TEHCİR’E GİDEN YOLDA ÖNEMLİ BİR OLAY: 1915 VAN İSYANI

Mayıs 2006 - Yıl 95 - Sayı 225

 

Van İsyanı, niteliği itibariyle Osmanlı Hükûmeti tarafından 14 Mayıs 1331 (27 Mayıs 1915) tarihli “Vakti seferde icraat-i hükûmete karşı gelenler için cihet-i askeriyece ittihaz olunacak tedâbir hakkında Kanun-ı Muvakkaten”ın[1] en önemli sebeplerinden birisini teşkil etmiştir. İsyan, “sevk ve iskân” kararından yaklaşık bir buçuk ay kadar önce 15 Nisan 1915 tarihinde çıkmış, büyümüş ve isyan sırasında Van’daki yönetim zor durumda kalmıştır. Van Valisi Cevdet Bey, Rusların Başkale istikametinde Van’a doğru ilerlediğini ve takriben 15 Mayıs’ta Van’a gireceklerini tahmin ederek 14 Mayıs’tan itibaren Van’dan Bitlis istikametine doğru geri çekilme emrini vermiştir. 15 Mayıs’ta Rus ordusu (Bu ordunun İçerisinde Rusya Ermenilerinden oluşan Ermeni gönüllü askerleri) ve Van vilayetindeki yaklaşık 35- 40 bin civarındaki Ermeni buluşmuş, şehirde kalan 20 binin üzerinde Türk katledilmiş ve yeni Van valiliğine Aram MANUKYAN seçilerek kasabalara yeni Ermeni kaymakamlar gönderilmeye başlanmıştır.

Osmanlı Devleti henüz savaşa girmeden önce Rus-Ermeni yakınlaşması hakkında bilgi sahibi olmuştur. Alman yarbaylarından Guse de Türkiye’deki Ermenilerin, Türkiye aleyhine taşıdıkları zararlı fikirleri, Rusların ilerlemeleri hâlinde eyleme dönüştürecekleri ve ayaklanacaklarının bilindiğini yazmıştır.[2] Bu amaçla, 19 Temmuz 1914 tarihli Rusların Kafkasya Ermenileri aracılığıyla yapmakta olduğu kışkırtmalara karşı alınacak önlemleri belirten 3. Ordu Komutanlığı emri çıkartılmıştır.[3] Emirde, Rusların Kafkasya’daki Ermeniler vasıtasıyla Türkiye’de bulunan Ermenileri teşkilatlandırıp Osmanlı Devleti’nden zapt edecekleri yerleri Ermenilere vererek istiklâllerini temin vaadiyle teşvik ettikleri, daha da ileri giderek bölgede yaşayan köylülerin giymiş oldukları kıyafetleri giyerek Ermenilerin yaşadıkları köylere silah ve cephane soktukları ve hatta Rus Generallerinden Boris Melikof’un oğlunun bu maksatla Van’a gittiği haberi alınmış olduğu ve bunun için gerekli tedbirlerin alınması gereği bildirilmiştir.[4]

6 Eylül 1914’te Başkomutanlık tarafından 3. Ordu Komutanlığına gönderilen mesajda, Van’daki Ermenilerle Rusların haberleştikleri bildirilmiştir.[5] Benzer bir telgraf 14 Eylül’de Erzurum Vali Vekili Defterdar Cemal Bey tarafından 3. Ordu Komutanlığına gönderilmiştir.[6] Telgrafta: “Rus Hükümetinin Kafkasya’daki Ermenilere görülmedik derecede güvendikleri, onları kendi tarafına çekip Doğu Anadolu’da İstedikleri anda isyan çıkartarak iç işlerimize karışmaya çalışacakları” kaydedilmiştir. [7]

18 Eylül 1914 tarihli Bitlis Valisi Mustafa Bey’den 3. Ordu Komutanlığı’na gönderilen şifreli telgrafta: “Seferberlikten sonra bu bölgedeki Ermeniler, komitelerin talimatlarına göre Kafkasya Ermenileriyle birleşerek Rus Ordusunun harekâtını kolaylaştırmaya karar vermişlerdir,” denilmiştir. [8]

14 Ekim 1914’te Beyazıt Mutasarrıfı’nın Dâhiliye Nezaretine gönderdiği mesajda ise 26 Eylül’de Van, Muş, Bitlis ve Kars’ta Ermeni gönüllülerinin toplanarak saldırı hazırlıklarında bulundukları, hatta içlerinden birkaçının Van’a gittikleri bildirmiştir.[9]

Kasım ayı içerisinde artık Osmanlı Devleti sıcak bir savaşın içerisindedir.

29 Kasım 1914’te Van’da büyük bir isyan çıkacağının haberini Jandarma Tümen Komutanı Kazım Bey, yakalanan iki casusun ifadeleriyle Başkomutanlığa bildirmiştir. Telgrafında Kazım Bey: “Derdest edilen iki casusun ifadesinden bu günlerde Van’da ve vilayet dâhilinde kıyam olacağı anlaşılmıştır. Ahval de bunu gösteriyor.”[10] diyerek eğer böyle bir kıyam olursa müşkül bir vaziyette kalınacağını bildirmiştir.[11] Bir gün sonrasında ise, Van Valisi Cevdet Bey, Rus kuvvetlerinin Kotur’dan Van’a doğru ilerlediklerini, Ermenilerin Van’da herhangi bir olay çıkarmamalarına çalıştığını bildiren telgrafı çekmiştir.[12] Van’dan 2 Aralık tarihinde çekilen diğer bir telgrafta ise, Ermeni erlerden firariler olduğu ve bunların Rusların tarafına geçtiğini haber vermiştir. 4 Aralık 1914 tarihli Van seyyar Jandarma Tümen Komutanı Kâzım Bey’in bir diğer telgrafında ise düşmanın bölgede ele geçirdiği yerlerde Müslüman ahalinin elindeki silahlan alıp Ermenilere verdiği ve Ermenilerden kıtalar oluşturduğu bildirilmiştir.[13]

 

İsyan Planı

Henüz isyan başlamadan Van’ın içine doğru çevre köylerde bulunan Ermeniler, kafileler hâlinde yerleşmeye başlamışlardır. Seferberliğin ilanıyla birlikte askere çağrılan Ermeniler de firar ederek birçoğu Van’a gizlice gelmişlerdir. Bu durum hükûmetin de gözünden kaçmamıştır. Vali Cevdet Bey, Ermeni komite reislerine bu göçün nedenini sorduğunda “Köylerde geçim daraldı, akrabalarımızın yanına göç etmeye mecbur kaldık” gibi bahaneler ileri sürerek cevap vermişlerdir.[14]

Ekim ayına kadar Van ve çevresindeki bütün Müslüman gençler askere gitmişlerdir, Van’da yaşlı, kadın ve çocuklardan başka kimse kalmamıştır. Ekim ayının bu günlerindeki en üzücü haberlerden birisi Harput’ta bulunan kolordunun Erzurum’a doğru hareket ettiğinin duyulması olmuştur. Olaydan birkaç gün önce bu kolorduya bağlı tümenlerden birinin Muş, diğerinin de Elazığ’dan yola çıktığı haber alınmıştır. Kolorduya bağlı Van’da bulunan Üçüncü Tümen’in Van’da kalacağı da pek muhtemel değildi. Çok geçmeden bu tümenin de Van’dan ayrılacağı haberi duyulmuştur. Normalde birlikte hareket etmesi istenen kolorduya bağlı bu üç tümene emir aynı zamanda çıkmış, Muş ve Harput’takilere emir ulaşmasına rağmen, Harput postanesinde ortaya çıkan bir yanlışlık sonucunda emrin Van’daki tümene tebliği yapılamamıştı. Ancak, yanlışlık fark edildikten sonra Van’da bulunan tümen süratle hazırlıklara başlamıştır. Van’daki Müslüman ahali bu habere üzülmüş, hatta bu emrin durdurulması için girişimlerde dahi bulunulmuş ancak bir netice alınamamıştır.[15]

Tümen, Van’dan ayrılırken son anda Vali Cevdet Bey’in emriyle yolunu uzatarak Ermenilerin bulunduğu Haç Mahallesi’nden geçmiştir. Bu geçiş sırasında mahallede sokaklar tenha, kapılar ve pencereler kapalı olup, gizlice perde aralarından birlikler gözetlenmiştir.[16]

1914 Ekim sonuna doğru İngiltere, Fransa ve Rusya savaş ilan edince bu defa Van’da bulunan Rus, İngiliz ve Fransız konsolosları şehirden çıkmak zorunda kalmışlar ve valiye veda ederek Van’dan ayrılmışlardır. Bu defa da Türk halkının tümen ayrılırken göstermiş olduğu coşkunun aynısını Ermeniler şehirden ayrılan konsoloslara karşı göstermişlerdir.[17]

Van’da bulunan tümen gitmişti, fakat tümenin tamamının gittiğini Ermenilere duyurmamak ve şehirde çok sayıda asker olduğu izlenimini vermek için bir takım tedbirlere başvurulmuştu. Örneğin, kışlaların etrafındaki kordon kuvvetlendirilmiştir. Boş koğuşların lamba ve sobaları yakılmış ve fırınlardan eskiden olduğu gibi bol miktarda ekmek alınmaya devam edilmiştir. Borular her zaman ki vakitte divan taburu, karavan ve hazır ol çalmışlardır. Bir bölük asker, sürekli olarak kışla kapılarından girip çıkmaya memur edilmiştir.[18] Bütün bunlar, şehirdeki Ermeniler için alınmış tedbirlerdi. Zira edinilen istihbaratta şehirde silahlı 30–40 bin silahlı Ermeni olduğu[19] ve Rusların Van’ı işgalini bekledikleri bilinmekteydi. Bunun için Van’ın çevresinde terörist faaliyetlere başlamışlardı.

15 Aralık 1914 tarihli Dâhiliye Nezaretinden Van Valisine gönderilen telgrafta, Reşadiye ve Karçıkan telgraf hatlarının bazı kısımlarının Ermenilerce tahrip edildiğini ve kendileriyle çatışmaya girildiği ve bu konuda bilgi gönderilmesi istenmiştir.[20]

Terör olayları bu şekilde cereyan ederken 12 Ocak 1915’te Van’a, İran’da bulunan Türk ordusunun cephanesinin bitmek üzere olduğu ve acil olarak cephane sevkıyatı yapılması gereği bildirilmiştir. Yukarıda da belirtildiği gibi, şehirdeki Müslüman gençler askere gitmiş, ancak yaşlılar, kadınlar ve çocuklar şehirde kalmışlardır. Bunun üzerine cephaneyi İran’da bulunan Türk ordusuna kimin götüreceği sorunu tartışılmış ve sonuçta çok riskli bir karara varılmıştır. Buna göre Van’da mekteplerde bulunan 11–12–13 yaşlarındaki çocukların cephaneyi götürmelerine karar verilmiştir. Bu amaçla gönüllü ailelerden alınan 120 çocuk yanlarında birkaç jandarma ile birlikte sırtlarında bu cephaneyi götürmek için yola çıkmıştır. Şehir halkı, 21 Ocak’ta çocukların cephaneyi orduya yetiştirdiklerini ve geri dönüş için yola çıktıkları haberini almıştır.[21]

 

Bir Doktorun Dramı

Çocukların Van’a doğru ilerlemekte olduğu haberinin üzerinden çok geçmeden hava şartları birden bire değişmiş ve kar yağışıyla birlikte fırtına çıkmıştır. Şoka giren aileler tereddütlü bekleyişlerini sürdürürken diğer taraftan da yoldaki çocuklarından iyi bir haber almak için sürekli olarak hükûmet binasına gidip gelmeye başlamışlardır. Ancak, şehre oldukça üzücü bir haber gelmiştir. Buna göre, 40 çocukla 8 jandarma kurtulabilmiş bunların da büyük çoğunluğunun durumunun ağır olduğu bildirilmiştir. Şakak aşiretinin yaptığı arama çalışmalarında dağlarda ve yollarda donmuş olarak 39 çocuk cesedine rastlanmış ve bu çocuklar şehre getirilmiştir. Kalan 41 çocuğun, 2 öğretmenin ve jandarmaların akıbetleri öğrenilememiştir.[22]

3 Şubatta şehre getirilen çocuklar, hastane niyetiyle kullanılan büyükçe bir eve sevk edilmiş ve burada tedavileri yapılmaya başlanmıştır. Şehirde bunlar olurken Van’ın çeşitli bölgelerinde Ermenilerin ayaklandıklarına, askerlere ve yöre halkına saldırdıklarına dair haberler de yoğunluk kazanmıştır. Bitlis Valisi’nin Dâhiliye Nezareti’ne çekmiş olduğu 21 Şubat 1915 tarihli telgrafında Haksef nahiyesinde Ermenilerin isyan ettikleri ve çarpışmaların başladığı bildirilmiştir. 6 gün sonra yani 27 Şubat 1915’te ise, Adilcevaz’dan Van’a gelmekte olan 300 kadar Siirt gönüllü askerine Ermenilerin ateş açtıkları ve 8 Türk askerinin öldürüldüğü bildirilmiştir.[23]

Hastane, İran cephesinden gelen ağır yaralı askerlerle dolu olduğu için, hastane olarak kullanılan büyükçe bir evde bu çocuklara iki doktor tıbbı yardımda bulunmuştur. Bunlar Dr. Refik Bey ile Dr. Maltızyan’dır. Van halkının teveccüh ve muhabbetini kazanmış olan bu ihtiyar Ermeni doktorun faciayı haber alır almaz vilayete gelişi herkesi sevindirmiştir. Ortodoks olduğu için Van’da bulunan Katolik ve Protestan Ermeniler tarafından pek sevilmeyen Dr. Maltızyan, öteden beri hastalarının din ve milliyetleri ile alakadar olmamış kimin derdi varsa hemen yardıma koşmuştur.[24]

Van’a getirilen 40 çocuktan günlerce onları iyileştirmek için uğraş veren her iki doktorun özverisiyle, ancak 22’si kurtarılabilmiştir. Dr. Refik Bey ve Dr. Maltızyan birçok geceler uykusuz kalarak bu çocukları iyileştirmeye çalışmışlardır.[25]

Bu arada Van’ın çeşitli köy ve kasabalarında Ermenilerin isyan hâlinde oldukları haberleri Van’a gelmeye başlamıştır.

Van Jandarma Tümen Komutanlığının 16 Mart tarihli telgrafında Van Vilayetinin Şitak kazasında Ermenilerin jandarma karakoluna ve erlerine saldırdıkları ve telgraf hatlarını kestikleri bildirilmiştir. Van Valisi, 20 Mart’ta (1915) artık vilayetin her tarafında çarpışmaların olduğunu ve gittikçe şiddetlendiğini bildiren haberi Başkomutanlığa iletmiştir.[26]

Böylece Van isyanı bütün şiddetiyle başlamıştı. Gerçekte isyan, yukarıda da anlatıldığı gibi birkaç ay içerisinde olgunlaşan ve patlak veren bir hadise değildi.

Bu günlerde Van’da cereyan eden önemli bir olay bütün Van halkını üzüntüye boğmuştur. İran’a gidip dönen Türk çocuklarına gösterdiği ilgi ile bütün Vanlıların sevgisini kazanan Dr. Maltızyan 10 Nisan 1915’te,[27] göğsünde “Düşmanlarımıza hizmet edenin akıbeti budur” yazısı olduğu halde asılı olarak bulunmuştur. Vali Cevdet Bey, duruma çok üzülmüş ve Ermeni Doktorun şeref ve hizmetine layık bir merasimle defnedilmesi için emir vermiştir.[28]

Bu feci olay şöyle cereyan etmiştir; gece yarısı evine gelen meçhul bir şahıs kendisini bir hastaya davet etmiştir. Daha gece başlarken doktorun biraz keyifsiz olduğunu gören karısı, bu davetin hiç olmazsa sabaha ertelenmesini istemiş fakat Maltızyan bu saatte aranmasına bakılırsa çağrıldığı hastanın ağır olacağını ve evine kadar gelerek kendisinden yardım dileyen bir adamı boş çevirmenin münasip olmayacağını söyleyerek gitmeye karar vermiştir. Gece, doktorun evine geri dönmeyişinden kendi ev sakinleri -yine hastanın başında bekliyordur diye- şüphe etmemişler, ancak sabahleyin üzücü haberi almışlardır.

 

İsyan Yayılıyor

Van’ın birçok yerinde isyan, şiddetini artırarak devam etmektedir. Van Valisi Cevdet Bey’in Dahiliye Nezâretine çekmiş olduğu 23 Mart 1915 tarihli telgrafında, Van’ın çevresinde bulunan bir çok köye Ermenilerin saldırılar düzenlediğini, bu saldırılara önlem olmak için kırk kişilik iki müfreze gönderdiğini, bunlara 70–80 kadar daha milisin katıldığını ancak yine de yardıma ihtiyaçları olduğu ve gerekli yardımın yapılacağını bildirmiştir.[29]

Mart sonu ve nisan başlarında Ermeni terör faaliyetlerine karşı Osmanlı Hükûmeti tedbirleri daha da sıklaştırmaya başlamıştır. 31 Mart 1915 günü Ermeni Patriği Başkomutanlığa çektiği telgrafta, Ermenilere, haksız işlem ve muamelede bulunulduğunu iddia etmiştir. Patriğin iddialarını yerinde araştıran Başkomutanlık 8 Nisan tarihinde Patriğe şu cevabı vermiştir:

“Bilgi ve yorumlarınız bizdeki belgelere uymamaktadır. Buna karşın yazdığınız olaylar hakkında komutanların dikkatini çektim. Halka daha şefkatle davranmalarını ve adaleti kusursuz uygulamaları hakkındaki hükümet düşüncesini şiddetle korumalarını yeniden istedim.”

“Ermenilerin, vatandaşlığına ve Osmanlı Devleti’ne bağlılık ve sadakatine özellikle pek çok inanıyor ve önem veriyorum. Bu esaslı inancımı korumada ısrarlıyım. Ancak kabul edeceğinize inanıyorum ki, yabancı kışkırtmalarına kanan bazı şahıslar, maalesef vardır. Bu gibi şahısların kendi isteklerine ulaşmak için bazı yasadışı eylemlere de başvurdukları anlaşılmıştır. Bunlara karşı hükümetin sert hareketlere girişmesinde Osmanlı vatanının korunması bakımından maalesef zorunluluk vardır. (…) Uyarı ve aydınlatma için sizin çalışmalarınız ve hizmetleriniz daima kıymettardır. Bu gibi hayır ve hizmetlerinizin devamını ve olumlu sonuç almasını güvenle bekliyor ve bu vesileyle saygılar sunuyorum.”[30]

Van Valisi Cevdet Bey’in 11 Nisan 1915 tarihli Van’dan çektiği bir telgraf durumun vahametini açıkça ortaya koyuyordu. Telgrafta: “Van’a gizlice 4000 kadar Ermeni çetecinin getirildiği öğrenilmiştir. Bu Ermeniler, köyleri basmaya, yakıp yıkmaya, kadın, çocuk ve ihtiyarları yersiz yurtsuz bırakmaya başladılar,” şeklinde bilgi veriliyordu.[31]

15 Nisan 1915 günü Van’da başlayan Ermeni isyanını,[32] o günlerin tanıklarından (E) Tümgeneral Ahmet Hulki SARAL şöyle anlatmıştır:

“Van, Ermenilerin ilk önce ele geçirmek istedikleri bir şehir idi. Bir noktada şansları da kendilerine yardımcı idi. Piyade Tümeni Erzurum’a savaş dolayısıyla gönderilmişti. Van şehrinde bu surette jandarma kuvveti hariç başka askerî kuvvet kalmamıştı. Böylece Ermenilerin şehri işgalleri nispeten daha kolay bir hâle gelmişti. Fakat her ihtimale karşı Rus ordularının Türk topraklarına girmeleri ve baharın gelmesini beklemişlerdi. Bu suretle Ruslar ile müşterek hareket edilerek daha başarılı olacaklarına inanmışlardı.”

“Uzun senelerden beri silahlanan, tüfek, tabanca ve el bombaları gibi türlü silahlarla donanmış olan Ermeni çeteleri Van’da toplanmışlardı. Köyler de aynı şekilde silahlandırılmış, harekete hazır hâle getirilmişlerdi. Ermenileri Aram isminde biri idare ediyordu. Türklerin savunmasını ise Vali Cevdet Bey idare ediyordu...”[33]

İsyanı, Rus General Maslofski şu şekilde kaydetmiştir:

“Van mıntıkasında vaziyet karışık bir hâl almıştı. 14 Nisan’da Ermeniler Van’da kıyama başlamışlardı, önce küçük jandarma kıtasını kati ve tard etmişlerdi. Bunun üzerine Türkler Kazım Bey’in 5. Mürettep Fırkasını göndermişler İçkale ve şehirdeki Ermenileri muhasara eylemişlerdi. Aynı şekilde Van’daki Ermenilere yardım için General Truhin kumandasında bir birliğin Van’a sevk edilmesi Kolorduya bildirilmişti.”[34]

Erzurum’dan Van’a doğru yola çıkan Rafael de NOGALES, genel durumu ve Van isyanını hatıratında şöyle anlatmıştır:

“Harp ilanı başladıktan hemen sonra Erzurum Mebusu Pastırmacıyan 3. Ordu’daki bütün Ermeni zabitan ve neferleriyle Rus tarafına geçmiş ve Müslüman köyler ahalisini bilârahmü şefkat (merhametsizce) yakmak, katletmek için Ruslarla birlikte Türk arazisine girmişti. Bu vaziyet üzerine Türk Hükûmeti, henüz ordudan kaçmağa muvaffak olamayan Ermeni neferlerini toplayarak yol inşasında yahut dağlık yerlerde erzak naklinde kullanmağa mecbur oldu. Bundan başka Ermeni ahalisinin düşman hesabına çalışacaklarından korkuluyordu... Van vilâyetindeki Ermenilerin İran’a doğru yürüyen kuvve-i seferiyelerimizin gerisinde isyan çıkarmaları bunun delilidir.”[35]

14 Nisan 1915 günü öğleden sonra yola çıkan Nogales, gün boyunca yaptığı yolculuktan sonra dinlenmek için geceyi bir Müslüman din adamının evinde kalarak geçirir ve ertesi sabah yoluna devam eder, o günün gecesini ise fakir bir köy olan Zarkat’ta bir jandarma deposunda geçirir:

“Sabahleyin saat bire doğru başlayan ve bunu bir yaylım ateş gibi takip eden müteaddit mermiler beni uyandırdı. Birkaç mermi yatağımın karşısındaki duvara isabet etmişti. Karakol kumandanını çağırıp dışarıda ne olduğunu sorduğum zaman bana dedi ki, Ermeniler, uzun zamandan beri her gece bu tarzda bize ateş ederler. Jandarma kumandanının bu cevabı, bizim mühim bir vakayı arifesinde bulunduğumuz kanaatini tamamıyla takviye eylemişti.”[36]

“Van Valisinin yanına gidinceye kadar birçok dolaşık yollardan yürüdüm; çünkü Ermeniler iyi nişan alarak şiddetli ateş ediyorlardı; birkaç mermi yüzüme yakın vızlayarak geçti. “
“Ermeniler tabancalarıyla iyi silahlandırılmışlardı; bu tabancalarla kısa mesafelerde iyi netice istihsal ediyorlardı, âdeta makineli tüfek gibi.”[37]

“Buraya geldiğim gün Van muhasarası başlamıştı. Aram Paşa, maiyetindeki Ermenilerin miktarı Mis Knapp ve Mösyö Ruşduni (Y. A. Rushdouni) neşriyata göre 30 bin ve daha fazla tahmin edilmektedir. Şehri ihata eden surlar ve Aykestan (Aikesdan) yani Bağlar Mahallesi Ermenilerin elinde idi. Biz de kaleye ve şehir civarına hâkim idik, buralarda demir bir çember vuruda getirmiştik; bu çember her gün yaptığımız ilerleme nispetinde darlaşıyordu. Van’ın muhasarası esnasında yapılan muharebeler gibi şiddetli muharebeleri nadiren görmüştüm. Dar bir saha dâhilinde bilâ fasıla çarpışılıyordu. Ekseriya bir tuğla duvar bizi düşmandan ayırıyordu. Hiçbir taraf, Hristiyan, İslam birbirinden af talebinde bulunmuyordu...[38]

“Modern topçu olarak emrimizde birkaç sahra topu bulunuyordu; bunlardan iki buçuk batarya mantelli, birkaç düzine, yuvarlak mermi atan, eski toplardan vardı.”[39]

“Van’daki mevcutları 30–40,000 civarında olan Ermenilerin elinde binlerce mavzer tabancasından başka çok miktarda filinta ve tüfekte vardı,[[40]] bunları seneler boyunca satın almışlar ve depolamışlardı. Hatta Ermenilerde, bize çok zayiat verdiren, el bombası da mebzulen mevcuttu.”

“Biz filhakika kaleye sahip idik; fakat topçumuzun şehre karşı istimali hemen hemen mümkün değildi. Her taraftan vaziyet Ermeniler için daha müsaitti; hele sayı olarak üstünlük tamamıyla Ermeniler tarafında idi. Kendileri tarafından da açıklandığına göre Ermenilerin kuvveti yukarıda da zikredildiği gibi 30 binden fazla idi, tabii buna her gün çeşitli köy ve kasabalardan Van’a akın akın gelenlerin miktarı dâhil değildir.”[41]

“...Bu sırada Başkale’den birkaç atlı jandarma ve 300 kadar silahlı Kürt geldiler. Bunlar, Ermeni komitası rüesasından Kojuncan tarafından, birçok siperlerden ve Yedikilise manastırından edilen ateşe rağmen Erek Boğazı’ndan geçip gelmeğe muvaffak olmuşlardır.”[42]

“(25 Nisan 1915) Cevdet Bey ve ben Kalenin burçlarından bu muharebeyi tarassut ederken Ermeniler de şehirde Peterpavles adını taşıyan başkilisenin kubbesinden mütearrızlar üzerine ateş etmeğe başladılar. Bu mukaddes yeri şimdiye kadar korumuştum; burasının ibadethane olmasından değil daha ziyade tarihî kıymeti haiz bir tarzı inşaya malik olmasından dolayı korumuştum.”

“Binanın harabisine mahsurinin akılsızca hareketi sebep olmuştur; zira Cevdet Bey mermilerin geldiği tarafı tespit eder etmez buranın ateş altına alınmasını emretti. Fakat kilise çok kuvvetli bir tarzı mimarîde inşa edildiği için birkaç saat ateşimize mukavemet gösterdi; gece olduğu vakit bu kilise de bir harabeye çevrilmişti.”

“Ermeniler başkiliseden de tard edildikten sonra, büyük caminin minaresinden bize ateş etmeğe başladılar. Bunun üzerine valinin protestosuna rağmen derhal burasını da ateş altına aldırdım; çünkü (bu muharebedir) bu suretle aynı gün içinde Van şehrinin iki muazzam mabedi ortadan kaybolmuşlardı; her iki mabette de kıymetli sütunlar ve abideler vardı, bunlar takriben 9. asırda inşa edilmişlerdi.”[43]

“Bu günlerden birinde, tam olarak hatırlamıyorum (30 Nisan ile 4 Mayıs 1915 arası), Vali, Doktor Ussher’den bir mektup aldı; Doktor bu mektubunda, birkaç danenin (mermi) Van’daki Misyonun oturduğu binalara doğru atıldığından protesto ediyordu; hâlbuki bu binalar Amerikan bayrağıyla belli edilmişti.”

‘‘Cevdet Bey’in, bana Fransızca olarak tercüme ettiği bu mektup çok kaba bir tarzda yazılmıştı. Vali bundan dolayı çok hiddetlenmişti; benim teklifime muhalif olarak tehditkâr bir cevap verdi; Şimali Amerika Misyonerleri, Ermenileri Hükûmet aleyhine tahrike devam ettikçe ve ihtilalciler bu binalarda toplandıkça büsbütün sistematik bir şekilde bombardımana devam edeceğini bildirdi.”

“Bu arada Ermeniler kitle halinde Yedikilise manastırı etrafında toplanmışlardı; geri çekilmemiz hâlinde toplanan bu Ermeniler, bizim için hakiki tehlike teşkil ederdi. Bu sebeple Erzurum jandarma taburuna, Ermenileri bulundukları yerden dağıtmak vazifesi verildi. Ermeniler böyle bir taarruzu hiç beklemiyorlardı; bu tarihî binayı, binlerce senelik kütüphanesiyle birlikte Türklerin eline düşmemesi için derhâl ateşlediler.”

20 Nisan 1915’de Van’daki Osmanlı Bankasını, Duyun-u Umumiye binasını ve Postaneyi yakan Ermeniler, bununla da yetinmemiş ve Müslüman mahallelerini ateşe vermişlerdir.[44] Gittikçe büyüyen isyan hakkında Cevdet Bey aynı gün (20 Nisan 1915) tarihli şifreli telgrafında, şehirde çarpışmaların bütün şiddetiyle sürdüğünü, çoğu asker olan isyancıların planlı ve organize şekilde hareket ettiklerini bildirmiştir.[45]

 

Rus İşgali

Van’da Müslümanlarla Ermeniler arasında cereyan eden şiddetli çarpışmalarda karşılıklı kayıplar verilmiştir. Bir gece yüz kişilik bir Ermeni çetesi kaleye tırmanarak Türk topçularını öldürmüş ve kaledeki topu tahrip etmişlerdir. Ermenilere karşı yapılan taarruzlarda binlerce Türk şehit olmuştur öyle ki şehirde eli silah tutanların sayısı iki bine düşmüştür.[46]

Rusların Van’a 15 Mayıs’ta girecekleri hesaplanmıştı. Bu yüzden Van’daki hükûmet, göçme imkânı olmayanların emniyetini sağlamak ve Ermeni saldırılarından korumak için ilk etapta Ruslarla görüşmeler yapmış ise de bundan bir sonuç alınamamıştır. Rus ordusu Muradiye üzerinden Van’a doğru ilerlerken Müslümanları kılıçtan geçirmeye, Ermenilerden daha zalim ve insafsız katliamlara başlamışlardı. Bu katliamlardan kaçıp kurtulanlar da Van’a sığınmışlardı.[47] Bu durum karşısında Vali Cevdet Bey artık yapılacak bir şeyin olmadığı kararına varmış ve 14 Mayıs 1915’te şehirden Türklerin boşaltılması işlemlerine başlanması emrini vermişti.[48]

14 Mayıs’ta Van’da göç başlamıştır. Göç, kara ve göl yoluyla yapılmıştır. Kara yolu hem zahmetli hem de Ermeni çetecilerin her an baskın yapmaları ihtimali bakımından tehlikeliydi. Bu yoldan ancak kendini savunabilecek kuvvete sahip olanlar gidebilirdi. Göl yoluyla ise Tatvan’a gidilebilirdi. Bunun için gölde bulunan büyük-küçük elli kadar tekneden faydalanılmıştır. Ancak görevlilerin Ermeni olması vilayet yetkililerini tedirgin etmiş bu yüzden her tekneye silahlı muhafızlar yerleştirilmiştir. Bu teknelerden bazısı Ermeni çeteler tarafından Tatvan yerine Rus işgali altında bulunan Adilcevaz’a doğru yönlendirilmiş ve burada Rusların himayesinde bulunan silahlı Ermeniler tarafından içindekiler katledilmişlerdir.[49]

Türklerin Van’dan ayrılışından sonraki olayları Nogales, şöyle anlatmıştır:

“Kendisi (Cevdet Bey) Van’dan çekildikten sonra Ermenilerin ovaya hâkim olduklarını ve bütün Müslüman ihtiyar, kadın ve çocukları servetlerine tamah ederek kestiklerini Vali Bey’den haber almıştık.” [50]

 

Van’da Ermeni İdaresi

Ermeniler, Van’ın Rus ordusu tarafından işgal edilmesini kendileri için zafer saymışlardır. Dr. Ussher, Rusların gelişiyle birlikte Bitlis istikametine doğru Türk ordusunun çekilişini kaydettikten sonra Van şehrinde Ermenilerin yönetimi tamamen ele geçirdiklerini, Ermenilerin bunu yüzyıllardır beklediklerini ve o bekledikleri günün nihayet geldiğini büyük bir şevkle anlatmıştır.[51]

Bundan sonra yönetim Van’da Ermenilerin elindedir. Sever YÂNİN imzalı Roskof’ta çıkan “Otro – Yoga” adlı Rus gazetesinde şunlar yer almıştır:

“...Çanlar daima çalıyordu. Türkler de bu seslerin galibiyet sesleri olduğunu anlayarak fatihlerin dikkatini çekmemek için çabucak, sessizce kaçtılar. Hatta o kadar çabuk gittiler ki, Ermeniler Türklerin bu rezilce kaçışlarını, kayıp olmalarının ertesi günü öğrendiler, Ermeniler artık İkistan’dan çıkarak kaleyi zapt ile sancaklarını diktiler. Sevinç ve neşe içinde iki gün geçti.”

“Van, Müslüman Türk’ün vahşi idare ve boyunduruğundan kurtarılmıştır. Bölge bundan böyle Rus umumi valisi tarafından idare olunacaktır. Van kahramanı Aram bu makama getirildi. Daha şimdiden birçok Ermeni delikanlılarını toplayarak bir gönüllü birliği teşkil etti. Evlatlarının en iyileri şimdiden silah altındadır. Bu yeni ordu, savaş meydanlarında Ermeni bayrağını ebedi müttefiki olan Rus bayrağının yanında taşıyacaktır...”[52]

Ermeniler Van’da sadece Aram’ın yönetiminde 10 binin üzerinde Müslüman kadın, çocuk ve ihtiyarı katletmiştir. Van’da toplam olarak 23 binin üzerinde Türk erkek, kadın, çocuk katledilmiş ve geride sadece 1,500 Türk hayatta kalmıştır. Bunların da namuslarıyla, şerefleriyle oynanmış, en iğrenç işkencelerle öldürülmüş[53] bir kısmı da hasta oldukları hâlde, Van’da görev yapan Amerikalı misyoner Clarence D. USSHER’in de onayladığı üzere bakımsızlıktan ölüme terkedilmiştir.[54] Burada ilginç olabilecek noktalardan birisi de Dr. Ussher’in Müslüman kayıplarına ait Cevdet Bey’in bir rapor tuttuğunu söylemesidir.[55] Dr. Ussher, Cevdet Bey’in tuttuğu bu rapora göre Van’da Ermeniler tarafından 55 bin Türk’ün katledildiğini aktarmıştır. Ancak, Ussher, bunu yazarken, aslında 55 bin Türk değil 55 bin Ermeni katledilmiştir değerlendirmesini yapmıştır.[56] Bu durumda ortaya çok doğal olarak şu sonucu çıkartır. Bu makale yazılırken Dr. Ussher’in hatıratında belirttiği Cevdet Bey tarafından hazırlanan rapora rastlanamamıştır. Eldeki belgelere göre yaklaşık 23 bin Türk, Ermeniler tarafından katledilmiştir. Sadece Amerikan misyoner merkezinde 8 bin Türk katledilmiştir.[57] Dr. Ussher’in 55 bin Ermeni katledildi sözü yine kendisi tarafından hatıratında açık bir şekilde çürütülmüştür. Zira Ussher, Van’da 30 bin civarında Ermeni olduğunu hatıratının birçok yerinde yazmıştır.[58] Bu rakamı Bayan Knapp gibi diğer misyonerler de teyit etmişlerdir. Hatta 1914 tarihli Dâhiliye Nezaretinin yaptırdığı Memâlik-i Osmaniyye’nin 1330 Senesi İstatistiği (Statistique Officel de 1914)’de Ermeni nüfusunu 33,789 olarak vermiştir. Yine Nogales, Ermeni mevcudunu 35 bin sonradan gelen silahlı Ermenilerle yaklaşık 40 bin civarında olduğunu yazmıştır. Yani Ussher’in Van’da önce 30 bin Ermeni vardı deyip, 55 bin Ermeni öldürüldü demesi kendisiyle çelişen ve olmayan 25 bin Ermeni’nin nereden çıktı sorusunu karşımıza çıkartmaktadır.

Van’da Ermenilerin tahribatı ve katliamları, yabancı misyonlara 16 Eylül 1916 tarihli Osmanlı Hariciye Nezareti genelgesiyle şöyle açıklamıştır:

“Şamaram Mahallesi’nde 200 kadın ve çocuk sığındıkları evde yakılmışlardır. Mirkos köyü beyaz bayrak çektiği hâlde tecavüze uğramış, köyün kadınları ve kızları bilinmeyen bir yöne götürülmüşler. Bazı köylerde ise öldürülen çocukların etleri annelerine yedirilmek istenmiştir.”

“Aksani ve Hınıs köylerinde 500 kişiye yakın İnsan Şeyhane köyünde ise 200’e yakın çocuk ve kadın camiye doldurulup diri diri yakılmışlardır.”

“Saray civarındaki halk kılıçtan geçirilmiş, sulara atılarak boğulmuş, 10 binin üstünde ceset Van Gölü üzerinde sayılmıştır.”

“Yine Gevaş, Vastanso[59] ve Mukas’ta 5 bin kişi katledilmiştir...”

“Van’ın içinde camiler, evler, kışlalar, hatta içindeki yaralı ve hastaları ile birlikte hastaneler yakılmıştır. Yakalanan subaylar işkence çektirilerek öldürülmüştür. Bu arada şehirdeki durumu bilmeyen çevre köylerden Van’a gelmek isteyen göçmenlerden 1,200 kişi Vastan ve Etkil yolu üzerinde acımadan vahşiyane bir şekilde öldürülmüşlerdir “.[60]

İsyanın başı Aram’ın yönetiminde (muhtemelen Saray civarındaki ahali) 10,000 kişi, Vastan ve Etkil yolu üzerinde 1,200, Gevaş, Vastan ve Mukas’ta 3,000, Van Şamaram mahallesinde 200 kadın ve çocuk, Aksanı ve Hınıs köylerinde 500 ve Amerikan misyoner merkezinde 8,000 Müslüman (yaklaşık 22,900 kişi) yakılarak, tecavüz, işkence ve kılıçtan geçirilme gibi şekillerde (sadece 1915 yılı Nisan ve Mayıs aylarında) Ermeniler tarafından katledilmiştir. [61]

Van’da Ermenilerin Türklere uyguladığı katliamı o günlerin mağdurlarından ve yaşadıklarını 4 Haziran 1916 yılında Vanlı yetkililere anlatan Zeliha Hanım’dan öğrenmek mümkündür:

“Şamram Mahallesi’nde bir hanede muhtefî bulunduğumuz gece Ermeniler ‘korkmayın’ diye dellâl çağırdılar. ‘Yalandır, inanmayalım’ diye zevcim Hüseyin Efendiye ve komşularıma söyledimse de ısga[[62]] etmediler. Sabahleyin yirmi yaşında Agâh ve on beş yaşlarında Ahmet ile on sekiz yaşlarında Veysi isminde damadımla zevcim kendilerini kurtarmak için dışarıya atıldılar. Nerede itlaf olunduklarını göremedim. Onu müte’âkib ‘Teslim olunuz!’ dediler. Otuz kadar saklanan zükûr ve inâsı dışarı bahçeye çıkardılar. Bunların içinden ebeveynini gâ’ib eden on yaşlarında Bilâl isminde bir çocukla, isimlerini bilmediğim aynı esnada diğer üç çocuğu muvacehemizde revolverle öldürdüler. Maksâd-ı asılları erkekleri öldürmek, kadınların gençlerini götürmek olduğu ilk hatvede anlaşılıyordu. Bizi oradan Amerika müessesesine götürdüler. Erkek çocukları seçmek ve gizlenenleri bulmak için de hizmet nâmıyla istenildiler. Ebeveyni öldürülen bir çocuğun te’mîn-i hayatı zımnında dışarı verildi. Çocuk, müessesenin bir tarafına götürüldü. Berây-ı ta’zib arkadan kesilirken bağırtısını işiten Rus zabitleri nasılsa çocuğu kurtardılar. Müessesedeki hastaneye götürdüler, ne olduğu anlaşılmadı. Bizi oraya götürürken soydular, nemiz varsa aldılar; hemen üryan denecek bir hâle getirdiler. Müessesede tahminen sekiz bin nüfus Müslim ahali göründü. Bir aralık birer somun ve bir aralık da yahni verdiler. Fakat bunları yiyenlerden kanlı sular akarak, iki ay zarfında telef oldular. Yüz elli kadar kalanların mu’ahharan Hacı Ziya Bey’in hanesine götürdüler. Bizim asker geldi, bizi kurtardılar.”[63]

Van’lı Zeliha Hanım’ın tanıklığı Amerikan misyonunun nasıl kullanıldığı açısından önemlidir. Zaten Ermeniler Van’dan çekilirken Dr. Ussher ve diğer Amerikalı misyonerlerin şehri terk etmeleri başka şekilde açıklanamaz.

Van’da gerçekleştirilen katliamlara Ermenilerle birlikte Ruslar da karışmışlardır.[64] Van’a bağlı Zeve, Mollakâsım, Şeyhkara, Şeyhayne, Ayans, Paksi, Zorâbâd ve daha birçok köyün Müslüman ahalisi göç edemediklerinden hiçbir fert sağ bırakılmaksızın Ermeniler ve Ruslar tarafından katledilmişlerdir.[65] Ermeniler ve Ruslar girdikleri köylerde vahşiyane zulümler yapmışlardır. Kadınları ve çocukları diri diri yakmışlar, ihtiyar ve genç erkeklerin gözlerini oyarak genç kızlara tecavüz etmişlerdir. Örneğin Aşnak nahiyesinde kadın ve kızlardan on beş tanesini ayırarak bir odaya hapsetmişler ve akşamlan eğlenirken bu kadınları çırılçıplak soyarak “Haydi namaz kılınız bakalım, nasıl kılıyorsunuz” diyerek alay etmişler ve nihayet tecavüz ederek çeşitli işkencelerle öldürmüşlerdir.[66]

Yine Van’ın Abbasaga mahallesinden Firdevs isimli bir kadının ifadesine göre, çeşitli işkencelerle Müslüman halkın öldürüldüğü, hamile bir kadının karnını yararak çocuğunu çıkarıp kafasını kestikleri, girdikleri evlerdeki insanlara saatlerce işkence yaptıktan sonra öldürdükleri, on beş-on altı yaşlarında erkek bir çocuğu çırılçıplak soyarak cinsel organını kestikleri ve daha sonra doğradıkları, Amerikan misyonuna götürülen kadın ve kızların ırzına geçildiği belgelerdeki ifadelerden anlaşılmaktadır.[67] Teslim olmak isteyen ahali Ermeniler ve Ruslar tarafından[68] çeşitli işkencelerle katledilmişlerdir.[69]

Anlatılan şu olay vahşetin boyutunun ne kadar tiksindirici olduğunu göstermesi bakımından oldukça önemlidir.

“...İki İslam kadınını Ermeniler beraber getirmişlerdi. Bu kadınları ortaya getirdiler. Her ikisi de hamileydi. İki Rus askeriyle iki Ermeni geldi. Kadınların karınlarındaki çocukların oğlan veya kız olduğuna dair iki mecidiye değeri üzerine bahse girdiler. Kadınların karınlarını fecî bir surette kama ile yardılar, birisinin karnından bir oğlan çocuğu çıktı. Diğerinin karnındaki henüz       küçük olduğu için anlaşılmadı ve bunun üzerine uzunca bir süre de münakaşa ettiler...”[70]

Van’da, l857’de Varrak Manastırı’nda kurulan bir matbaa ile örgütlenmeye başlayan Ermeni hareketi, “Vaspurgan” ve “Van Kartalı” türü gazetelerin yayınıyla da bölgede etkili olmaya başlamıştır. 1870 ve 1880’lerde, “İttihat ve Halas”, “Araratlı” ve “Karahaç” gibi örgütler ise, Ermeni hareketinin artık olgunlaştığının göstergesidir.

Örgütler ve dış yardımların desteğiyle, 1896’da, Van’da ilk büyük Ermeni isyanı çıkmıştır. Bu isyanın bastırılmasından sonra bölgede Ermeni örgütleri çalışmalarına devam etmişler ve Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı’na girdiği sırada ikinci Van isyanını çıkartarak dışarıdan Rus saldırılarıyla karşı karşıya ve hatta sıcak temasta olan Osmanlı Devleti’ni Ermeniler de içeriden vurmaya çalışmışlardır.

Düzenli bir ordu şeklinde silahlarıyla, toplarıyla ve bombalarıyla Van


Türk Yurdu Mayıs 2006
Türk Yurdu Mayıs 2006
Mayıs 2006 - Yıl 95 - Sayı 225

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele