“SİRKECİ’DEN TİREN GİDER VARIM YOĞUM TÖREM GİDER”

Nisan 2006 - Yıl 95 - Sayı 224

 

Kırk beş yıl önce Sirkeci’den Almanya’ya kalkan trenlerin içinde ayrılığın hüznünü yaşayanlar geride gözü yaşa analar-babalar-çocuklar bırakarak yad ellere yollandılar. Atalarının at sürdüğü ovalardan trenle geçen bu insanlar el kapısına ekmek parası için gidiyorlardı. Giden işçilerimizin niyeti çok para kazanmak ve memlekete tekrar dönmekti. Ülkelerine işçi olarak gelenleri kabul edenlerin niyeti de gelenleri kısa zamanda memleketlerine geri göndermekti. Niyetler işçi gönderen ve kabul eden ülkeler açısından hiçbir zaman tam anlamıyla gerçekleşmedi. Aradan 45 yıl geçti. Bir iken üç olduk. Üç iken üç bin olduk. Üç bin iken üç yüz bin kişi olduk. Derken Türkiye’nin kırsal alanındaki yoksul köylülerimiz de göç kervanına katıldı. Günümüzde tüm Avrupa’da nüfusumuz 4 milyona yaklaştı.

                1960 yılların başında 20 yaşında yad ellere işçi olarak gitmiş olanlar şimdi emekli oldu. Orta yaşlarda gitmiş olanlar yavaş yavaş bu dünyadan ellerini çekmeye başladı. Gidip de dönmeyen ve torun sahibi olanların bir ayağı Türkiye’de bir ayağı da emekli oldukları ülkede.

Bu arada gidip de dönmeyenlerin çocukları yaşadıkları ülkelerin vatandaşlığına geçmeye başladı. 800 bin vatandaşımız Alman vatandaşlığına geçti. Artık vatandaşlarımızın bulunduğu kentlerde apartman mescitler minyatür camilere dönüşmeye başladı. Bürokratik engellere rağmen yapılan bu camiler Türk nüfusunun kalıcılığına işaret etmektedir. Yaban ellere işçi olarak gelen vatandaşlarımızın azmi 1980’li yıllardan sonra meyvesini vermeye başladı. Vatandaşlarımızın arasındaki girişimcilik ruhu onları işçilikten işverenlik konumuna yükseltti. Tüm Avrupa’da 70 bine yakın işletmemiz bulundukları ülkenin insanına da istihdam yarattılar. 40 bine yakın gencimiz Avrupa üniversitelerinde öğrenim görüyor. Bu veriler göçün olumlu tarafını yansıtıyor.

Göçün olumsuz yanı daha çok kimlikle ilgili. Birinci kuşak varını yoğunu töresini birlikte getirdi. Yaşadığı kadarını yaşadı. Asla asimile olmak istemedi. Bunda şaşılacak hiçbir yan yok! Alman, Fransız, Hollanda toplumu içinde yaşayan Türk binlerce yıllık uygarlık ve tarih birikimine dayanan bir kimliğin taşıyıcısı olduğu için asimile edilemedi. Ya onun çocukları ve torunları? İki arada bir derede kalan gençlerin durumu babalarınkine benzemiyor. Onlar daha çok risk altında. Dil ve dinlerini aşındıran egemen toplumun kuşatması onların içinde yaşadıkları topluma rahatsızlık vermeden Türk ve Müslüman olarak kalmalarını zorlaştırıyor. İçinde yaşadıkları toplumun dışlamasına karşılık vatandaşlık değiştiren insanımızın karşısına bu kere “vicdan testi” denilen saçma sapan uygulamalar konmaya başlandı. Çok kültürlülükten, insan ve azınlık haklarından bahseden ve bu konuda AB kriterleriyle ülkemize yaptırım uygulamaya kalkan Almanya ve Hollanda’nın kültürel ırkçılığa soyunmaları traji-komik bir görüntü sergilemektedir. Öyle görünüyor ki, AB uyum programlarının iştiyakla devreye sokulduğu günümüzde, Avrupa’daki Türklere reva görülen çirkin muamelelerin dikkatle izlenmesi konuyla ilgili her kurum ve kuruluşun önde gelen görevlerinden biri olmalıdır.

İşte Türk Yurdu, varlıkları devletimiz ve milletimiz açısından büyük önem taşıyan 4 milyona yaklaşan Avrupa Türklerinin sorunlarını konunun uzmanlarıyla ele aldı ve sizleri Avrupa Türkleriyle ve onların sorunlarıyla tanıştırmak istedi. Katkıda bulunan yazarlarımıza teşekkürlerimizle…

                                                                                             

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Türk Yurdu Nisan 2006
Türk Yurdu Nisan 2006
Nisan 2006 - Yıl 95 - Sayı 224

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele