüzlüğüdür. Seçim sürecinde partinin oylarının azalmasına şahit olan Erdoğan’ın seçim turlarına başlaması bile oy kaybını engelleyememiştir. Davutoğu’nun zorlu performansına rağmen amacına ulaşamaması, en başta yolsuzluklar ve sonra da güçlü bir liderin gölgesinde kalmış olmasında yatmaktadır.

         

        Seçim sonrasında AK Parti, nobranlığının cezasını tam olarak almış mıdır? Hayır, çünkü seçimlerden yine birinci olarak çıkmıştır ve oylarının birden bire azalacağına dair de hiçbir işaret yoktur. Bunun nedeni ise, ekonomik ve sosyal hayatın yanı sıra ulaşımdan iletişime gündelik hayatın yaşanabilirlik düzeyinin yüksekliğidir. 

         

         

        Başkanlık Alır mısınız?

         

        Erdoğan’ın Türk siyaseti üzerindeki etkisi o kadar güçlüydü ki, gündemi sürekli kendi söylemiyle belirliyordu. Son gündem maddesi olan “başkanlık sistemi” tartışması bu noktada hem kendi hem de partisinin bir anlamda sonunun başlangıcı oldu. Eğer AK Parti başkanlık sistemi tartışmasını gündeme getirmeden bir seçim süreci yürütmüş olsaydı nasıl bir tabloyla karşılaşılırdı bilinmez, ancak Erdoğan’ın her zaman heryerde hazır ve nazır olmasının bir çekiciliğin iticiliğe dönüşmesine neden olduğu söylenebilir. Merkez Bankası gibi müstakil bir kuruma müdahaleden, paralel yapıyla mücadele adına bir tür Makkartizm, birçok mağdur üretme, sokakta kendisine laf atandan bir kafede sigara içen vatandaşa kadar sıradan vatandaşla cedelleşmek karizmatik bir liderin sonu anlamına gelmekteydi. Erdoğan kendisine bağlı bir tabana sahip ve çılgın bir izleyici kitlesine sahip olabilir, ancak ilginç ve gereksiz çıkışlarıyla da düşmanlarını tek çatı altında toplayabilme yeteneğine sahip bir lider. Onu başkanlık tartışmalarına götüren etrafındaki bir grup dalkavuk olmasaydı Türk siyaseti daha farklı bir biçimde işleyebilirdi. Aynı şeyi Kürt sorunu için de söylemek mümkün.

         

         

        Düşüşün Kaçınılmazlığı

         

        Ak Parti oyları, 2011 yılına göre %49.8’den %40.8’e düşmüştür bu da yaklaşık 2.534.218 oy kaybı demektir. KONDA yaptığı araştırmada AK Parti oylarındaki kaymanın HDP ve MHP’ye doğru olduğunu belirtmektedir[1]: “AK Parti geçerli oyların %3,7’sine denk gelen 1,8 milyon oyun HDP’ye kaymasına engel olamadığı gibi, neredeyse bir o kadar oyu da MHP’ye kaptırmış görünüyor.”

         

        AK Parti seçim sonrası bir hükümette yer alacak mı,sorusunun cevabının “kesinlikle evet” olduğunu söylemek abartı değildir, çünkü AKParti’siz bir hükümet; bürokratik atamalardan, Cumhurbaşkanının konumunun yeniden gözden geçirilmesine, yolsuzluk dosyalarının raflardan indirilip üretilen yeni zenginlerin zenginlik kaynaklarının sorgulanmasına neden olacaktır. Ayrıca birinci partinin milletvekili olup da dışarıda kalmak hiçbir yeni mebusun razı olabileceği bir durum değildir, üstelik onlar daha öncekilerin hatalarının cezasını çekmek zorunda değillerdir. Bu yüzden AKParti’siz bir koalisyon (veya azınlık hükümeti) düşünmek mümkün değildir.

         

         

        MHP ve Işık Ne Zaman Doğudan Gelecek?

         

        MHP bu seçimlerde daha önceki seçimlere göre %3’lük bir oy artışı yaşadı. Güneydoğu Anadolu dışında tüm Türkiye’ye yayılan bir parti olma özelliğine sahip olarak bir Türkiye Partisi olma özelliğini gösterdi. Gösterdi çünkü diğer partilerin de belli bölgeler dışında bir ağırlığının olmadığı görülmektedir bu noktada az da olsa istikrarlı bir biçimde Türkiye’ye dağılan bir MHP’den söz edilebilir. MHP bu seçimlerde de bir 1999 (aldığı oy %18 idi) atılımı gerçekleştiremedi. Kürt milliyetçiliği yükselirken Türk milliyetçiliği düşüşe mi geçti? MHP bu seçimlerden sonra kendisine şunu sormalı; seçmeni cezbetme konusunda eksik olan neyimiz var? Oy oranlarımız neden artmıyor? Kürt milliyetçiliği oylarını arttırırken Türkiye büyük bir bölünme ve parçalanma senaryolarıyla karşı karşıyayken Türkiye’nin birlik ve beraberliğinin güvencesi olan MHP neden oylarını arttıramıyor? Neden iktidarı ele geçirebilecek bir dalga yaratamıyor?

         

        MHP’nin bir sonraki seçim döneminde Türkiye’nin en önemli partisi olmaması için önünde hiçbir engel yok, çünkü Kürt sorunu MHP’nin içinde yer almadığı bir partiler topluluğuyla çözülemez. Kürt sorununun (Adı ne ise; kardeşlik projesi, demokratik Türkiye projesi…) çözümü MHP’siz gerçekleşemez. Bu süreç boyunca MHP her türlü kışkırtma ve provokasyona karşı demokratik sahanın dışına çıkmadan mücadelesine devam etti. Seçimlerde hem parlamentoda hem de seçmen sayısında Kürt milliyetçiliğini temsil eden yılların partisi MHP ile boy ölçüşen HDP’nin Türk seçmenin bilinçaltında yarattığı travmayı hissetmek zor değil. Bir sonraki seçimde oylarını farklı partilere veren milliyetçi damara sahip Türk ve Türk devletine bağlı Kürt seçmenin daha fazla bu partiye teveccüh etmesi beklenen bir durum olacaktır. Seçim gecesi kaç Türk’ün ortaya çıkan tablodan memnun olduğunun sorgulanmasına gerek bile yok.

         

         

        Batı Cephesinde Değişen Bir Şey Yok: CHP

         

        CHP bu seçimlerde de yine oylarının hatırı sayılır bir kısmını batıdan (Türkiye’nin batısından) almıştır. Ancak %35’leri (yani yine birinci parti olmayı değil ikinci parti olmayı) hedefleyen CHP’nin aldığı oy oranı şaşırtıcı bir biçimde bir önceki seçim dönemine göre değişmemiş hatta (2011 seçimlerine göre) %26’dan %25’e düşmüştür. Bu %1’lik düşüşe rağmen CHP’liler AK Parti iktidarını indiren ve seçimi kazananlar kendileriymiş gibi hareket ederek partilerini seçimin galibi olarak görmüş ve göstermeye çalışmışlardır. Seçim gecesi Murat Karayalçın’ın yaptığı açıklama, sonrasında Kılıçdaroğlu’nun halk %60’a hükümet kurma görevini vermiştir gibi açıklamalarını anlamakta sıradan bir insan bile zorluk çekebilir, çünkü %60’ı bir araya getirecek o kadar az benzerlik vardır ki.

         

        CHP açısından bu seçimlerin bir kayıp olduğunu söylemek için bu partiye muhalif olmaya gerek yoktur. Eğer seçimin birinci kaybedeni AK Parti ise ikinci kaybedeninin CHP olduğu açıktır. CHP oylarının HDP’ye gittiği iddiası ise bir gönül avutmadan başka bir şey değildir. KONDA’nın raporunda CHP’den HDP’ye kayan oyların, geçerli oyların %1,3’ünden (CHP seçmeninin %6’sından) az olduğuna işaret edilir[2].

         

        CHP’nin seçim performansı, sloganları, reklamları, “Ne veriliyorsa iki katını vereceğiz.” gibi vaatleri neden CHP’nin oylarını arttırmamıştır?Bunun nedenleri çeşitli şekillerde açıklanabilir;

         

        -        İlk olarak, seçmenlerin oy vermesinde etkili olan hususlardan biri parti algısıdır, yani partinin seçmenin zihninde bıraktığı etkidir ki,bu noktada CHP devletçi, merkeziyetçi biraz da halktan kopuk algısını yenmekte hâlâ zorluk çekmekte gibidir.

         

        -        CHP’nin lider sıkıntısı: CHP İnönü ve Ecevit dışında kitleyi çekip oylarını yükseltebilecek bir lidere ulaşamamıştır. Kılıçdaroğlu ile bu sorun aşılmak istenmektedir, ancak henüz sonuç yoktur. “Ben Kılıçdaroğlu olarak size söz veriyorum”, “Kılıçdaroğlu sözü” gibi ifadeler “lider Kılıçdaroğlu” yaratmaya yöneliktir, ancak henüz bu ismin markalaşması söz konusu olmamıştır. Ne kadar çalışılırsa çalışılsın olacak gibi de değildir. Ayrıca Kılıçdaroğlu’nun parti adına değil kendi adına söz vererek seçim konuşmaları yapması demokrasi adına çok da uygun bir dil değildir, zira demokrasi kişiler değil kurumlar üzerine kuruludur. Zaten tek kişinin yönetiminden, diktatörlükten şikâyet eden bir muhalefetin kurumlar üzerinden değil kişiler üzerinden muhalefet yapmaya çalışması, birinin gidip diğerinin geleceği bir durumu ortaya çıkaracak gibidir.

         

         

        -        CHP değiştiğine dair bir süreç başlattı, ezanlarda sustu, seçim reklamlarında başörtülüleri oynatıp kendine oy verdirdi, ancak Suriyeli sığınmacılar söz konusu olduğunda “Bütün Suriyelileri ülkelerine geri göndereceğiz.” diyerek oy almayı hedeflediği muhafazakâr sağ seçmenin hafızasını karıştırdı.

         

        -        CHP’nin sağ siyaset içinde yer alan bilinir simaları partiye katması sağ seçmenin oylarını almada tek başına yeterli değildir, ancak uzun vadede bunun yararlarını göremeyeceği söylenemez. Türk siyasetinde sol ve sağın uçlardan ortalara doğru kayması ve seçmenin siyasi uçlardan merkeze doğru kaymasıyla birlikte CHP’nin uzun vadeli yatırımlarının bir sonuç getireceği söylenebilir.

         

         

        -        CHP’nin laiklik, irtica, başörtüsü gibi konulardan uzaklaşarak seçim kampanyası yürütmesi hem CHP siyasetini hem de Türk siyasetini normalleştirmiştir. CHP’nin ekonomik vaatlerinin daha çok kazanç getireceği açıktır. En azından bu seçimlerde taşeron işçilik ve emeklilere yönelik vaatlerinin ne miktarda oya tahvil ettiği araştırılmaya değerdir.

         

         

        Fareli Köyün Sazcısı veya Demirtaş’lı HDP, Nereye?

         

        2015 Seçimlerinin sürpriz partisi HDP, daha önce bağımsız adaylarla girdiği bu seçimlere hem Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hem de siyasi iradelerini temsil eden terör örgütü PKK’nın tutuklu, sözde lideri Öcalan’ın yönlendirmesiyle parti olarak girme kararı almıştır. Bu kararda 2014’deki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday Demirtaş’ın aldığı %9.7’lik oy oranı da etkili olmuştur. Demirtaş sözkonusu seçimlerde %10’luk seçim barajını zorlamıştır. Hem Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde hem de 2015 milletvekili genel seçimlerinde boyanıp cilalanarak televizyon programlarına çıkartılması ve futbol tabiriyle doksanlardan gole dönüştürülecek pasların (soruların) önüne atılmasıyla Demirtaş adeta millîbir kahraman olarak ambalajlanmıştır. Terör ve şiddetle ilgili her sorunu dağa veya adaya havale eden bunun dışında her türlü sorunu çözeceğini ve tüm ezilenlerin, marjinallerin, dışlanmışların sözcülüğünü üstlenen Demirtaş, eline sazı alarak yoldan çıkmaya hazır kitleyi “Fareli Köyün Sazcısı” olarak peşinden sürüklemiştir.

         

        Demirtaş ve HDP Türk siyasetine ne vaat etmekte ve ne getirmektedir? Demirtaş AK Parti eleştirmeni olmanın dışında kendisini parlatan beyaz Türklerle pek bir ortak bağı olmayan, sıradan bir Kürdün gözünde bir Süleyman Demirel örneği; Ahmet Türk ya da Emine Ayna vb.lerine göre daha sempatik, genç, dinamik ve siyasi refleksleri güçlü biridir. Bu açıdan da hem dağ hem de İmralı için Kürt hareketinin liderliğini sürükleme açısından potansiyel bir tehdittir.

         

        HDP siyasetin bağımsız değişkeni olacağını ne zaman ispatlayacaktır. Cemil Bayık gibi Kandilcilerin “AKP ile koalisyon kurulmayacak.” gibi “talimat”larının Türk halkına “teminat” olarak yansıtılmasıyla bu halkı ikna edebileceğini düşünüyorsa yine hata yapmış olacaktır, çünkü bu durum kendisinin hâlâ bağımlı olduğunu göstermekten başka bir izaha sahip değildir. 

         

        HDP taşıyamayacağı bir oy potansiyeline sahip olarak (muhtemelen) nasıl bir siyasi süreçle karşı karşıya kalacaktır?

         

        -        HDP, bağımsız bir Kürdistan peşinde mi koşacaktır, yoksa daha demokratik bir Türkiye için mi çalışacaktır? Bağımsız bir Kürdistan peşinde koşmadığı sürece Pankürtist muhalefetin eleştiri odağında olacaktır. Türk siyaseti her iki durumda da kazançlı olacaktır. Nasıl ki seçim sürecinde HDP (veya BDP) kaybetse de kazanan pozisyonda oluyor idiyse doygunluğa erişen Kürt hareketi bir süre sonra güç kaybetmeye başlayacaktır ve bu süreç Türkiye’nin kazançlı çıkacağı günün başlangıcı olacaktır, ancak bu sürece henüz gelindiği söylenemez.

         

        -        HDP oy aldığı beyaz Türklere terörle olan bağlantısı veya bağlantısızlığı konusunda ne söyleyecek bu konuda nasıl bir politika üretecektir? Bu da HDP’nin yumuşak karnıdır.Çünkü her şiddet ve terör olayını Derin devletle, AKP faşizmiyle, Türk ırkçılığıyla izah etmeye çalışmak bir süre sonra geçer akçe etmeyecektir.

         

         

        -        HDP, PKK’yı bir özgürlük savaşçısı örgütü veya STK olarak görmeye devam ederek Türk toplumuyla barışma sürecinin devam edeceğini mi düşünmektedir? Eğer böyle düşünüyorsa daha alması gereken çok yol olduğu ortadadır.

         

        -        AK Parti’den kopan 1.8 milyonluk dindar Kürt oylarının HDP’ye doğru akması seçim sürecinin sadece baskıyla yürütüldüğünü, oyların baskıyla bu partiye verildiği görüşünü yanlışlamaktadır. Evet bölgede baskıya dayalı bir elde etme yolu vardır, ancak bu her şeyi açıklamaz. Eğer oylar zorla HDP’ye veriliyorsa bunun bir numaralı sebebi AK Parti ve onun bölgede uyguladığı politikalardır. Bu açıdan AK Parti kendi ayağına kurşun sıkmıştır ve bundan sonra da bu oyların tekrar bu partiye (AK Parti’ye) dönem imkânı bulunmamaktadır. Milliyetçilik şişedeki bir cin ise işte şimdi ortaya çıkmıştır.

         

         

        -        HDP kozmopolit bir parti hüviyetine sahip olduğunu iddia etse de bal gibi Kürt milliyetçisi bir partidir. HDP sadece bu değildir, ama aynı zamanda yükselen Kürt milliyetçiliğinin simgesidir. Kürtler etnik kimliklerine oy vermişlerdir. Bu daha önce de olan bir şeydi, ancak bu bir kısım Kürt için değil çok büyük bir kısım Kürt için geçerli hâle gelmiştir. 2015 seçimleri milliyetçiliğin dinî, önderliğin başkanlığı yendiği bir seçimdir. Bu seçimlerle çok dindar olduğu her fırsatta vurgulanan Kürtlerin ümmet kimliği yerine etnik kimliklerine oy verdiği bir seçimdir. Kürtlerin en dindarı bile oy verirken parti liderinin (ve adadaki asıl liderinin) ne’liği üzerinde durmamaktadır yani Zerdüştlüğü, din karşıtlığı vb. partili vekillerin CHP gibi ilerici güçlerle gericilere karşı güçbirliği teklifleri vb. görülmemiş, AK Parti’nin Zerdüştlük söylemi de tutmamıştır. Demirtaş Tunceli’de ilerici güçlerin birleştiği bir parti olduklarından bahsederken Diyarbakır’da sarıklı bir “mele” ile yan yana seçim konuşması yapmaktadır. Yani milliyetçilik dini motifleri de içine almaktadır.

         

        -        Demirtaş Erdoğan’ın başkanlığına karşı çıkarken avazı çıktığı kadar bağırmakta, ama “önderlik” söz konusu olduğunda pısmakta, sesini çıkarmamaktadır. Önderlik sorgulanmayan, verdiği emrin dışına çıkılmayan (Diktatörlük bu değilse nedir?) ise sadece başkanlık sistemine karşı çıkıp Erdoğan’ı başkan yaptırmamanın tek başına demokratlık için yeterli olmadığı açıktır.

         

         

         

        Sonuç

         

        2015 Seçim sonuçları Türk demokrasisinin hem seçime katılım oranının yüksekliği, hem seçimlerin sonunda iktidarın kan dökülmeden el değiştirdiği (en azından iktidardaki partinin diğer partilerle iktidarı paylaşma olasılığının ortaya çıktığı) bir durumla karşılaşılmıştır. Seçim süreci boyunca kısmi çatışmalar olmuşsa da büyük ölçüde sorunsuz bir seçim süreci yaşanmıştır.

         

        Bu seçimlerde en çok kullanılan ifadelerden birisi de “seçmen (halk) birleşin dedi” ifadesidir. Halkın siyasi partilere “aranızdaki ayrılıkları atın, sizi tek parti olarak iktidar yapmıyoruz, aranızda anlaşın” vb. gibi ifadeler başlı başına tartışılmaya değer ifadelerdir.Çünkü seçmen ya da halk dediğimiz kategori yekvücut, homojen, aynı şekilde karar alma özelliğine sahip midir?Elbette ki hayır. Ancak eğer bu ifadenin doğru olduğundan hareket edersek seçmen bir sonraki seçim için nasıl bir karar alacaktır? Bu günden heyecanla bir sonraki seçim dönemini beklemekteyiz.

         

         

        Prof. Dr., GÜ İİBF Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü


        


        

        [1] http://www.konda.com.tr/7 Haziran Sandık ve Seçmen Analizi 18 Haziran 2015 Sayfa 52 (erişim tarihi 20.6.2015)


        

        [2] http://www.konda.com.tr/7 Haziran Sandık ve Seçmen Analizi 18 Haziran 2015 Sayfa 51 (erişim tarihi 20.6.2015)

         

         


Türk Yurdu Temmuz 2015
Türk Yurdu Temmuz 2015
Temmuz 2015 - Yıl 104 - Sayı 335

Basılı: 10 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele