FRANSA, SİYASET ODAKLI TARİH ÖĞRETİMİNE Mİ YÖNELİYOR?

Haziran 2006 - Yıl 95 - Sayı 226

 

Eğitim kavramı değişik yaklaşımlara göre farklı şekillerde tanımlanmaktadır. Bu farklılık belli bir süreç sonucunda bireyde görülmek istenen özelliklerin farklılığından kaynaklanmaktadır. Her yaklaşım, bireyde kendi anlayışı çerçevesinde özellikler görmeyi arzulamaktadır. Aşağıdaki tanımlarda bu durum daha açık bir biçimde gözlenmektedir.

İdealizme göre eğitim, insanın bilinçlice ve özgürce Allah’a ulaşmak için sürdürdüğü biteviye çabalardır (Butler 1957:238; Akt. Sönmez, 1994:41). Bu yaklaşım, eğitimden geçmiş bireyin tanrısal özelliklere sahip olmasını arzulamakta ve eğitimin tanımını bu amacı dikkate alarak yapmaktadır. Realizme göre eğitim, yeni kuşağa kültürel mirası aktararak, onları topluma uyuma hazırlama sürecidir (Butler 1957:344-347; Akt. Sönmez, 1994:41-42). Bu yaklaşımın eğitimden beklentisi bireyi topluma uyumlu hâle getirmesidir. Eğitim almış bir birey toplumla uyumlu olmalıdır. Toplumsal değerlerin dışına çıkmamalıdır. Pragmatizme göre eğitim, kişiyi yaşamlarını inşa yoluyla yeniden yetiştirme sürecidir (Butler 1957:480-487; Akt. Sönmez, 1994:42). Bu yaklaşım, eğitim almış bir bireyin kendisini sürekli geliştirebilir bir özellikte olmasını istemektedir. Marksizme göre eğitim, insanı doğayı denetleyecek ve onu değiştirecek ve üretimde bulunacak biçimde yetiştirme sürecidir (Sönmez, 1994:42). Bu yaklaşım, eğitimi bireyin doğa ile ilişkilerinde üstün bir duruma getirmesini sağlayacak bir vasıta olarak görmektedir. Eğitimden geçmiş bir birey doğayı kontrol edebilmeli ve hatta onu değiştirebilmelidir.  Natüralizme göre eğitim, kişinin doğal olgunlaşmasını artırma ve onun bu özelliğini göstermesini sağlama işidir (Sönmez, 1994:42). Bu yaklaşım, eğitimi bireye kendi doğal gelişimi doğrultusunda hizmet edecek bir araç olarak kabul etmektedir. Eğitim almış bir birey, almamış bir bireye göre olgunlaşmasının imkânlarından daha iyi yararlanabilmelidir.

Yukarıdaki açıklamaların ışığı altında, eğitim kavramının genel bir tanımı şu şekilde olabilir: Eğitim, bireye istenilen özellikleri kazandırma sürecidir. Burada “istenilen özellikler” kavramı toplumsal ihtiyaçlara denk gelmektedir. Her eğitim felsefesi, “istenen özellikleri” kendisine göre belirleyebilir. Her toplum da kendi eğitim politikası doğrultusunda “istenen özellikleri” belirlemektedir.

Günümüz gelişmiş toplumlarında yürütülmekte olan eğitim faaliyetleri, yukarıda belirtilen yaklaşımların hemen hepsinden etkilenmektedir. Gelişmiş toplumlar arasında, yalnızca tek bir yaklaşımı esas alarak eğitim sistemini oluşturmuş olanı yoktur. Bununla birlikte, bu yaklaşımlardan birini veya bir kaçını öne çıkarmış toplumlara rastlamak mümkündür. Eğitimde toplumsal ihtiyaca cevap vermeyen muhtevaların rağbet görmediği göz önünde bulundurulursa, yukarıdaki yaklaşımlarda baskın olan özelliklere ilkel ya da gelişmiş tüm toplumlarda derece ya da öncelik farkıyla ihtiyaç duyulabilmektedir.

Eğitim sistemleri nasıl düzenlenmiş olurlarsa olsunlar, eğitim faaliyetlerini belirli programlar çerçevesinde yürütürler. Bir eğitim programı dört temel unsurdan meydana gelir: Hedefler (özellikler), içerik, öğretme-öğrenme süreci ve değerlendirme. Öncelikle ülkenin ihtiyacı, bireylerin özellikleri ve konu alanlardaki gelişmeler dikkate alınarak hedefler belirlenir. Hedeflerin belirlenmesi tamamlandıktan sonra bu hedeflere uygun içerik oluşturulur, bu içeriğin kazandırılması için gerekli öğretme-öğrenme süreçleri düzenlenir ve en sonunda çalışmaların ne kadar etkili olduğunu anlamak amacıyla da değerlendirme yapılır.

İçerik seçiminde şu ölçütler dikkate alınır: 1. Kendi kendine yeterlilik, 2. Anlamlılık, 3. Geçerlilik, 4. İlgililik, 5. Yararlılık, 6. Öğrenebilirlik, 7. Ekonomiklik (Demirel, 2005:41).

Bu çalışmada, Fransa’da 23 Şubat 2005 tarihinde çıkarılan “Sömürge Yasası”nın dördüncü maddesi “eğitim” kavramı ve “içerik” seçimi ile ilgili ölçütler açısından incelenmektedir. Bu bağlamda aşağıdaki sorulara cevaplar aranmaktadır.

1. “Sömürge Yasası” hangi toplumsal veya bireysel ihtiyaçlar dikkate alınarak düzenlenmiştir?

2. İlgili yasanın “eğitim kavramı” açısından durumu nedir?

3. İlgili yasanın “içerik seçim ölçütleri” açısından durumu nedir?

4. İlgili yasa hangi özelliğinden dolayı Fransa’da şiddetli toplumsal tartışmalara neden olmuştur?

5. Fransa’daki bu tartışmaların diğer ülkelere olumlu/olumsuz etkileri olabilir mi?

 

1. 2005 -158 nolu Sömürge Yasası

“Ülkeye getirilen Fransızların lehine ulusal katkı ve ulusun tanınması ile ilgili 23 Şubat 2005 tarihli 2005-158 nolu yasa.

Üniversite araştırma programları Fransa’nın denizaşırı ülkelerdeki, özellikle Kuzey Afrika’daki, varlığı ile ilgili geçmişine hak ettiği yeri verir.

Okul programları Fransa’nın denizaşırı ülkelerdeki, özellikle Kuzey Afrika da, varlığı ile ilgili pozitif rolü tanır ve sömürge tarihine ve bu bölgelerden gelen Fransız askerlerin fedakârlıklarına hak ettikleri seçkin yeri verirler. 

Fransa’da ve ülke dışında bulunan sözlü ve yazılı kaynaklara ulaşmak üzere yapılacak iş birliği teşvik edilir” (http://www.legifrance.gouv.fr).

İlgili yasadan şu sonuçları çıkartmak mümkündür:

1. Sömürgelerden, özellikle de Kuzey Afrika ülkelerinden Fransa’ya getirilen Fransızlara sunulan imkânlar yeterli değildir, bunların artırılması gerekir.

2. Üniversitelerin araştırma programlarında Fransa’nın sömürgelerdeki geçmişine yer veriliyor, fakat bu yeterli değildir, bu durumun yeniden gözden geçirilmesi ve daha iyi hâle getirilmesi gerekir.

3. Okul programlarında Fransa’nın sömürgelerdeki geçmişine yer veriliyor, ancak bu tatmin edici değildir. Bu durumun da düzeltilerek sömürge tarihi ile ilgili tüm olumsuzluklar programdan çıkartılıp yalnızca olumlu yanlara yer verilmelidir. Sömürgelerde görev yapmış askerler için övgüler var ama bu yeterli değil, övgülerin oranının artırılması gerekir.

4. Bütün bu yeniden düzenlemelerin kanıtlanabilmesi için, niteliği nasıl olursa olsun herkesle iş birliği yapılmalıdır.

2. Fransızlara Göre Yasanın Anlamı

“Anne Jollet” 26 Mart 2005 tarihinde “l'Humanité” muhabirlerinden Lucien Degoy ile yaptığı bir görüşmede tarihe müdahale olayını “Cumhuriyetin resmî tarihe dönüş yapma” isteği olarak algılamakta ve bu durumu “tarihçilerden temize çıkarılmış bir iktidar” isteği olarak yorumlamaktadır.

El Watan (28 Nisan 2005) gazetesi muhabirlerinden Nadjia Bouzeghrane ile yaptığı röportajda “Gilles Manceron” (Tarihçi ve İnsan Hakları Topluluğu’nun sekreteri) konuyla ilgili görüşlerini lobileri merkeze alarak ortaya koymaktadır. “Manceron”a göre, “Bir takım nedenlerden dolayı, siyasi güçler Fransa’nın sömürgecilik tarihi ile ilgili konuların açık bir biçimde toplumla paylaşılmasını istemedi. Bu durum bir hafıza boşluğuna yol açtı. Bu boşluğun doldurulması için toplum belli propagandaların kurbanı oldu.” Manceron, “resmî tarih öğretiminin politik olarak dayatılmasında, azınlık lobilerinin seçim baskılarının” da etkili olabileceğini ifade etmektedir.

“Manceron” (2005), çözümle ilgili görüşlerini “Almanya ile yapıldığı gibi, Fransa ve Cezayir arasında tarihî bakımdan anlaşmazlık oluşturan konuların aşılabilmesi için her iki ülkenin tarihçileri bir araya gelerek ortak bir sonuç üzerinde anlaşabilirler. Böylece her iki ülkenin tarih kitaplarında söz konusu sorunlu konular aynı şekilde yer alabilir. Kısacası ortak bir tarih muhtevası ile sorun çözümlenebilir” şeklinde dile getirmektedir (Manceron, 2005: http://www.ldh-toulon.net).

Konuyu tarih öğretiminin amacı açısından ele alan Urfels’e göre, Tartışmaların geri planında, siyasi gayelerle yeniden düzenlenmiş, azınlık anılarıyla yüzleşme alanı haline gelmiş tarihten bir ‘balkanlaşma’ endişesi yansıyor. Okulda öğretilen tarihin tek kaygısı öğrencilerin bilgilerini ve eleştirel düşünme güçlerini geliştirmek olmamalı; bilinçlerini bozmadan, onların kafasına birlik ve aitlik duygusunu da yerleştirmek olmalıdır. Hür kafaları güçlendirmek suretiyle bir Ulus ‘Yapmak’ Cumhuriyetin yüksek düzeyli siyasi bir projesidir. Cumhuriyet bundan hiçbir şekilde vazgeçemez. Aksi durumda, toplum kabilelere ve cemaatlere ayrışır. Sömürge tarihinin öğretimi bu çerçevede ele alınmalıdır” (Urfels, 2005:http://www.ldh-toulon.net). 

 

2.1. Günah Çıkarma Eğilimi

Sömürge yasasını “günah çıkarma eğilimi” şeklinde yorumlayan Max GALLO görüşlerini şu şekilde dile getirmektedir: “Şurası gerçek ki, sömürgecilik tarihi çoğu zaman yüceltildi, yumuşatıldı. Aynı zamanda, Fransız tarih ve coğrafya okulu bölgede her türlü şüpheden arındırılmış bir sömürge tarihî ve coğrafyası inşa ediyordu. Yerli kültürün yok edilmesi ve dünyaya açılan Fransız okulu –laik veya misyoner… Yerlinin düşük statüsü ve en iyilerin yükseltilmesi, bir seçkinler grubunun oluşturulması (Efendilik modeli)… Şimdi görülüyor ki, oğulların kafası karışık, örülmüş. Her şeyi söylemek gerekiyor. Ve görülüyor ki, tek tarih bir düzenlemedir, siyasi amaçla kullanılmak üzere hazırlanmıştır, bugünün ulusal toplumu için tehlike oluşturmaktadır.

Evet, sömürge tarihi kan ve kıyım doludur. Fakat ‘temiz ve lekesiz uluslar’ yoktur. Ve ben bağımsızlıklarını kazanmış, sömürgeden kurtulmuş yeni ulusların sorunsuz bir tarihe sahip olduklarını da bilmiyorum”. Gallo, Camus’den bir alıntıyla görüşünü pekiştirmektedir.

Camus (1939) sömürgecilikle ilgili olarak şöyle diyor: “Asırlarca Avrupa yayılmacılığını mahkûm etmek, aynı beddua içinde Christophe Colomb et Lyautey’i anlamak pek anlamlı değildir. Sömürgecilik çağı sona ermiştir, bu nedenle onu yalnızca bilmek ve sonuçlar çıkarmak gerekir”.

Camus: “Bir ulusun hatalarını ortaya koyabilme cesaretini bulabilmesi için gelenek ve onur bakımından oldukça güçlü olması gerekir. Fakat kendi kendini değerlendirirken sahip olduğu gerekçelerini unutmaması gerekir. Ondan tek suçlunun kendisi olduğunu itiraf etmesini ve kendisini sürekli bir günaha adamasını istemek tehlikelidir. (Gallo, 2005: http://www.ldh-toulon.net).

 

2.2. Ortak Bir Tarihi Öğretmek

“Kendi karmaşıklığı içinde sömürge mirasından bahsetmek, bir aitlik duygusu dokumaktır.”

Sömürge mirasından bahsetmenin bir aitlik duygusu dokumak olduğunu belirten Falaize et Françoise Lantheaume (2005), “ortak bir tarih öğretimi”nden yana olduklarını söylemektedirler. Bu yazarlara göre, “Hâlâ tabular bulunmaktadır ve bunların en güçlüleri devletin politikasıyla ilgili olanlardır. Fransa’nın sömürge mirası da vardır. Öğretmenler bunu öğrencileriyle paylaşırlar. Fransız toplumunun bu mirasa verdiği ve vereceği yer çok üst düzeyde siyasi bir tercihdir. Bu tarihî, tüm karmaşıklığı içinde, ahlaki yargılamadan uzak, son bilimsel çalışmalara dayanarak anlatmak, sömürge buluşmasını ve o zamanki ve bugünkü, buradaki ve başka yerlerdeki toplum üzerindeki etkilerini analiz etmek, ortak bir tarihin üretilmesine, bir aitlik duygusunun oluşturulmasına katkı sağlar. Tarih öğretiminin amaçlarından birisi de budur. Ortak bir kültür ve toplum projesi üzerine bina edilen bir toplum olarak Fransa’nın burada en az geçmişi kadar geleceği, en az tarihi kadar şu andaki oluşumu söz konusudur” (Falaize ve Lantheaume, 2005: http://www.ldh-toulon.net).

 

2.3. “Bizler Robot Değiliz”

İlgili yasaya tepkilerini “bizler robot değiliz” şeklinde dile getiren Catherine GALEY (ortaokulda tarih ve coğrafya öğretmeni) ve Elisabeth HERVOUET ( lisede tarih ve coğrafya öğretmeni), konuyla ilgili olarak şunları söylüyorlar: “Yasa neyi söylemiyor? Kanun bu halkların acılarını unutmamak uygundur demiyor, sömürgeciliğin ayrıntılı bilançosunu sunmak gerekeceğini de söylemiyor. Bizden, ‘Fransa’nın özellikle Kuzey Afrika’daki varlığının olumlu rolünü’ öğretmemizi istiyor. Bir başka ifadeyle, öğrencilerimize sömürgeciliğin iyi bir şey olduğunu öğretmemizi söylüyor. Kelimeler ayrıntıya pek yer bırakmıyor. Hiçbir yerde öğretmenlere öğretim taslaklarının verildiği görülmez, bizler robot yerine konuyoruz.” (Mekachera, 2005: http://www.ldh-toulon.net).

 

2.4. “Pişmanlık Derecesine Vardırmadan Gerçeği Söyleyebilmek Gerekir”

Paris-VII Üniversitesi tarih profesörü (sömürge tarihi uzmanı) Claude Liauzu konuyla ilgili görüşlerini şu şekilde dile getirmektedir: “Hiçbir siyasi parti, oy kaygısı nedeniyle, bu yasa karşısında güçlü bir tepki gösteremedi. Bu nedenle sorun ikinci derecede hassas bir konu olarak devam etmektedir.

Burada, sömürge olgusu ile ilişkili cinayetleri ve ırkçılığı gizleme tehlikesi bulunmaktadır. Tarihin bu inkârları ulusal refleksleri harekete geçirenlere ve geçmişini öğrenmeleri yasaklanan, dışlanmış grupların cemaatçi bir yapı oluşturmalarını isteyenlere cesaret vermektedir. Beri yanda yalancı bir tarih (olumlu sömürgecilik tarihi), öbür tarafta duygulara dayalı yanlış bir tarih oluşturulmaktadır. Bu durum her iki taraf için de son derece tehlikelidir.

Pişmanlık derecesine vardırmadan, gerçeği söylemesini bilmek gerekir ve bunu herkesin işitebileceği kadar güçlü söylemek gerekir” (Liauzu, 2005:http://www.ldh-toulon.net).

 

2.5. “Tarihe Karşı Bir Yasa”

Liauzu, Nisan 2005 tarihli “le Monde diplomatique”de yayımlanan yazısında şu anda yaşanan sıkıntıların kaynağının geçmişte bulunduğunu belirtmektedir. Liauzu’ya göre “Fransız toplumunun yakasını bırakmayan hayaletler geçmişe gidiyor. Bunun için medyaya bir göz atmak yeterli: “her türlü tehlikelerle dolu banliyöler”, “kimliğin boğulması”, “Fransa’nın İslamlaşması”, “medeniyetler savaşı”, “antibeyaz ırkçılık”, vb. Bu korkular, bu iddialar ve bu acelecilikler yerlerinin tamamını sömürgeciliğe ve göçmenliğe bırakmaya zorlamaktadırlar. Onlar günümüz ana gerçeğini bütünleştiren bir tarih versiyonu istemektedirler: Tüm Batılı toplumlar gittikçe çoğulculukla ortaya çıkacak sorunlarla karşı karşıya kalacaklardır. Gençler nasıl ve niçin birlikte yaşamaya itildiklerini, küreselleşmenin engellenemez ve çelişkili çarkına girdirildiklerini anlamak zorundadırlar. Bu durum olmadığında, az azlar tarafgirliği ve ideolojiyi çiçeklendirir” (Liauzu, 2005: http://www.ldh-toulon.net).   

 

2.6. “Tarihe Özgürlük!” Bildirisi

Geçmişte meydana gelen olayların değerlendirilmesinde, gittikçe sıklaşan politik müdahaleler ve tarihçiler ile düşünürleri etkileyen adli süreçlerden rahatsız olan bizler aşağıdaki ilkeleri hatırlatmak istiyoruz:

Tarih bir din değildir. Tarihçi hiçbir dogmayı kabul etmez, hiçbir yasaklamaya saygı duymaz ve tabuları tanımaz. Tarihçi rahatsız edici olabilir. Tarih ahlak değildir. Tarihçinin övmek veya mahkûm etmek gibi bir rolü yoktur, tarihçi [yalnızca] açıklar.

Tarih güncelin kölesi yapılamaz. Tarihçi, çağdaş ideolojik şemaların geçmişini kapatmaz ve geçmişte olmuş olaylara bugünün hassasiyetini karıştırmaz.

Tarih anı değildir. Tarihçi, bilimsel bir yöntemle, insanların anılarını toplar, onları önce kendi aralarında ve sonra başka dokümanlar, nesneler ve bulgularla karşılaştırarak olguları oluşturur. Tarih, anıyı dikkate alır, [fakat] tarih anıya indirgenemez. Tarih hukuki bir nesne değildir. Özgür bir ülkede, tarihsel gerçekliği tanımlamak ne parlamentonun ve ne de adli makamların işidir. Devletin politikası, en iyi niyetlerle de oluşturulmuş olsa bile, tarihin politikası olamaz.

Birbiri ardına çıkartılan kanunların - özellikle 13 Temmuz 1990, 29 Ocak 2001, 21 Mayıs 2001 ve 23 Şubat 2005 tarihli kanunlar- ilgili maddeleri belirtilen ilkeleri ihlal ederek tarihçinin özgürlüğünü kısıtlamaktadır ve cezalandırma tehdidiyle ona neyi araştırması ve bulması gerektiğini, hangi yöntemleri kullanacağını ve hangi sınırlar arasında hareket edeceğini söylemektedir.

Bir demokratik rejime yakışmayan bu yasal düzenlemelerin kaldırılmasını talep ediyoruz.

Jean-Pierre AZÉMA, Elisabeth BADİNTER, Jean-Jacques BECKER, Françoise CHANDERNAGOR, Alain DECAUX, Marc FERRO, Jacques JULLİARD, Jean LECLANT, Pierre MİLZA, Pierre NORA, Mona OZOUF, Jean-Claude PERROT, Antoine PROST, René RÉMOND, Maurice VAÏSSE, Jean-Pierre VERNANT, Paul VEYNE, Pierre VİDAL-Naquet et Michel WİNOCK (Libération, 2005)

Bu yasayı,

Laikliğin özünü oluşturan düşünce özgürlüğüne saygı duymayan ve eğitsel tarafsızlığa karşı olan resmî bir tarihi dayattığı için,

Yalnızca sömürgeciliğin “hatırlatmak” suretiyle, bu geçmişten miras kalan cinayetler, bazen soykırıma kadar varan katliamlar, kölelik ve ırkçılıkla ilgili resmî bir yalanı dayattığı için,

Tüm geçmişi yasaklanan grupların komünotarizmine tepki olarak ortaya çıkan ulusal komünotarizmi meşrulaştırdığı için derhal yürürlükten kaldırmak gerekir.

Sömürgeleştirme, göç ve ortaya çıkan çoğulculuğa uygun olan,

Ortak bir çalışma yaparak, söz konusu toplumların tarihçileri arasında bir tartışma yaparak bu olguların karmaşıklığını dikkate alan,

Gittikçe hem birleşen ve hem de ayrışan bir dünyaya eğilim gösteren süreçlerin açıklanması görevini kendisine ayıran bir öğretimi ve araştırmaları geliştirmek sorumluluğu özellikle tarihçilere aittir (Ligue des Droits de l'Homme de Toulon).

Çocuklara ve özellikle de kendilerini iki resmî geçmişten (hafıza) çıkarılmış hissedenlere bu dünyada nasıl ve niçin birlikte yaşadıklarını açıklayacak bir tarih oluşturmakta acil bir zaruret vardır (Liauzu, 2005. Libération, 23 février 2005).

 

2.7. Fransa Cumhurbaşkanı Jacques CHIRAC’ın Yasayla İlgili Açıklaması

“23 Şubat 2005 tarihli yasa [ulusal] belleğimizle ilgili bir tartışma başlatmıştır. Fransa’nın deniz aşırı tarihi ile ilgili bir tartışma.

Fransa büyük bir ulustur. Serefli bir geçmişe sahiptir. Dünyaya ışık saçan evrensel değerleri vardır: Özgürlük, adalet, hukuk. Fransa insanlarının ve ufuklarının çeşitliliği ile temayüz etmiştir. Bu çeşitlilik Fransa’nın gücünü ve dahi zenginliğini oluşturmaktadır. Bu tarih bizim mirasımızdır, bizim kimliğimizdir, bizim geleceğimizdir ve biz bundan gurur duymalıyız.

Bütün uluslar gibi, Fransa da büyüklüğü tanımıştır, [değişik] deneyimler yaşamıştır, aydınlık devirleri olmuştur, daha karanlık devirleri olmuştur. Bu bir mirastır ve biz bu mirası tümüyle üstlenmeliyiz.

Tarih, bir ulusun bütünleşmesinin anahtarıdır. Ancak çok küçük şeylerle tarih bölünme nedeni olabilir, tutkuların şiddetlenmesine yol açabilir, geçmişin yaralarının üzerini açabilir.

Cumhuriyette, resmî tarih olmaz. Tarihi yazmak kanunun işi değildir. Tarih yazımı, tarihçilerin işidir.

Bu nedenle, 23 Şubat 2003 tarihli yasanın 4 maddesi üzerinde yapılan tartışmalarla ilgili olarak, Millet Meclisi Başkanı Sayın Jean-Louis DEBRE’ye, parlementonun geçmiş (hafıza) ve tarih alanlarındaki tutumunu değerlendirmek üzere farklı görüşlerden meydana gelmiş bir heyet oluşturmasını önerdim. Bu heyet tarihçilerle birlikte çalışacak ve tüm hassasiyetleri dinleyecektir. Millet Meclisi Başkanı bana bu heyetin çalışmalarını üç ay içinde tamamlayacağını belirtti ve ben heyetin tavsiyelerine son derece dikkat edeceğim.    

Hükümetten, 23 Şubat tarihli yasanın 3. maddesinde öngörülen Anı Vakfının en kısa sürede kurulmasını ve işlevini yerine getirebilmesi için gerekli araçlarla donatılmasını da istedim.

Simdi kafaların sakinleşmesi gerekir. Parlementonun imtiyazlarına saygı çerçevesinde, adalet, hoşgörü ve saygı ideallerimize sadakat çerçevesinde, birlik ve bir araya gelme anlayışı çerçevesinde, serinkanlı düşünme zamanının oluşması gerekir (http://www.elysee.fr).

Tarihçilerin ve konuyla ilgili diğer kamuoyunun tepkisi belli bir sonuca ulaştı. Meclis başkanı Debre, tepkiye neden olan yasaların gözden geçirileceğini belirtti. “Yasa koyucuların tarihe bir anlam yüklememesi” gerektiğini görüşünü ifade eden Debre, meclisin “Sömürgecilik” yasasından sonra “Ermeni” ve “Yahudi” soykırım yasalarıyla “Kölelik” yasasının da gözden geçirileceğini söyledi. Fakat ilgili yasaların gözden geçirilmesi pek anlamlı olmadı ve Ermenilerle ilgili yasa olduğu gibi kabul edildi. Yani Fransız meclisi “tarih yazımına ve tarihe anlam yükleme” işine doğrudan müdahil olmuş oldu.

 

3. Değerlendirme

1. “Sömürge Yasası” hangi toplumsal veya bireysel ihtiyaçlar dikkate alınarak düzenlenmiştir?

Fransız toplumu ilgili yasa nedeniyle ikiye bölünmüş durmdadır. Yasayı şiddetli bir biçimde eleştirenler olduğu gibi, ateşli bir biçimde savunan kimseler de bulunmaktadır. Cumhurbaşkanı ve meclis başkanının açıklamaları dikkate alındığında yasayı eleştirenlerin daha etkili olduğu söylenebilir. Yasa mevcut haliyle toplumun tümünün ihtiyacını karşılayamamaktadır. Yalnızca sömürgelerde hizmet yapan kişileri memnun etmeye yönelik hazırlanmıştır. Sömürgelerde görev yapan üst düzey yetkililerin anılarına bakıldığında, bu kesimin önemli bir kısmı da bundan memnun değil. Bu durumda, insanın aklına bir başka soru geliyor: Amerika’nın Irak’ı işgalinden sonra, enerji kaynaklarından uzaklaşan Fransa yeniden eski sömürgelerine mi yönelmek istiyor? Sömürgelerinden topladığı nüfusu istediği gibi asimile edemeyen Fransa onları ana yurtlarına göndermenin alt yapısını mı oluşturmak istiyor?

Ermenilerle ilgili yasa da aynı şekilde düşünülebilir. Anadolu’da, özellikle de petrole yakın yörelerdeki Türklere soykırım uygulamada kullandığı Ermenileri bu kez de Türkleri Fransa’dan gitmeye zorlamak için kullanmayı düşünebilir. Avrupa tarihi bu türden olayların yabancısı değildir. Amerika Orta-doğudaki hâkmiyetini pekiştirdikçe, Avrupa ülkelerinin enerji maliyetleri daha da artacak gibi görünüyor. Elbette bu durumun da belli düzeyde bir toplumsal maliyeti olacaktır. Avrupa’nın yabancısı olmadığı ırkçı duygular depreşecektir.

Fransa’nın Ermenilerle ilgili çıkarmak istedikleri yasaya yalnızca Türkler değil, Türkiye’de yaşayan Ermeni vatandaşlarımız da karşı çıkmaktadırlar. Türkiye Ermenileri Patriği Mesrob II sert bir bildiri yayınlayarak cemaatin duygularına tercuman olmuştur. Sayın Patrik konuyla ilgili görüşlerini şu şekilde dile getirmektedir: Daha önce de müteaddit defalar söylediğimiz gibi bu konunun incelenmesi, araştırılması ve tartışılabilmesi için Türkiye ve Ermenistan başta olmak üzere tüm ülkeler, engelleyici tedbirler almak yerine, aksine bu engelleri ortadan kaldırıcı düzenlemeler yapmalıdır. Hangi gerekçe ile olursa olsun, kişisel ifade özgürlüğünü engelleyici tüm girişimler Türk ve Ermeni toplumları arasındaki diyalog sürecine darbe vuracak, her iki kesimin aşırı milliyetçi ve ırkçı unsurlarının güçlenmesini sağlayacaktır. Bu durumda zaten kısıtlı olan iki toplum arasındaki diyaloğun tamamen ortadan kaybolma tehlikesi bulunmaktadır. Amaç her zaman diyalog, empati ve karşılıklı anlayışa katkı yapacak başarılı girişimler olmalıdır” (Kaplan, 2006).    

2. İlgili yasanın “eğitim kavramı” açısından durumu nedir?

Mesleklerine saygı duyan tarihçilerin şiddetle karşı çıktıkları dört yasa “eğitim” kavramının tanımı açısından her hangi bir olumsuzluk taşımamaktadır. Eğitim, bireyde önceden tasarlanmış davranış değişikliği meydana getirme süreci olduğuna göre, Fransız politikacılar da yetişecek yeni nesillerdeki davranış değişikliğinin bu yasalar çerçevesinde olmasını istemektedirler. Politikacıların anlayışına göre, söz konusu yasaların zorunlu olarak öğrenilmesini istediği bilgilerin yanlış olmasının hiçbir önemi yoktur.

Fransız politikacının düşüncesine göre, eğitim sisteminden çıkan her birey, Fransa’nın sömürgesi olmuş olan ülkelerde (Kuzey Afrika Ülkeleri-Müslüman Ülkeler) Fransızlar tarafından yapılmış her türlü kötülükleri kötülük olarak kabul etmeyecekler, bu kötülükleri oradaki insanların medenileşmesini(!) sağlamak için yapılmış iyilikler(!) olarak göreceklerdir. Çünkü efendilerin kölelere yaptıkları hiçbir hareket kötü değildir. Yapılanların tümü kölelerin iyiliği içindir. Efendiler gerekirse kölelere nitelikli eğitim vermek için aç bırakabilirler, kırbaçlayabilirler ve hatta öldürebilirler. Bütün bunlar normal sayılmalıdır. Dolayısıyla, sömürge ülkelerinde görev yapmış askerî ve sivil tüm kişilere saygısızlık yapılmamalı, onlara karşı gösterilen saygının miktarı daha da artırılmalı. Onlar kesinlikle hayatta kalan nazi subaylarının durumuna düşürülmemelidirler.

3. İlgili yasanın “içerik seçim ölçütleri” açısından durumu nedir?

İlgili yasanın tarih öğretiminde kullanılmak üzere tarih kitaplarında yapılmasını istediği değişiklik, içerik seçimiyle ilgili yedi ölçütten ancak bir tanesine uygun düşmektedir: Öğrenilebilirlik. Diğer altı ölçüte (kendi kendine yeterlilik, anlamlılık, geçerlilik, ilgililik, yararlılık, ekonomiklik) uygun değildir. Yalnızca sömürge yasası değil, mesleklerine saygısı olan tarihçilerin tepkisine neden olan diğer üç yasa (Köleler, Yahudiler ve Ermenilerle ilgili yasalar) ile öngörülen içeriklerin durumu da aynıdır.   

4. İlgili yasa hangi özelliğinden dolayı Fransa’da şiddetli toplumsal tartışmalara neden olmuştur?

19 tarihçi tarafından kaleme alınan “Tarihe Özgürlük!” bildirisinde de belirtildiği gibi, insanların bilinen gerçeklere rağmen kanun yoluyla yalan söylemeye zorlanmaları toplumu rahatsız etmiştir. Sömürge ülkelerinde yaşanan insanlık dışı olayların canlı şahitleri durup duruken, binlerce belgeye rağmen gerçekleri saptırmaya çalışmak aklıselim insanları ürkütmüş olmalı ki, Fransız halkı tepkisini yüksek sesle dile getirmek zorunda kalmıştır.

Fransız halkı, yöneticilerin gerçek problemler karşısındaki becerisizliklerini gerçeklik değeri olmayan yasalarla kapatmaya çalıştıklarını fark etmiş ve tepkisini göstermekte tereddüt etmemiştir. Tarihe mal olmuş hiçbir sorunun yasalarla çözülemeyeceğini yöneticilerine göstermeye çalışmıştır.

Kölelerle, Yahudilerle ilgili yasa çıktıktan sonra Fransa’nın uluslararası itibarı çok mu yükseldi? Bu yasaların çıkarılmasıyla Fransa, AB önderliğini kazanabildi mi? Ya da ülke içinde yaşanan toplumsal ayaklanmaları önleyebildi mi?

Ermeni yasasında ısrar etmesi, Türkiye – Ermenistan yakınlaşmasını sağlayabilir mi? Diyelim yasa kabul edildi, Ermenileri Anadolu’da kullandığı gibi kullanabilecek mi? Diyaspora geçmişin bedeli olarak, şu anda olduğu gibi, Fransa’yı daha etkili bir biçimde kullanmaya yönelmeyecek mi?

Eğer Fransa Ermenilere yaptıklarından utanç duyuyorsa ve bu utancını bir özürle kapatmak istiyorsa Ermenilerin sorunlarına daha mantıklı çözümler üretmelidir. Diplomasisine güvenebiliyorsa, Ermenistan-Azerbaycan, Ermenistan-Türkiye arasındaki sorunların çözümüne katkı sağlamaya çalışsın. Enerjisini 2,5-3 milyonluk halkı bir avuç militanın ve diyaspora ağlarının elinde oyuncak olmaktan kurtarmakta kullansın.   

5. Fransa’daki bu tartışmaların diğer ülkelere olumlu/olumsuz etkileri olabilir mi?

Burada esas olan ilgili yasaların Fransa’daki yöneticilerin iradeleri doğrultusunda çıkıp çıkmadığının bilinmesidir. Eğer yasalar Fransızların iradesiyle çıktıysa, ki durum bunun aksini gösteriyor, Fransa dış politkada Afrika, Kafkaslar ve Orta Doğu’da aktör olmaya çalışıyor diye düşünülebilir. İç politka açısından ise, çok kültürlü bir yapıya sahip olan Fransa, bu kanunlar üzerinden kendi toplumsal yapısında meydana gelebilecek olumsuzlukları önlemeyi hedefleyebilir.   

Eğer yasalar dış şartların dayatmasıyla çıktıysa, Fransızların bu durumda rollerini oynamaktan başka bir seçenekleri bulunmamaktadır. Oyunu yazanlar sahneyi de ona göre düzenleyebilirler ve oyuncular o sahnede tüm aktörlük yeteneklerini sergileyerek görevlerini tamamlarlar. Oyunun sonuçlarına göre seyirciler belli bir tavır içerisine girebilirler. Oyuncuları ya içten ya da nezaketen alkışlayabilirler.

Oyunu içten alkışlayan ülkeler Fransa gibi ve Fransa ile birlikte haraeket etmeyi, nezaketen alkışlayalar ise kendi tarzlarına göre hareket isterler.  

 

4. Sonuç

Avrupa ülkelerinin (büyük/küçük) hemen hepsi, çok kültürlü bir yapıya sahiptir. Küreselleşmeyle birlikte bu yapılar şu veya bu şekilde kendilerini ön plana çıkartmaya başlayacaklardır. Ancak ülkeler gelecekte ortaya çıkabilecek muhtemel sosyal problemler için alacakları tedbirlerde mantık sınırlarını zorlamamalıdırlar.

Siyasi amaçla kullanılmak üzere hazırlanacak her türlü eğitim programları ulusal birlikteliği pekiştirmek yerine dağıtıcı etki çıkartabilir. Claude Liauzu’nun ifadesiyle “yalancı bir tarih (olumlu sömürgecilik tarihi), öbür tarafta duygulara dayalı yanlış bir tarih oulşmasına neden olabilir. Bu durum her iki taraf için de son derece tehlikelidir.” 

 

Kaynaklar

Chirac, M. Jacques (2005). "A propos de la loi du 23 février 2005." Palais de l'Elysée. 9 Aralık 2005. İnternetten 15.02.2006 tarihinde elde edilmiştir: http://www.elysee.fr/elysee/francais/interventions/discours_et_declarations/2005/decembre/declaration_du_president_de_la_republique_a_propos_de_la_loi_du_23_fevrier_2005.35202.html

Falaize, Benoît ve Lantheaume, Françoise (2005). “Enseigner Une Histoire Commune” Libération, 2 Aralık 2005. İnternetten 15.02.2006 tarihinde elde edilmiştir: http://www.ldh-toulon.net/article.php3?id_article=1057

Galey, Catherine ve Hervouet, Elisabeth (2005). ” Les profs d’histoire du secondaire répondent à M. Hamlaoui Mekachera”. Le Monde, 9 Mayıs 2005. İnternetten 15.02.2006 tarihinde elde edilmiştir: http://www.ldh-toulon.net/article.php3?id_article=640

Gallo, Max (2005). “La tentation de la pénitence”. Le Figaro, 30 Kasım 2005. İnternetten 15.02.2006 tarihinde elde edilmiştir: http://www.ldh-toulon.net/article.php3?id_article=1051

2005 -158 nolu Sömürge Yasası. İnternetten 15.02.2006 tarihinde elde edilmiştir: http://www.legifrance.gouv.fr/WAspad/UnTexteDeJorf?numjo=DEFX0300218L

Jollet, Anne (2005). “Les trous de mémoire du colonialisme. l'Humanité, 26 Mart 2005. İnternetten 15.02.2006 tarihinde elde edilmiştir: http://www.ldh-toulon.net

Kaplan, Sefa (2006). İnternetten 13.05.2006 tarihinde http://www.hurriyet.com.tr/dunya/4406914.asp?gid=51 

L'appel des historiens (2005). Libération, 13 Aralık 2005. İnternetten 15.02.2006 tarihinde elde edilmiştir: http://www.rfi.fr/actufr/articles/072/article_40466.asp

Liauzu, Claude (2005). “Sans aller jusqu’à la repentance, il faut savoir dire la vérité”. Le Monde, 8 Mayıs 2005. İnternetten 15.02.2006 tarihinde elde edilmiştir: http://www.ldh-toulon.net/article.php3?id_article=622

Liauzu, Claude (2005). “Une loi contre l’histoire”. le Monde diplomatique, Nisan 2005. İnternetten 15.02.2006 tarihinde elde edilmiştir: http://www.ldh-toulon.net/article.php3?id_article=565

Ligue des Droits de l'Homme de Toulon (2005). “Tarihe Özgürlük”. İnternetten 15.02.2006 tarihinde elde edilmiştir: http://www.ldh-toulon.net

Manceron, Gilles. (2005). “Un entretien de Gilles Manceron avec Nadjia Bouzeghrane”. El Watan, 28 Nisan 2005. İnternetten 15.02.2006 tarihinde elde edilmiştir:  http://www.ldh-toulon.net (Lien vers le site de la Ligue des Droits de l'Homme de Toulon).

Sönmez, Veysel. (1994). Eğitim Felsefesi. Ankara : Pegem Yayınları.

Urfels, Jean-Bastien (2005). “Quand L’histoire Devient Otage”. İnternetten 15.02.2006 tarihinde elde edilmiştir: http://www.ldh-toulon.net

 


         

Türk Yurdu Haziran 2006
Türk Yurdu Haziran 2006
Haziran 2006 - Yıl 95 - Sayı 226

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele