EKRANIN ASİL ÇOCUKLARI

Şubat 2006 - Yıl 95 - Sayı 222

 

“Vadi” denilince aklıma ilk olarak Orhun Vadisi gelirdi. Atam Bilge Kağan’ın, atam Költigin’in yaşadığı o kutsal topraklar gelirdi aklıma. O topraklar, toplanıp yedi iken yetmiş, yetmiş iken yedi yüz er olanların; Tanrı güç verdiği için askeri kurt, düşmanı koyun gibi olanların topraklarıydı. O topraklar, dizliye diz, başlıya baş eğdirenlerin yurtlarıydı. Üstte gök çökmese, altta yer delinmese kim yok edebilirdi onları!

                Son zamanlarda “vadi” denince hemen herkesin aklına “Kurtlar Vadisi” gelir oldu. Bir perşembe akşamı evlerimize aniden girdiler ve bizlere kendilerini daha ilk günden sevdirdiler. Günler haftaları, haftalar ayları kovaladı ve üç yıl gibi bir süre geride kaldı. Dizi sonunda bitti. Haklarında çok şey yazıldı. Övenler, eleştirenler oldu. Övgüde ve yergide ifrat ve tefrite gidenler de oldu. Onlar hakkında üç yılda öyle şeyler yazılıp söylendi ki, bunların çoğuna yazan ve söyleyenlerin kendileri bile inanmadılar.

                Kurtlar Vadisi, pek çoklarına göre bir mafya dizisi olmaktan öteye geçemedi. Öyle ya, o sadece, silâhların konuştuğu, her bölümde üçer beşer adamın öldüğü, raconların kesildiği bir diziydi. Çocuklarımızı silâhlanmaya, racon kesmeye, haraç almaya alıştırıyordu. Okullarda çeteler oluşuyor, sokaklarda hırsızlık çoğalıyor, ruhsatsız silâh taşımalar artıyor, durmadan ülkede birileri öldürülüyordu. Ah, bu dizi de yok muydu! Ne geldiyse onunla gelmişti başımıza. Hâlbuki 2003 öncesinde ne güzel bir ortam vardı ülkemizde. Ne olduysa bu diziden sonra olmuştu. Gözü kör olmalıydı bu dizinin! Bazı basın yayın organları, kargışları ve bunların dozunu her seferinde arttırıyordu. Ülkedeki bütün ölümler neredeyse diziye bağlanır olmuştu. Sokakta ayağı kayıp düşen olsa medyaya göre sebebi bu diziydi. Sonra rüzgâr farklı yönlerden esmeye başlayıp dizi kanal değiştirince sular bir parça duruldu. Durulmakla kalmadı, süt liman bile oldu. Gazetelerin, ana haber bültenlerinin rengi değişti, her şey ne de çabuk düzelmişti ülkede!

                Diziye gelen eleştiriler, akıllara durgunluk verecek cinstendi. Belki de en komiği, dizinin çocuklarımızı silâha ve şiddete alıştırmasıydı! Yahu bu memleketin çocukları yıllarca He-Man, X-Man, Action Man gibi silâhlı, vurdulu kırdılı çizgi filmlerle büyümemiş miydi? Çocuklarımıza bunların kostümleri, oyuncak kılıçları, silâhları, tankları, topları satılmamış mıydı? Hemen her akşam televizyonlarda seyredilen Hollywood filmlerinde kan yerine şerbet mi akmıştı? Onlar yapınca “sanat” oluyor da bir tane doğru dürüst dizi çıkınca mı “sakat” oluyordu?

                Kurtlar Vadisi, ekranlarımızdan öyle ya da böyle, birilerinin hoşuna gitsin ya da gitmesin çok güzel izler bırakarak ayrıldı.  Her fırsatta millî ve manevî değerlerimiz bu dizi sayesinde evlerimize girdi. Bu satırları okuyan bazı art niyetliler, “Efendim, mafya, yer altı dünyası, haraç, adam öldürmek mi bizim öz değerlerimiz?” itirazında bulunabilirler. Aslında neyi kastettiğimizi onlar da pekalâ biliyorlardır.

                Başka dizilerde olan bazı kareleri Kurtlar Vadisi’nde göremedik. Bir kere iki üç roman yazarının ismi “memleketin en büyük yazarları” diye dolaylı yönden halka reklâm yapılmadı bu dizide. Yaka bağır açık, ne konuştukları belli olmayan, kelime hazinesi üç beş argodan ibaret olan ve kendi isimlerini bile söylemekten âciz öğrenci tipi de yoktu bu dizide. Bu dizide ne Kübalı komünist Che GUEVERA’nın resimleriyle süslü tişörtler giyildi, ne de eski tüfek komünist sevimli (!) ihtiyarlar yer aldı. Yunanlılar her fırsatta bize diş gösterirken sun’î yolla Türk-Yunan dostluğu da kurulmadı bu dizide.

Peki, Kurtlar Vadisi güzel olan neleri yaptı? Kurtlar Vadisi, her şeyden önce son dönem dizilerinde ve filmlerinde pek de görmediğimiz vatan ve millet sevgisini yansıttı ekranlardan. Polat’ın şahsında vatan uğruna, millet uğruna yaşamanın; yeri geldiğinde anadan, babadan ve yardan geçmenin asil duygusunu taşıdı ekranlara. Yüreği vatan sevgisiyle yanan bir gencin dramatik bir hikâyesiydi bu.

Kurtlar Vadisi, halk müziğimizi de canlandırdı. Yeni nesil gençlerinin neredeyse unutacağı belki de hiç dinlemedikleri türkülerimizi onlara bir şekilde dinletmeyi başardılar. Önce Elif Türküsü ile başladı türkü sağanağı. Sonra Laz Ziya ile Asiye geldi. Bir Fırtına Tuttu Bizi Deryaya Karşı, Hekimoğu, Acem Kızı ve Halil İbrahim derken Tanrı’dan Diledim geldi ve bize bu türkülerle Anadolu’muzu gezdirdiler. Halkımıza bu diziden, bir tamirhane görüntüsü eşliğinde Ahmet KAYA dinletilmedi.

Ömer Baba’nın şahsında ebru sanatını, neyin o yanık ahengini, sabah ezanının saba makamında okunan o büyülü sesini hatırladık. Elinde Kur’an okuyan bir karakter gördük ekranlarımızda. Mevlânâ’yı hatırladık, Yunus’u dinledik. Son zamanlarda, bir imamın yerin dibine sokulmayıp aksine yüceltildiğine  ilk defa şahit olduk.

                Dizinin senaristleri, günlük hayatı da diziye sokmayı başardılar. Rusya, Amerika, Irak, Lübnan, İsrail, Kıbrıs ve Avrupa Birliği ile ilgili bazı önemli noktalar da girdi bu diziye. İlk defa bir cumhurbaşkanı bir televizyon dizisinde göründü. Sayın Denktaş, yıllardır sabırla anlattıklarını bir kere de bu dizi vasıtasıyla taşıdı ekranlara. Kıbrıs Türkü’nün davası böylelikle başka bir vesileyle anlatılmış oldu.

                Her dizi ya da film karakteri çocukların gözünde bir idol olabilir. Yıllarca “Ben örümcek adamım!”, “Ben süpermenim!”, “Ben Rambo’yum!”, “Ben Matrix’im!” diye silâh ve kılıç sallayan çocuklarımız şimdi de “Ben Polat’ım!” “Ben Memati’yim” diyorlarsa bunda suç Kurtlar Vadisi dizisinde değildir. Hele hele birileri dışarda çete kurup keyfî olarak adam öldürüyor, sonra da “Ben Polat’ım” diyorsa dizinin burada hiç suçu yoktur. Hem böyle yapanlar hem de bu olaylardan dolayı diziyi suçlayanlar diziyi hiç anlamayanlardır.

Kurtlar Vadisi’ne alışmıştık. Ondan ayrılmak zor olacak. Prof. Dr. Ahmet B. ERCİLASUN bir yazısında, aziz milletimizi ve onun fertlerini “Tarihin asil çocukları” şeklinde nitelemişti. Kurtlar Vadisi ekibi, özellikle Polat ve arkadaşları da, ekranın asil çocukları oldular. Onlardan ayrılmanın burukluğu bir yana, şimdi herkes sabırsızlıkla 3 Şubat’ı, Polat’ın Irak’ta başlarına çuval geçirilen askerlerimizin intikamını alacağı günü bekliyor. Senaristler, anlaşılan dizide olduğu gibi filmde de milletimizin duygularına tercüman olmayı sürdürecekler. Onlar duygulara tercüman oldukça halk da onları birinci yapmaya devam edecektir. Düşünsenize Polat, Amerikalının başına çuvalı geçirmeyecek olsa kim izlerdi bu filmi!


         

Türk Yurdu Şubat 2006
Türk Yurdu Şubat 2006
Şubat 2006 - Yıl 95 - Sayı 222

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele