Türkçülüğün Öncü Düşünürü Ziya Gökalp

Aralık 2014 - Yıl 103 - Sayı 328

        Çağdaş Türk düşüncesinin önemli sorunlarından birisi “millet ve milliyet” konusudur. Dünya, 18. yüzyıla geldiğinde önemli gelişmeler yaşanmıştır. Bu gelişmelerin merkezi Avrupa’dır. Avrupa, kendisi için bir pranga niteliğindeki “skolastik” ve “dogmatik” yapıdan, “modernleşme” adı verilen bir evrimle kurtulabilmiştir. Bundan dolayı 18. yüzyıl bir taraftan “Aydınlanma Çağı” bir taraftan da “Sanayi Çağı” olarak nitelendirilir. Meşruiyetini teokratik kilise yapısından alan krallıklar, yerlerini “millet” adı verilen modern bir tanımlamaya bırakmıştır. Milletler, siyasal yapılanmaların temel meşruiyet kaynağı hâline gelmiştir. Bu yüzden 19. yüzyıl “milletler ve milliyetler çağı” olarak adlandırılır. Osmanlı imparatorluğu da bu gelişmelerden fazlasıyla etkilenmiştir. Bir taraftan teknolojik devrime ayak uydurmaya diğer taraftan da sosyal ve siyasi alanda kendisini geliştirmeye çalışır. Bu dönemde, dağılma ve çökme tehlikesi, Osmanlı aydınlarının en önemli meşguliyetidir. “Eğer millet denilen bir olgu varsa ve biz o olgu üzerinde ittifak sağlayabilirsek devleti ayakta tutarız.” varsayımından hareketle bazı fikirler gelişmeye başlar. Yusuf Akçura’nın “üç tarz-ı siyaset” ismini verdiği üç fikir akımı, millet tanımlaması yapmanın peşindedir. Bu tanımlamaya bağlı olarak uygulanacak siyaset, devleti tekrar toparlayacak ve eskisi gibi güçlü hâle getirecektir. Varsayım böyledir ama gerçekler farklıdır.

         

        “Gerçek nedir?” sorusu, filozofları ve bilim adamlarını meşgul eden temel sorudur. Millet gerçekliğini anlamaya ve tanımlamaya çalışan fikir adamları içinde öne çıkan isim, şüphesiz Ziya Gökalp’tır. Osmanlı Devleti’ni oluşturan farklı din ve milliyetlerden gelen insanların bir millet bütünlüğü oluşturmadığını, yaşanan acı hadiselerle öğrenen Türk aydınlarının büyük kısmı Türkçülüğe yönelmiştir. Ziya Gökalp, bu yönelmenin fikrî alt yapısını kuran kişidir. Çağdaş bir filozof ve bilim adamı olarak “Türk milleti” kavramının içini doldurmak için önce araştırmalar yaparak milleti tanımak gerektiğini öne süren Gökalp, Türkiye’de sosyolojinin de kurucusu unvanını kazanmıştır. Çağındaki gelişmeleri çok yakından takip eden, sosyal gerçekliği okumayı Batı’da geliştirilmiş sosyoloji bilimiyle daha uygun bir şekilde başarabileceğini gören, meseleleri felsefi bütünlük içinde değerlendirebilen bir düşünür olarak fikir dünyamızdaki yerini almıştır. Bir Diyarbakır evladı olarak Gökalp, son yıllardaki bölücülük ayaklanmaları bakımından da son derece önemli bir şahsiyettir. Türk milletinin birlik ve bütünlük içerisinde güçlü olmasının ne kadar önemli olduğunu her fırsatta anlatan Gökalp’ın memleketinde kurulu olan sembolik müzesinin terör örgütü yandaşlarınca yakılması ibretlik bir hadisedir.

         

        Türk Yurdu olarak bu dosyada Gökalp’ı bir sosyolog, bir felsefeci ve bir halk bilimci akademisyenin kaleminden sizlere sunmaya çalıştık. Ayrıca Gökalp Müzesi hakkındaki yazının da ilginizi çekeceğine eminiz. Bugün modern Türkiye’nin kuruluşunda, kültür bilimlerinin gelişmesinde, hars müzesi düşüncesiyle müzeciliğin gelişmesinde Gökalp’ın önemini tekrar görüyoruz. Günümüz şartlarında yaşanmakta olan son olayları bile Gökalp’ın fikir dünyasından hareketle daha doğru anlayabilir ve yorumlayabiliriz.  


Türk Yurdu Aralık 2014
Türk Yurdu Aralık 2014
Aralık 2014 - Yıl 103 - Sayı 328

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele