RUS ARŞİV BELGELERİNE GÖRE BOĞAZLAR ve ŞARK MESELESİ

Temmuz 2006 - Yıl 95 - Sayı 227

 

Rusya Arşiv müdürü olarak çalışmış olan Sergey GORYANOV tarafından, sadece Petersburg’daki Rus İmparatorluk arşiv belgelerine dayanılarak hazırlanan, önce Rusça olarak ve “İstanbul ve Çanakkale Boğazları” ismiyle yayınlanan, 1910’da Fransızca’ya çevrilen, Macar İskender ve Ali Reşad tarafından “Devlet-i Osmaniyye-Rusya Siyâseti” (İstanbul Kanaat Matbaası, 1911) ismiyle Fransızca’dan Osmanlıca’ya tercüme edilen eser, nihayet Dr. Alibey AHMETOĞLU ve Dr. İshak Keskin tarafından günümüz Türkçesine aktarılarak Ötüken Neşriyatından okuyucunun ilgisine sunuluyor.

Hazırlayanların önsözünde “Şark Meselesi”nin ne olduğu, boğazların şark meselesi içerisindeki önemi ve tarih boyunca değişen “boğazlar rejimi” üzerine etraflıca malumat yer alıyor.  

Kitapta, 19. yüzyıl boyunca (93 harbine kadar olan dönemde) Karadeniz’in tarafsızlığı ve boğazların kapalılığı ilkesinin, Rusya lehine değiştirilmesi düşüncesi yönünde yürütülen ince diplomatik manevralar bütün çıplaklığıyla ve derinlemesine gözler önüne seriliyor.  

Sayfaları çevirdikçe görüyorsunuz ki, Rusya için Şark meselesinin özeti şudur: “İstanbul ve Çanakkale Boğazları hangi hüküm ve nüfuza tâbi bulunuyor? Bunların tasarruf edeni kimdir?”

19. yüzyıla gelindiğinde tabii sınırlarında hapsolmuş bir görünüm arz eden ve Boğazları kurtuluşun anahtarı sayan Rusya, daima diğer devletlere karşı Boğazlar üzerinde bir “rüçhan hakkı” bulunduğuna inanmış ve neredeyse tüm enerjisini Boğazlar üzerindeki nüfuzunu artırmaya sarf etmiştir. Ancak, Batılı devletler Rusya’nın bu “tabii hakkını” teslim etmeye hiçbir zaman yanaşmamış, Rusları sıcak denizlerden uzak tutmayı görev bilmişlerdir. Bu durum, Rusya’yı geleneksel politikasından uzaklaştırmış ve “Osmanlı üzerinde hâmilik” politikası izlemeye yöneltmiştir.

Fakat, İngiltere’nin başını çektiği Batılı devletler Osmanlı’ya hâmilik yapmayı da Rusya’ya bırakmamışlar; Rusya zaman zaman gücünü hissettirse de, Osmanlı ve Boğazlar üzerinde hiçbir zaman arzu ettiği hâkimiyeti kuramamıştır. Boğazlardan yol verilmeyince, güneye inmek için diğer alternatiflere yönelen Rusya 1. Dünya Savaşı’ndan çekilmek zorunda kalmasıyla bu emelinden vazgeçmiş, sıcak denizleri görmek bu devlete nasip olmamıştır.

Kitabı okurken, 19. yüzyıl boyunca Rusya tarafından emperyalist diplomasi biçiminde sabırla, ustalıkla ve güce dayanarak izlenen güneye inme politikasının inceliklerinin ayrıntılı bir portresini izlerken; diğer yandan bu dönemde Osmanlı’nın hâl-i pür melâlini de görüyorsunuz. Yakın Çağın başlarında Batılı devletler karşısında her bakımdan gücünü yitiren Osmanlı’nın “denge siyaseti” ile ayakta kalma gayretine yanıyor, Batılı devletlerin Osmanlıya dikilmiş iştahlı, hırslı ve açgözlü bakışlarını üzerinizde hissediyorsunuz. 1854-55 Viyana Kongresi’nde görüşmelerin kesildiği bir toplantının ardından, Osmanlı açısından gayet avantajlı olduğunu düşündüğü bir teklifin Osmanlı tarafınca reddedilmesi karşısında hayretini ifade eden Rus prensi Gorçakof’a Osmanlı delegesi Âlî Paşa’nın “Ne yapalım, bizim o kadar çok dostumuz vardır ki, hangisini memnun edeceğimizi şaşırdık!” şeklindeki nükteli cevabına gülemiyorsunuz!

Bir stratejik coğrafya problemi olan “Şark Meselesi” bitmedi şüphesiz, bugün bile Osmanlı mirası üzerinde nüfuz mücadelesi devam ediyor. Bu coğrafyada var olmak, stratejik akla sahip devlet adamlarının ve güçlü bir devletin varlığına bağlı. O bakımdan, 19. yüzyıl Rusya siyaseti ve diplomasisinden alınacak dersler olduğu muhakkak.


Türk Yurdu Temmuz 2006
Türk Yurdu Temmuz 2006
Temmuz 2006 - Yıl 95 - Sayı 227

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele