DİL DOKTORU

Haziran 2006 - Yıl 95 - Sayı 226

 

                “Gözün, kulağın, dişin bile doktoru oluyor da “dil”in doktoru neden olmasın, daha doğrusu benim gibi bir ‘dil doktoru’ neden muayenehane açamasın?” cümleleri Prof. Dr. Hayati DEVELİ’nin “Dil Doktoru” adlı eserinin ilk yazısından alınmıştır. Develi yine bu satırlarının devamında ‘dil hastaları’nın kendisine “Doktor beyim dilim yanıyor!”, “Doktor amca dilimin ucunda sivilce çıktı!” gibi şikayetlerle başvurmayacaklarını ama “Doktor bey köpeğime ‘canısı’ adını verdim, doğru mudur acaba?”, “Doktor bey gazeteye bir makale yazdım, imlâsı kurallara uygun mudur, kontrol edebilir misiniz?”, “Efendim ‘army konsept’ yerine hangi lafı kullansak?” gibi sorularla bir dil doktorunun karşılaşabileceğini vurgulamaktadır.

                Develi’nin “Dil Doktoru”[1] adını taşıyan eseri on yıldır gazete ve dergilerde yayımladığı dil ve Türkçe ile ilgili yazılarından oluşmaktadır. Yukarıdaki paragrafta da görüldüğü gibi Türkçenin meseleleri, hocanın kendisine has nüktedânlığı ile ele alınmış olduğu için eminiz ki okuyucu bu eseri bir solukta bitirecektir. Eser “Dil Anatomisi”, “Dil Patalojisi”, “Köktendilcilik”, “Frenk Elması”, “Vaşington Portakalı”, “Mektebin Bacaları” ve “Homo Polemicus” olmak üzere yedi ana başlık ve bunlara bağlı alt başlıklardan oluşmaktadır.

Eserde, önce dil ile varlık ilişkisi ele alınmış, daha sonra dilin önemini belirten Mevlâna’nın şu sözlerine yer verilmiştir : “Dil tencerenin kapağına benzer : Oynadı, açıldı mı içinde ne yemek var, anlarsın. Aklı keskin adam tencerede tatlı yemek mi var, sirkeli ve ekşi aş mı? Dumanından anlar.”. Bu satırların devamında dil ne kadar gelişmişse kültürün de o oranda gelişeceği, yüksek kültürünü kaybeden toplumlarda ise bizim gibi dilin ayağa düşeceği belirtilmiştir. Bilindiği gibi dil, nesiller arasındaki bildirişimi sağlayan en önemli ögedir, dilin nesiller arasındaki ilişkisini sağlayan dikey boyutu nesilleri birbirine bağlar ve onları yok olmaktan kurtarır. Uzlaşılmış göstergeler sistemini, yani dili kesintiye uğratan bir toplum kültür toplumu olamaz. Develi’nin bu cümleleri bizim bugün eğitim ve kültür alanlarında ne seviyede olduğumuzun en büyük göstergesidir.

                Türkiye Türkçesinin yazı dilinin İstanbul ağzına dayandığı herkesin malumudur. Develi, bu bilginin tam olarak doğru olmadığını, bugün kullanılan standart dilin İstanbul ağzı temeline dayanan, ancak diğer Anadolu ağızlarından da birçok unsurun alındığı İstanbul ağzı olma özelliğini kaybetmiş ortak ağız olduğunu düşünmektedir. Buna da en büyük sebep Türkiye’nin dört bir yanından İstanbul’a yapılan göçlerdir.

                Yaşadığımız bilgi çağında her şey o kadar hızla ilerliyor ki, biz Türkler teknoloji üretmek yerine -Süt içmek için kapıda inek beslemek olur mu hiç!- üretilen teknolojik ürünleri alıyor ve sadece bir kısmının adını Türkçeleştirmeye gayret ediyoruz. Develi konu ile ilgili olarak dünyada son sekiz senelik zaman dilimindeki gelişmeler ve bunlarla birlikte dilimize giren terimlerden bahsetmektedir : SMS (kısa mesaj), polifonik melodi, LCD ekran, plazma tv, ADSL, webcam, mortgage… Teknoloji üretemediğimiz için bu tür ürünlerle birlikte isimlerini de almak zorunda kalıyor, sonra da en kolay yaptığımız şeyi yapıyor ve “Türkçe fakir!” diyoruz.

                Batılılaşma çabalarının sonucu olarak Türkçeye özellikle Amerikan İngilizcesinden giren kelimeler Türkçe için çoğu zaman bir tehlike olarak algılanmış; Türkçenin bozulduğu, yıprandığı öne sürülmüştür. Develi bu konuda şunları söylemektedir : “Türk dili tehlikedeymiş. Hiç zannetmem. Asıl tehlikede olan Türklerdir. Her kim nasıl tarif ediyorsa, asıl tehlikede olan “Türk kimliği”dir.”.

                Bazen televizyonlarda sanatçı dediğimiz ve toplumumuza örnek olması gereken bazı insanların modern görünmek adına “görl firendim” gibi lafları, konuşmalarının arasına serpiştirdiğini görürüz. Zaten bildikleri yabancı dil de birkaç kelimedir bu tür insanların. Develi, Aylin Livaneli’nin bir yazısında “mülakat” kelimesini eski bularak bunun yerine “interview” kelimesini tercih etmesini “Livaneli Sendromu” olarak adlandırmakta ve kitabı boyunca bu terimi kullanmaktadır. Ona göre, bu tür kelimeleri tercih edenler genellikle yabancı ülkelerde bulunmuş, İngilizce eğitim almış, mesleklerini icra ederken İngilizce ile içli dışlı olan yüksek yaşama standardına sahip olan insanlardır. Develi, Livaneli Sendromunu bir okumuş hastalığı olarak görmekte ve şunları söylemektedir: “Okumuş adam, başka bir dille, çoğu zaman prestijli bir dille iç içe yaşar, onunla öyle bir hemhâl olur ki, onun kelimelerini, söz kalıplarını, hiç gerekmeyen yerlerde ana dilli ortamlarına taşımaya başlar. Bunun kendi dilinde tam karşılığı yok zanneder. Halbuki vardır, ama o kelimeyi yahut terimi kullanmak okumuşa ilâve bir itibar kazandırmadığı için, yabancı kelimeyi kullanır.”  

                Develi sadece Türkçenin değil Fransızca, Rusça hatta Anglo-Sakson İngilizcesinin dahi Anglo-Amerikan İngilizcesinin etkisi altında kaldığını söylemekte ve bu dilin dünyada “ortak iletişim dili” hâline geldiğini belirtmektedir. Develi, dilde bir zaman yapılan sadeleştirme, daha doğrusu Arapça, Farsça kökenli kelimeleri atma hareketinin Türkçeyi fakirleştirdiğini ve nesiller arasındaki “dikey bildirişim”i kopardığını belirtmektedir.  

                Reklamlarda yabancı dil kullanıldığında veya bir reklam tamamen yabancı dille hazırlandığında Türkçeciler olarak hemen o reklama ve ürüne karşı tepki gösteriyoruz. Genel olarak, standart Türkçe dışında, yani İstanbul ağzına dayanmayan, başka bir ağza dayanılarak hazırlanan reklamlarda ise genellikle tebessüm ediyoruz. Develi de Türkiye’deki farklı ağız özelliklerinin kullanıldığı reklamların Türkçeye bir zararı olmayacağını söylemektedir. Develi, ağız kullanımının dili bozmayacağını, öyle olsaydı Karagöz ve orta oyunlarında kendi bölge ağızları ile konuşan tiplerin Türkçeyi çoktan bozmuş olmaları gerektiğini vurgulamaktadır.     

                Özellikle bilim çevrelerinde Türkçenin fakirliğinden ve gittikçe fakirleştiğinden sıkça yakınılmaktadır. Develi, bu konuda G. LEWİS’in kelime sayısı bakımından dünya dilleri arasında İngilizceye yaklaşan tek dil olarak “Osmanlıca”yı gördüğünü belirtmektedir. Dil uzmanı olmayan ve dil uzmanı olsa da genellikle siyasi sebeplerle Osmanlıcaya yabancı dil muamelesi yapanların aksine Develi  Osmanlıcanın Türkçeden başka bir dil olmadığını vurgulamaktadır. Develi’ye göre Türkçenin fakirleşmesinin iki sebebi vardır : “Birincisi, dünyadaki baş döndürücü fikrî ve teknolojik gelişmelere ve dolayısıyla kavram ve nesne adlarındaki zenginleşmeye ayak uyduramaması; ikincisi, dilde yaşayan kelimelerin nesebi beğenilmeyip atılması.”. Burada bilim adamlarının Türkçeyi fakir görmeleri de şöyle açıklanmıştır: “Fikir ve eşya planında neredeyse hiçbir buluşa, hiçbir yeniliğe imza atmamış olan Türk entelektüelinin ana dilini fakirlikle suçlaması, tarlaya tohum ekmeyip de hasat uman çiftçinin hâline benziyor. Nadirattan olarak, herhangi bir şey keşfeden ilim ve fikir adamlarımız da buna Grek-Latin kökenli adlar takmayı pek seviyorlar.”.

                Develi, Osman Nedim TUNA’nın “Sümer ve Türk Dillerinin Târihî İlgisi ile Türk Dilinin Yaşı Meselesi” adlı eserine dayanarak Türkçenin en az yedi bin yıllık geçmişle dünyanın yaşayan en eski dillerinden olduğunu belirtmiştir. Böyle dünyanın en eski dillerinden biri olan Türkçenin zengin bir dil olup olmadığı sorusu her zaman gündemde olmuştur. Develi, bu konuda zenginliğin nasıl ölçüleceğinin belli olmadığını, kelime sayısı ve özellikle tarihî derinliği ile Türkçenin zengin bir dil olduğunu vurgulamaktadır. İngilizce karşısında Türkçe diğer diller gibi bir hayli fakir görünmektedir. Develi, bunun sebebini de Arap olsun, Türk olsun, Alman olsun, Japon olsun dünyadaki pek çok insanın ürettiği kavram ve nesnelere İngilizce isimler vermelerine bağlamaktadır.      

                Dünyada saf dil olmadığı, bir dilin etkileşimde bulunduğu kültürlerden kelime alıp verdiği malumdur. Develi, bu konuda bir dilde “öz” ve “alıntı” kelimelerin bulunabileceğini, ama dili kullananların kelimelerin kökeni ile uğraşmamaları gerektiğini belirtir. Develi, İngilizcenin %75’inin yabancı kelimelerden oluştuğunu, ama İngiliz aydınlarının kelimelere öz veya üvey diye muamele etmediklerini söyler. Develi, ayrıca G. LEWİS’e dayanarak İngilizler de bu mantıkla hareket etselerdi, dillerinden “to state, to communicate, to affirm, to declare, to assert, to express, to narrate, to impart, to report” kelimelerini atmaları ve bu fiilleri yalınızca “to tell” fiili ile ifade etmeleri gerekirdi, demektedir.     

Çoğumuz dilimizdeki yabancı kelimelerle meşgul olduğumuz için Türkçenin başka dillere verdiği kelimeler üzerinde pek durmayız. Bu konuda, Prof. Dr. Günay KARAAĞAÇ tarafından “Türkçe Verintiler Sözlüğü” adlı bir devâsâ eser hazırlanmıştır ve şu anda basılmaktadır. Develi de eserinde Türkçenin özellikle Arapçaya verdiği “aşçı, arabacı, baltacı, kavurma, döşek, paşa, koğuş, başlık…” gibi pek çok kelime bulunduğunu gözler önüne sermektedir.                 

Belli bir grup 1983’ten sonra Türk Dil Kurumunun kapatıldığını hâlâ iddia etse de buranın dimdik ayakta olduğu hepimizin malumudur ve kurum, o tarihten sonra akademik bir hüviyete bürünmüştür. Develi eserinde eski TDK’cılarla yeni TDK’cıları yabancı kelimelere karşılıklar bulma bakımından da karşılaştırmış ve yeni TDK’cıların daha aklı başında ve bilimsel çalıştıklarını söylemiştir. Develi, yeni TDK’cılar eski TDK’cıların sahip olduğu medya desteğine sahip olmadıkları için yabancı kelimelere bulunan karşılıkların yayılmadığını belirtmektedir.

Yabancı dillerden alıntılar “kültür alıntıları” ve “özenti alıntıları” diye ikiye ayrılmaktadır. “Kültür alıntıları” kültürel ilişkiler sonucunda dile girer. Bu alıntılar, bir dil için normaldir ve dilin zenginleşmesine sebep olur. “Özenti alıntıları” dilde var olan kelime ve kavramların yerine başka dillerden kelime almak demektir. Develi’ye göre bu “özenti alıntıları” “kendilerini çok bilgili göstermek, hitap ettiği kişi ya da kişilere o yabancı-üst kültüre ne kadar yakın olduğunu ispat etmek; toplumda oluşan kimlik kırılmasının da etkisiyle kendisinin aslında başka ve yüksek bir kimliğe sahip olduğunu, mensubu bulunduğu yerli halktan farklılaştığını anlatmaya çalışmak” amacıyla kullanılır. Develi bu konu ile ilgili son olarak, Türkiye’de üretilen eşyalara yabancı isim verildiği sürece, dili yabancı kelimelerin istilasının süreceğini bildirmiştir.

Yabancı kelimelerin Türkçede çok kullanılır olması pek çok kişi tarafından “dil kirlenmesi” olarak adlandırılmıştır. Develi bu terimi “içi boş ve bilimsel temeli olmayan” bir terim olarak görmektedir. Ona göre her dönemde dilimize yabancı dillerden kelimeler girmiştir. Bunların bir kısmı ihtiyaçtan bir kısmı da özenti sonucu dile girmiştir, fakat Türkçenin asıl yapısı hiç değişmemiştir. Develi, yabancı kelime sorunun bir dil sorunu olmadığını; yabancı kelimelerin bir kültür ve aydın sorunu olduğunu belirtmektedir.

Yüzümüzü Batı’ya çevirdikten sonra dilimize giren Fransızca kelimeleri söylendiği gibi yazmaya başladık. Önceleri İngilizce kelimeleri de orijinal imlâlarına bakmadan söylendikleri gibi yazdık. Sonraları, yabancı dille eğitim yaptığımız için toplumumuzun büyük bir çoğunluğu İngilizceyi bülbül gibi şakır olduğu için alıntı kelimeleri “club” diye yazıp “kılap” diye okumaya başladık. Develi, TDK’nın 1996 basım tarihli İmlâ Kılavuzu’ndaki “Ödünçlemeler, yani dilimize mal olmamış yabancı kelimeler orijinal imlaları ile yazılırlar.” ifadesine karşı çıkmaktadır. Develi, yabancı bir kelimenin dilimize mal olup olmadığına kim karar verecek diyerek yukarıdaki ifadenin bulanıklığını ortaya koymaktadır. Yine Develi’ye göre, yabancı kelimeleri orijinal imlaları ile yazarsak kelimelerin alındığı dillerin imlâ kurallarını da öğretmek gerekecektir. Develi’nin bu konudaki teklifi şudur : “Yabancı kelimeler, özel isimler de dahil, okundukları gibi yazılırlar.”. Develi, “kasaba” yerine “casaba”, “paşa” yerine “pasha”, “Leyla” yerine “Laila” yazanların bir ayakları Avrupa’da olan sosyetelere hitap ettiklerini, halkımızın da bunlara “Coondra” yazılışı ile karşılık verdiklerini (!) belirtmektedir.

Türkiye’de büyük bir kesim yabancı dille eğitime karşıdır. Bunun yanında çocuğum erken yaşlardan itibaren şu İngilizceyi halletsin, diyen ana ve babalar da vardır. Bize göre yabancı dille eğitim, o ülkenin gençlerinin ömürlerini heba etmek demektir, gençlerin en güzel yıllarını katleder; yani cinayettir. Develi, İngilizce öğretmek için eğitim dilinin toptan İngilizceye çevrilmesinin gönüllü sömürgelik anlamına geldiğini savunmaktadır. Yabancı dille eğitim görenlerin kendi düşüncelerini daha iyi ifade edeceği iddiasını eski başbakanlardan Tansu ÇİLLER’in yaptığı gaflardan örnekler vererek çürütmektedir. Biz, yabancı dille eğitim gören öğrencilerin ne ana dillerini ne de İngilizceyi tam olarak öğrenemediklerini düşünüyoruz. Yabancı dille eğitim İngilizceyi tam olarak öğretseydi, İngilizce eğitim görüp de asistanlık sınavına başvuran gençler kursa gitmeksizin ÜDS veya KPDS’den 50 alabilirlerdi. Bir araştırma yapılırsa, yabancı dille eğitim görüp de bu sınavları kursa gitmeden geçemeyen asistan adaylarının ne kadar çok olduğu görülecektir.    

Etimoloji dilciliğin en fazla bilgi birikimi ve araştırma isteyen alanıdır. Bu meşakkatli alana Türkler fazla el atmamış, Türkçenin etimolojik sözlüklerini de daha çok Sevortyan, Keresteciyan, Nişanyan gibi Ermeniler yazmıştır. Nişanyan, “Elif’in Öküzü ya da Sürprizler Kitabı” adlı bir kitap yayımlamıştır. Develi, burada Nişanyan’ın Türkçenin söz varlığını önce 30000, sonra 11700, en sonunda ise 150’ye düşürdüğünü hayretle anlatmaktadır. Develi’nin eleştirdiği bir nokta da Nişanyan’ın türemiş kelimeleri de Türkçenin söz varlığından düşmesidir. 

Prof. Dr. Hayati DEVELİ, “DİL DOKTORU” adlı eserinde günümüz Türkiye Türkçesinin güncel sorunlarını esprili bir dille ele almıştır. Piyasada bu konu ile ilgili “amatörler” tarafından yazılmış pek çok eser vardır, ama bu eser her açıdan Türkçenin güncel sorunlarına dair bir “profesyonel” tarafından yazılmış en iyi eserdir. Türkçe şuuru taşıyanların bu eseri okumalarını ve okutmalarını tavsiye ediyoruz.


         

[1] Hayati Develi, Dil Doktoru, 3F Yayınevi, İstanbul, 2006.


Türk Yurdu Haziran 2006
Türk Yurdu Haziran 2006
Haziran 2006 - Yıl 95 - Sayı 226

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele