ITC ve TÜRKMENLERİ DOĞRU ANLAMAK

Nisan 2006 - Yıl 95 - Sayı 224

 

Türk kamuoyu, Türkiye dışında yaşayan Türkler konusunda çok duyarlıdır. Irak Türkleri (Türkmenler) konusunda ise son derece hassas olduğu gözlenmektedir. Bu hassasiyet, bürokraside, sivil toplum kuruluşlarında, akademik çevrelerde ve medyada daha çok sübut bulmaktadır. Türkmenlerin tek tesellisi de budur.

Buna rağmen, çok sınırlı da olsa, Türk kamuoyuna Türkmenleri dağınık gösteren, Türkmenlerin tek meşru temsilcisi Irak Türkmen Cephesi’ni (ITC) yıpratan düşünce ve yazılara da rastlanmaktadır. Türkmenleri en çok üzen ve yaralayanlar bunlar olmaktadır..

Bu tür çatlak sesler şayet, ITC’yi bir türlü içine sindiremeyen Türkmenlerin etkisiyle çıkmıyorsa, mutlaka provokatif amaçlara hizmet etmektedir ki Türkmen davasına bundan daha büyük zarar verilemez.

Türkmenlerin içinde bulundukları durumunu anlayabilmek için Lozan’a kadar uzanmak ve 80 yıllık geçmişi iyi tahlil etmek, ITC’yi takdir edebilmek için de kurulduğu zamanı ve zemini çok iyi değerlendirmek gerekir.…

Irak’ta yaşamak, Irak’ta Türkmen olmak ve Türklüğü korumak hiçte kolay olmamıştır. Türkmenler, kimliklerinin yok edilmesi ve ülkedeki varlıklarının sona erdirilmesi amacıyla, sürekli insanlık dışı uygulamalara ve asimilasyona maruz bırakılmışlardır. Bu uğurda verilen şehitlerin kanı ise daha kurumamıştır.

 

Türkmenlerin milli ve manevi değerleriyle oynanmıştır. Saddam rejimi döneminde Araplaştırma politikalarına maruz kalan Türkmenler, can ve mal güvenlikleri nedeniyle Arap kimliği lehine kendi etnik kimliklerini bırakmaya zorlanmışlardır. Bugün ise Kürtler, Türkmenlerin yaşadıkları şehirlerin demografik yapılarını bozarak, Türkmenleri azınlık durumuna düşürmek için uğraş vermektedir. .

Irak’ta, Kürtleri, Araplara karşı kullanmak, Araplar arasında mezhep bazında birbirine düşürmek, Türkmenleri de bir gün Türkiye ile birleşmek isteyeceğini düşünerek yavaş yavaş eritmeye çalışmak ezeli bir politikadır..

Irak’ta eskiden Kerkük bir Türk şehri mi Kürt şehri mi? Irak’ın Kuzeyi’nde bir Kürt federasyonu kurulacak mı kurulmayacak mı? Biz Türkmenler, Kuzey’deki federasyona mı, Bağdat’taki merkezi otoriteye mi bağlıyız gibi kaygılarımız, Türk müsün? Kürt müsün?, Şii misin? Sünni misin?, gibi etnik ve mezhep ayrılıklarımız yoktu..

Eskiden de sorunlarımız vardı. Ama çoğu aynı coğrafyada yaşamaktan dolayı ortak mahallî sorunlardı. Şimdi ise bölgesel ve ulusal bir boyut kazanmıştır. Hatta sadece Kerkük, uluslar arası bir sorun hâline gelmiştir.

Sürekli, Irak’ın dirliği ve birliğinden yana olan Türkmenler, artık bir bedel ödemek istememektedir. Türkmenlerin artık tek dileği, demokratik, özgür ve güvenli bir Irak’ta yaşamaktır. Irak’taki Türkmen gerçeğinin artık sadece Irak değil tüm dünya tarafından fark edilmesinin zamanı gelmiştir.

Türkmenler, Irak’ta iyi eğitimli bir nüfus olarak, değerli bir insan kaynağıdır. Türkmenlerin millî bilinçleri yerindedir ve çok gelişmiştir. Buna karşın, dikta rejimi altında örgütlenmelerini tamamlayamamış ve hemen organize olamamışlardır. Kaldı ki demokrasiyle 2003’te karşılaşmışlar, ilk siyasî deneyimlerini de 2005’te yaşamışlardır. İki seçim bir referandumu bir yıl içinde görmüşlerdir. Her türlü ihlale rağmen seçim sonuçları Irak’ta hâlâ kemikleşmiş bir Türkmen varlığını göstermektedir. Sonuçlarından memnun olmasak ta, iki seçimde de Türkmenlerin tek meşru ve siyasî temsilcisinin ITC olduğu tescillenmiştir.

Üstelik, ABD’nin Irak politikasında bugüne kadar Türkmenlerin adı yoktur.. Savaş öncesinde Irak’ın geleceğine dair senaryolar yazılırken; Sünni ve Şii Araplar ile Kürtler dikkate alındığı hâlde, Türkmenlerin adı bile anılmamıştır.. Durum savaş sonrasında da değişmemiştir.

İnancımız odur ki, Türkiye’nin savaşa katılmaması veya ABD’nin işgaline yardımcı olmamasının faturası, Türkmenlere kesilmiştir. Bu nedenle, Türkmenlerin yaşadığı bölgelerin siyasî ve demografik yapıları değiştirilmesine ABD sesini çıkarmamaktadır.

Irak’ta hata üstüne hata yapılmıştır. Bunları da üç başlık hâlinde toplamak mümkündür:

1- Türkmenler; Araplar ve Kürtlerin yanında 3. asli unsur olarak kabul edilmemiş, Asuriler, Keldaniler gibi idarî ve kültürel bir azınlık gibi görülmüşlerdir.

2- Irak’ta hep Arapça ve Kürtçe resmî dil olarak kabul edilmiştir. Oysa Irak’ta çoğunluk Arap’tır. O hâlde Arapça resmî dil olarak kalmalıdır. Tek dil uygulamasından vazgeçilecekse o zaman Kürtçe’nin yanında Türkçe de Irak’ın resmî dilleri arasında yer almalıdır.

3- Irak resmen Kürt ve Arap federasyonuna ayrılmıştır. Türkmen ağırlıklı olduğu yöreler de Kürt federasyonuna terk edilmiştir. Kerkük’ün statüsü de en geç 2007’de belirlenecek ve muhtemelen Kürt bölgesinin başkenti yapılacaktır.

Bir kez daha önemle ve özellikle vurgulamak isteriz ki Kerkük, Irak’ta mihenk taşıdır. Bugün Türkmenlerle Kürtler arasında bir ihtilaf konusu gibi görünmekle beraber, bu şehrin nihai statüsünün belirlenmesi amacıyla en geç 2007 sonuna kadar yapılacak referandumda ortaya çıkacak sonuç, bu kez Kürtlerle Arapları karşı karşıya getirecek ve Irak için yeni bir huzursuzluk kaynağı olacaktır. Bu kez Kürtler karşılarında Türkmenler gibi mazlum bir halkı değil, Irak’ın ana insan potansiyeli olan Arapları bulacaktır.

Bu aşamada, Türkmenler ve ITC hakkındaki en küçük bir zafiyete tahammülümüz yoktur. ITC’yi ayrıştırmaya kalkarlarsa, bunun bedelinin çok ağır olacağı ve Türkmenler bir daha belini doğrultamayacakları çok iyi bilinmelidir. Bu nedenle eleştiriler, yalnız Irak’ta değil, bölgede ve dünyada elimizi zayıflatacak nitelikte olmamalıdır.

Irak coğrafyasında yaşamanın zorluğunu bilmeyenler için; Türkmenlerin dağınıklığından dem vurmak, ITC’nin Türkmenleri temsil etmediğini söylemek, ITC’nin dağıtılarak yeniden yapılanmasını önermek çok kolay olabilir…

Oysa bazı gerçekleri görmek tarihçi olmak gerekmez. Yakın tarihi bakmak yeterlidir. 31 Ocak 2005 seçimlerine 111 parti, 15 Aralık seçimlerine 287 parti katılmıştır. Bunların arasında onlarca Kürt, Şii ve Sünni partileri vardır. 27 Milyonluk bir ülkede, bundan daha büyük dağınıklık olabilir mı? Son seçimlere tek başlarına seçime giren çok az parti vardır ki ITC bunlardan biridir. ITC, ilk seçimden sonra kurultay yapan tek siyasî oluşumdur. Seçime yeni bir liderle gidecek kadar da demokrattır.

Türkmenlerin dağınıklığından dem vuranların, bu aşamada, Irak Türkmen Cephesi’nin dağıtılmasını veya yeniden yapılandırılmasını düşünmeleri veya dillendirmeleri çelişkidir ve Türkmen davasına büyük zarar vermektedir. Yeniden yapılanmanın eskisinden daha iyi olacağının garantisi olmamakla beraber, 10 yıllık emekte boşa gidecektir. Ve bilinmelidir ki ITC bir dağılırsa, hangi adla kurulur ve hangi liderle yoluna devam etmeye kalkarsa bir daha iflah olmaz. Bunun vebali büyük olacak cezasını da yine Türkmenler çekecektir.

Bunun alternatifi ve doğrusu; Cepheyi, her türlü siyasî platformda öne çıkarmak, Türkmenler adına muhatap kabul edilmesini savunmaktır. Cephenin de eksikleri ve yanlışları olabilir. Bunun telafisi de mümkündür. Ama cepheyi yok saymak veya değiştirmeye kalkmak en başta bölgedeki yerel güçleri ve işgalci emperyalist ülkeleri mutlu edecektir.

Iraklı ilk kez bir yılda 3 defa sandık başına gitmiştir. Iraklı demokratik haklarını kullanmaya başlamıştır... Ancak seçimlerin mağduru yine Türkmenler olmuştur. Türkmen oyları üzerinde oynanan oyunları Mısır’daki sağır sultan duyduğu hâlde, bu gerçekler, Türkiye’de bazı çevrelerde Türkmenleri başarısız göstermek şeklinde tezahür etmiştir.

Yine bazı çevrelerin, ITC’den bahsederken kullandıkları “Türkiye’de belli bir merkezin desteklediği örgüt” ifadesi, Cepheyi zan altında bırakmakta ve illegal bir oluşum gibi göstermektedir. Böyle düşünenler bilmelidirler ki; Türkiye Irak’taki tüm siyasî gruplara eşit mesafededir. Irak’taki tüm grupların Türkiye’de temsilcilikleri vardır ve siyasi faaliyetlerine de izin verilmektedir.. Bunların arasında Türkiye’ye en yakın olan grubun Türkmenler olmasından, Türkiye’nin Türkmenleri, ITC çatısı altında tanıması ve muhatap almasından rahatsızlık duyulmasını anlamak mümkün değildir.

Süper güçlerin üzerinde at oynattığı Mezopotamya’da, yerel, bölgesel, ulusal ve uluslar arası destek görmeyen tek grup olan Türkmenlerin, sadece Türkiye tarafından desteklenmesini, yadırgamak ve belli bir merkeze bağlamak, insafsızlık olur…

Ölümün kol gezdiği, insan hak ve özgürlüklerinin, silâh ve şiddetten geçtiği bu coğrafyada, sade bir vatandaş olarak yaşamak bile lüks iken Türkmenleri, her ne sebeple olursa olsun rahatsız ve rencide etmek, şayet bilerek yapılmıyorsa, gaflettir…

Irak’ta yakın gelecekte hâlâ bir Türkmen toplumundan söz edilecekse, bize yalnız olmadığımız daha çok hissettirilmeli ve daha yapıcı olunmalıdır. Bunu hiç kimseden değil ama Türkiye’den beklemek hakkımızdır.

Biz Türkmenler, bugün gelinen noktadan çok mutlu olmasak dahi müsterihiz. Çünkü, sadece bizi değil, Irak’ı ve bölgeyi bekleyen tehlikeleri her fırsatta dile getirdik. Bunu da tarihi bir görev saydık… Bu yazdıklarımızdan ve söylediklerimizden hiç kimse ve hiçbir ülke alınmadıysa, yapabileceğimiz bir şey kalmamıştır. Bir kaderimize razı oluruz.

Herkes şunu çok iyi bilmelidir ki, Irak’ın, bir an önce istikrara kavuşmasını, Irak’ta yaşanan insanlık trajedisi sona erdirilmesini, Irak’ın toprak bütünlüğünün sağlanması en çok arzu eden yine Türkmenlerdir. Türkmenler, Irak’ın dirliği ve birliği için, etnik ve mezhep ayrılıkları bir tarafa bırakılarak, “Irak” üst kimliğinde birleşilmesini, hâlâ ülkenin tek kurtuluşu olarak görmektedir.


         

 


Türk Yurdu Nisan 2006
Türk Yurdu Nisan 2006
Nisan 2006 - Yıl 95 - Sayı 224

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele