GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE BATI TRAKYA’DA TÜRK KİMLİĞİ VE BÖLGE SOSYO-POLİTİĞİ

Aralık 2021 - Yıl 110 - Sayı 412

Batı Trakya, coğrafi olarak batısında Mesta Karasu Nehri, doğusunda Meriç Nehri, kuzeyinde Rodop Sıra Dağları ile güneyinde Ege Denizi arasında kalan bölgedir. Her ne kadar coğrafi olarak bölgenin sınırları Yunanistan sınırlarını aşıyor olsa da bugün Batı Trakya denildiğinde Yunanistan’ın kuzeydoğusundaki siyasi sınırları içinde kalan bölge anlaşılmaktadır. Bölge, Avrupa’nın Anadolu’ya ve Asya’ya açılan kapısı İstanbul ve Çanakkale Boğazlarına yakınlığı ve çıkış yolu üzerinde bulunması hasebiyle, tarih boyunca stratejik önemini korumuştur.

Batı Trakya’da 2011 nüfus sayımı verilerine göre yaklaşık 370 bin kişi yaşamaktadır. Bu nüfusun yine yaklaşık olarak 140-145 binini Batı Trakya Türkleri oluşturmaktadır (Hayrullah 2020: 77-78). Birçok yazara göre Türklerin Batı Trakya’ya gelişi, Osmanlı İmparatorluğu’nun XIV. asrın ikinci yarısında gerçekleştirdiği Rumeli fetihleriyledir. Fakat Balkanlar’daki Türk varlığının Osmanlı fetihlerinden çok daha eskiye dayandığına dair görüşler de mevcuttur. Bu anlamda akademik çevreler arasında tam bir görüş birliği olmamasına karşın Batı Trakya’nın ve Rumeli’nin asırlardır bir Türk anavatanı olduğu şüphe götürmez bir gerçektir.

Yaklaşık altı asırlık Türk hâkimiyetinden sonra Balkan Savaşları ile Osmanlı İmparatorluğu’nun elinden çıkan Batı Trakya, stratejik önemini korumuş; bölgesel ve büyük devletlerin stratejik hedefi hâline gelmiştir. Bu minvalde Balkan Savaşları’nı müteakiben Batı Trakya, ilk Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşuna ev sahipliği yapmış ve Garbi Trakya Hükûmet-i Muvakkatesi burada kurulmuştur. Daha sonra bölge, Bulgaristan tarafından işgal edilmiş; akabinde Neuilly Antlaşması ile Yunanistan’a bırakılmış ve bölge, geçici olarak Müttefikler adına General Charles Antoine Charpy başkanlığındaki Fransız kuvvetlerine teslim edilmiştir. Nihai olarak Millî Kurtuluş Savaşı’nın Türk Millî Ordusu tarafından kazanılmasıyla Lozan Antlaşması imzalanmış ve 1913’te elden çıkmış olan Batı Trakya, Yunanistan egemenliğinde kalmıştır.

Diğer yandan Lozan barış görüşmeleri sırasında Türk Hükûmeti, Batı Trakya konusunu bir millî mesele olarak görmüş ve Batı Trakya’da bırakılacak olan Türk azınlığın geleceğini Lozan Antlaşması’yla garanti altına almıştır. Bu minvalde Batı Trakya Türkleri, tıpkı İstanbul Rumları gibi azınlık statüsü kazanarak Türk-Yunan nüfus mübadelesinin dışında tutulmuştur.

Bat Trakya, Lozan Antlaşması’nın imzalandığı 1923 yılında, Rumeli topraklarının birçok diğer bölgesinde olduğu gibi mimari, sosyal, ekonomik ve demografik olarak bir Türk kimliğine sahipti. Nitekim Osmanlı egemenliği öncesi dönemde bölgede yerleşik Türk toplulukları olup olmadığı meselesinden bağımsız olarak Batı Trakya ve günümüz Yunanistan toprakları ilk Balkan fetihlerinin gerçekleştiği bölgeler olması hasebiyle Osmanlı Devleti’nin çok erken dönemlerinde bir Türk vatanı olmuştur. Yine Lozan Antlaşması’nın ilk yıllarında Batı Trakya nüfusunun %78 gibi büyük bir çoğunluğunu Türkler oluştururken bölge topraklarının da yaklaşık %80-85 gibi büyük bir oranı Türklerin elinde bulunmaktaydı. Bu durum, Lozan görüşmeleri sırasında Türk heyeti tarafından ısrarla dile getirilmiş ve Batı Trakya Türk azınlığı konusundaki taleplerinde Türk tarafının pozisyonunu güçlendirmiştir (Meray 1969).

Netice itibarıyla Batı Trakya Türk azınlığı, temel vatandaşlık haklarından ziyade Lozan Antlaşması ile garanti altına alınan bir dizi azınlık hakkı ile Yunanistan’a bırakılmıştır.

Yunanistan, bundan sonra tüm ülke sathında ve özelinde Batı Trakya’da kültürel, demografik, sosyal ve ekonomik siyasaları da belirleyen katı bir kimlik politikası izlemeye başlamıştır. Buna göre Yunanistan’da eşit bir vatandaş olarak yaşayabilmenin başlıca gereği Ortodoks-Helen olmaktan geçmektedir. Bu ilerleyen satırlarda irdeleyeceğimiz Yunanistan’ın Batı Trakya Türk azınlığına karşı tutumu ve hak ihlallerinden bağımsız olarak tüm ülkede geçerli millî politikası olmuştur.

Nitekim Yunanistan’ın Batı Trakya Türk azınlığına karşı izlediği eritme politikası, kendini yirminci yüzyılın ikinci yarısında açıkça göstermeye başlamıştır. Yine son dönemde bazı çalışmalar, bu politikanın planlarının İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde yapılmaya başlandığını gün yüzüne çıkarmıştır (Hayrullah 2020; Iliadis 2020). Böylece Lozan sonrası ilk dönemlerde Yunanistan’ın etkili bir azınlık karşıtı politika güttüğünü söylemek güçtür. Bunu birçok yazar, yirmili otuzlu yıllarda Yunanistan’ın iç karışıklıklar ve siyasal-ekonomik istikrarsızlığına bağlamaktadır. Bu görüş büyük oranda doğru kabul edilebilir. Nitekim Yunanistan’ın bir devlet mekanizması olarak kendini tamamlaması, ancak Yunan İç Savaşı’ndan sonra gerçekleşebilmiştir.

Öte yandan Yunanistan’ın 1920’li yıllarda etkili bir azınlık politikasının olmamasını, sadece siyasal-sosyal ve ekonomik istikrarsızlıklara bağlamak eksik olacaktır. Nitekim 2008 krizi ve sonrasında ülkede uzun yıllar süren siyasal-ekonomik istikrarsızlıklar bunun doğruluğunu sınayan bir örnek teşkil etmektedir. Bu dönemde Yunanistan ekonomik olarak iflas etmesine ve siyasal olarak parçalanmasına rağmen ne millî azınlık politikasındaki harcamalarında bir kesintiye gitmiş ne de millî azınlık politikasında bir fikir ayrılığına düşmüştür. Türk azınlık konusu partiler üstü, sosyo-ekonomik gelişmeler üstü bir devlet politikası olma özelliğini korumuştur.

Bu sebeple yirmili otuzlu yıllardaki pasif azınlık politikasını siyasal ve sosyoekonomik durumdan çok mübadele ile Anadolu’dan gelen ve yeni siyasi sınırlar içinde kalmış diğer Hristiyan-Ortodoks unsurların “Helenizasyonu” önceliğinde aramak mümkündür. Nitekim Anadolu’dan gelen ve Türk’ten birçok izler taşıyan mübadillerin ve Makedonlar gibi diğer Hrıstiyan unsurların Helen ulusu içinde eritilmesinin nispeten daha kolay olacağının düşünülmüş olması muhtemeldir. Böylelikle Batı Trakya dışında bütün ülke sathında ulusal bütünlük sağlanacak ve önce “Helenizasyon”un sonra bütünleşmenin sağlanması arzulanan Batı Trakya için farklı bir rejim kurulacaktır. Tarihçi yazar McCarthy bunu, egemenliği altındaki bütün Türk-olmayan unsurları asırlarca hoşgörü ve adaletle idare etmiş bir millete, zor gününde reva görülen ölüm ve sürgün olarak tanımlamıştır. Nitekim Balkanlar’da Osmanlı bakiyesi olarak kalmış birçok Türk’ün kaderi ölüm, sürgün ve göçten başka çarenin bırakılmadığı etnik temizliklerde birleşmektedir. Batı Trakya da bir çeşit etnik temizlik politikasının istisnası olmamıştır.

Batı Trakya’da kurulan bu istisnai rejimin yasal olarak temelleri 1950’li yıllarda atılmış ve temel hatlarıyla etkisini bugün dahi sürdürmektedir. 1946 ve 1958 yıllarındaki girişimlerden sonra 1959 yılında Dışişleri Bakanlığına bağlı olarak kurulan ve 1969 yılına kadar faaliyette olan, daha sonra şekil değiştiren gizli-yasal kurum(lardan) ilki olan Trakya Eşgüdüm Konseyi (TEK), Batı Trakya’da uygulanacak olan azınlık politikasının ve genel olarak bölgede uygulanacak olan kültürel, demografik, sosyal ve ekonomik politikaların yegâne belirleyici gücü olmuştur (Papanikolaou, 2007: 96-100). Merkezî yönetimin bölgedeki üst düzey bürokratları, kilise, istihbarat, jandarma ve ordu üyelerinden oluşan konseyin nihai amacı, Batı Trakya’yı Türklerden tamamen arındırmaktır. Bunun için çok yönlü bir mekanizma geliştirilmiştir. Buna göre ilk olarak 1967’de askerî cuntanın ülke idaresini ele geçirmesi fırsat bilinerek azınlığın temel vatandaşlık hakları elinden alınmış ve 1990’lı yılların ortasına kadar geri verilmemiştir (Aarbakke, 2000: 177-178). Azınlıkların her türlü ekonomik faaliyeti, mülk edinmesi, sahip olduğu tarihî mülklerine tapu düzenlemesi, inşaat izni alması veya yaşadığı evi tamir etmesi engellenmiştir. Buna karşın bölgede yaşayan Yunan nüfusu geri ödemesiz olarak verilen ve “ulusal kredi” olarak adlandırılan gizli kredilerle desteklenmiştir. Bu tür krediler, bölgenin ekonomik gelişimine katkısı göz önünde bulundurulmadan sadece Yunan nüfusu zenginleştirmek için verilmiştir (Papanikolaou, 2007: 121-127).

Bunu yine çeşitli sosyo-ekonomik teşviklerle Yunanistan’ın diğer bölgelerinden Hristiyan unsurların, Türklerin yoğun olduğu bölgelere yerleştirilmesiyle sömürgeleştirme uygulamaları izlemiştir. İlginçtir ki bu sömürgeleştirme, Yunanlarla aralarında evliliklerin dahi çok sınırlı olduğu ve genel olarak Yunanlar tarafından hor görülen bir grup olan ve Epir dağlarından getirilen Karakaçanlar ile gerçekleştirilmiştir (Papanikolaou, 2007: 127-130). Böylece Batı Trakya’da ekonomik kaynaklar heba edilerek desteklenen “millî gaye”, Yunanların alt derece Yunanlar olarak gördükleri bir diğer grup olan “Karakaçanlar” eliyle başarılmak istenmiştir. Sonuç olarak Batı Trakya Türklerinin bugün yaşadığı ekonomik buhranın temelleri, bu uygulamalarla atılmıştır. Bu uygulamalar, 1990’lı yıllarda terk edilmiş fakat azınlıklarda açtığı yaralar kalıcı olmuştur.

Batı Trakya, bugün Yunanistan ve Avrupa Birliğinin (AB) en geri kalmış bölgelerinden biridir. On yıllar boyunca ekonomik kaynakların verimlilikten uzak millî saplantılar ve Türklük karşıtı anlayış ile heba edilmiş olması ve bugün bile nüfusun büyük bir bölümünü oluşturan Batı Trakya Türklerinin yıllarca sosyal ve ekonomik olarak dışlanması, bu geri kalmışlık sarmalının başlıca sebeplerindendir. Yunanistan’ın millî azınlık ve kimlik politikası, bölgeyi ve bölge Türklerini bugünkü çıkmaza itmiştir.

Öte yandan azınlığın sosyo-ekonomik olarak tasfiyesini, bu bölgeden tamamen silinip gitmesi amacı izlemektedir. TEK tutanaklarında “Türklerin elinde hiçbir toprak parçası kalmadığında burayı terk edecekler.” denmiştir (Hayrullah 2020). Uygulanan politika, organize ve çok yönlüdür. Türklere bölgeyi terk ettirecek zemini hazırlaması için birçok strateji geliştirilmiştir. Bunlardan en önemlisi, azınlığı alt gruplara bölerek millî kimliğini reddetmedir. Azınlığın Türk kökenliler, Pomaklar ve Çingenelerden oluşan bir “Müslüman azınlık” olduğu söylemi, daha altmışlı yıllarda planlanmıştır. İskeçe ve Rodop illerinin dağlık bölgeleri ile kent merkezleri ve ova bölgeleri arasında seyahatin izne tabi olup aynı ülke ve il sınırları içinde sınır geçiş noktaları oluşturmak, azınlığı bölme politikasının bir aracı olmuştur. Kuzeyden gelecek komünizm tehlikesi bahanesiyle başlatılan bu uygulama, Doğu Bloku’nun yıkılmasından sonra da yıllarca sürdürülmüştür (Papanikolaou 2007: 117-119).

Azınlığı alt kimliklere bölerek millî kimliğini inkâr etme, bugün dahi Yunanistan’ın çok katı bir şekilde sürdürdüğü azınlık politikasıdır. Yunanistan TEK tutanaklarında planlandığı şekliyle azınlığın Lozan’a göre bir “Müslüman azınlık” olduğunu ve bunun üç etnik unsurdan oluştuğu söylemini bugün de devam ettirmektedir. Bu iddiayı desteklemek için TEK tutanaklarında, Yunan devletinin Batı Trakya’da Türk kimliğini öne çıkarmayan ve kendini sadece dinî kimliği ile tanımlayan muhafazakâr azınlık mensuplarının Pomak ve Çingeneler gibi diğer alt grupların desteklenmesinin planlandığı görülmektedir.

Buna benzer yaklaşımlar, Yunanistan’ın azınlık politikasında bugün de gözlemlenmektedir. Fakat düşünülmelidir ki Müslüman kimliğinin ve diğer alt kimliklerin desteklenmesi, bu farklılıklara muhabbetten ileri gelmemektedir. Bu, Batı Trakya’nın Türklerden arındırılmasında sadece bir aşamadır. Nitekim bu strateji, TEK tutanaklarında açıklanmıştır. Bölge önce Türk olanlardan arındırılacak ve Müslüman olarak kalmak isteyenler de zamanla Hristiyan-Ortodoks yapılarak Helenleştirilecektir (Papanikolaou, 2007: 112-116). Nihayetinde Yunanistan’ın, Lozan’ın Osmanlı “Millet Sistemi”ne binaen tanımladığı “Müslüman azınlık” meselesinde, istemediği azınlığın bir grubu değil, oradaki Türk milletinin tamamı yani azınlığın tamamıdır.

Bu konuda yapılabilecek bütün antropoljik değerlendirmelerden bağımsız olarak Lozan’da Müslüman azınlık diye bahsedilen grup Türk’tür ve Batı Trakya’yı bir Türk anavatanı yapmaktadır. Bu gruba mensup olan Pomak ve Çingene gibi alt kimlikler, Türk kimliğinin, çağdaş Türk ulusunun üzerine inşa edildiği Türk milletinin bir parçasıdır. Nihai olarak Yunanistan’ın millî azınlık politikası, işte bu Türk milletine yöneliktir.

Bugün Yunanistan’ın bölgede uyguladığı birçok hak ihlalini bu pencereden okumak gerekir. Azınlığın mülk edinmesinde, ekonomik faaliyetlerindeki kısıtlamalar, doksanlı yılların ortalarında kademeli olarak kaldırılmıştır. Fakat iki nesil boyunca devam eden sosyoekonomik yalıtım, Türk azınlık üzerinde bugünü etkileyen birçok tahribat yaratmıştır. Yine bu baskıcı anlayış, azınlık hakları alanında devam etmektedir. Lozan Antlaşması ile garanti altına alınan ve özerk olması gereken azınlık eğitimi zayıflatılmıştır. Batı Trakya’da Türk kültürünü ve Türk kimliğini koruyacak en önemli kurumların başında azınlık okulları gelmektedir. Bugün Yunanistan bir yandan çeşitli müdahalelerle azınlık okullarındaki eğitimin niteliğini düşürmeye çabalarken diğer yandan Lozan’a aykırı olarak öğrenci azlığı bahanesiyle azınlık okullarını kapatmaktadır.

Diğer yandan Yunan Devleti’nin müftülük ve azınlık vakıfları konusundaki tutumu, nihai amacının azınlığın sadece dinî kimliği olan “Müslüman” terimiyle tanımlanmasıyla son bulmayacağını da ortaya koymaktadır. Nitekim devlet, azınlığın dinî lider olarak seçtiği müftüleri tanımamakta ve azınlık tarafından istenmeyen adamları azınlığa rağmen müftü olarak atamaktadır. Yine azınlık vakıflarının yönetimi de atanmış müftülerin düzenlemesiyle atanmış kadrolardadır.

Sonuç olarak bugün Batı Trakya Türk azınlığının içinde bulunduğu sosyo-ekonomik durum ve genel olarak bölgenin az gelişmişlik sorunu, bu sürecin bütünü içinde değerlendirilmelidir. Türk azınlığın karşı karşıya olduğu ekonomik sorunlar, azınlık hakları alanındaki ihlaller birbiriyle ilişkili, bütün olarak bu tarihî sürecin sonucudur. Bütün bu süreç de azınlığın Türk kimliğinde kilitlenmektedir. Yunanistan’ın bu toprakların yerli kimliği olan ve yaklaşık yedi yüz yıldır bu topraklarda yaşayan ve değer katan Türk kimliği ile olan sorunu ortadan kalkmadığı sürece Batı Trakya, sosyo-ekonomik olarak geri kalmaya mahkûmdur.

Kaynakça

Aarbakke, V., (2000). The Muslim Minority of Greek Thrace. Doktora Tezi, University of Bergen.

Hayrullah, P., (2020). Balkan Savaşlarından Sonra Batı Trakya Türklerinin Sosyo-Kültürel Hayatı ve Eğitim Tarihi, Komotini: Bakes Yay.

Iliadis, H., (2020). “Trakya Tehdit Altinda”, Gizli Yazışmalar (çev. L. Alatlı), Komotini: Bakes Yay.

Meray, S., (1969). Lozan Barış Konferansı Tutanaklar Belgeler, Ankara, Ankara Üniversitesi Basım Evi.

Papanikolaou, A. (2007). The ‘Polıtıcızatıon Of Rıghts’ In The Case Of The Muslım-Turkısh Mınorıty In Greece. Doktora Tezi, University of Sussex.


Türk Yurdu Aralık 2021
Türk Yurdu Aralık 2021
Aralık 2021 - Yıl 110 - Sayı 412

Basılı: 25 TL

E-Dergi: 10 TL

Sayının Makaleleri İncele