Türk Ocakları ve Türkiye’nin Güncel Problemleri

Haziran 2015 - Yıl 104 - Sayı 334

        Aziz Türk Ocaklılar, 
Türk Ocakları Genel Merkez Yönetim Kurulu, her yıl mutat olarak şubelerimizle bölge toplantıları yapmaktadır. Bu yıl, bölge toplantılarını Mayıs ayında gerçekleştirdik. Bu toplantılarda hem Ocağımızın çalışmalarını değerlendiriyoruz hem de ülkemizin meselelerini görüşüyoruz. Dergimizin bu sayısında, şube yönetim kurullarının ve Genel Merkez yöneticilerimizin katıldığı bu toplantılarda dile getirdiğimiz konuları sizlerle paylaşmak istiyorum.

        
Bildiğiniz gibi Türk Ocakları, kurucularının koyduğu ilkeler doğrultusunda, parti siyasetinin dışında kalarak Türk milletinin, Türk-İslam âleminin ve insanlığın yükselmesi davasına hizmet etmeye çalışan, bu toprakların en köklü gönüllü kuruluşudur. Genel Merkez ve yurt sathına yayılmış şubeleri; toplantılar, faaliyetler, burslar, yardım kampanyaları vb. bir dizi değişik yol ve araçla bu gayeye yönelik çabalar sarf etmektedir. Bu meyanda, özellikle geçen yıldan başlayarak Ortadoğu’daki vekâlet savaşlarının en büyük mağdurları ve yalnızları olan Türkmen kardeşlerimizin durumuna dikkat çekmek ve dertlerine bir nebze olsun merhem olmak için yardım kampanyaları düzenledik. Onların dertleri, hem Türkiye’deki Türkmenlerin sorunları hem de Irak ve Suriye’deki Türkmen varlığı konusunda Sayın Başbakan’a bir rapor sunduk. Bu yöndeki çabalarımız devam edecektir.

        
Ülkemizde bir süredir tartışılan “çözüm süreci”nde, bir bekle-gör aşamasına girildiği gözlemlenmektedir. Terör örgütü etkisiz hâle getirilmeden, silahlı mücadelesi kesin olarak bıraktırılmadan yapılacak girişimlerin, teröristle müzakere anlamına geleceği ve onları şımartacağı, verilecek tavizlerin onları asla yatıştırmayacağı konularında, sürecin başında ikazda bulunmuştuk. Bugün, devletin tepesi, “çözüm süreci”nde masa veya müzakere olmadığını açıklıyor. Bu beyanın, seçim süreci içinde konjonktürel bir tavır değişikliği değil, terör örgütü ve sözde sivil uzantılarının gerçek niyet ve hedeflerinden asla vaz geçmeyeceklerinin anlaşılmış olmasının bir sonucu olduğunu ümit etmekteyiz.

        
Bilindiği üzere, çözüm sürecinde devlet otoritesinin âdeta ortadan kalkmasını fırsat bilen PKK, bir yandan gençleri ve çocukları kullanarak bölgedeki hâkimiyetini pekiştirirken öte yandan Suriye’nin kuzeyinde, “Rojava” adı altında üç kanton kurarak geleceğe dönük stratejisini hayata geçirmeye başlamıştır. Türkiye Cumhuriyeti ise, Cumhurbaşkanı’nın PYD’yi terörist ilan eden beyanlarına rağmen Türk toprakları üzerinden bu terör örgütüne yardım ulaştırılmasına izin vermiştir. Bunların ileride başka devletler tarafından Türkiye’ye karşı nasıl kullanılacağını tahmin etmek zor değildir.

        
Öte yandan, Öcalan’la varıldığı söylenen mutabakat çerçevesinde, PKK’nın silahsızlanmayı konuşmak üzere kongre toplamasının, süreç içinde nasıl unutulduğunu hep birlikte gördük. Bunun böyle olacağını, 2 Mart 2015’te yayımlanan yazımızda yazmış ve şunları söylemiştik:

        
“Açıklanan yol haritası, PKK’nın tamamen silahları bırakmasını değil, Türkiye’den çekilerek ateşkesi tahkim etmesini öngördüğü için Suriye’ye daha da fazla dikkatimizi yoğunlaştırmamız gerekir. PKK, sözde çözüm sürecinde bir yandan Güneydoğu’da alan hâkimiyetini ve toplum üzerindeki etkisini son derecede güçlendirirken öte yandan Suriye’nin kuzeyinde uluslararası desteği de sağlayan önemli bir kazanım elde etmiştir. PKK/PYD, silahın kendisine sağladığı avantajları görmüştür; silah sayesinde içeride de bölge halkının, korkuya dayalı itaatini temin etmiştir. Esasen ne Öcalan’ın açıklamasında ne de açıklanan metinde silah bırakma diye bir vaat var. Silahların nerede ve ne amaçla kullanılacağını, son yıllardaki gelişmeler açıkça gösteriyor.”

        
Etnik-bölücü fitneyi, sistem değişikliği yaparak çözeceğini zannedenler, hem yakın tarihimizdeki ayrılıkçı hareketlerin seyrini hem de başka yerlerdeki benzer tecrübeleri doğru değerlendirmekten uzaktırlar. Türkiye’de sistem tartışması yapanlar, Ermeni meselesi hakkında ahkâm kesenler ve millî devlet yapısını tartışmaya açanlar, bazı tarihî gerçekleri ya görmezden geliyor ya da hafife alıyorlar. Unutmayalım ki Cumhuriyet, on yıllık savaşın büyük bir yıkıma uğrattığı; nüfus hareketleri, rejim değişikliği gibi pek çok derin değişim ve dönüşümlerin yaşandığı bir ortamda, İmparatorluk bakiyesi bir halka dayanılarak İmparatorluk’un yetiştirdiği seçkinler tarafından kuruldu. 1876 Kanun-ı Esasi’sinde bile devlet dili Türkçe idi, devlet memurlarının Türkçe bilme zorunluluğu vardı. Balkanları ve Arap topraklarını kaybeden Türkiye’den başka bir şey mi beklenmeliydi? Osmanlı Devleti’nde hiçbir zaman, bazılarının zannettiği gibi bir eyalet sistemi yoktu. 1864 Vilayet Nizamnamesi’nden beri bugünkü vilayetlerin en az 4-5’ini havi vilayetler vardı ama bunların yönetim mantığı merkeziyetçi idi. Peki, Cumhuriyet başka ne yapacaktı? Üniter millî devlet tercihinde hiçbir yanlışlık yoktur ve bugün de zamanın şartlarına göre devam etmektedir, devam edecektir.

        
İçinde bulunduğumuz süreçte yoğun olarak, yıllardır Türkiye’yi engelleme ve manipüle etmenin bir aracı olarak kullanılan sözde soykırım iddialarına ve bu meyanda Türk vatanında Türk milletine hakaret içeren toplantılara da şahit olduk. Türk milleti, haçlı zihniyetinin kalıntısı bir düşmanlık ve ötekileştirmenin sonucu olarak emperyalist güçlerin kışkırtmasıyla bağımsız bir devlet kurma hayaline kapılan Ermeni örgütlerinin ve onların destekçilerinin baş sorumlusu olduğu olaylar yüzünden “soykırım” veya “insanlığa karşı suç” gibi iftiralara maruz bırakılmaktadır. Buna karşı milletçe yekvücut olmalıyız. Ermeni olaylarına dair bildirimizde bu hususu, aşağıda görüldüğü gibi açık seçik beyan ettik:

        
“Türk devletini yönetenler, ‘Tabuları yıkıyoruz!’ sloganının cazibesine kapılmadan aklıselim çizgisinde hareket etmelidirler. Ermeni meselesi, basit bir taziye ve özür meselesi değildir, bir Türk-Ermeni çatışması da değildir. Bu mesele dün, Türk milletinin bu topraklarda bin yıldır kesintisiz ve ortaksız süregelen egemenliğine yönelik bir tehdidin aracı olarak gündeme getirilmiştir. Geçen yıl yayımlanan taziye mesajı hiçbir şeye yaramamıştır. Türk Devleti, haklı olduğu bu konuda dik durmalı, asla tavizkâr bir görüntü vermemelidir.

        
Bizim medeniyetimiz, bir hoşgörü ve adalet medeniyeti idi. Diğer unsurlar gibi Ermeniler de bu çatı altında huzur içinde yaşadılar. Ermenileri kışkırtan emperyalist odakların yönlendirmesi ve onlarla işbirliği yapan çetelerin sebebiyet vermesiyle ortaya çıkan hadiseler yüzünden kimse Türk milletini suçlayamaz; özür, tazminat vb. taleplerde bulunamaz. Milletimizin tarihinde soykırım gibi utanç verici bir hadise yoktur, kimse milletimize böyle bir suçlama ile hakaret edemez.”

        
Bugün gelinen noktada, geçmişteki yalpalamalara rağmen devletimizin soykırım suçlamalarına karşı tavizsiz duruşu devam ettireceğini ümit ediyoruz. Sayın Cumhurbaşkanı, tarihçilerle yaptığı sohbette, alttan alarak bir yere varılamayacağını kesin bir dille ifade etmiştir. Devletin bütün organlarının, Türk milletine yöneltilen bu hakaret karşısında tutarlı ve kararlı bir tavır sergileyeceğine inanıyoruz.

        
Ortadoğu’da ve aslında İslam âleminin genelinde yaşanan acı olaylar, hepimizi derinden üzmektedir. Bu olaylarda Müslümanların, onları yönetenlerin, Müslüman aydınların elbette önemli sorumlulukları var. Suçu hep başkalarında aramak bizi bir yere götürmez. Ne var ki, bizlerin özgüvenini dumura uğratan, Şarkiyatçı söylemlerin aşağılamalarını benimsememize yola açan yaklaşımlar karşısında da dikkatli olmalıyız. Müslümanlara reva görülen muameleleri iyi incelemeliyiz. İslam ülkelerine yapılan müdahalelerin insani ve barışçı iddialarla örtülmesine aldanmamalıyız. Birinci Dünya Savaşı’nda cetvelle çizilen sınırların artık İslam devletlerine büyük geldiğini, ekonomik çıkarlarını ve İsrail’in güvenliğini parçalı yapılarla daha iyi garanti edeceğini hesaplayan üst akıl ile diğer küresel güçlerin çıkar çatışması arasında ezilen Müslümanların imdadına bizden başka koşacak yok.

        
Kırım ve Doğu Türkistan’da, Türk dünyasındaki kardeşlerimizin Rusya ve Çin tarafından maruz bırakıldığı muameleye karşı, Türk Ocakları her zaman onların yanında olacak, onları desteklemeye devam edecektir. Suriye ve Irak’taki Türkmen mücadelesine desteğimizi sürdüreceğiz. Devletimizi yönetenler, 21. yüzyılda Türk dünyası ve İslam âlemiyle geliştireceğimiz sıkı ilişkilerin her birimiz için, hepimiz için ne denli önemli olduğunu daima hatırda tutmalıdır. Bu bakımdan 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti etkinlikleri çerçevesinde gösterdiği muazzam performanstan dolayı Eskişehir Valiliğini bir kez daha kutluyorum. Bunun gibi faaliyetler süreklilik kazanmalı ve bu sahada yeni açılımlar yapılmalıdır.

        
Türkiye’yi iç savaşa, Ortadoğu’daki vekâlet savaşlarına çekmek için uğraşanların oyununa gelmemeliyiz. Ne var ki, bu noktada Türkiye asla  pasif, çekingen ve dikkate alınmayan bir devlet konumuna da düşürülmemelidir. Yakın çevremizdeki hazin olaylara muhatap olanlar bizim tarihtaşlarımız, dindaşlarımız ve millettaşlarımızdır. Türkiye; etnikçi, mezhepçi, cemaatçi siyasetleri reddederek İslam coğrafyasını kucaklayan, Türk-İslam medeniyeti anlayışını özümsemiş bir yaklaşıma muhtaçtır. Bizim geleneğimiz dışında, selefî akımların yol açacağı sıkıntıları da görmemiz lazımdır. Bu hem içeride hem de İslam dünyasında çok hayatidir.

        
Seçimlerin, milletimizin hür iradesini ortaya koyacak şekilde yapılacağını ümit ediyoruz. Hukuk devletinin ağır yara aldığı bir dönemdeyiz. Öte yandan, etnik bölücü örgüt ve sivil uzantısını, hem ülke içinde hem de uluslararası camiada sempati odağı hâline getirmek için muazzam bir operasyonun yürütüldüğü aşikârdır. Başkanlık sistemi tartışmalarının gölgesinde yapılacak olan seçimden sonra tek tesellimiz; eğer millî değerlere saygılı, istikrarlı bir hükümeti çıkaracak bir sonuç olursa ülkenin dört yıl seçim atmosferinden uzak olacağı ve bir nefes alacağı ihtimalidir. Seçim sonuçlarının kutuplaşma, kamplaşma ve etnik ayrılıkçı psikolojinin belirginleşmesi gibi olumsuz eğilimleri telafi etmesini, ülkede birliği ve kardeşliği pekiştirmesini temenni ederiz. Bu noktada ifade etmek isterim ki, millî şuur sahibi gençlerimiz, iç savaş beklentileri ile kargaşa senaryolarını kuvveden fiile geçirmeye çalışan karanlık odakların oyunlarına alet olmamalıdır.

        
Türk milleti, binlerce yıllık bir tarihe sahiptir. Bin yıldır da Anadolu, Türk mayasında karılmış bir kardeşliğin adıdır. Bu coğrafyanın, bu milletin  adını  tarih vermiş, tanımını da o yapmıştır. Bunu bozmaya çalışanlar hüsrana uğrayacaktır. Biz Türk Ocakları olarak Türk milletine, İslam âlemine ve insanlığa söyleyecek sözü olan, insani değerlerin altüst olduğu bugünkü dünyamıza daha insani, daha adil ve daha huzurlu bir düzen vaat eden yeni bir medeniyet hamlesine ihtiyaç olduğuna, bin yıl önce olduğu gibi bugün de bu hamleyi yapacak gücün Türk milleti olduğuna inanıyoruz. Türk Ocakları kültür, sanat ve eğitim yolunda bu yüksek ülküye hizmet için elinden gelen çabayı göstermeye devam edecektir.

        
Toplantımızın hayırlı sonuçlar hâsıl etmesini diliyor, hepinize saygılar sunuyorum.

        
 BİZ, HEP BİRLİKTE TÜRK MİLLETİYİZ!

         

         

        ------------------------------------------------------------------------------------------

         

         

        * Türk Ocakları Bölge Toplantıları Açılış Konuşması (Mayıs 2015).


Türk Yurdu Haziran 2015
Türk Yurdu Haziran 2015
Haziran 2015 - Yıl 104 - Sayı 334

Basılı: 10 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele