TOPLUMSAL SERMAYE KURAMI AÇISINDAN AVRUPA’DAKİ TÜRK SİVİL KURULUŞLAR ve TÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİ

Nisan 2006 - Yıl 95 - Sayı 224

 

Talip KÜÇÜKCAN**

Veyis GÜNGÖR***

 

Sivil toplum kuruluşları modern toplumların en etkin siyasî baskı ve toplumsal değişim aktörleri arasında yer almaktadır. Siyaset ve yönetim anlayışının daha işlevsel, tabana yayılmış ve modern bir yapıya kavuştuğu günümüzde sivil toplum kuruluşları, devlet bürokrasisine bağlı olmadıkları için yanlış buldukları resmî politikaları eleştirme, doğru bulduklarını ise destekleme özgürlüğüne sahiptir. Katılımcı bir demokratik yapı ve çoğulcu bir toplumun oluşmasına katkıda bulunan sivil toplum kuruluşları geniş kitleleri mobilize etme gücüne sahiptir. Refah düzeyi gelişmiş, temel ekonomik kaygılarından kurtulmuş, eleştirme hakkını kullanmada kararlı bireyler ve bu bireylerden oluşan topluluklar sivil toplum kuruluşlarını etkin olarak kullanabilirler. Bu makalede toplumsal sermaye kuramı açısından Avrupa’daki Türklerin potansiyel birikimleri ve Türkiye-AB ilişkileri açısından taşıdıkları önem üzerinde durulacaktır.

 

Araştırmanın Konusu

Avrupa’da yaşayan Türkler bulundukları ülkelerin siyasal, ekonomik ve sosyal hayatlarında küçümsenemeyecek bir etki potansiyeline sahiptir. Bu potansiyel gücün Avrupa Türkleri ve Türkiye lehine nasıl mobilize edileceği konusu üzerinde yeterince bilimsel çalışma yapılmamıştır. Bu makaleye kaynaklık eden araştırma Hollanda örneğinden hareketle Avrupa’da yaşayan Türklerin kurdukları sivil toplum örgütleri yoluyla ve siyasal hayata katılımdan doğan güçleriyle Türkiye–Avrupa Birliği ilişkilerine nasıl katkıda bulunabileceklerini ele almaktadır. Hollanda’daki etkin Türk sivil kuruluşlarının, düşünce önderlerinin ve siyasal alanda temsil hakkı elde etmiş Türklerin, Avrupa ve Hollanda’da Türk imajına ve entegrasyona bakışı, Türkiye–Avrupa Birliği ilişkilerine yaklaşımı, sivil kuruluşların faaliyet alanları ve kaynakları, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılım görüşmeleri sürecinde Türk sivil kuruluşlarının (dernekler, vakıflar, sendikalar, medya organları vb)  Hollanda’da yapabileceği katkıların içeriği ve boyutları başlıca araştırma konusu olarak ele alınmıştır. Bu konular üzerinde yeterince bilimsel çalışma bulunmadığı için araştırma sonuçlarının önemli bir boşluğu dolduracak bir bilgi birikimi sağlayacağı düşünülmektedir.

Bu araştırmada sosyal bilimler alanında son yıllarda gittikçe önem kazanan toplumsal sermaye (social capital) ve sosyal ağ (social network) kuramlarının yaklaşımları çerçevesinde Hollanda ve diğer AB ülkelerinde yaşayan Türklerin nüfus, ekonomik güç, siyasî katılım ve sivil kuruluşları ile oluşturdukları toplumsal sermaye ve sosyal ağ konusu üzerinde durulmuştur. Sivil kuruluşlar toplumsal sermayenin en belirgin ve etkin göstergesidir. Sivil kuruluşlar ve bunların oluşturduğu ağlar ne kadar yoğun ise ortak sorunların çözümü için iş birliği ve dayanışma da o kadar yoğun ve etkili olur. Toplumsal sermaye yaklaşımı bu bağlamda sosyal ağların önemi ve gücü olduğu fikrine dayanır.[1] Sosyolojik açıdan ise toplumsal sermaye, bütün sosyal ağların oluşturduğu kolektif değerlerin tümünü ve bu ağlarda yer alanların karşılıklı olarak birbirleri için bir şeyler yapma eğilimini ifade eder.[2]  Dünyanın birçok ülkesinde sivil kuruluş ve girişimlerin güçlü bir toplumsal kapital oluşturduğu[3] ve sosyolojik anlamda göçmen toplulukların da benzer birikimlere ulaştığı gözlenmektedir.[4] Bu araştırmada işte böyle gelişme trendlerinin olduğu sosyo-politik bir bağlamda Türklerin Hollanda’da kurdukları sivil toplum kuruluşlarının, toplumsal sermaye ve sosyal ağ gücü oluşturarak, önümüzdeki yıllarda Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine katkıları analiz edilecektir.

 

Avrupa ve Hollanda’ya Türk Göçü

İsteğe bağlı veya zorunlu uluslar arası insan göçü tarihin her döneminde rastlanan ve günümüzde de devam ederek sosyal, kültürel ve ekonomik değişimlere neden olan yaygın bir olgudur. Savaş, sel, yangın ve deprem gibi felâketler, refah ve istihdam arayışı gibi ekonomik nedenler ile siyasal baskılardan kurtulma, düşünce ve fikir hürriyeti elde etme uğruna güvenli ve özgür bir ülke arayışı gibi siyasal nedenler geçmişte olduğu gibi günümüzde de nüfus hareketlerine ve göçlere neden olmaktadır.[5] Göçlerin neden olduğu geniş çaplı ve derin değişimler sosyolojik araştırmaların en önemli konuları arasında yer almaktadır.[6] Her ne kadar ulus devletlerin ortaya çıkışı ile bağımsızlık ve egemenliğin birer göstergesi olan sınırlar ortaya çıkmış ve nüfus hareketliliğinin önüne engeller örülmüş ise de yasal veya yasal olmayan yollardan çok sayıda insan sınırları aşarak farklı ülkelere göçmüş, oraya yerleşmiş ve çoğunlukla da göç ettikleri ülke toplumlarının ayrılmaz bir parçası hâline gelmişlerdir.[7] Avrupa ülkeleri ve Amerika Birleşik Devletleri gelişmiş ülkeler olarak göçlerin başlıca merkezleri hâline gelmiştir. Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa ülkelerindeki demokratik sivil kültür ve ekonomik gelişmişlik düzeyinin yarattığı refah ve istihdam imkânları bu merkezlere yapılan göçü artırmıştır.[8]  Küresel bir gerçeklik olan uluslar arası ve ulus aşırı göçler sonucunda hem Amerika Birleşik Devletleri hem de Avrupa ülkelerinde çok kültürlü bir toplumsal yapı oluşmuştur. Göçmenlerin oluşturduğu azınlık gruplar farklı dini, etnik, kültürel ve linguistik kimlikleriyle bu ülkelerin sosyal ve demografik yapısındaki heterojenliği artırmış ve kendi kimliklerini, çoğunlukla ana yurt özlemini ve bağlılığını da kaybetmeden, yeni ülkelerinde tekrar üretmişlerdir.

Türklerin Batı Avrupa ülkelerine göç süreci 1950 sonları ve 1960’ların ilk yıllarından başlayarak devam etmiştir. 1973 yılındaki petrol krizine dayalı ekonomik duraklama göç hareketini bir süreliğine kesintiye uğratmakla birlikte aile birleşimi şeklinde dışarıya göç hareketi ivme kazanarak devam etmiştir. Türkiye’ye dönüş plânları sadece mitolojik bir niyet olarak kalmış ve aile birleşmeleri ile Avrupa’daki Türk nüfusu her yıl gittikçe artmıştır.[9] Günümüzde Avrupa'da dört milyona yakın Türkiye kökenli insan yaşamaktadır. Avrupa’daki Türk nüfusun büyük bir çoğunluğu bulundukları ülke vatandaşlığına geçmiş ve göçmenlik statüsünü terk etmek suretiyle bu ülkelerde yerleşik hayat sürmeye başlamıştır.[10] Avrupa’da doğup büyüyen genç kuşaklar da eğitimlerini bu ülkelerde almakta, bu ülkelerin okullarında sosyalleşmekte ve yaşadıkları toplumun sivil değerlerini benimsemektedir.[11] Bunun sonucu olarak yeni kuşaklar ciddî bir sivil toplum bilinci geliştirmekte ve bu nedenle de Türkler tarafından kurulan sivil kuruluşların sayısı Avrupa çapında artarak geniş bir örgütlenme ağı oluşturmaktadır. Araştırma, yukarda açıklanan tarihi derinliğin izlerini sürmekte ve günümüzdeki Türk sivil toplum kuruluşlarını mercek altına alarak Hollanda örneğinden hareketle Avrupa Türklerinin toplumsal sermayeye dönüşüm sürecini irdelemektedir.

İkici Dünya Savaş’ından sonra Hollanda’nın yeniden yapılanması sürecinde iş gücüne ihtiyaç duyulmasıyla Hollanda (İspanya, Fas, İtalya, Portekiz, Yunanistan, Tunus gibi ülkeler dâhil) Türkiye’den de iş gücü davet etmiştir. İş gücü açığı o yıllarda daha çok tekstil ve metal sektöründe yoğunlaşmıştı. Hollanda’ya gelen Türklerin yerleşimleri de o günkü iş gücü ihtiyacına göre olmuştur. İlk gelen Türklerin tekstil, inşaat, gemi vb. sektörlerin yaygın olduğu Amsterdam, Rotterdam, Utrecht, Twente - Midden-Brabant bölgelerine yerleştikleri görülmektedir. Sonraki yıllarda Türklerin diğer şehirlere ve bölgelere yerleştikleri görülmektedir.

1964 yılında Ankara’da kurulan Hollanda İş Bulma ve Yerleştirme Bürosunda seçilip gelen Türkler daha sonraki yıllarda hemşerilerini, köylülerini, akrabalarının da Hollanda’ya gelmelerini sağlamışlardır. Zincirleme göçün yaşandığı bu yıllarda yasal yollardan, çalışma müsaadesi alıp gelenlerin yanı sıra, birçok Türk vatandaşı da turist olarak Hollanda’ya gelmiştir. Hollanda Merkezi İstatistik Bürosuna göre 1960 yılında çalışma müsaadesi olan Türklerin sayısı sadece 22’dir. 1961 yılında Hollanda’da Türklerin sayısı 200’e ulaşmış, 1964 yılında ise Hollanda Türklerinin sayısı 4.300’e yükselmiştir. Bu yükselişte 1964 yılında Türkiye-Hollanda arasında imzalanan iş göçü anlaşmasının önemli rolü olmuş ve göç hareketi 1974 yılına kadar sürmüştür. Göçün ikinci dalgası olarak bilinen 1976–1981 yılları arasında ise gençler ve kadınların yoğun şekilde Hollanda’ya geldikleri görülmektedir. 1974 ve sonrasında Hollanda ve diğer Avrupa ülkelerinin ekonomik krizle karşı karşıya kalmaları göç ile ilgili ciddî sınırlamaları beraberinde getirmiş ve dolayısıyla göçlerde kısmî bir azalma görülmüştür. Daha sonraki yıllarda eşlerin ve çocukların Hollanda’ya gelmeleriyle göç devam etmiştir. 1980–1990 yılları arasında evlilik ve siyasal nedenlerle de Hollanda’ya göçler olmuştur.

1964 yılında Türkiye ile Hollanda arasında yapılan iş gücü anlaşmasının üzerinden tam kırk yıl geçmiştir. Kırk yıl önce çalışmak, para kazanıp ve memlekete geri dönmek üzere Hollanda’ya gelen Türkler aradan geçen zaman içinde yaşadıkları toplumun birçok katmanında çok ciddî yol aldılar. Bugün Türkler siyasette yerel yönetimler, eyalet yönetimleri, parlamento ve Avrupa Parlâmentosunda temsil edilmektedir. Girişimcilikte Hollanda’daki diğer etnik azınlıklara göre en atılgan girişimci grubu olarak yer almaktadırlar. Kurmuş oldukları yerel, ulusal ve uluslar arası örgütlerle yine diğer etnik azınlık gruplarına göre çok daha organize olmuş bir topluluk olarak karşımıza çıkmaktadır. İkinci ve üçüncü nesil Türklerin ekonomik konumları kısmen iyi olup, yerleşik hayata geçişin en belirgin sembolü olan kiralık evler yerine mülk edinmektedirler. Kendilerini Avrupa Türklerinin bir parçası olarak gören Hollanda Türkleri bir taraftan yaşadıkları ülke için bir takım sorumlulukları üstlenirlerken diğer taraftan da köklerinin uzandığı Türkiye yararına etkinlikler yürütmenin yollarını aramaktadırlar. 1964 yılında sayıları sadece 100 olan Türklerin 2004 yılında sayıları 400.000’e ulaşmıştır. Bu sayının yarıdan fazlası da Hollanda vatandaşlığını almıştır. Ekonomik sebeplerle başlayan göç zincirleme göçe dönüşmüş ve bugün Avrupalı Türkler olarak bahsettiğimiz bir toplumsal güç ve sosyal sermaye oluşmuştur.[12]

 

Hollanda’da Türk Sivil Toplum Kuruluşlarının Genel Profili

Hollanda’daki Türk sivil toplum kuruluşları Türklerin Hollanda’ya göç edişlerinden yaklaşık on yıl sonra ortaya çıkmıştır. Hollanda’daki Türk kuruluşları da göçün gelişme sürecinde Türklerin bu ülkede duydukları ihtiyaçlara göre gelişmiş ve farklılaşmıştır. Hollanda’daki Türklerin kurmuş oldukları kuruluşların sayısı 1998 yılında yapılan bir araştırmaya göre 1125 olarak tespit edilirken bu sayının geçen on altı yıl içinde arttığı bir hayli arttığı bilinmektedir.[13] Makaleye kaynaklık eden araştırmada veri toplama yöntemi olarak 100 toplum kuruluşunu kapsayan ve 65 sorudan oluşan bir anket uygulaması ve yirmi kişiyle derinlemesine mülâkat yöntemi kullanılmıştır. Anket gönderilen yüz kuruluştan doksanı anket formunu doldurarak geri bildirimde bulunmuş ve araştırmaya katkıda bulunmuştur. Araştırmaya katılan sivil toplum kuruluşlarının yüzde 16,7’si 1974–1984 arasında kurulmuştur. Sivil kurumların bu dönemde yavaş yavaş kurulduğu görülmektedir. Bunun temel nedenleri arasında ilk kuşak Türkler arasında sivil bilincin yeterince gelişmemiş olması, kurumlaşma için gerekli fikri alt yapı, ekonomik birikim ve donanımlı insan gücü kaynaklarının yeterli olmayışı gibi nedenler sayılabilir.

Araştırmaya katılan kuruluşlar kuruluş amaçları, biçimleri ve yapısal özellikleri itibariyle farklılık göstermektedir. Söz konusu kuruluşların yüzde 40,7’si dernek, yüzde 50’si vakıf, yüzde 1,9’u siyasî örgüt, yüzde 3,7’si dinî kuruluş ve geri kalan yüzde 3’ü de daha farklı türden kuruluş olduklarını belirtmiştir. Araştırma sonuçlarına göre Türk kuruluşlarının etkinliklerinin merkezinde Hollanda yer almaktadır. Sivil kuruluşların büyük bir çoğunluğu yerel ve ulusal düzeyde olmak üzere Hollanda’da faaliyet göstermektedir. Bu eğilimi de Hollanda toplumu ile bütünleşme çabası olarak değerlendirmek mümkündür.

Araştırmaya katılan örgütlerin kuruluş amaçlarına ve önceliklerine bakıldığında da farklılıkların ve çeşitliliklerin olduğu gözlenmektedir. Bu anlamda da araştırma verileri temsili bir özellik taşımaktadır çünkü araştırma sadece belirli bir faaliyet alanını amaç edinmiş kuruluşları değil farklı kuruluş amaçlarını benimsemiş kuruluşları kapsamaktadır. Araştırmaya katılan Hollanda Türk sivil kuruluşlarının temel amaçları kültür, kimlik, entegrasyon, siyasî temsil ve temel insan hakları ile ekonomi üzerine yoğunlaşmaktadır. Araştırma verilerine göre örgütlerin yüzde 16,7’si Türk kültür değerlerini tanıtmak amacıyla kurulmuştur. Hedef kitle olarak öncelikle Türkler ve sonra da Hollanda toplumu seçilmiştir. Kuşkusuz kültürel değerlerin tanıtılması amacının gerisinde kültürel değerleri ve kültürel kimliği yaşatma, genç kuşaklara aktarma ve kimlik krizine engel olma çabaları vardır. Kimlik açısından önemli olan bir başka kuruluş amacı ise dinî ihtiyaçları karşılamak (yüzde 7,4) olarak belirtilmektedir. Türk kuruluşların, kültürel asimilasyona ve kimliksel çözülmeye engel olmaya çalıştıkları bunun için de kolektif kimliğin önemli unsurları ve kaynakları arasında yer alan kültürel değerleri ve dini inançları yaşatmaya çalıştıkları görülmektedir. Diğer etnik ve dinî azınlık gurupları arasında da benzer amaçları taşıyan çok sayıda kuruluş vardır. Hollanda toplumuna entegrasyon ve ayrımcılıkla mücadele amacıyla kurulan örgütlerin oranının yüksek oluşu da (yüzde 9,3) dikkat çekmektedir. Buna seçme, seçilme ve temsil gibi siyasal hakları elde etme amaçları da (yüzde 3,7) eklediğinde Hollanda Türk sivil kuruluşlarının, toplumu doğrudan etkileyen bir dizi önemli sorunun çözümüne yönelik amaçlarla kurulduğu görülmektedir. Bütün bu amaçların tümünü kuruluş amacı olarak benimseyen kuruluşların yüzde 48,1 düzeyinde oluşu ise sivil bilinçlenme düzeyinin yüksek olduğunu ve bu bilincin kurumlaşa biçiminde faaliyete dönüştüğünü yani sadece potansiyel olarak kalmayıp günlük hayata da yansıdığını göstermektedir.

 

Hollanda Türk Sivil Toplum Kuruluşlarının Entegrasyon, Kimlik, İmaj ve Türkiye-AB İlişkilerine Sorunlara Yaklaşımı

                    Makaleye kaynaklık eden araştırmanın önemli bulgularından biri araştırmaya katılan Türk sivil toplum kuruluşlarının Türklerin Hollanda toplumuna entegre olmaları konusundaki yaklaşımlarıdır. Türk kuruluşların çoğu kendilerini aynı zamanda Hollanda kuruluşu olarak tanımlamakta ve yerel ve ulusal düzeyde medya, sivil toplum kuruluşları ve siyasî partilerle yakın ilişkiler geliştirmeye çalışmaktadır. Bütün bunlar entegrasyona olumlu bakışın göstergeleri olarak görülmelidir. Araştırmaya katılan Türk sivil toplum kuruluşlarının yüzde 94,4’ü Türklerin Hollanda toplumuna entegre olmasını desteklediklerini belirtmektedir. Entegrasyon sürecini desteklemenin gerisinde artık Türklerin Hollanda’ya yerleştikleri, Hollanda vatandaşı oldukları, çocukların bu ülkede doğup büyüdükleri ve karşılaşılan sorunların en aza indirgenmesi ve çözülebilmesi için Hollanda toplumu ile iç içe ve uyum içinde yaşanılması gerektiği gibi fikirler yer almaktadır. Entegrasyonu destekleyen kuruluşlar çatışma ve sürtüşmenin yararı olmadığına inanmaktadır. Türklerin Hollanda toplumuna entegre olmasını desteklemeyen kuruluşların oranı ise sadece yüzde 5,6 seviyesindedir ki bu kuruluşların bir kısmı entegrasyonu asimilasyon ve kültürel kimlik kaybı olarak yorumladıklarından dolayı bu süreci desteklemediklerini belirtmiştir.

                    Türkler ve Hollandalılar arasındaki ilişkiler söz konusu olduğunda sık sık tartışılan konulardan biri de Türklerin bu ülkedeki imajı, bıraktıkları izlenim ve genel olarak nasıl algılandıkları olmaktadır. Araştırmaya katılan Türk sivil toplum kuruluşları da bu sorunun farkında görünmektedir. Araştırma verilerine göre Türklerin pozitif bir imaja sahip olduklarını söylemek mümkün görünmemektedir. Türk kuruluşlarının yüzde 72,3’ü Türklerin Hollanda’da olumsuz bir imaja sahip olduklarını belirtmektedir. Türklerin negatif imajla tanındığını düşünen bu kuruluşların yüzde 13’ü Türklerin son derece olumsuz imajı olduğunu ifade etmektedir. Türklere ilişkin olumsuz imajların özellikle 11 Eylül 2001 olaylarından sonra belirgin bir şekilde arttığı gözlenmektedir. Türklerin Hollanda’da olumlu imajı olduğunu kabul eden kuruluşların oranı yüzde 14,3 olup bunlardan sadece yüzde 1,9’u Türklerin son derece olumlu imajı olduğunu belirtmektedir.

                    Son yıllarda en çok tartışılan konulardan birisi kuşkusuz Türkiye-AB ilişkileridir. Araştırmaya katılan Hollanda Türk sivil toplum kuruluşlarının yüzde 88,9’u Türkiye’nin AB üyeliğini desteklemekte ve bunun Türkiye açısından yararlı olacağını düşünmektedir. Türkiye’nin AB üyeliğinin Türkiye’ye zarar vereceğini düşünen ve bu nedenle üyeliği desteklemeyenlerin oranı ise sadece yüzde 3,7 olarak saptanmıştır. Yüzde 7,4’nün ise bu konuda kararsız olduğu görülmüştür. Araştırmaya katılan Hollanda Türk sivil toplum kuruluşlarının yüzde 72,2’si Avrupalı ve Hollandalı Türklerin, Türkiye’nin AB üyeliği sürecinde bir köprü olduğunu ve bu sürece olumlu katkılar yapabileceğini belirtmektedir. Bu görüşü savunanlar Avrupalı ve Hollandalı Türklerin artık belirli bir birikime ulaştıklarını ve yaşadıkları ülkelerde kamuoyu, medya ve karar verme mekanizmalarını etkileyebilecek bir potansiyele ulaştıklarını belirtmektedir. Avrupalı Türklerin üyelik sürecinde Türkiye’nin doğal elçileri olabileceğini ve yukarıda işaret edilen potansiyelin verimli ve aktif bir şekilde kullanılması ve mobilize edilmesi durumunda Türklerin AB ve Türkiye arasında köprü olabileceğini belirtmektedirler. Araştırmaya katılan kuruşluların yüzde 22,2’si ise Avrupalı ve Hollandalı Türklerin, Türkiye'nin AB üyeliğinde ne engel ne de köprü olabileceğini, herhangi bir etkilerinin olmayacağını ifade etmiştir. Bu veriler Avrupalı ve Hollandalı Türklerin azımsanmayacak bir kısmının, Türklerin ulaştıkları sosyal, ekonomik ve siyasal potansiyeli göremedikleri ortaya çıkmaktadır. Diğer yandan araştırmaya katılan kuruluşların sadece yüzde 5,6’sı Avrupalı ve Hollandalı Türklerin köprü olmaktan çok engel olduklarını ve bu süreci olumsuz etkileyeceklerini belirtmiştir. Araştırma sonuçları genel olarak Avrupalı ve Hollandalı Türklerin toplumsal bir kapital olarak değerlendirilmesi gerektiğini ve mevcut birikim ve potansiyelleri ile Türkiye AB ilişkilerine katkıda bulunabilecekleri düşüncesinin daha geniş oranda paylaşıldığını göstermektedir. Bu açıdan bakıldığında Hollanda Türk sivil toplum kuruluşlarının da bu toplumsal kapitalin önemli bir boyutu olduğu söylenebilir.

                    Avrupa Birliği’nin kimliği özellikle Türkiye’nin tam üyeliği konusu söz konusu olduğunda hem Türkiye hem de AB kamuoyunda, medya ve siyaset çevrelerinde daha sık tartışılmaya başlanmıştır. Özellikle Fransa’nın sık sık gündeme getirdiği ve diğer AB ülkelerinde de bazı çevrelerce desteklenen görüşler AB kimliğini kültürel bir boyuta indirgemeye başlamıştır. AB kimliği farklı biçimlerde tanımlanmaktadır ancak araştırmaya katılan Türk sivil toplum kuruluşlarının çoğu AB’yi kültürel değerlere bağlı olarak tanımlamamaktadır. Araştırmaya katılan Türk sivil kuruluşların yüzde 79,6 gibi yüksek bir oranı AB’ni siyasî ve ekonomik bir birlik olarak tanımakta, bu birliğe dinî veya kültürel bir kimlik biçmemektedir. AB’yi tek boyutlu bir kimlikle algılamak ve tanımlamak bir hayli zor görünmektedir. AB kimliği konusunda henüz bir konsensüs oluşmamıştır.[14] AB’ni kültürel referanslarla tanımlayan ve popüler konuşmalarda sık sık kullanıldığı gibi AB’nin Hristiyan bir birlik olduğunu düşünenlerin oranı ise yüzde 11,1 olarak görülmektedir. Bunun dışında araştırmaya katılan kuruluşların bir kısmı (yüzde 5,6) AB’yi askerî ve güvenlik amaçlı bir birlik olarak, yüzde 1,9’u ise yeni bir sömürge gücü olarak tanımlamaktadır. AB kimliğinin tam olarak ne olduğu, kültürel unsurları ne kadar içerdiği, dinî boyutlarının ne olduğu ve bu açıdan bakıldığında Türkiye’nin bu birlikte yerinin olup olmadığı AB ülkelerinde hâlâ canlı bir tartışma konusu olmaya devam etmektedir. Ancak AB ülkelerinde bazı çevreler bu birliğin kültürel kökenlerini ve unsurlarını başlıca tanımlayıcı kimlik olarak kabul etse bile Hollanda Türk sivil kuruluşlarının çoğu bunun aksini düşünmekte ve AB’ni siyasî ve ekonomik bir birlik olarak görmektedir.

                    Yukarıda da işaret edildiği gibi Avrupa ülkelerinde zaman zaman AB kimliğinin ne olduğu, hangi unsurların ve faktörlerin bu birliğin kimlik yapısında etkin tartışma konusu olmaktadır. Bu konuda bir konsensüse henüz ulaşılamamakla birlikte yapılan tartışmalarda zaman zaman kültürel ve dinî öğeler ve argümanlar ön plâna çıkmaktadır. Özellikle Türkiye’nin üyeliğine kuşku ile bakan çevreler Avrupa uygarlık mirasının Hristiyan kökenlerine vurgu yapmakta ve Türk toplumunun büyük çoğunluğu farklı bir dine mensup olduğu için Türkiye’nin AB üyeliğine alınmaması gerektiğini savunmaktadır. Ancak Hollanda’daki Türkler arasında yaygın AB kimliği anlayışı dinî unsurlardan çok demokrasi, ekonomik iş birliği, bölgesel ortaklık olarak algılanıyor. Avrupa’nın bir Hristiyan kulüp olmadığı düşüncesi daha yaygın kabul görmektedir.

 

Sonuç

Sonuç bölümünde bir yandan araştırmanın önemli bulgularına işaret edilecek diğer yandan da Türkiye’nin modern birikimlerinin özel olarak Hollanda’da, genel olarak Avrupa’da daha etkin olarak tanıtılması ve böylece Türkiye lehine bir kamuoyu yaratılması nelerin yapılması gerektiği ve bu anlamda Türk sivil kuruluşlarının üstlenebileceği roller üzerinde durulacaktır. Bu araştırma, sosyal bilimler alanında gittikçe önem kazanan toplumsal sermaye ve sosyal ağ kuramlarının yaklaşımları çerçevesinde Hollanda’da yaşayan Türklerin nüfus, ekonomik güç, siyasî katılım ve sivil kuruluşlar gibi kazanımlarından hareketle ne kadar etkili bir toplumsal sermaye oluşturduklarını ele almış ve ülke çağında geniş bir sosyal ağ kurduklarını ortaya koymuştur.

Avrupa’da yaşayan Türkler arasında da sivil bilinçlenme 1985 sonrasında belirgin bir şekilde ivme kazanmıştır. Türklerin kurduğu sivil kuruluşların üye sayılarına, etkinlik alanlarına, diğer kuruluşlarla ilişkilerine bakıldığında Türklerin sivil bilinci ve sivil toplum değerlerini benimsediklerini yani Hollanda toplumu ile bu anlamda bütünleştiklerini söylemek mümkündür. Bir bütünleşme ve uyum göstergesi olarak Türklerin siyasî ilgilerinin odak noktası da buna işaret etmektedir. Araştırma sonuçları Türklerin siyasî ilgilerinin Hollanda olduğunu, siyasî katılım ve temsil konularında istekli olduklarını yani Hollanda toplumu ile uyumlu bir yaşam sürmek istediklerini ortaya koymaktadır. Araştırma sonuçlarına göre Türk kuruluşlarının etkinliklerinin merkezinde Hollanda yer almaktadır. Sivil kuruluşların büyük bir çoğunluğu yerel ve ulusal düzeyde olmak üzere Hollanda’da faaliyet göstermektedir. Bu eğilimi de Hollanda toplumu ile bütünleşme çabası olarak değerlendirmek mümkündür. Araştırma sonuçları ayrıca Hollandalı Türklerin kültürel gettolarda yaşamak istemediklerini, Hollanda toplumundan soyutlanmış, kültürel ayrımcılık duvarları ile kenara itilmiş bir hayat yerine kendi kimliklerini kaybetmeden ve çatışmadan uzak bir şekilde toplumla bütünleşmiş bir hayat sürmekten yana olduklarını göstermektedir. Araştırmaya katılan Hollanda Türk sivil kuruluşlarının hedef kitlesine bakıldığında da yukarıdaki gözlemi destekleyen, yani Türklerin sadece kendi dünyalarında değil Hollanda toplumu ile paylaştıkları bir dünyada yaşamak istediklerini ve toplumdan soyutlanma gibi bir düşünceleri olmadığını görmek mümkündür. Hollandalı Türkler toplumun diğer kesimleriyle sürekli iletişim kurmaya çalışmakta ve bu nedenle de etkinliklerini herkese açık olarak düzenlemektedirler. Hollanda kuruluşları ile ortaklık yapma eğilimi aslında Türklerin Hollanda toplumu ile bütünleşme ve entegre olma eğilimi taşıdıkları şeklinde okunmalıdır.

Araştırma verilerine göre son yıllarda Türk sivil kuruluşlarının geçmişe yönelik sığ tartışmalardan sıyrıldıkları, kökeni oldukça gerilere giden siyasî ve ideolojik sürtüşmeleri geride bıraktıkları ve benzer kuruluşlarla ortak sorunların çözümü için zaman zaman bir araya geldikleri görülmektedir. Bu gelişmeler bir sosyal sermaye olarak Türk sivil kuruluşların iş birliği eğilimi içinde olduklarını ve kısır çekişmeleri geride bıraktıklarını göstermektedir.

Araştırmaya katılan Hollanda Türk sivil toplum kuruluşlarının yüzde 88,9’u Türkiye’nin AB üyeliğini desteklemekte ve bunun Türkiye açısından yararlı olacağını düşünmektedir. Türk sivil toplum kuruluşları, Türkiye’nin genç ve dinamik nüfusunun aslında AB için ne bir tehdit ne de bir korku kaynağı olarak görülmemesi gerektiği inancındadır. Çünkü bu kuruluşlara göre Avrupalıların sandığı gibi kısa vadede bir göç dalgasının yaşanması mümkün görünmüyor. Avrupa Birliği tam üyelik müzakerelerine başlama kararına karşın tam üyelik sürecinin 2010-2015’li yıllara kadar sarkacağı öngörülmektedir. Bu süre içerisinde Türkiye zaten göreceli olarak ekonomik gelişmesini hızlandıracak ve yeni istihdam imkânları yaratarak işsizlik oranını ciddî oranda azaltacaktır.

Türkiye–AB ilişkilerine olumlu bakan ve Türkiye’nin tam üyeliğine doğrudan veya dolaylı şekilde katkıda bulunmayı etkinliklerinin bir unsuru olara gören Hollanda Türk sivil kuruluşları bu amaçla bir dizi faaliyet yürütmektedir. Bu etkinlikler kültürel ve sanatsal değerlerin tanıtımından siyaset ve medya dünyasını etkilemeye kadar uzanan faaliyetleri kapsamaktadır. Türk kuruluşların çoğu kendilerini aynı zamanda Hollanda kuruluşu olarak tanımlamakta ve yerel ve ulusal düzeyde medya, sivil toplum kuruluşları ve siyasî partilerle yakın ilişkiler geliştirmeye çalışmaktadır. Araştırma verileri Türk sivil kuruluşlarının nitelik ve nicelik bakımından artık görmezden gelinmeyecek bir birikime ulaştığını göstermektedir.

Araştırma verilerine göre Türklerin pozitif bir imaja sahip olduklarını söylemek mümkün görünmemektedir. Türk kuruluşlarının çoğuna göre Türklerin Hollanda’da olumsuz bir imaja var. Türkiye ve Hollandalı Türklere ilişkin imajların inşası sürecinde bu ülkeye göç etmiş ve yerleşmiş Türklerin sosyo-ekonomik yapılarının ve eğitim düzeylerinin önemli rol oynadığını göstermektedir. Hollandalılar kendi aralarında yaşayan ve gözlemleme imkânı buldukları Türkler üzerinden Türkiye’yi ve Türk kültürünü değerlendirmektedir. Araştırma verileri, Türkiye’nin gerçekleştirdiği reformları, ekonomik atılımları ve yaşadığı sosyal değişmeleri dış dünyaya yeterince başarılı yansıtamadığını göstermektedir. Türkiye’nin zenginliklerini iyi anlatabilmesi için Türkiye’nin birikimlerini tanıtmak amacıyla bir marka olma projesi yürütmesi gerektiğini, bunun yapılması durumunda Avrupalı Türklerin Türkiye imajını geliştirme konusunda daha hızlı ve verimli çalışabilecekleri ortaya çıkmıştır. Türkiye’nin Avrupa kamuoyunda çok daha iyi bilinmesi ve modern birikimlerini tanıtılabilmesi için Almanların Goethe Enstitüsü, Fransızların Fransız Enstitüsü ve İngilizlerin İngiliz Kültürü (The British Council) gibi Avrupa’nın büyük kentlerinde Türk kültür merkezleri açmasının yararlı olacağı sonucu ortaya çıkmıştır. Olumsuz imajların değişmesi için öncelikle Batı’nın Türkiye’yi ve Türkleri nasıl algıladığını anlamak gerektiği bunun için de ciddî ve kapsamlı bir araştırmanın zorunlu olduğu gözlenmiştir.

Avrupa Birliği’nin kimliği özellikle Türkiye’nin tam üyeliği konusu söz konusu olduğunda hem Türkiye hem de AB kamuoyunda, medya ve siyaset çevrelerinde daha sık tartışılmaya başlanmıştır. Özellikle Fransa’nın sık sık gündeme getirdiği ve diğer AB ülkelerinde de bazı çevrelerce desteklenen görüşler AB kimliğini kültürel bir boyuta indirgemeye başlamıştır. Araştırmaya katılan Türk sivil toplum kuruluşlarının çoğu AB’ni kültürel değerlere bağlı olarak tanımlamamaktadır. AB’nin kültürel kimliğine yapılan vurgu Türkler arasında da yankı bulmaktadır. Ancak Türkiye’nin üyeliğine dinî ve kültürel nedenlerden dolayı karşı çıkılması kabul edilmemektedir. Özellikle Türkiye’nin üyeliğine kuşku ile bakan çevreler Avrupa uygarlık mirasının Hristiyan kökenlerine vurgu yapmakta ve Türk toplumunun büyük çoğunluğu farklı bir dine mensup olduğu için Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkmaktadırlar. Ancak Hollanda’daki Türkler arasında yaygın AB kimliği anlayışı dinî unsurlardan çok demokrasi, ekonomik iş birliği, bölgesel ortaklığa vurgu yapmakta ve Avrupa’nın bir Hristiyan kulüp olmadığı düşünülmektedir.

Araştırma verileri Türkiye’nin AB’ye tam üyeliği sürecinde karşısına birçok engel çıkacağını, bu nedenle AB ülkelerinde medya, sivil toplum kuruluşları, entelektüeller, siyasî partiler ve kamuoyuna yönelik faaliyetlerin artması gerektiğini göstermektedir. Araştırmaya katılan Hollanda Türk sivil kuruluşları kendi amaçlarına ve önceliklerine uygun şekilde Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğini destekleyen çalışmalar yapmaktadır. Ancak araştırma verileri AB’ye üyelik çalışmalarında Hollanda Türk sivil toplum kuruluşlarının potansiyel birikimlerinden etkin bir şekilde yararlanılmadığını göstermektedir. Avrupa Birliği sivil toplum kuruluşlarının görüşlerine ve faaliyetlerine önem vermekte ve karar mekanizmalarınca ciddiye alınmaktadır. Bu nedenle Hollanda Türk sivil toplum kuruluşlarının birikim, deneyim ve toplumsal ağlarının AB’ye üyelik sürecine katkı sağlayacak şekilde mobilize edilmesi gerektiği ortaya çıkmıştır.

Araştırma verileri Türkiye’nin AB üyeliğini konusunda Hollanda kamuoyunda bazı kuşkular olduğunu ve bu kuşkuların kaldırılması, Hollanda halkının Türkiye’ye desteğinin sağlanması için yoğun ve uzun vadeli çalışmalar yapılması gerektiği sonucunu ortaya çıkarmıştır. Araştırma sonuçları Hollanda hükûmeti ve siyasal partileri nezrinde de zaten yapılmakta olan çalışmaların yoğunlaştırılması gerektiğini göstermektedir.

Araştırma, özellikle sayısal olarak yoğun ikamet ettikleri bölgelerde Türkler seçim sonuçlarını etkileyecek bir potansiyele sahip olduğunu ve siyasî temsilin sağladığı gücün farkında olan Hollanda Türk sivil kuruluşlarının siyasî hayata daha aktif olarak katılmayı teşvik ettiğini göstermektedir. Araştırmaya katılan kuruluşların yüzde 90,7 gibi büyük bir oranı Türklerin siyasî partilere üye olmalarını, yerel, genel ve Avrupa Parlâmentosu seçimlerinde aday olarak ortaya çıkmalarını, seçmen sandığına gitmelerini, kendi bölgelerinin milletvekilleri ile sık sık görüşmelerini ve böylece siyasî ağırlıklarını göstermelerini desteklemektedir.

Avrupa Birliği’nin sivil toplum örgütlerinin projelerini desteklemek için büyük bir bütçe ayırdığı ve her yıl yüzlerde kuruluşun bu fonlardan yararlandığı bilinmektedir. Yasal ve idarî prosedürleri yerine getirmesi ve usulüne uygun başvuruda bulunması durumunda Hollanda Türk sivil toplum kuruluşları da AB fonlarından yararlanabilecektir. Ancak araştırma sonuçları bu fonlara ilişkin bilgilerin yetersiz olduğunu ve genel bir hak olmasına karşın etkin bir şekilde kullanılmadığını göstermektedir. Sivil kuruluşlara verilen kaynaklardan yararlanmamanın temelinde konuyla ilişkin bilgisizlik ve başvuru süreçlerine yabancılık gibi nedenlerin olduğu görülmektedir. Bu da Türk sivil kuruluşlarının ciddî potansiyelleri olmasına karşın hâlâ amatörce yönetildiklerini ve artık profesyonel yönetime geçilmesi gerektiği sonucunu doğurmaktadır.


         

* Bu makaleye kaynaklık eden araştırma projesi Hollanda Türkevi Araştırmalar Merkezi tarafından desteklenmiştir. Araştırmanın veri toplama aşamasındaki katkılarından dolayı Hüseyin Kocabıyık’a teşekkür ederiz.

** Doç. Dr., Türkevi Araştırmalar Merkezi (Hollanda), İSAM (İstanbul).

*** Dr., Direktör, Türkevi Araştırmalar Merkezi.

[1] Toplumsal sermaye konusundaki kuramsal açılımlar ve tartışmalar için bk. Field, J. (2003) Social Capital, London: Routledge; Baron, S., Field, J. & Tom Schuller (eds.) (2001) Social Capital: Critical Perspectives, Oxford: Oxford University Pres; Lin, N. & Granovetter, G (eds.) (2002) Social Capital: A Theory of Social Structure and Action, Cambridge: Cambridge University Pres.

[2] Bk. Lesser, E. (ed.) (2000) Knowledge and Social Capital: Foundations and Applications  Oxford: Butterworth-Heinemann; Francis, F. (1995) Trust: The Social Virtues and the Creation of Prosperity, New York: Free Press, 1995.

[3] Bk. Rotberg, R. I. (2000) “Social Capital and political Culture in Africa, America, Australasia and Europe”,  Patterns of Social Capital: Stability and Change in Historical Perspective içinde (ed. Robert I. Rotberg), Cambridge: Cambridge University Pres: 1-18.

[4] Bk. Portes, A. (ed.) (1995) The Economic Sociology of Immigration: Essays on Networks, Ethnicity and Entrepreneurship, New York: Russell Sage Foundation.

[5] Küresel göç eğilimleri ve uluslararası göç sistemleri hakkında bkz. M. K. Kritz, C. B. Keely ve S. M. Tomasi (eds.), (1981), Global Trends in Migration: Theory and Research on International Population Movements, New York: Staten Island; Kritz M. M., Lim. L. L. ve Zlotnik, H. (eds.) (1992) International Migration System, A Global Approach, Oxford: Clarendon Press.

[6] Sosyolojik bir problem olarak göçün analizi hakkında bk., Jansen, C. J. (1970) “Migration; a sociological problem”in C. J. Jansen (ed.), Readings in the Sociology of Migration, London: Pergamon Press; Nowotny, H. J. H. (1981) “A sociological approach toward a general theory of migration”in M. M. Kritz, C. B. Keely ve S. M. Tomasi (eds.) Global Trends in Migration, New York: Staten Island: 63-83. Göç teorileri hakkında kapsamlı bir tahlil için bk. Massey, D. S., Arango, J., Hugo, G., Kouaouci, A., Pellegrino, A. & Tayor, J. E. (1993) ‘Theories of International Migration: A Review and Appraisal’ Population and Development Review, Vol. 19, No. 3: 431-466.

[7] Ulus devlet göç ilişkisi, uluslar arası göçlerin neden olduğu değişimler ve ulus devletlerin geliştirdiği politikalar hakkında bk., Joppke, C. (1999), Immigration and the Nation State, Oxford: Oxford University Pres.

[8] Avrupa’ya göçler için bk. Fassmann H. ve  Münz, R. (eds.) European Migration in the Late Twentieth Century: Historical Patterns, Actual Trends and Social Implications, Aldershot: Edward Elgar; Fassmann, H. ve Munz, R. (1994), ‘Patterns and Trends of International Migration in Western Europe’ H. Fassmann ve R. Münz (eds.) European Migration in the Late Twentieth Century: Historical Patterns, Actual Trends and Social Implications, Aldershot: Edward Elgar: 3-34.

[9] Avrupa’ya Türk göçü bir çok çalışmanın konusu olmuştur. Bu konuda bk. Abadan-Unat, N. (ed.) (1976), Turkish Workers in Europe 1960-1975, A Socio-Economic Appraisal, Leiden: E.J. Brill; Beeley, B. (1983), Migration, The Turkish Case, Third World Studies, Case Study 8, Milton Keynes: The Open University Pres; Paine, S. (1974), Exporting Workers: The Turkish Case, Cambridge University Press, Cambridge Martin, P. L. (1991), The Unfinished Story: Turkish Labour Migration to Western Europe, World Employment Programme, Geneva: International Labour Office.

[10] Geniş bilgi için bk. Castles, S., Booth, H., & Wallace, T. (1987), Here For Good, Western Europe’s New Ethnic Minorities, Pluto Pres: London.

[11] Kağıtçıbaşı, Ç. (1987), “Alienation of the Outsider: The Plight of Migrants”, International Migration, Vol., XXV, No.2: 195-209; Van Der Lans, J & Rooijakers, M. (1996), ‘Ethnic Identity and Cultural Orientation of Second Generation Turkish Muslim Migrants’ in W. A. R. Shadid & P. S. van oningsveld (eds.), Political Participation and Identities of Muslims in non-Muslim States, Kampen: Kok Pharos: 174-189.

[12] Hollanda Türk Toplumu hakkında daha geniş bilgi için bk., Amersfoort, H. van & Doomernik, J. (2002) “Emergent diaspora or immigrant communities? Turkish immigrants in the Netherlands”, in P. Kennedy & V. Roudometof (eds.), Communities across borders. New immigrants and transnational cultures, London, New York: Routledge: 55-67.

[13] Hollanda Türk Sivil Toplum Kuruluşları hakkında bk., Van Heelsum, A.J. & Tillie, J. (1999) Turkse organisaties in Nederland, een netwerkanalyse, Uitgeverij het Spinhuis: Amsterdam; Fennema M. & Tillie, J. “De Turkse gemeenschap in Amsterdam. Een netwerkanalyse”in A. Gevers (ed.) Uit de Zevende. Vijftig jaar politieke en sociaal-culturele wetenschappen aan de Universiteit van Amsterdam, Het Spinhuis: Amsterdam; 225-234 Tillie, J. & Fennema, M. (1997) Turkse organisaties in Amsterdam. Een netwerkanalyse, Het Spinhuis: Amsterdam.

[14] Avrupa’nın kimliği konusuyla ilgili tartışmalar için bk., Wintle, M. (1996), “Introduction: Cultural Diversity and Identity in Europe” in Culture and Identity in Europe, Aldershot: Avebury: 1-8, ve aynı kitaptaki diğer makaleler; Leveau, R (ed), (2002), New European Identity and Citizenship, Aldershot: Ashgate; Joyce, C (ed.), (2002), Questions of Identity: Character of Europe, London IB Tauris.

 


Türk Yurdu Nisan 2006
Türk Yurdu Nisan 2006
Nisan 2006 - Yıl 95 - Sayı 224

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele