“Seçmen”in Mesajı (!)

Temmuz 2015 - Yıl 104 - Sayı 335

         

        Tek başına bir fert “Beni A,B,C ve D partilerinden müteşekkil bir hükümet yönetsin istiyorum; bu nedenle beni yönetme hakkımı bu partiler arasında şu oranlarda dağıtıyor, iktidarı belirleme hakkımı böyle kullanıyorum.” diyebilir. Bu irade beyanı hem felsefi hem de teknik olarak mümkündür. Çünkü burada bir irade parçalanmasından veya kararsızlıktan söz edilemez. Seçmen gerçekten böyle çok ortaklı yönetim istemiş olabilir. Veya seçmen bunun tam tersini de istemiş olabilir. Her iki durumda da burada teorik olarak ne yaptığını bilen bir seçmenden söz etmek gerekir. Çünkü seçmen burada böyle bir irade ortaya koyarken, bir şeyin olmasını değil olmamasını irade etmiş de olabilir ki, bu durum bize seçmenin iradesinin bu olduğunu gösterir.Buna karşılık tek tek seçmenlerden oluşan bir kitle söz konusu olduğunda hiç bir zaman ortada tek bir irade ve kararın bulunduğunu söylemek mümkün değildir. Seçmenin çoğunluğu bir partiyi iktidar yapacak kadar desteklemiş olsa dahi tüm seçmeni bağlayacak olan bir iradeden bahsetmekyine mümkün değildir. Bu irade en büyük parçanın ya da çoğunluğun iradesi olacaktır.

         

        Sözü getirmek istediğimiz yer ülkemizde yaşanmış olan milletvekilliği seçimidir.Ülkemizin yaşadığı son seçim sonuçlarından hareketle konuşursak eğer; seçmenlerin sandığa giderken bir mutabakata varıp da oylarının yüzde 40’nı A partisine, yüzde 25’ini B partisine, yüzde 16’sını C partisine, yüzde 13’ünü de D partisine vermek hususunda bir karar aldığını söyleyebilir miyiz? Tabii ki hayır! O halde hiç bir seçmen kendi özgür iradesinin –ki aslında ne kadar özgür olduğu da tartışılır- bir sonucu olarak tek başına ve kendi kararını vermiştir. Bu tek tek verilmiş kararların toplamı yukarıda verilen sayısal tabloyu ortaya çıkatmıştır. Bu tablonun anlamı şudur:Seçmenin yüzde 40’ı A partisinin, yüzde 25’i B partisinin, yüzde 16’sı C partisinin, yüzde 13’ü de D partisinin ülkeyi tek başına yönetmesini istemiştir. Hâl böyleyken iç ve dış piyasa yapıcı odakların koalisyon formülleri seçmenin iradesi ve talebi değildir.

         

        Bu talebi dillendirenlerin bu tavrı; sanki seçmen kitlesi aynı atomlardan oluşmuş mütecanis bir yapıymış gibi, aslında bunların birbirlerinden oldukça farklı ve hatta temelden uzlaşmaz yanları söz konusuyken; “seçmenin mesajı” kavramlaştırması altında, seçmenden tamamen ayrı,çıkan sonuçları hükümet senaryolarına tahvil etmek isteyen oyuncular olduğu kuşkusuna götürmelidir. Bu durum ise bir yanıyla “demokrasi oyunu”nun zaafına, öbür yanıyla da -seçmenin değil- piyasa yapıcıların ihtiyaçlarına dair bizlere ciddi ve önemli veriler sunmaktadır. Bu zaaf ve ihtiyaç hâli bu oyuncular tarafından “Ülke hükümetsiz kalamaz, kalmamalı.” argumanı ile meşrulaştırılmakta ve piyasaya sürülmektedir. Böylece kimsenin itiraz edememesi de sağlanmak istenmektedir. Oysa tüm bu olup bitenler piyasa yapıcı odakların bir inşasından, bir kurgusundan ve bir suistimalinden/manuplasyonundan başka bir şey değildir. Söz buraya gelmişken “Demokrasi Teorisi” hakkında bir kaç kelam etmek icap etmektedir.

         

        Ülkemizin yaşadığı son seçimde çıkan sonuçların ya da benzeri durumların varlığında Demokrasi teorisi/oyunu zorlanmakta ve bazen de tıkanmaktadır. Bununla birlikte insanoğlunun” dünyevi/bu hayata dair iktidar alanında egemenin ya da yöneticinin kim ya da kimler olmalıdır?” sorusuna bulduğu en iyi yöntemin demokrasi ve çok partili sistem olduğu görüşü genel kabul görür. Çünkü bu halde söz konusu egemenlik alanında yaşayan âkil ve baliğ herkes karara iştirak etmektedir.

         

        Mamafih İnsanlığa Fransız Devrimi’nin hediyesi olan bu sistem de hatadan, kusurdan ve zaaftan ari olmamıştır. Bu nedenle “en iyi sistem” olarak kabul görür; “mutlak iyi” olarak değil.

         

        Sistem en güçlü dayanağını, yeterli vasıflara sahip seçmek ve seçilmek isteyen herkese açık olmasından alır. Gerçekten sistemin bu temel karakteri teorik olarak onu tıpkı, iktisattaki -yine teorik olarak mümkün ancak gerçek hayatta kâmil manada asla karşılaşılamayacak olan- “Tam RekabetPiyasası” gibi yapar. Teorik olarakherkes seçme, seçilme ve parti kurma hakkına sahiptir. Ancak yine iktisatta olduğu gibi piyasanın güçlü oyuncuları kendileri sahip oldukları, rakiplerinin ise asla sahip olamadıkları/olamayacakları piyasa yönlendirici ve yapıcı araç ve imkânlarla piyasayı kontrol eder; böylece tekelci siyasal piyasa oluşur. Hatta bazı durumlarda –ülkemizde olduğu gibi- “yönetimde istikrar”ı sağlamak için antitekelci değil, tekelci anayasal/yasal düzenlemeler yapılarak, “Demokrasi Teorisisi”nin onu var eden özüne aykırı seçim sistemleri vücut bulur. Ancak tüm bu ve benzeri uygulamalar “Demokrasi Teorisi”nin içinde tolere edilir.

         

        Aslında biraz dikkatlice baktığımızda karşımızda yöntemi ne olursa olsun demokrasiyi değil; “demokrasi oyunu”nu buluruz. Belki de bu nedenle demokrasinin “en gelişmiş”olduğu ülkeler olarak kabul edilen ülkelerde seçimlere iştirak oranları düşük ve bazı ülkelerde de yüzde 50’nin altında tahakkuk etmektedir. Böyle de olsa “Demokrasi Teorisi”nin seçmenin bu tavrına verebileceği cevap anlamlı ve kendi içinde de tutarlıdr: Nedeni ne olursa böyle davranmakla seçmen,hakkı olan “seçme özgürlüğü” kadar, negatif bir hakkın kullanımı olarak okunabilecek olan “seçmeme özgürlüğü” hakkını kullanmaktadır. Kaldı ki “seçmeme özgürlüğü”nü kullanan seçmeni böyle yapmaya iten bir baskı da söz konusu değildir.

         

        Tekrar ülkemize dönecek olursak; yüzde 85 iştirak oranıyla seçmen, “ben koalisyon istiyorum” demiş değildir. Koalisyon talebi ve tartışmalarıseçmenden bağımsız, piyasa yapıcı iç ve dış odakların “demokrasi teorisi”nin özüne aykırı “demokrasi oyunu” üzerinden kurguladıkları ve tahakkuk ettirmek istedikleri kendi çıkar hesaplarından başka bir şey değildir.

         

        Eğer esas olan seçmenin iradesi ise ve bu iradenin ne olduğu konusunda kesin ve doğru bir veriye ulaşılmak isteniyorsa yapılması gereken şey, erken bir seçimle seçmen iradesinin yenilenmesidir. Böyle bir seçimle eğer seçmen iradesi yine tek başına bir hükümete karar vermemişse, işte ancak o zaman seçmenin bir koalisyon istediği sonucuna varılabilecektir. Ve ancak bu hâlde koalisyon talebinin arkasında seçmenin rasyonel bir kararından söz edilebilecektir.

         

        Son söz olarak; belki bu yazı yayımlandığında ülkemizde bir koalisyon hükümeti kurulmuş olacaktır. Öyle de olmuş olsa bu koalisyon hükümeti, “seçmenin iradesini” değil, siyasal aktörlerin ve piyasa yapıcı odakların talebini ve kararını temsil ediyor olacaktır.

         

         


Türk Yurdu Temmuz 2015
Türk Yurdu Temmuz 2015
Temmuz 2015 - Yıl 104 - Sayı 335

Basılı: 10 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele