Türk Ocaklarının İkinci Defa Açılması ve Sonrası-2

Ekim 2020 - Yıl 109 - Sayı 398

Türk Ocaklarının, Osman Turan’ın Genel Başkan olması ve Genel Merkez’in Ankara’ya nakliyle başlayan faal dönemi, 27 Mayıs Askerî Müdahalesi’nden sonra devam etmedi. Genel Başkan Osman Turan tutuklanıp Yassıada’ya gönderildi. Haziran ayında yapılan Merkez Heyeti Toplantısı’nda DTCF Öğretim Üyesi Prof. Dr. Necati Akder Genel Başkan oldu. Yeni başkan, Osman Turan ve yönetimi ile Türk Yurdu dergisini fazla muhafazakâr buluyor; DP iktidarına taviz verildiğine inanıyordu. İlk olarak Türk Yurdu Neşriyat Müdürü Galip Erdem’in yerine Oktay Evinç’i getirdi. Dergi’de askerî müdahaleyi öven yazılar yayımlanırken Ali Fuat Başgil, Nihal Atsız, Nurettin Topçu, Nejdet Sançar gibi isimler artık yer almamaya başladı.

27 Mayıs Askerî Müdahalesi, Türk milliyetçileri arasında ve Ocak çevresinde değişik tepkilere yol açtı. DP Hükûmeti’nin askerler tarafından devrilmesiyle doğal olarak bir iktidar boşluğu oluşmuştu. Askerî yönetimin ne kadar süreceği belirsizdi. Ancak kamuoyunda ülkedeki en örgütlü parti olmasının yanısıra, askerî ve sivil bürokrasideki gücü, üniversite ve gençlik içerisindeki desteğiyle CHP’nin çok geçmeden iktidara geleceği kanaati hâkimdi. Milliyetçi kesimler, genellikle 1944’te yaşananları unutmamıştı; millî ve manevi meseleler ile Türk dünyasına karşı tutumundan dolayı CHP iktidarına karşıydılar. Ayrıca Yassıada’ya gönderilen DP mensubu siyasetçiler arasında milliyetçi camiadan çok sayıda insan vardı. Bunların etkisiyle askerî müdahale milliyetçiler arasında rahatsızlık yaratmıştı.

Ancak bunun yanında başka bir gelişme daha oldu. Sabaha karşı radyolardan müdahaleyi duyuran sesin Alparslan Türkeş olduğu hemen öğrenildi ve haber camiada hızla yayıldı. Türk milliyetçileri, onun 1944’teki davanın sanıklarından olduğunu biliyorlardı. O dönemdeki arkadaşlarıyla irtibatı, aynı sıcaklıkta devam ediyordu. 30 Ağustos 1959’da Türk Ocakları Gençlik Kolunun Tarihî Bina’da düzenlediği “Zafer Günü” programına gelip Büyük Zafer’in askerî yönünü anlatan bir konuşma yapmıştı. Sonraki bir programa da davet edilmiş, ancak “Hep ben gelmeyeyim, aramızda başka milliyetçi subaylar da var.” diyerek Albay Suphi Karaman’ın gelmesine aracılık yapmıştı. Aynı yılın Kasım ayında, Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Cemal Gürsel’den Ankara Şubesi Yönetim Kurulu için randevu alarak saygı ve nezaket ziyareti yapılmasını sağlamıştı. Müdahaleden kısa süre sonra açıklanan Millî Birlik Komitesi’nde Türkeş’ten başka Numan Esin, Ahmet Er ve Muzaffer Özdağ gibi camiadan birçok insanla teması olan, Orkun dergisinde takma adla yazan ve çevrelerinde okutmaya çalışan isimlerin bulunması, bu havayı önemli ölçüde değiştirdi. Ancak başta Türkeş olmak üzere, Komite’deki birçok isimden CHP ve solcular da memnun değildi. Basında sistemli bir yıpratma kampanyası başlattılar, çok başarılı oldukları “fısıltı gazetesi”ni çalıştırdılar. Cemal Gürsel’i de etkileyerek Alparslan Türkeş’in fiilen Başbakanlık olan Başbakanlık Müsteşarlığından Eylül ayında ayrılmasını sağladılar. Ardından 13 Kasım’da, Komite’nin CHP Genel Merkezi ile yakın irtibat hâlinde olan üyeleri aracılığıyla “iç darbe” düzenleyip Türkeş ile beraber 13 MBK üyesini yurt dışına çıkartarak duruma hâkim oldular.

Müdahaleyi yapanlar, sabah radyolardan yaptıkları duyurularda bütün partilere eşit mesafede olduklarını, ülkede kardeş kavgasını önleyip milletçe birlik ve beraberliği sağlamayı amaçladıklarını vurgulasalar da gelişmeler çok farklı oldu. Başta CHP taraftarları olmak üzere devrilen iktidara karşı olanlar ve özellikle gazeteler, DP taraftarlarını “düşükler”, “kuyruklar” gibi sıfatlarla aşağılamaya başladılar. Aslında darbeyi yapanlar DP milletvekillerine hatta yöneticilerine ağır cezalar verme eğiliminde değildiler. Hatta müdahale sabahı Harp Okuluna topladıkları milletvekillerinden, parti politikalarını eleştiren ve “Yaylacılar” diye adlandırılan otuz kişilik bir grubu iki gün sonra salıverdiler. Bunların arasında Osman Turan da vardı.

Ancak İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sıddık Sami Onar’ın başkanlığındaki bir grup hukukçu öğretim üyesi Ankara’daydı. Cemal Madanoğlu ve bazı Komite Üyeleriyle görüştüler. Onlara DP Hükûmeti’nin Anayasa’yı ihlal edip rejimi yıkmaya çalıştığını, bütün kadrolarıyla suçlu olduklarını, TCK 146’ncı maddeden yargılanmaları gerektiğini, bunu yapmadıkları takdirde ileride kendilerinin darbe yapma iddiasıyla aynı maddeden yargılanıp ceza alabileceklerini anlatıp korkuttular. Böylece Osman Turan ve DP’nin bütün yönetici ve milletvekilleri tutuklanıp Yassıada’ya gönderildiler.

Türk Ocaklarında İç Darbe Girişimleri

Necati Akder’in Genel Başkan olması ve Galip Erdem’in Dergi’den, Şadi Pehlivanoğlu’nun Ocak Müdürlüğünden uzaklaştırılmaları, önceki dönemde oluşturulan Gençlik ve Sanat Kolu gibi kurulların faaliyet yapmalarına sıcak bakılmaması sonucunda Merkez Bina sessizliğe büründü; Akder’in göreve getirdiklerinin dışında Bina’ya pek az insan geliyordu. Bu sırada, Ankara Şubesinin olağan kongresinin yapılmasına birkaç gün kala önemli bir olay yaşandı. Şube’nin yüzden fazla üyesinin üyeliklerinin, kayıt formalitelerinde noksanlık olduğu iddiasıyla Merkez Heyeti kararıyla düşürüldüğü, dolayısıyla bunların Genel Kurul’a katılamayacakları öğrenildi. Haklarında bu karar verilenler, Ocak’ın en faal mensuplarıydı, hatta içlerinde Şube yönetiminde ve diğer kurullarda görev yapanlar da vardı.

14 Ocak 1961’deki Toplantı, çok gergin bir ortamda başladı. Üyeliği düşürülmek istenen genç-yaşlı Ocaklıların tamamına yakını salondaydı. Sert tartışmaların yapıldığı Kongre, ertesi haftaya ertelendi. Ancak aynı ortam onda da yaşandı; kavga çıkması üzerine bir kere daha ertelendi. 22 Ocak’ta yapılan üçüncü toplantı çok sakin geçti. Çünkü 27 Mayıs sonrası askerî yönetim ortamından yararlanarak Ocak’a hâkim olmak isteyen grup, bunu başaramayacağını görüp çekilmişti. Aslında sayıları azdı ama Genel Başkan’ın yetkilerinden yararlanarak oldubitti yapmak istemişlerdi. Hatta askerî yönetime, tasfiyeye çalıştıkları Osman Turan dönemi yöneticileri ve üyeleri hakkında DP ile bağlantıları olduğu tarzında asılsız ihbarlarda bulunacak kadar seviyeyi düşürmüşlerdi. Buna karşılık Ocak’tan uzaklaştırılmak istenen grup, Şube Başkanlığı için o sırada Türkiye Millî Talebe Federasyonu (TMTF) Başkanı ve CHP Gençlik Kolu Üyesi, Hukuk Fakültesi öğrencisi Kemal Kumkumoğlu’nu aday gösterdi ve seçtirdi. Yardımcısı, kıdemli Ocaklılardan Aziz Alpaut oldu. Genel Merkez, durumun incelendiği gerekçesiyle, ittifaka yakın çoğunlukla seçimi kazanan yönetime dört ay boyunca çalışma imkânı vermedi.

Osman Turan, Türk Yurdu’nun 1970 Mart sayısında, Türk Ocağında 1961 yılında yaşanan karmaşa dönemini şöyle anlatıyor:

“... Gerçekten Ocak aleyhinde gelişen ideolojik ve siyasi havayı kendi ihtiras ve menfaatlerine göre kullanmak isteyen birtakım Ocaklılar, giriştikleri menfi gayretlerle bu idealistler yurdunda bir sarsıntı yaratmaya, bu sebeplerle de derhâl birtakım siyasi, idari ve mali makamları haksız müdahale teşebbüslerine kışkırttılar.”

Hamdullah Suphi Yeniden Genel Başkan

Prof. Dr. Necati Akder, bu şartlarda daha fazla devam edemeyeceğini gördü ve istifa etti. Hamdullah Suphi Bey, 21-22 Haziran 1961’de toplanan Kurultay’da yeniden Genel Başkan oldu. Yardımcılığına, Temsilciler Meclisi Üyesi (CHP kontenjanından ve kapatılan Türk Milliyetçiler Derneği yöneticilerinden) Abdülhadi Toplu, Genel Sekreterliğe Avukat Osman Rasim Eyüboğlu getirildiler.

Hamdullah Suphi Bey’in evi İstanbul’da olduğundan Ankara’ya, Genel Merkez’e ancak Merkez Heyeti toplantısı günlerinde veya görüşme ve ziyaret vesilesiyle gelebiliyordu. Türk Ocağına olan duyguları, aşk derecesindeki bağlılığı 1912’deki kadar güçlüydü. Çünkü Ocak onun için bir varlık sebebiydi. Ama hem yaşı hem de mevcut şartlar dolayısıyla yapabilecekleri ilk dönemdekilere nazaran daha sınırlıydı. O da bütün gücüyle vefatına kadar bunları yapmaya çalıştı. Ankara’da gerekli işlemleri, kararların takip ve icrasını Genel Sekreter Osman Rasim Eyüboğlu yürütüyordu. Avukatlığı bırakıp noter oluncaya kadar görevini başarıyla sürdürdü.

Genel Merkez’in bu dönemdeki en önemli başarısı, Tarihî Bina’ya el koyma girişimlerini engellemiş olmasıdır. 1961’in Mart ayında askerî yönetimin Millî Eğitim Bakanlığına getirdiği Ahmet Tahtakılıç, ilk iş olarak Türk Ocağının tarihî binasını Halk Eğitimi Genel Müdürlüğüne almaya kalktı. Muhtemelen bu makamda fazla kalamayacağını biliyor, ayrılmadan önce bu muhteşem binayı MEB’e kazandıran kişi olarak eğitim camiasında iz bırakmak istiyordu. Hamdullah Suphi Bey, Kurultay’dan hemen sonra Devlet Başkanı Org. Cemal Gürsel’den randevu aldı. Yönetim Kurulu ile birlikte ziyaret edip sorunu anlattı. Gürsel, heyeti çok iyi karşıladı; kendisinin de fikren Türk Ocağına bağlı olduğunu söyleyerek hizmetlerini övdü. İlgili makamlara “Kesin talimatımdır, buraya ilişilmesin.” ifadesiyle talimat verdi. Ancak Tahtakılıç, bu defa Ankara Valiliğini araya koyarak Bina’nın kütüphanesi ve bütün eşyasıyla söz konusu genel müdürlüğe devri için derhâl boşaltılması tebligatını göndertti. Bakan ve Valilik, Ocak’ın 1951 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla “intifa hakkı”nın olduğunu, Bakanlık ve Valilik tebligatının bunu aşamayacağını nedense görmüyorlardı. Durum bir kere daha hem Gürsel’e hem MBK üyeleri Fahri Özdilek ile Sıtkı Ulay’a yazılı olarak iletildi. Bu girişimler sonucu Bina, on yıl daha Türk Ocağına kalmış oldu.

Genel Merkez’de Necati Akder döneminde yaşanan sorunlar, Genel Başkan’ın değişmesiyle çözülmüş olsa da Ocak’ta durgunluk sürüyor; Merkez Heyeti’nin bütün iyi niyetli çabalarına rağmen fetret dönemi aşılamıyordu. Türk Yurdu dergisi, 1961 Temmuz sayısından sonra 1962 Ağustos ayına kadar yayımlanamadı. O ayki sayıdan sonra 1966 Ağustos ayına kadar uzun bir süre tekrar ara verildi. Osman Turan’ın ikinci defa Genel Başkan olduğu o yılki Kurultay’da, Dergi’nin düzenli şekilde çıkarılması kararlaştırıldı. Prof. Dr. Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu bunun sorumluluğunu üstlendi. Onun yönetiminde Türk Yurdu, 1966 Ağustos ayından başlayarak 1967 Aralık ayına kadar bir buçuk yıl kesintisiz yayımlandı. 1968 Ocak-Şubat müşterek sayısından sonra üç yıla yakın bir süre yayımlanamadı.1970 yılı Mart ayında iki sayı çıktıktan sonra 1987’deki yeni faaliyet dönemine kadar uzun yıllar suskun kalındı.

Merkez Heyeti, 1986 yılındaki toplantısında Türk Yurdu’nun yeniden yayımlanmasına karar vermişti. Ancak Ocak’ın imkânları son derece sınırlıydı, neşriyat için gerekli olan idari ve mali meselelerin aşılması kolay görünmüyordu. İstanbul Şubesi Başkanı Dr. Cezmi Bayram, bütün sorumluluğu üstüne alınca Dergi’nin onun yönetiminde İstanbul’da çıkarılması kararlaştırıldı. Böylelikle Türk Yurdu dergisi, iki buçuk yıla yakın İstanbul’da yayımlandı; sonra tekrar Ankara’ya alınması uygun görüldü.

Türk Yurdu, o yıldan beri 33 yıldır, bazı aylar kitap hacminde özel sayılar hâlinde olmak üzere aralıksız yayımlanıyor. Bir derginin bu kadar uzun süre aralıksız yayınlanmakta oluşu, sadece milliyetçi neşriyat bakımından değil, ülkemizde yayımlanan dergilerin ömürleri açısından bir rekordur; Türk Ocakları için övünülecek bir başarıdır.

27 Mayıs darbesinden sonra uzun süren durgunluk döneminde, Ankara Şubesi ve ona bağlı Gençlik Kolu yaptıkları faaliyetlerle Ocak’ın varlığının fiilen devamını sağladılar.

Fetret Dönemi’nde Ankara Şubesi

Tarihî Bina’nın konferans salonunda, haftanın belirli günlerinde millî meseleler, millî tarih ve kültür, sanat-edebiyat vb. konularda konferanslar, seminerler düzenlendi; anma günleri yapıldı. Toplantılara çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu bir dinleyici grubu katılıyordu. Ancak çok çaba gösterilmesine rağmen katılım sınırlı kalıyor, üniversitelerden yoğun bir ilgi sağlanamıyordu. Bunda Ocak’ın kendi iç meselelerinden kaynaklanan sebeplerin yanında, Türkiye’de 60’lı yıllar boyunca yaşanan siyasi, ideolojik ve sosyal değişimlerin büyük rolü olmuştur.

Türk Yurdu’nun düzenli olarak yayımlanamaması, Ocak’ın itibarını ve etkisini çok sarstı; çünkü faaliyetleri kamuoyuna ve fakültelere duyuracak başka vasıta yoktu. Merkez Heyeti, içine kapalı bir görüntü sergiliyordu; ülkede cereyan eden sosyal kültürel ve ideolojik olayları etkilemeye, yönlendirmeye yönelik bir çaba gösterilmiyor; suskun kalınıyordu. Ankara Şubesi, Genel Merkez’den destek alamayınca faaliyetlerin daha geniş kesimlere yansıtılması hâliyle mümkün olamadı.

Öte yandan bu dönemde Türkiye’de siyasi, sosyal ve ideolojik tabloyu büyük ölçüde değiştiren önemli gelişmeler yaşandı. 1961’de yürürlüğe giren yeni Anayasa ile fikir ve düşünce özgürlüğünün alanı genişlemiş; örgütlenme, toplantı ve gösteri düzenleme kolaylaşmış; üniversiteler bağımsız hâle gelmişti. Bu yeni ortamdan en fazla sol kesim yararlandı. Bu döneme kadar kimliklerini ortaya koyacak yasal imkân olmadığından kapalı (illegal) çalışan sosyalist ve Marksist gruplar, vakit geçirmeden harekete geçtiler. TİP ile siyaset sahnesine çıktılar; kontrollerindeki sendikaları birleştirerek DİSK’i kurdular. Doğan Avcıoğlu ve ekibinin 1962’de çıkardığı Yön dergisi, sivil ve asker çevrelerde ilgi görüp okunuyordu.

Türkiye’de Siyasal ve İdeolojik Gerilim Dönemi

Bu döneme kadar CHP Gençlik Kollarını oluşturan, kendilerini “Kemalist, Atatürkçü ve devrimci” olarak nitelendiren partili gençler, hızla sol örgütlere kayarak partiden uzaklaşmaya başladılar. Bunlar, CHP’nin en hareketli ve faal kesimiydi. 27 Mayıs’tan önceki aylarda İstanbul ve Ankara Üniversitelerinde, sokaklarda ve meydanlarda cereyan eden, darbenin gerekçelerinden biri yapılan olayları düzenleyenler bunlardı. Yeni ideolojik kimlikleriyle hedefleri ve söylemleri de değişti; “Tam bağımsız Türkiye”, “millî demokratik devrim, halklara özgürlük” gibi sloganlarla örgütlendiler.

1965 yılının Mart ayında, Alparslan Türkeş bir grup arkadaşıyla CKMP’ye katıldı ve 1 Ağustos’ta yapılan Kongre’de Genel Başkan oldu. Bu olay, hem düşünce dünyamız hem de siyasi tarihimiz açısından yeni bir dönemin başladığı anlamına geliyordu. Çünkü bu tarihe kadar Türk milliyetçiliği için yapılan faaliyetler, siyasetin dışında kalınarak sivil toplum kuruluşları ve dernekler vasıtasıyla sürdürülürken bu düşünce, ilk defa bir partinin hedefinin, çalışma ilkelerinin, programının esası olarak benimseniyordu.

Türkiye’de Marksist-Leninist-Maocu faaliyetler hız kazandıkça, ideolojik kutuplaşma tırmandıkça milliyetçilerin önemli bölümü, özellikle aydınlar ve gençler, 1969 yılında MHP adını alan Türkeş’in liderliğindeki partiye katıldı; parti çevresinde kurulan ülkücü derneklerde yer aldı. MHP sadece siyasi faaliyet yapılan bir örgüt değil, Ziya Gökalp’tan beri “kültür milliyetçiliği” olarak ifade edilen Türk milliyetçiliğinin düşünce merkezi hâline geldi. 12 Eylül Darbesi’ne kadar devam eden bu faal süreçte milliyetçilik fikri, Balkan Savaşı sonrası dönemden beri ilk defa halkla buluşuyor; toplumsal bir taban kazanıyor; siyasi tabloda önemli bir özne hâline geliyordu. Bu kitle açılımında, özellikle ülkücü öğretmen ve gençlerin büyük fedakârlığı, payı ve emeği vardır.

Türk Ocaklarında, 27 Mayıs Müdahalesi ile başlayan fetret döneminin aşılamayışında, yukarıda vurgulanan kurum içi faktörlerin yanında, siyasi alandaki gelişmelerin de büyük payı vardır. Çünkü milliyetçi düşüncenin en faal kesimlerinin, gençlerin, öğretmenlerin ve çoğu aydının tercih merkezi artık parti olmuştur.

Osman Turan İkinci Defa Genel Başkan

Hamdullah Suphi Tanrıöver’in 10 Haziran 1966’da vefatı üzerine, 23 Temmuz 1966’da toplanan Kurultay’da yeni Merkez Heyeti seçildi. Aralarında Prof. Dr. Mümtaz Turhan, Prof. Dr. Zeki Velidi Togan, Ord. Prof. Dr. Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu, Prof. Dr. Emin Bilgiç ve Prof. Dr. Hikmet Tanyu’nun da bulunduğu Merkez Heyeti Toplantısı’nda, Prof. Dr. Osman Turan ikinci defa Genel Başkan oldu.

Osman Turan, bir yandan Türk Ocağının meseleleriyle uğraşırken diğer yandan Adalet Partisinde Trabzon Milletvekili ve Genel Başkan Yardımcısı sıfatıyla siyaset yapıyordu. Yassıada’da 16.5 ay tutuklu kalıp yargılandıktan sonra beraat etmişti. İlk başta tekrar siyasete girmeyi düşünmüyor; üniversiteye dönüp çok sevdiği ilmî çalışmalarına devam etmek, Türk ve Selçuklu tarihiyle ilgili eserlerini tamamlamak istiyordu. Bu maksatla DTCF Dekanlığına Aralık 1961 ve 20 Haziran 1962 tarihlerinde iki dilekçe verdi. Dekan Prof. Dr. Mustafa Akdağ, “münhal kadro bulunmadığı” gerekçesiyle 29 Haziran 1962 tarihinde olumsuz cevap verdi. Oysa bu dönemde TBMM Bütçe ve Plan Komisyonuna verilen bir önergeyle DTCF emrine Osman Turan’ın müktesep hakkı dikkate alınarak bir profesörlük kadrosu ihdas edilmişti. Ancak Dekan ve Fakülte yönetimi, kararında ısrar ediyordu. 1970 yılında Tarih Kürsüsünde bir profesör vefat etmiş, Dekanlığın “münhal kadro yok” mazereti ortadan kalkmıştı. Osman Turan tekrar dilekçe verdi. Fakat Fakülte Yüksek Kurulu 12 olumlu oya karşı 40 oyla bu müracaatını da reddetti. Çünkü görüş ve düşünceleri kendilerininkiyle uyuşmuyordu. DTCF’nin Osman Turan’a tavrı, meselelere ilim penceresinden bakması gereken, varlık nedeni bu olan bir kurumda asla bulunmaması gereken bir bağnazlık ve taassup örneğidir. Kürsüsüne dönmesine izin verilmeyen Osman Turan, 1972’de emekli oldu ve bu faslı kapattı.

Osman Turan’ın fikirlerinden dolayı maruz kaldığı haksızlık bununla da kalmadı. 1949 yılında talebi bulunmamasına rağmen ilmî kariyeri ve yurt dışındaki itibarı sebebiyle genç yaşında alkışlanarak üye yapıldığı Türk Tarih Kurumu üyeliğinden, 1972 yılı Nisan ayında ihraç edildi. Yönetim kararına gerekçe olarak onun Sabah gazetesindeki 26 Aralık 1971 tarihli yazısında, “Atatürk devrini açıkça yerdiği ve kötülediği, Türk Tarih Kurumu’nun kuruluş nedeni olan tarih devrimiyle alay ettiği” iddia ediliyordu. Oysa yazıda, ne Atatürk’ün ne de Kurum’un adı geçiyordu; en ufak ima bile yoktu. “Buhranın Kaynağında” başlıklı yazıda, Türkiye’de patlak veren şiddet olaylarının, anarşinin Türk çocuklarına millî şuur ve mefkûre kazandıracak bir eğitim sisteminin olmayışından, tarih öğretiminin yetersiz kaldığından bahsediliyordu. Tarihçiliğimizin en seçkin isimlerinden biri olan, özellikle Selçuklu tarihi konularında uluslararası bir üne sahip bulunan bu güzide bilim insanının böylesine gülünç iddialarla âdeta infaz edilmiş olması, ilim adına utanç verici bir karardır.

Türk Tarih Kurumunun, ideolojik saplantıların üst düzeyde olduğu 1972’de verilen bu haksız ve hukuksuz, ayıplı kararı düzeltmesi, vicdani bir mecburiyettir. Dileriz, Kurum yönetimi ve diğer ilgililer bunu yaparlar; değerli âlim, mefkûre insanı Prof. Dr. Osman Turan’ın manevi varlığından ve ailesinden, gecikilmiş olsa da özür dileyerek ihraç kararını iptal ederler.

Osman Turan tahliye edildikten sonra yarım kalan ilmî çalışmalarına yönelmiş, hazırladığı kitapların basımıyla uğraşıyordu. Adalet Partisi Genel Başkanı Süleyman Demirel’in daveti üzerine 1964’te bu partiye katıldı. Genel Başkan Yardımcısı oldu. Demirel, muhtemelen onu yanına alarak parti içerisinde milliyetçi grubun Genel Başkan adayı olan Saadettin Bilgiç’e karşı denge sağlamak istemişti. Osman Turan, 1965 genel seçimlerinde Trabzon’dan seçilip Meclis’e girdi. Ancak çok geçmeden Demirel ile bazı konularda farklı düşündüğünü gördü. Fikirlerinden taviz vermeyen, liderin yanlışını görünce bunu söylemekten çekinmeyen, medeni cesareti yüksek bir dava adamıydı. Yönetim Kurulu’nda karşı olduğu hususları açıkça söylüyor ve yazıyordu. Eleştirileri hem Demirel’i hem de çevresindeki “yeminliler” diye anılan grubu rahatsız ediyordu. 1966 sonbaharında yapılan AP Kongresi’nde, faaliyet raporuna muhalefet şerhi koyduğu için çok ağır hücumlara maruz kaldı ama geri adım atmadı; Yeni İstanbul gazetesinde eleştirilerini sürdürdü. 1967 Haziran ayında Haysiyet Divanı’na sevk edildi, 30 Ekim 1967’de partiden ihraç edildi. 1969 genel seçimlerinde Trabzon’dan bağımsız aday oldu, az bir farkla kazanamadı. Böylece politika faslını açılmamak üzere kapatmış oldu.

Türk Ocaklarında Yönetim Krizi

1968 yılı Nisan ayında toplanan Türk Ocakları Olağan Kurultayı’nda Genel Başkanlık için Prof. Dr. Emin Bilgiç de adaylığını açıkladı. Seçilen yeni Merkez Heyeti Toplantısında oy çokluğuyla Prof. Dr. Osman Turan yeniden Başkan oldu. Emin Bilgiç, seçim sonuçlarına itiraz etti ve 12-13 Ekim’de Olağanüstü Kurultay yapılmasını talep etti. İsteği kabul edilmeyince kendisini destekleyen Merkez Heyeti üyelerinin ve bazı şubelerin kararıyla 13 Ekim’de toplanan Kurultay’da Genel Başkan seçildi. Osman Turan ve Merkez Heyeti’nin diğer üyeleri, bu toplantının yasal olmadığını ifade ederek Bilgiç’i destekleyen Merkez Heyeti üyelerinin üyeliğini düşürdüler. Yerlerine yedektekiler çağrıldı ve 2 Şubat 1969’da Olağanüstü Kurultay yapılacağı açıklandı. Emin Bilgiç, buna karşılık 31 Ocak’ta “ihtiyati tedbir” talebiyle toplantının durdurulması için dava açtı. Mahkeme, ihtiyati tedbir talebini kabul etmesine rağmen Toplantı yapıldı; Osman Turan, yeniden Genel Başkan, Erzurum Milletvekili İsmail Hakkı Yıldırım Başkan Yardımcısı ve Adalet Partisinden 1966’da ihraç edilmiş olan Osman Yüksel Serdengeçti Genel Sekreter oldu. Ancak gerek Merkez Yönetim Kurulu ile ilgili ihtilafların, duygusal gerilimlerin sürmekte oluşu gerekse ülkede sosyal ve idari istikrarsızlığın giderek yaygınlaşması nedeniyle faaliyetler canlandırılamadı. Türk Yurdu, 1970’in Mart ve Nisan aylarında sadece iki sayı yayımlanabildi. 12 Mart Muhtırası ile kurulan “Ara Rejim Hükûmeti” kararnamesiyle diğer derneklerle beraber faaliyetleri askıya alındı.

Üniversiteye dönmesine, hukuken haklı olmasına rağmen izin verilmeyen, politikayı noktalayan, Türk Tarih Kurumundan bağnazlık örneği bir kararla çıkarılan Osman Turan, en verimli çağında akademik hayatın dışına itildi. Mecburen emekliğini istedi ve 12 Mart 1972’de emekli oldu. Bu sırada Prof. Dr. Emin Bilgiç’in 1969 Kurultayı ile ilgili açmış olduğu dava karara bağlandı. Mahkeme, Emin Bilgiç’in 13 Ekim 1968’de Genel Başkan olduğu Kongre’nin yasal olduğuna karar vermiş; Osman Turan’ın 2 Şubat 1969 tarihli toplantısını iptal etmişti. Faaliyetleri askıda olan Türk Ocaklarının başkanı artık Emin Bilgiç’tir.

Osman Turan yorgundu ve sağlık sorunları vardı. Evini İstanbul’a nakletti. Bir, günlük gazetede zaman zaman yazıyor; davet edildiği bazı toplantılara katılıp konuşma yapıyordu. 17 Ocak 1978’de vefat etti. Kardeşinin çocukları, çok sevdikleri amcalarının eserlerine ve hatırasına sahip çıktılar. İleriki dönemde onun adına Türk Ocaklarının düzenlediği toplantılara destek oldular. Karadeniz Teknik Üniversitesi bünyesinde “Prof. Dr. Osman Turan Kültür Merkezi” adıyla bir kültür merkezi kurdular. Türkçe ve yabancı dillerdeki eserlerinin ve makalelerinin Üniversite kütüphanesinde “Osman Turan Araştırmaları Bölümü”nde toplanmasını sağladılar. (Devam edecek.)


Türk Yurdu Ekim 2020
Türk Yurdu Ekim 2020
Ekim 2020 - Yıl 109 - Sayı 398

Basılı: 20 TL

E-Dergi: 10 TL

Sayının Makaleleri İncele