HÂKİM KÜLTÜR GENÇLERİMİZİ KÖŞEYE SIKIŞTIRMIŞ DURUMDADIR

Nisan 2006 - Yıl 95 - Sayı 224

 

-Almanya’da yaşayan vatandaşlarımızın dinî ihtiyaçlarını karşılayan DİTİB adındaki örgütlenmeden biraz bahseder misiniz?

Hüseyin ERDOĞAN: DİTİB, birliği sağlamak, dinî bilgileri doğru zamanda ve doğru kişilerle ve doğru olarak vermek, içte ve dışta siyaset üstü, bütün siyasilere eşit mesafede bir anlayışla hizmeti devam ettirmek, entegrasyonda rehberlik etmek ama asimilasyona geçit vermeden kendi vatandaşlarını devleti ve milleti ile kaynaştırmak suretiyle dernekler arası koordineyi sağlamak için oluşturulmuş sivil bir çatıdır. Şu an itibari ile 880’i aşkın derneği çatısında bulunduran ve geleceği okumada devlet makamları nezdinde rüştünü ispat etmiş ve güven duyulan bir marka olmuştur. Merkezi Köln’dedir.

-Din görevlisi olduğunuz Hacı Bayram Cami’nde DİTİB  bünyesinde faaliyet gösteriyor. Bildiğimiz kadarıyla Almanya’da camii inşa etmek kolay değil. Hele camii ruhsatı almak hiç kolay değil. Bize caminin kuruluşuyla ilgili bilgi verir misiniz?

-Pasing Hacı Bayram Camii, belediyeden ruhsat alınarak yapılmıştır. Ancak basın aleyhte şiddetli faaliyet göstermiş ve çevrede oturanları kışkırtmıştır. Ama Türklerin yılmayan azmi, bitmeyen sabrı ve hilmi ile bir taşkınlığa sebebiyet vermeden camii 1999 yılında Türkiye’den birçok parlâmenterin de katılımı ile hizmete açılmıştır. Sevindirici olan odur ki Alman basınının ve kışkırttığı komşuların korktuğu ya da umduğu olmamıştır. İyi ilişkiler ve çevreye uyum konusundaki Türk cemaatin ağır başlılığı, İslâm’ın komşu hakkındaki hassasiyeti, sokaklarda kaybolmaya mahkum ya da çeşitli kötü alışkanlıkların pençesinde can vermeye hazır çocukların ve gençlerin camii bünyesinde korunmuş olması dikkat çekmiştir. Öyle ki, camimiz diğer yerlerde meselâ Münih merkez Sendling’te yapılacak çifte minareli ve kubbeli camii için bizzat Münih Belediye Başkanı Christian UDE tarafından referans gösterilmiştir.

-Hacı Bayram Caminin minareleri  mimari anlayışa pek uygun görünmüyor? Bu minareye benzeyen çıkıntılar hakkında bilgi verir misiniz?

-Hacı Bayram Cami’nin ana yola nazır minyatür iki minare aslında minare değildir. Başlangıçta proje aşamasında hem minare ve hem de kubbe vardır. Fakat ikisine birden ruhsat vermiyorlar. Mühendislerden biri siz kubbeyi tercih edin, gerekmesi hâlinde ileride minare yapılabilir diye yol gösterince öncelikle kubbe yapılıyor. Kubbeli yapıya dörtgen baca yakışık almayınca, inşaatı yapan mimar kavun minaremsi bir baca ve bir de ona kardeş inşa ediyor. Parlak Türk zekası bir taşla iki kuş vuruyor. Ana yola nazır bu iki baca, artık bakanların nazarında ikiz minyatür minare olarak yer alacak ve basın da bunu kabullenmek zorunda kalacaktır.

-Camide vatandaşlarımıza ne tür hizmetler sunuyorsunuz?

-Çevrede yaşayan Türk toplumuna ve diğer Müslümanlara bir sığınak, bir liman gibi korunak olan bu camide, azametli Türk Devleti’nin manevî gölgesinde hizmet verilmektedir. Hizmetin alanı çok geniştir. Dinî konular başta olmak üzere, sosyal ve kültürel alanlarda, Alman makamları, sivil ve dinî kuruluşlarla diyaloga girmek, bu makam ve kuruluşlarla halkımızı kaynaştırmaya çalışmak, karşılıklı ziyaretleşmeleri gerçekleştirmede rehberlik yapmak bayramlar, iftarlar, açık kapı günleri, düğün, nikâh, nişan, cenaze vb. günlerde kaynaşmayı ve bütünleşmeyi teminde lokomotif görevi yapmak, ailevî problemler, nesiller arası iletişim bozukluklarının giderilmesine müdâhil olmak, psikolojik danışmanlık yapmak konferans, seminer, kermes, sportif faaliyetler. Gençleri alkol ve uyuşturucu başta olmak üzere, onların zararlı alışkanlıklardan korunmalarına rehberlik etmek. Hastane ve hasta ziyaretleri, taziye hapishane ziyaretleri, kimsesizlerin kimsesi olmaya çalışmak, holding mağdurlarını dinlemeye tahammül etmek, “büyü”, “sihir” müptelalarını dinlemek ve onlara işin doğrusunu anlatmaya çalışmak, yeni doğan çocuklara, kulağına ezan okuyup ad koymak vb. ihtida etmek isteyenlere rehberlik yapmak. Ana dili korumanın aslında dini korumak olduğu gerçeğinin farkında olmaya dikkat çekmek. Ayrıca camimiz yabancılar için önemli bir ziyaret merkezidir, bana ait bir tabirle söyleyecek olursam“yabancıların kabesi”dir. Kilise, eğitim kurumları, sivil kuruluş mensupları, yerel yönetici ve personeli, emniyet mensupları ve halk herkes için yılda 5 binin üzerinde ziyaretçi alır. Yoldan geçenlerin minyatür minarelere gözü takılır ve bükülen boyunlar büyük bir tecessüs ve önü alınmaz bir merakla sahibini camiye sokar. İlginç gerekçeler de var ziyaretçilerde belediyeye yeni alınan personele, hizmet verecekleri insanlar arasında Müslümanların da olması dolaysıyla, İslâmı ve Müslümanları daha yakından görmek ve tanımak için üç gün süreyle camide seminer verdiler. Gelen ziyaretçilerin namazı canlı olarak izlemeleri ayrıca kayda değer bir husustur. Namazı canlı olarak izleyenlerden birinin hüngür hüngür ağlayışı karsısında Müslümanlık nimetine sahip oluşumuzun nasıl şükrünü eda edemediğimizi bir daha anladığımı itiraf edeyim. Hele bir rahibenin namaz bitene kadar ayakta hayalet gibi namaz kılanları izlemesi çok düşündürücü idi. Tabii bu arada, Türk ve Müslüman olduğu hâlde hiç camiye girmeyen, girmeye cesaret edemeyenleri de gördüğümü, dinlediğimi ifade edeyim ki bu çok bence çok düşündürücüdür. Bundan dolayı camiler sadece ibadet edeceklerin geldiği ya da gelebileceği yerler değil, her düşüncedeki insanların fesat çıkarmamak, fitne tohumları ekmemek kaydıyla uğrayacağı, düşünebileceği, karar verebileceği rahatlatıcı mekânlar olmalıdır. Son olarak şunu da belirteyim ki, bu camiler devletimiz ve milletimizle organik bağını hiç bir zaman gevşetmemelidir. Devleti yöneten kadrolar nasıl olursa olsun, yurt dışındaki bu camilere ilgileri hep sıcak kalmalıdır düşüncesindeyim. Çünkü tüm değerleri ile birlikte Türk varlığını koruma ve geliştirmenin başka adresi yoktur bence.

-İki dünya, iki kültür arasında bulunan Türk Gençliğinin dinî sorunları neler? Gençler  Müslüman Türk kimliğini kazanabiliyor mu?

-İki kültür, iki dünya arasındaki Türk gençliğinin dinî sorunları millî sorunlarından soyutlanamaz, ayrı mütalâa edilemez kanaatindeyim. Millî sorununu halleden dinî sorununu da halletmiş olur haddî zatında. Meseleye tersinden de bakabiliriz, yani dinî sorunlarını halleden millî sorunlarını da halletmiş olur. Buna, İslâm’ı kabul etmeyip de yok olan Türkleri örnek olarak gösterebiliriz. Çünkü İslâm kavmini sevmeyi menetmez, üstelik akrabalık hukukunu korumayı ve sıla-i rahmi emreder. Bundan dolayı Müslüman olup da Türklüğünü kaybetmiş bir toplumun varlığı bilgisine sahip değilim. Sadede dönüyorum. Hâkim kültür gençlerimizi köşeye sıkıştırmış durumdadır. Avrupa’da genç olmak çok zordur. Hele Müslüman genç olmak daha da zordur. İşte bu zorluğu nispeten yenenler cami ve cemaate gelebilenlerdir. Ama bu oran çok düşüktür. “Kurtlar Vadisi Irak” filmini izlemek için sinemaya gittiğimde gördüğüm gençlik dudak uçuklatacak durumda idi. Sayı  olarak bir ordu kadar ama keyfiyet yönünden mimarlarını bekliyorlardı. Yine gördüm ki sinema vb. alanlar mutlaka ideal insan yetiştirmek için mutlaka doldurulmalıdır. Camiler elbette onlara istenilen heyecanı veremiyor. Onları bir kızıl elmaya sevdalandıracak bu ifadeyi klâsik ve siyasî manada kullanmıyorum fikir ve aşk mimarlarına ihtiyaç var. Ben sadece bunun bir ihtiyaç olduğunu dillendirebiliyorum o kadar. Şunu hemen belirteyim ki bu camilerde Avrupa dillerinden ait olduğu ülkenin dilini en iyi derecede bilen ve dili İslâm’ın anlatılmasında kullanacak elamanların olması gerekmektedir. Dili ve dini bilmeden bu yolda yürünmeyeceği bilinmeli artık. Gençlerimiz güzel Türkçe’mizi yeterince bilmiyorlar. Türkçe bir metni okuyup anlayamıyorlar. Yetişkin bir Türk kızının ben Türkçe’sini anlamıyorum, bana Almanca Kur’an meali veriniz, demesi her şeyi anlatıyor kanaatindeyim. Geçen gün doktora gittim. Orada çalışan Türk kızları var. Bana yavaşça Türkçe konuşmak yasak dediler.Okulda yasak, doktora yasak, yarın da sokak ve evde de yasaklanırsa, varın siz yarınların ayakta kalabilecek Türk neslini düşünün. Konuyu kürsüde işlemeye çalıştım. Hey gidi koca Osmanlı hey..!! Sen onları 400 yıl 500 yıl idare ettin, ne dinlerine ne de dillerine karıştın, üstelik himaye ettin. Ama şimdi onlar, temel hak ve özgürlüklerin sahibi olduğunu söyleyen onlar daha 40 yıl geçmeden hem dile hem de dine karışır oldular. İşte bundan dolayı bu camilerin varlığı her bakıma bir sığınaktır, bir korunaktır. Sosyal birimlerle zenginleştirilmiş camiler millet olarak canlılığımızı korumanın yoludur. Herkes elini bu tasın altına sokmalı, üniversiteler de dâhil.

-Mevcut örgütlenme tarzınızla vatandaşlarımıza yeterli hizmet veremiyorsanız, neler yapılmalı, ne tür bir örgütlenmeye gidilmeli?

-Mevcut örgütlenme şu an en iyi örgütlenme olarak gözükmektedir. Geçmişte ve hâlen devam eden DİTİB dışı örgütlenmelerin ne derece sıhhatli hizmet ettiği, ne kadar toplayıcı olduğu, ne denli İslâmî bilgiler öğrendiği ya da öğrettiği Alman kamu kurum ve kuruluşlarınca bilinmektedir. Basından öğrenildiği kadarı ile bazı kuruluşlara polis baskınlarının yapılarak aramalar yapıldığı da nazara alınınca, DİTİB’in güven duyulan, iş birliği yapılabilen, fikri sorulabilen, ciddî manada muhatap kabul edilebilen marka bir sivil örgütlenme olduğu müsellemdir artık. Bu çatı altında, camilerin fonksiyonunu artırmak lazım. Her türlü sosyal hizmetin verilebileceği birimlerin cami bünyesinde verilmesi temin edilebilmelidir. Kültürel zenginliklerimizin geliştirildiği ve sergilendiği mekânlar olmalı. Camiler sadece inanan insanların değil, din ve düşünce farkı gözetmeksizin insan olma özellik ve güzelliğine sahip her insanı lokalinde ağırlayabilmeli aş evinde karnını doyurabilmeli, yani buralarda gönül avcılığı yapılabilmeli..


         

 


Türk Yurdu Nisan 2006
Türk Yurdu Nisan 2006
Nisan 2006 - Yıl 95 - Sayı 224

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele