HOLLANDA’YA TÜRK İŞÇİ GÖÇÜ ve TÜRK SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ

Nisan 2006 - Yıl 95 - Sayı 224

 

1964 yılında Türkiye ile Hollanda arasında yapılan iş gücü anlaşmasının üzerinden tam kırk yıl geçmiştir. Kırk yıl önce çalışmak, para kazanıp ve memlekete geri dönmek üzere Hollanda’ya gelen Türkler aradan geçen zaman içinde yaşadıkları toplumun birçok katmanında çok ciddî yol aldılar. Bugün Türkler siyasette yerel yönetimler, eyalet yönetimleri, parlamento ve Avrupa Parlâmentosunda temsil edilmektedir. Girişimcilikte Hollanda’daki diğer etnik azınlıklara göre en atılgan girişimci grubu olarak yer almaktadırlar. Kurmuş oldukları yerel, ulusal ve uluslar arası örgütlerle yine diğer etnik azınlık gruplarına göre çok daha organize olmuş bir topluluk olarak karşımıza çıkmaktadır. İkinci ve üçüncü nesil Türklerin ekonomik konumları kısmen iyi olup, yerleşik hayata geçişin en belirgin sembolü olan kiralık evler yerine mülk edinmektedirler. Kendilerini Avrupa Türklerinin bir parçası olarak gören Hollanda Türkleri bir taraftan yaşadıkları ülke için bir takım sorumlulukları üstlenirlerken diğer taraftan da köklerinin uzandığı Türkiye için de bir şeyler yapabilmenin yollarını aramaktadırlar. 1964 yılında sayıları sadece 100 olan Türklerin 2004 yılında sayıları 400.000’e ulaşmıştır. Bu sayının yarıdan fazlası da Hollanda vatandaşlığını almıştır.

 

Hollanda Türkiye Tarihsel İlişkileri

                Hollanda Avrupa’nın Kuzey denizi kıyılarında yer alan küçük bir su ülkesidir. Üç büyük nehrin (Ren, Maas ve Schelde) ağzındadır. Onaltı milyon insanın yaşadığı ve bazı bölgelerinin deniz seviyesinden aşağıda olduğu bu küçük ülkenin insanları uluslar arası ticarette oldukça tecrübeli ve ustadırlar. Ticaretin yanısıra sömürgelikte de tecrübelidirler. Hollanda’da 1,5 milyon Hollandalı olmayan farklı etnik gruplara sahip insan yaşamaktadır. Bu nüfüsun 1 milyonu ise Müslümandır. Türklerin sayısı 400.000’e ulaşmıştır.

Hollanda Türkiye resmî ilişkileri yüzyılımızda meydana gelen iş gücü göçü ile başlamayıp onaltıncı yüzyıla kadar uzanmaktadır.

Lâle çiçeği bilindiği gibi Hollanda-Türkiye ilişkilerinin başlangıcını sembolize eder. Lâle Kazakistan’dan Türkiye’ye gelmiş, Türkiye’den de zamanın diplomatik görevlisi Boesbeke tarafından Viyana üzerinden Hollanda’ya gelmiştir. Zira Boesbeke Avusturya kralı Ferinand tarafından İstanbul’a görevlendirilmiş ve İstanbul’da bir müddet yaşamıştır. 

Bu yıllarda Hollanda’nın İspanyollarla süren savaşları esanasında Hollanda’nın Osmanlı sultanına bir mektup yazdığı bilinmektedir.

Devam eden yıllarda Kaptanıderya Hollanda’ya, Prens Maurits’e bir mektup yazarak özellikle deniz ticaretinde bazı kolaylıklar ister. Karşılıklı mektuplaşmaların neticesinde bir Osmanlı gemisi Kuzey Denizi’ne gelip, S.T. Anna ter Muiden limanına yanaşır.

Hollanda-Türkiye ilişkileri 1612 yılında Hollanda’nın Cornelis Haga’yı İstanbul’a elçi göndermesiyle resmiyet kazanır.

Cornelis Haga 1612 yılında Birleşik Hollanda Cumhuriyeti adına ilk büyükelçi olarak Osmanlı İmparatorluğu’nda göreve başlar. Osmanlı-Hollanda ilişkileri Cornelis Calkoen’un aynı yıllarda Fransız seferatinin himayesinde İstanbul’da yaşayan Fransız ressam Jean Baptiste VANMOUR’a verdiği bir görev neticesinde belegelere geçmiştir. Ressam Vanmour sadece Fransız büyükelçisinin resimlerini değil aynı zamanda diğer Avrupa büyükelçilerinin de padişahla olan görüşmelerini resimleyerek tarihe not düşmüştür. Meselâ Hollanda büyük elçisi Cornelis CALKOEN’un padişah III. Ahmet tarafından Top Kapı Sarayı’nda muhteşem bir şekilde huzura kabul edilişi ressam Vanmour’un eserinden görülmketdir.

Ayrıca Calkoen günümüzde de Hollanda Konsolosluğu olarak kullanılan İstiklâl Caddesi’ndeki bir binayı satın alarak “Hollanda Sarayı” yapmıştır.

On yedi yıl İstanbul’da görev yapan Calkoen görev süresince ciddi bir arşif oluşturmuş ve tarihten günümüze belgeler sunmuştur. Her şeyden önce yazmış olduğu seyehatname ve karşılaştığı sosyal çevrenin resimlenmesi sadece bir sanat olarak farklı bir yere sahipken, Avrupa’nın Osmanlı’dan etkilenmesini de gözler önüne sermektedir.

Tarih sürecinde iki defa sekteye uğrayan Hollanda Türkiye ilişkileri tekrar düzelmiştir. Bu  ilişkilerden Hollanda edebiyatına geçen şu atasözü oldukça manidardır: “Papa taraftarı olmaktansa Türk olmayı tercih ederiz”. Bu sözün Hollandalı korsanların boğazlarında yarım ay şeklinde madolyon olarak taşındığı bilinmektedir.

Diğer taraftan 1660’larda Hollanda’daki kahvehanelerin oluşturulmasında o zaman ki Türk  kıraathanelerinin örnek alınmıştır.

Özellikle 1709 yılında Osmanlı İmparatorluğu’nun temsilcilerinin Hollanda’ya yaptıkları iki ziyaretle iki ülke arasındaki ilişkiler hızlı bir ivme kazanmıştır. (Hatunoğlu Y. S. 32)

1804 yılında Üçüncü Selim Yunan asıllı bir Amsterdamlı olan Petro MARCELLA’yı Hollanda’ya konsolos olarak atamıştır. (Hollanda Tarihi, s. 46)

Hollanda’nın 1921 yılında İstanbul’da bir banka şubesini açması, Hollandalıların İspanyollarla olan savaşlarında Osmanlılardan yardım istemeleri gibi gelişmelerde iki ülke arasındaki ilişkilerin tarihsel bayutları arasındadır.

Resmî ilişkilerin yanısıra, 1005 yılında Hollanda’dan hareket eden gezginci Dirk III, İstanbul, Konya ve Antakya’yı ziyaret etmiştir.Buradan hareketle Hollanda Türkiye ilişkilerini 1000 yıllık bir geçmişe dayandırmak isteyen tarihçilerde bulunmaktadır.

Ancak Hollanda Türkiye ilişkilerinin son halkası ve önemli bölümü ise bilindiği gibi, sosyal tarihçilere göre II Dünya Savaşı sonrası göçler olarak da bilinen, yirminci yüzyılın yarılarından sonra başlayan iş gücü göçü’yle yaşanmıştır.

 

Türk Göçünün İlk Yılları

İkici Dünya Savaşı’ndan sonra Hollanda’nın yeniden yapılanması sürecinde iş gücüne ihitayaç duyulmasıyla Hollanda (İspanya, Fas, İtalya, Portekiz, Yunanistan, Tunus gibi ülkeler dâhil) Türkiye’den de iş gücü davet etmiştir. İş gücü açığı o yıllarda daha çok tekstil ve metal sektöründe belirgin hâldeydi.

Hollanda’daya gelen Türklerin yerleşimleri de o günkü iş gücü ihtiyacına göre olmuştur. İlk gelen Türklerin tekstil, inşaat, gemi vb. sektörlerin yaygın olduğu Amsterdam, Rotterdam, Utrecht, Twente - Midden-Brabant bölgelerine yerleştikleri görülmektedir.

Sonraki yıllarda Türklerin diğer şehirlere ve bölgelere yerleştikleri görülmektedir.

1964 yılında Ankara’da kurulan Hollanda İş Bulma ve Yerleştirme Bürosunda seçilip gelen Türkler daha sonraki yıllarda hemşerilerini, köylülerini, akrabalarının da Hollanda’ya gelmelerini sağlamışlardır. Zincirleme göçün yaşandığı bu yıllarda yasal yollardan, çalışma müsadesi alıp gelenlerin yanısıra, birçok Türk vatandaşı da turist olarak Hollanda’ya gelmiştir. Türlü zorluklara içinde, üç ay süreyle çatı katından dışarı çıkmama gibi, iş bulabilmişler ve sonraki yıllarda çıkan yasa değişiklikleri doğrultusunda oturma ve çalışma izni almışlardır.

Hollanda Merkezî İstatistik Bürosuna göre 1960 yılında çalışma müsadesi olan Türklerin sayısı sadece 22’dir. (Ph. J. Muus). 1961 yılında Hollanda’da Türklerin sayısı 200’e ulaşmış. Ve 1964 yılında Hollanda Türklerinin sayısı hızla 4.300’e yükselmiştir. Bu yükselişte 1964 yılında Türkiye-Hollanda arasında resmî iş göçü anlaşmasının önemli rölü olmuştur.

Her ne kadarı 1960’lı yılların kayıtlarında pek rastlanmasada, seksenli yılların başında yapılan bir araştırmaya göre Hollanda gelen ilk resmî göçmen Türk’ün Necati GENÇ olduğudur. Hollanda günlük gazetelerinden de Volkskrant’ın 2 Nisan 2004 tarihli haberine göre 72 yaşında olan Genç 1960 yılından itibaren Rotterdam’da yaşamaktadır. 

Göçün ilk yıllarında Türkler genellikle pansiyonlarda ve fabrika yakınlarında oluşturulan kamplarda toplu olarak yaşamışlardır. Amsterdam Noord’da o yıllarda kurulan “Atatürk Kampı” Hollanda Türk göçünün unutulmaz bir parçasıdır. Türkler o yıllarda fabrika kamp ve pansiyon arası bir hayat sürmüşlerdir. Hafta sonu tatilinde de diğer yerlerden gelen hemşerileri ve tanıdıklarıyla zaman geçirmişler ve zaman zaman da Türkiye’den gelen sanatçı ve Türk filimleriyle özlem gidermişlerdir.

Hollanda’ya yaşanan Türk işçi göçü 1964 yılında Hollanda Türkiye arasında yapılan resmi iş gücü anlaşmasıyla, çalışma müsadesi almak şartıyla 1974 yılına kadar sürmüştür.

Göçün ikinci dalgası olarak bilinen 1976-1981 yılları arasında gerçekleşen göçte gençler ve kadınların yoğun şekilde Hollanda’ya geldikleri görülmektedir. (P. De Maas en M.A.F. Haffmans ve Batı Avrupa Türkleri)

         

 

Toplam

Genç/Erkekler

Genç / Kızlar

1976

5666

1450

2710

1977

5814

1889

3105

1978

7234

2422

3807

1979

9724

2517

3995

1980

10422

3467

5219

1981

7928

2585

4406

         

1974 ve sonrası yıllarda Hollanda ve diğer Avrupa ülkelerinin ekonomik krizle karşı karşıya kalmaları göç ile ilgili sert ve ağır şartları almalarını beraberinde getirmiş ve iş gücü göçünde kısmen azalma görülmüştür.

Daha sonraki yıllarda göç, eşlerin ve çocukların Hollanda’ya gelmeleriyle devam etmiştir. Bu yıllarda az sayıda da olsa siyasî sığınmacı Türk vatandaşının Hollanda’ya göç ettiği bilinmektedir.

Bu yıllarda Hollanda’ya göç eden Türklerin büyük çoğunluğu düşük eğitim seviyesine sahiplerdir. Türklerin sadece %27’i ilkokuldan sonra her hangi bir okula devam etmiştir. Geride kalan % 73’ün de % 11’ı hiç eğitim görmemiştir. Devamla, %67’i Hollanda’daya gelmeden önce işçi veya çiftçi olarak çalışırken, bunların  %17’inin de her hangi bir mesleği yoktur. (Doomerink, J. s. 7)

1980-1989 yılları arasında yaşanan göç olayını evlilik yoluyla göç’ün devam ettiğini belirten araştırmacılar varken, 1980-1990 yılları arasında da yaşanan diğer bir göç dalgasını siyasî göç olarak tanımlayan araştırmacılarda vardır. (Canatan, K. s. 82, 83)

Hollanda Merkez İstatistik Bürosunun 2004’te yayınladığı “Hollanda’da Yabancılar” adlı raporda 1996 yılıdnan itibaren aile birleşimi çerçevesindeki göç akımında bir düşüş kaydedildiği belirtilirken, genel anlamda Hollanda’ya gelen her on göçmenden üçünün evlilik yoluyla Hollanda’ya geldiği yer almakta. Bu durum özellikle 2003 yılında Türklerde ve Faslılarda yapılan evliklilerde her üç evilikten birinin Hollanda dışından olduğudur.

 

Hollanda Göç Politikları

İlk yıllarda gelenlerin misafir işçi olarak görülmesi, grup hâlinde yaşamaları çıkış noktası alınmış olacakki Hollanda hükûmetinin misafir işçilerle ilgili her hangi bir politikasına rastlanmamaktadır. Bu durum 70’li yılların sonlarına doğru yaşanan petrol krizininin getirdikleri ve çalışan kadınların sayısının artmasıyla iş pazarındaki talebin düşmesine kadar devam etmiştir.( Integratiebeleid Verwey-Jonker Instituut)

İç pazarındaki talebin azalması iş gücü göcü yerine Türk işçi aileleri ve çocuklarının yoğun olarak Hollanda’ya göç’üne sebep olmuştur.

Aile birleşimi çercevesinde gelişen göç karşısında Hollanda hükûmeti bir gün bu grubun ülkelerine geri döneceğinden hareketle “kendi kültürünü muhafaza etmek” eksenli bir misafir işçiler politikası geliştirmiştir.

1985’e gelindiğinde Hollanda hükûmetinin misafir işçilerin geri dönmelerinin uzun süreceğinden hareketle o gün ekadar uyguladığı politikadan vazgeçerek, bu insanların kendi oluşturacakları kurumlarla ve bu kurumların hitap ettiği kitlenin uyumunun sağlanması eksenli bir yeni politika geliştirilmiştir.

Ayrıca Hollanda göç meselesinde yavaş yavaş sert önlemleri almasıyla göç sadece aile birleşimi, evlilik ve siyasî sığınma olarak devam etmiştir. Ancak özellikle 90’lı yıllarda Hollanda’nın yoğun siyasî sığınma talebiyle karşılaşmasıyla sert önlemler alımıştır.

90’lı yılların sonlarından bugüne kadar uygulanan göçmen ve yabancılar politikalarından vazgeçilerek göçmenlerin vatandaşlık bilincinin geliştirilerek Hollanda’ya uyum sağlamaları politikası uygulanmaya başlanmıştır.

Her geçen gün sertleşen ve kısıtlayıcı önlemlerim alındığı Hollanda göçmenler politikası Hollanda’daki Hollandalı olmayan bireylerin yurt dışından yapacakları evliliklerin zorlaştırlımasından tutunda, uzun süredir Hollanda’da yaşayan ve Hollandaca bilmeyen yaşlıların bile Hollandaca dil sınavından geçirilmesine uzanan uygulaması bir hayli zor politika geliştirilmiştir.

 

Hollanda Türkleri

Hollanda’daki Türklerin yerleşim birimleri yukarıda da ifade edildiği üzere ilk yıllarda tekstil, inşaat, gemi vb. sektörlerindeki ihtiyaç doğrultusunda  Amsterdam, Rotterdam, Utrecht, Twente-Midden-Brabant bölgelerinde olmuş sonraki yıllarda ise Hollanda’nın birçok merkezine Türkler yerleşmişlerdir. Sadece Amsterdam’da “Amsterdam İstatistik ve Araştırma Bürosunun” 2000 yılı verilerine göre 34.000 Türk yaşamaktadır. Bu sayıdan daha fazla bir Türk grubu ise Rotterdam’da yaşamaktadır. Ancak Türk nüfüsu Hollanda’nın en küçük yerleşim biriminde bile temsil edilmektedir.

Hollanda’ya göç’ün 40. yılında üçüncü nesil yetişmiştir. Kanaatimizce hiç kimse 1960’lı yıllarda başlayan iş gücü göçünün bugün gelinen noktalara ulaşacağını tahmin etmiyordu. Kırk yıl önce Türkiye’den ve özellikle kırsal kesimlerden çeşitli Avrupa ülkelerine akın eden Türk iş gücü göçünün kırk yıl sonra örgütlü, girişimci bir toplum olarak karşımıza çıkacağı kestirilemezdi. Ekonomik sebeplerle başlayan göç, akabinde sosyal göçü yani zincirleme göçü getirmiş ve bugün adlarından Avrupalı Türkler diye bahsedilen topluluğu oluşturmuştur.

Bu topluluk, aradan geçen zaman sürecinde birçok değişim ve gelişmeyi yaşayarak 5 milyonu aşan bir nüfusla özellikle Almanya, Hollanda, Fransa, Belçika ve Avusturya ağırlıklı olmak üzere çeşitli Avrupa ülkelerine yerleşmiş bir topluluk olmuştur. Avrupa’daki Türk nüfusunun Lüksemburg’un toplam nüfusunun yedi katı olduğu bilinmektedir. Bu nüfus Finlandiya ve Danimarka gibi ülke nüfuslarının yarısından fazlasına takabül etmektedir. Genişleyen AB ülkerindeki Türkçe konuşan toplulukları da bu sayıya ekleyince Avrupa Türklerinin sayısı daha da artmaktadır.

1964–2004 yılları arasında geçen zaman biriminde bir taraftan Avrupa’daki Türk nüfusu artarken diğer taraftan da Türklerin ekonomik, siyasi, sosyal alanlardaki gelişmeleri, tesil edilmeleri hızlı bir şekilde kendisini göstermiştir. Bu alanlarda, özellikle Türklerin yoğun yaşadığı ülkelerde ekonomik güç oluşturmuşlardır.

Türklerin yaşamış oldukları kırk yıllık göç serüveninde ortaya çıkan sosyolik tablonun iyi okunabilmesi için aşağıda bazı alanlardaki gelişmeleri ya da kurumlaşmaları örnek olarak ele alınmıştır.

 

Camiler

İlk yıllarda cuma ve bayram namazları genellikle Türklerin toplu kaldıkları kamplarda ya da fabrikaların bazı bölümlerinde kılınmıştır. Sonraki yıllarda bayram namazları için  kiliseler ve büyük salonlar kiralanmış. Göçün özellikle ikinci bölümünü oluşturan aile birleşimi neticesinde Hollanda’daki Türklerin çocuklarına din dersi verme ve Kur’an dersi organizasyonu gibi bir problem ortaya çıkmıştır. Diğer taraftan dinî hayatın yaşanması ve toplu ibadet ihtiyacı da mescit ve camilerin açılmasını ya da kiralanmasını beraberinde getirmiştir. Ulaşılan bilgilere göre ilk defa 1974 yılında Amsterdam’da ikamet eden Türkler çocuklarına din dersi verilmesi için Amsterdam’ın Pijp mahallesinde küçük bir yer kiralamışlar. Bu tür girişimler 1976 yılında Amsterdam’da Fatih Camisi’nin açılışına kadar devam etmiştir. (Doomernik, J. s. 132)

Bu yıllarda hızlı bir şekilde gelişen aile birleşimi ve yoğunlaşan Türk nüfüsuyla birlikte artık yeni cami yerlerinin açılışı da hızlanmıştır.

Özellikle 1980–2000 yılları arasında Müslümanların toplu olarak yaşadıkları hemen hemen her kente bir cami inşa edilmiş ya da kilise veya okul satın alınarak camiye dönüştürülmüştür. Hollanda genelinde toplam camilerin yasısı 450’den fazladır. Bu camilerin 250’i Türklere aittir. Modern mimariye göre sıfırdan inşa edilen ve külliye özelliğine sahip olan camilerin bazıları şöyledir: Zaandam Sultan Ahmet Camii, Eindhoven Sultan Ahmet Camii, Rotterdam Mevlana Camii.

Kiliseden satın alınarak camiye dönüştürülen Amsterdam Fatih camii ve Havra’dan satın alınarak camiye dönüştürülen Den Haag Mescid-i Aksa camii de külliye özelliğine sahiptir.

Hollanda’da ve Avrupa’daki camiler Müslümanların gelmiş oldukları ülkelere (Türkiye ve Fas) göre farklı fonksiyonlara sahiptir. Müslüman topluluğun karşı karşıya olduğü sorunlar, içinde yaşanılan ülkelerin şartları camilere çok yönlü bir fonksiyon yüklemiştir. Bu fonksiyonun başında hiç şüphesiz camilerin birer ibadet yeri olarak kullanılmasıdır. Şartların getirmiş olduğu diğer fonksiyonlar ise şoyle sayılabilir: -Camiler Müslüman kitlenin buluşma ve toplanma yeridir, -Camiler Müslüman çocukların eğitim ve öğretim yeridir, -Camiler müslümanların alışveriş yaptıkları süpermarketlere sahiptir, -Camiler berber, mutfak, çay ocağı, kütüphane, ders lokali gibi birimlere sahiptir, -Camiler önemli bir kesim Müslümanın Hollanda toplumu ve kurumlarıyla iletişim kurmasını sağlayan ve bilgilendirme aracı kurumlardır, -Camiler nişan, düğün yapılan yerlerdir, -Camiler sünnet düğünü ve merasimi yapılan merkezlerdir,-Camiler yerel ve milletvekili seçimlerinde Hollanda siyasî partilerinin Müslüman seçmene ulaştığı ve mesajlarını verdikleri merkezlerdir.

Camiler bu ve benzeri fonksiyonlarıyla emansipatorik fonksiyona sahip çok amaçlı kurumlardır. Ancak Müslümanların sözkonusu kurumları çok amaçlı kullanabilmeleri yönünde ciddî kadro sıkıntıları mevcuttur.

Müslüman grupların asgarî müştereklerde dahi buluşamamaları camilerin Hollanda hükûmeti tarafından resmî partner olarak tanınmamasını beraberinde getirmektedir.

 

Hollanda’da Türk Girişimciler

Sosyal bilimcilerin yapmış oldukları araştırmalar ve gözlemlerin Hollanda’daki Türklerin diğer azınlıklara göre birçok konuda farklılık gösterdikleri tesbit edilmiştir. Bu farklılıklardan bir tanesi de Türklerin diğer gruplara göre daha aktif “girişimci” olduklarıdır. Etnik girişimcilikte Türkler diğer gruplara göre kendi iş yerlerlerini açarak, kendi kendilerinin patronu olma özelliği göstermektedirler. Türklerin bu özellikleri yani birbirleriyle âdeta yarışmaları dernek ve vakıf kurma, cami açma etkinliklerinde de çok bariz bir şekilde görülmektedir. Türklerin genellikle yoğunlaştığı iş alanları: restorant, pizza, kahvehane, kasap, manav, snakbar, konfeksiyon, seyehat ajantası, berber, muhasebesi, uitzentdburo ve benzeri iş alanlarıdır. Son yıllarda taksicilik sektöründe de Türklerin aktif olduğu gözlemlenmektedir.

Hollanda Ekonomi bakanlığının yayınladığı rapora göre 2000 yılının ortalarında Hollanda’ki yabancı girişimcilerin sayısı 49.000 olarak belirtildi. Bu rakamın 5.000’i ise ikinci nesil yabancılardan oluşmakta. Bu sayının içinde Türk girişimciler Vakfı Annifer başkanı Adem KUMCU’ya göre Türk girişimcilerin sayısı 12.500’dir. Söz konusu raporda Hollanda’daki yabancı girişimlerin sayı olarak başını Türk girişimcilerin çektiği daha sonra sırasıyla Sürinamlılar, Çinliler ve Hong Kongluların geldiği belirtilmektedir.

Hollanda Türk girişimcileri üzerine veya girişimcilerin biraraya gelerek oluşturdukları ve ülke düzeyinde çeşitli etkinlikleriyle tanıdığımız Annifer Vakfı ve Webişrehberi başta olmak üzere yeni kurulan Hollanda Türk İşadamları Birliği, Müsiad-Hollanda, Hollanda Genç İşdamları Derneği hatta bölgesel ve hemşehri bazında da (İğdırlı, Rotterdam, Amsterdamlı) 40’a yakın Türk iş adamları kuruluşunun varlığı bilinmektedir.

Türklerin girişimcilikte, daha doğrusu etnik girişimcilikte ön saflarda koşmaları, ya da sayılarının diğer etnik azınlıklara göre daha fazla olması, bu alanda, bu sektörde problemin olmaması ya da daha az olduğu manasına gelmemektedir. Annifer Vakfı başkanı Dr. Adem KUMCU’ya göre Hollanda’daki Türk girişimcilerin promlemleri genel başlıklar altında: -Bilgi eksikliği, -Sermaye ve ortak çalışmanın olmaması olarak tanımlamaktadır. Dr. Kumcu ikinci nesil Türk girişimcilerin birinci nesile göre daha bilgili olmasına rağmen genel anlamda girişimcilikte var olan bilginin Türkler tarafından az kullanılmakta olduğudur.

Hollanda’daki Türk girişimcileri Tükiye-AB ilişkileri ve Türkiye’nin AB entegrasyon sürecinde önemli bir rola sahipken, Türkiye için önemli bir fırsattır.

 

Siyasi Katılım

Hollanda’da göçmenlere diğer Avrupa ülkelerine nazaran daha önce seçme ve seçilme hakları verilmiştir. Böyle bir hakkın kullanılması siyasî partileri bir taraftan göçmenlre yöneltirken diğer taraftan da göçmenlerde siyasete ilgiyi beraberinde getirmiştir. Son üç, dört seçim süresince mahallî seçimlerde başlayan siyasete ilgi milletvekili seçimlerine de yansımıştır. Türkler farklı siyasî partilerin seçim listelerine aday olarak gösterilmiştir.

2004 yılı itibarıyla Hollanda’da Türk kökenli milletvekili sayısı 5 iken, il genel meçlisinde 8, belediye meçlislerinde ise 140 Türk kökenli yerel politikacı bulunmaktadır. Ayrıca Avrupa Parlâmentosunda da Hollanda’dan 1 Türk kökenli milletvekili yer almaktadır.

Hollanda’daki Türklerin siyasî bilinçlenmeleri henüz tam manasıyla sandığa yansımamıştır. Hollanda da ikiyüz elli bin Hollanda pasapostlu Türk bulunmaktadır. Seçmen sayısı da 120.000 olarak tahmin edilmektedir. Ancak sandığa yansıyan, eğer Türk kökenli milletvekillerinin almış oldukları tercihli oylar Türklerin oylarıysa ancak bu sayının yarısından biraz fazlacadır. Bu teoriden hareketle Türklerin oyları İşçi Partisinde toplanmıştır. Diğer partilerden aday olan ve seçilen Türk kökenli milletvekillerinin almış oldukları oylar oldukça düşüktür. Bunun böyle olmasında Hollanda’daki siyasî gelişmelerin, ırkçı tavırların artması ve bazı siyasî partilerin Hollandalı olamayanları seçim malzemesi olarak kullanması vardır.

Oysa Türklerin oy potansiyeli Hollanda’daki her siyasî partinin iştahını kabartabilecek sayıdadır. Oyların hepsi sandığa yansımış olsa 8 milletvekili çıkaracak oy potansiyeli mevcuttur.

Hollanda’daki Türklerin Hollanda meclisindeki Türk kökenli milletvekillerinden beklentileri oldukça fazladır. Özellikle son yıllarda arda arda gelen ve Türkleri de ilgilendiren, anadil eğitiminin kaldırılması, Müslümanlara karşı takınılan olumsuz ve sert tavır karşısında Türk kökenli milletvekillerinin yeterince konuşmadıkları tezinden yola çıkan seçmen oldukça kızgındır.

Tüm bu gelişmelere nazaran Hollanda’daki diğer göçmen gruplara göre Türklerin siyasete olan ilgileri oldukça fazladır. Gerçi yapılan gözlemler Holanda’daki Türklerin daha yoğun bir şekilde Türkiye’deki siyasî gelişmeleri takip ettiği yönündedir.

Hollanda’da Türkler gelecektede Hollanda siyasî partileri tarafından ciddîye alınmaya devam edecektir.

 

Nesiller Arasındaki Değişim: Türk Orta Sınıfı

Yukarıda da değinildiği üzere birimci nesile göre ikinci ve üçüncü nesilde gerek ekonomik konumları, gerek siyasî katılım, gerek eğitim gerek sosyal hayata bakış hızla değişmektedir. Bu değişim Türklerin işçi sınıfından orta sınıfa atlamasına neden olmaktadır. Hollanda’da Türkler artık sadece işçi değillerdir. İçinde yaşadıkları ülkenin dilini iyi öğrenme ihityacı duymaktadırlar. Sosyal yardımla geçinmeye sıcak bakmıyorlar. Türk girişimcilerinin istihtam ettiği binlerce insan vardır. Ekonomik olarak güçlenen Türklerin önemli bir bölümü bahçeli ev satın almaktadırlar. Çocuklarına istedikleri oyuncakları, elbiseleri alıyorlar. Türkiye’ye düşman değiller. Kötülemiyorlar. Birçoğunun çocukları üniversiteye hazırlayan okullara devam etmektedir. Bu insanların bir bölümü Batı ülkelerindeki siyasî, soyal gelişmelere mesafeli değillerdir. Seçimlerde oylarını kullanıyorlar, içlerinden aday olanı destekliyor. Giyimleri düzgün, görünüşleri sempatik. Vergilerini ödüyorlar. Yardımlarını yapıyorlar.

Yükselmiş bireyler devlet dairelerinde çalışanlar, bugüne kadar sergilenen Türk kültürü ve islâm imajının tam tersi bir görüntü sergiliyorlar. Yıllardır oluşmuş önyargıları bertaraf etmek için bireysel olarak gayret sarfediyorlar. Hem Türk kökenli olduklarının bilincindeler, hem içinde bulundukları ülke ve insanlarıyla ortak çalışmalar yapmanın, diyalogu geliştirmenin bilincindeler. Türkiye’deki siyasî çekişmelerle artık ilgilenmiyorlar. Ama Türkiye nin kalkınması, gelişmiş ülkeler seviyesine çıkması, Türkiye’nin Avrupa Birliğine alınması için çalışmalar yapmaktalar. Kendi ülkeleri başta olmak üzere diğer İslâm ülkelerinde de çağdaş değerlerin, demokrasi, insan hakları, sivil toplum vb. gelişmesini , yerleşmesini düşünüyorlar. İşte 40 yıl gibi bir süreçten sayıları az da olsa yeni bir Türk sınıfı, Avrupa Türkleri orta sınıfı doğmaktadır.

Hollanda’da veya diğer Avrupa ülkelerinde bugüne kadar bir türlü gerçekleşmeyen entegrasyonu bu yeni orta sınıf, yukarıdaki saydığımız özelliklerinden dolayı daha kolay gerçekleştireceklerdir.  Daha doğrusu sözkonusu entegrasyonu, yerli halkla göçmenler arasında var olan eşitsizlikleri, farklılıkları, geri kalmışlıkları, diyalogu, bilgi alışverişini gerçekleştirmeye aday bir gruptur sözkonusu “Türk Orta Sınıfı”dır.

Türk orta sınıfı kendilerini tanımlamak ve var olmak, ayakta kalmak istiyorlar. İçinde yaşanılan ülkelerde çifte kimlikleriyle, çifte aidiyetleriyle, global sorumluluklarıyla var olmak ve yaşamak istiyorlar. Sadece yaşamakla kalmayıp aynı zamanda hem içinde yaşadıkları ülkelerin yöneticileri, siyasetçileri tarafından hem de köklerinin dayandığı ülke tarafından fark edilmek istiyorlar. Kırk yıllık göç serüveni sonucunda oluşan tecrübe, kurumlaşma, farklı alanlarda temsil edilme ve gerektiği zaman bir amaç uğruna birleşilmelidir diyorlar.

Bu seslenişin ya da sosyal sermayenin en somut örneği İstanbul’da gerçekleştirilen son “Eurovizyon yarışması”nda sergilendi. Türklerin çoğunlukla yaşadıkları bütün ülkeler, Almanya, Hollanda, Belçika ve diğerlerinde Türkiye’yi temsil eden şarkıya 12’er puan verildi. Bunun mutlaka bir anlamı olmalıdır.

 

Eğitim, İş Pazarı ve Problemler

Yukarıda çizilen tablonun yanısıra Hollanda’daki Türklerin karşı karşıya oldukları bir takım problemler ise kısaca şöyledir.

Hollandalı olmayan ailelerin çocuklarının ilkokulda geri kaldıkları yapılan gözlemler arasındadır. Bu ailelerde düşük eğitimli anne ve babanın çocukları, yine eğitim seviyesi düşük olan Hollandalı çocuklara göre bir yıl geri durumundadırlar. Erkek çocukların kız çocuklara göre daha geride oldukları da gözlemlenmiştir.

Hollandalı olmayan ailelerin çocukları Hollandalı ailelerin çocuklarına göre daha düşük seviyeli okullara devam ettikleri belirtilirken, 2002-2003 eğitim ve öğretim yılında % 74 oranında yabancı çocuk düşük dereceli okula devam etmiştir. (Allochotonen in Nederland 2004, s. 13)

Yapılan araştırmalara göre Hollandalı olmayan zilelerin çocukları yerlilere göre daha düşük oranda iyi dereceli ya da üniversiteye hazırlayan okullara devam etmektedirler. Zaman içinde ailelerin ekonomik seviyeleri farklılaşınca, çocukların başarı oranları göreceli olarak artsada, genelde eğitimde motivasyon eksikliği yapılan tesbitler arasındadır.

1995-1996 eğitim ve öğretim yılları ile 2002-2003 eğitim ve öğretim yılları arasında yüksek okullara devam oranında ciddî bir artma sözkonudur. Ancak bu oran Hollandalılarla mukayese edildiğinde yine düşüktür.

Eğitimte geri kalmışlık ilkokul öncesi, ilkokul ve orta dereceli okul süresince oluşmakta ve Hollandalı çocuklarla seviye farkı artmaktadır.

Yüksek okullara devam eden Hollandalı olmayan, özellikle Türk ve Faslı gençlerin her 10 kişiden 6’sının ekonomi bölümünü tercih ettiği gözlemlenirken,  hemen hemen aynı oranda hukuk okumayı tercih ettikleri ortaya çıkmaktadır.

İş pazarında Hollandalı olamayanların iş edinmeleri Hollandalılara göre daha zordur. Bu zorlanma 2003 yılında da kendini göstermiştir. İşsizliğin giderek artması Hollandalı olmayan gruplar arasında işsizler oaranını önemli ölçüde yükseltmiştir. 2003 yılında Hollandalılar arasında işsizlik %3’ten %4’e çıkarken Hollandalı olayan gruplar arasında bu oran %11’den % 14’e yükselmiştir. (Allochtonen in Nederland 2004 s. 15)

Onsekiz yaşından küçük çocukları olan Türk ve Faslı ailelerin aynı katogoride olan Hollandalılara göre gelirleri % 30 oranında düşüktür. Bu oran çocuklu genç Türk ve Faslı çiftlerde % 20 ile % 25 arasında değişmektedir.

Hollandalı olmayanların daha fazla oranda sosyal ödenek aldıkları belirtilmektedir. Ayrıca 2002 yılı verilerine göre 65 yaş üstündeki Hollandalı olmayanların yarısı sosyal veya hastalık yardımı almaktadır.

Hollandalı olmayanların ikamet ettikleri evler Hollandalılara göre daha küçük, eski, bakımsızdır. Ev seçiminde birinci nesil ile ikinci nesil arasında ciddî bir fark gözlemlenirken, ikinci nesilde kiralik ev yerine daha çok satın alma eğilimi bulunmaktadır. Birinci nesilde ev satın alanların oranı % 20 iken bu durum ikinci nesil arasında % 30’a yükselmiştir.

1964 yılında üç beş yıl çalışıp, ev, arsa, bağ, bahçe parası kazanıp geri dönmek hayaliyle Hollanda’ya gelen Türkler aradan geçen 40 yıl içinde bırakın geri dönmeyi ailelerini ve çocuklarını da Hollanda’ya getirmişlerdir. Artık 40 yıl içinde üçüncü nesil yetişmiştir. Her neslin Hollanda tecrübesi farklıdır. Her neslin karşı karşıya akaldığı sorunlar yine farklıdır. Aradan geçen kırk yıl içinde küktürel değerlerini de Holanda’ya getiren Türkler kültürel kurumlaşma sürecini yaşamışlardır. Bu kurumlaşmanın en somut örnekleri açmış oldukları camiler, kurmuş oldukları sivil toplum örgütleri, siyasî katılım, girişimciliktir.

        Sürekli değişim halinde olan Hollanda Türk toplumu hiç şüphesiz bazı sorunlarla boğuşmaktadır. Çocukların eğitim problemi, işsizlik, mesken, uyum bunların bazılarıdır.

        Hollanda toplumunun bir parçası olma adayı olan Hollanda Türkleri ğöçmenliğin ve azınlık bir grup olmanın verdiği sıkıntılarla mücadele edip, sorumluluklarının farkında olan bir topluluk olarak yaşadıkları ülke tarafından kabul edilmelerinin mücadelsini de vermektedirler. 

 

Hollanda’da Türk Sivil Toplum Kuruluşları

Hollanda’daki Türk Sivil Toplum Kuruluşları Türklerin Hollanda’ya göç edişlerinden tam on yıl sonra ortaya çıkmıştır. Hollanda’daki Türk kuruluşları da göç’ün gelişme sürecinde Türklerin bu ülkede duydukları ihtiyaçlara göre gelişmiş ve farklılaşmıştır.

1964 yılında Hollanda’da ilk kurulan ve isminde Türk veya Türkiyeli ibaresi geçen kurumun HITIB (Hollanda Türkiyeli İşçiler Birliği) dir. HITIB o yıllarda Türkiye Komünist Partisi doğrultusunda teşekkül etmiş bir kurumdur.(Yavuzoğlu) Bu kuruluşa rekabet eolarak 1975 yılında milliyetçi, muhafazakar kesimi kapsayan ve MHP ile ilişkisi olan ikinci bir Türk kuruluşu kurulmuştur.(Stella Dadzie s. 30) Her iki teşekkülden de anlaşılacağı gibi 1970’li yıllarda Hollanda’daki Türk kuruluşlarının oluşmasında zamanın Türkiyesinin siyasî tablosu çok önemli bir rol oynamıştır

                Hollanda’daki Türklerin kurmuş oldukları kuruluşların sayısı 1998 yılında yapılan bir araştırmaya göre 1125 olarak tesbit edilirken, kuruluşların sayısının günümüzde bu sayının üstünde olduğu bilinmektedir.

Türklerin ikamet etmiş oldukları en küçük yerleşim birimlerinde dahi örgütlerin kurulduğu Hollanda’da ülkesel düzeyde etkinlik yapan oniki federasyonun oluşturduğu Türkler için danışma kurulu bir üst kuruldur.

Hollanda’ki (müslüman) Türk kuruluşları üzerine özel olarak yapılan araştırmaların sayısı oldukca sınırlıdır. Bunların bazıları şöyledir: “Diyanet, Resmi İslâma Bir Gezi”–Exter, J. Den (1990); “Türk Camileri ve Toplumsal Katılım”- Doomernik, J- 1991; ‘Hareket Halindeki İslam, Türk Gençleri ve İslami Kuruluşlar’ –Sunier, T.- 1996; “Hollanda’da Türk Kuruluşları, network alanizi” -Heelsum, A. Van & J Tillie- 1999; “Türk İslâm Kuruluşları” –Canatan, K- 2001; “Hollanda Türk Sivil Örgütleri ve Türkevi” –Yavuz Hatunoğlu- 2003.

Hollanda’daki Türk kuruluşları da diğer göçmen kuruluşlar gibi amaç ve etkinlikleri açısından farklı alanlarda örgütlenmiş durumdadır. Bu alanlar genel olarak dini, siyasi, spor, medya, hemşericilik, kültür ve sanat olarak tanımlanabilir. Etkinliklerin çoğu Hollanda içindeki amaç grubuna yönelirken, az da olsa uluslararası amaç grubuna yönelik etkinlik yapan örgütler bulunmaktadır.

 

Siyasî Eksenli Kuruluşlar

                Hollanda’daki Türk kuruluşlarının özellikle 1970’li yılların sonu ve 1980’li yılların başında kurulanların önemli bir bölümünde o günkü Türkiye’nin siyasi fotoğrafının bir iz düşümü görülmektedir. Bu yapılanma yıllar boyu süregelmiştir. Artık 1980’li yılların ortalarında Türkiye’deki tüm siyasi akımların temsil edildiği görülmektedir.

Özellikle 1980 ihtilalinden sonra Türkiye’de sekteye uğrayan siyasi hareketler Avrupa’da ve dolayısıyle Hollanda’da varlıklarını en etkin biçimde devam ettirmişlerdir.

Bu katagoride yer alan bazı örgütler aşağıda kısaca tanımlanmaktadır.

 

HITIB

Hollanda Türkiye’li İşçiler Birliği, HITIB 1974 yılında kurulan ilk Türk siyasî örgüttür. HITIB 12 Mart muhtırasıyla Türkiye’den kaçan Neriman ANDAŞ, Ahmet KARDEM, Cengiz ÇANDAR, Nihat KARAMAN başta olmak üzere bir grup tarafından kurulmuştur. Amsterdam, Leiden, Den Haag, Rotterdam, ve Eindhoven gibi kentlerde aktif olan örgüt sosyal hakların savunulması, topluluğun sorunlarına çözüm bulmak, Türkçe eğitim, kadın hakları ve insan hakları gibi etkinliklerde bulunmak amacıyla kurulmuştur. HITIP 1974 yılından 1987 yılına kadar tamamen T.K.P. (Türkiye Komünist Partisi) tarafından yönetilmiştir. (Hatunoğlu Y. s. 13, 14)

Türkiyeli olarak kendilerini tanımlayan HITIB’in Hollanda’da eskisi gibi protesto yürüyüşleri olmadığından ve hükûmetin daha çok müslüman kuruluşları muhatap almasından dolayı etkinliği kaybolmuştur. Oysa göçün ilk ikinci on yılında gerek Hollandalı bilim adamları gerek yerel yönetimler üzerinde etkili olmuşlar, Türk toplumunun temsilcisiyiz görüntüsü vererek kendileri gibi düşünmeyen onlarca bireyin ve Türk kuruluşunun önünün kesilmesini sağlamışlardır. Bu süreçte Hollandalı solcularda önemli rol oynamış, yıllarca “Türkiye’den gelmek ve solcu olmak sanki bir marifet” olarak görülmüştür. Bireylerin kalitesi yerine ideolojisi tercih edilmiştir. Elbette bu süreçte solun dışında kalan Türk kitlesinin toplumda sözcülerinin olmaması da önemli rol oynamıştır.

HITIB’in iz düşümü kadın örgütü HTKB (Hollanda Türkiyeli Kadınlar Birliği) de Amsterdam’da genellikle kadınlara yönelik etkinlikler yürütmektedir.

 

Türk Federasyon

Türkiye’nin bir uzantısı olarak 1975’lerden itibaren örgütlenmeye başlayan ve yıllar sonra (1995) kısa adı Türk Federasyon olan “Hollanda Demokratik Ülkücü Türk Dernekleri Federasyonu” ülke düzeyinde etkinlikler yapan ve şubeleri olan bir örgüttür. Hollanda kamuoyu tarafından  “Bozkurtlar” olarak da bilinen Türk Federasyon “Türk milletinin değerleriyle, inancıyla, vatan sevgisiyle korunması gerektiğini ve yeni nesilleri de Avrupa’da Türk kimliğinin kaybolmaması için Türk milliyetçiliğinin gençlik arasında canlı tutulması”nı amaçlamaktadır. (Hatunoğlu Y. s. 11)

Türk Federasyon’a (het Handboek Minderheden) kitabına göre 50’den fazla kuruluş üyedir.(Anya van Heelsum, s. 28). Merkezi Amsterdam’da olan Türk Federasyonu Türk kültürünü Hollanda’da yaşatmak için toplantılar ve seminerler düzenliyer ve bu toplantılara Türkiye’den misafirler çağırıp Hollanda’daki Türk vatandaşlarının vatanla olan bağlarının güçlendirilmeye çalışıldığını ifade edilmektedir.

Türkiye’deki MHP ile organik bağı olduğu söylenen Türk Federasyonu Türk solcuları yanısıra Hollandalı gazeteci Stella BRAAM tarafından ırkçılıkla itham edilmiş ve Hollanda’da uyum politikalarına zarar verdiği öne sürülmüştür. Bu görüşlerini “Türk Bozkurtlar ve Aşırı Sağı Araştırma” adlı kitabında (1997) savunmuştur.

 

Hollanda İslâm Federasyonu


Türk Yurdu Nisan 2006
Türk Yurdu Nisan 2006
Nisan 2006 - Yıl 95 - Sayı 224

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele