Devlet Organlarının ve Milliyetçilerin Bu İttifaka Karşı Uyanıklık ve Gayret İçinde Olması Gerekir

Aralık 2007 - Yıl 96 - Sayı 244

 

     Öncelikle ittifak yapan tarafların niyet ve hedeflerinde tam bir bütünlüğün olduğunu söylemek mümkün değildir. Bir taraf ki bunlar eski Marksist yeni liberal ve ikinci cumhuriyetçilerdir, Marksist oldukları dönemde de Türkiye Cumhuriyeti devletini yıkmayı veya kendi ifadeleriyle dönüştürmeyi hedef almışlardır. Bu hedeflerinden hala da vazgeçmemişlerdir. Dün de yanlıştaydılar. Bugün de aynı yanlış içindedirler. Dün Sovyet emperyalizminin emellerinin, bilerek veya bilmeyerek, gerçekleşmesine hizmet ediyorlardı. Berlin duvarının yıkılması, Sovyet sisteminin çökmesiyle artık kendilerine güç ve destek veren Marksist bir emperyal güç kalmayınca,  esasen dışarıdan yönlendirilmeye alışık olan bu grup, bu defa yeni ve tek emperyal güç olan ABD tarafından kullanılmaya başlandı. Bunlar da ABD’nin emperyalist emellerinin kılıfı olan ferdin temel hak ve hürriyetlerinin mücadelesini veriyormuş görünerek faaliyetlerini yürütmeye devam ettiler. Nasıl dünün sloganları, adil gelir dağılımı, insanın sömürülmemesi gibi kulağa hoş gelen ilkeler ise bu günde temel hak ve hürriyetler, ferdin hak ve hukukunun gözetilmesi, bugünün masum sloganlarıdır.

     Dünyaya yeni nizam vermeye çalışan ve BOP ile ülkemizi de yakından ilgilendiren planlarını gerçekleştirmek için bu grubun gücünün yetmeyeceğini geçmiş tecrübelerden bilen ABD’nin bunları halk tarafından kolayca desteklenebilecek başka bir grupla ittifak içine sokması gerekiyordu. İşte bu noktada 28 Şubat imdada yetişti. İslâmî hassasiyetleri olan bir parti koalisyonun büyük ortağı olarak iktidardaydı. Hem bu koalisyonun dağılması sağlanırdı. Başörtüsü öğrenim hakkının kullanılmasının büyük engeli haline getirildi. Çocukların Kur’anı Kerim’i daha geç yaşında öğrenmesi hususunda kanunî düzenlemeler yapıldı. İrtica ile mücadele adı altında devlet memurları hakkında ihbar furyası ve aslı astarı olup olmadığına bakılmaksızın takipler başladı. Millî müesseselerin yabancıların eline geçmesi karşısında endişe beyan edildiğinde “Sermayenin milliyeti olmaz” diyenler biranda sermayenin dinini hatırladılar. Mürteci iş adamları listesi yayınlandı. Parti iktidardayken hakkında kapatma davası açıldı. Böylece o zamana kadar AB’ye en muhalif görünen kitle bir anda AB’yi kurtarıcı olarak görmeye başladılar. Refah Partisinden sonra Fazilet Partisinin de kapatılmasıyla artık ittifakın psikolojik zemini sağlanmış oldu. Düne kadar demokrasiyi bir araç olarak görenler bir anda onun faziletine inanmaya başladılar. Devlet, çeşitli kurumları temsil edenlerin şahsî anlayış ve zihniyetlerinden kaynaklanan yanlışlar bahane edilerek yıpratılmaya başlandı.

     Emperyalizmin hedefi, üzerinde yaşadığımız vatan coğrafyası ve elbette bu coğrafyadaki Türk hâkimiyetini bir şekilde zayıflatmak olduğu için önünde iki engel görünmektedir. Birincisi Türk Ordusudur. 28 Şubattan sonra lâik rejimi muhafaza endişesi ile bazı askerlerin tutumu veya beyanları, açıkçası bu düşüncede olanlara maalesef bol malzeme vermektedir. Ordunun İslâm düşmanı olduğu propagandasını etkisiz bırakmak için son zamanlarda şehit cenazelerinde saf tutmak ve başörtülülerle birlikte resim vermektedirler.

     İkinci hedef milliyetçilerdir. Zira milliyetçiler millî direnişin fikrî zeminini hazırlamaktadır ve emperyal hedeflerin farkında olan yegâne sivil zümredir. Ayrıca doğrudan devlet ve ordu düşmanlığı yapılamayacağı için, milliyetçileri hedef almak uygun bir gizleme sağlamaktadır. Esasen eski Marksist yeni liberallerin önemli bir bölümü inançsızdır. Yani İslam’a da karşıdır. Mesela bunlardan biri, Murat Belge, inançsız olduğunu, ama din seçmesi gerekse, incelemelerine göre ya Budist veya Hıristiyan olacağını söylüyor. Ama inanç hürriyetlerini savunduğu insanların dininden olmayı nezaketen bile düşünmüyor. Türk düşmanlığının, etkilendikleri batılılar gibi ayni zamanda İslam düşmanlığı olduğunu da bilmektedirler.

       Bu ittifakın milliyetçilik düşmanlığı doğrudan bizi ilgilendiriyor. Ama esas zararı Müslüman akidesine olmaktadır. Zira inançsız yeni liberalistler, sıradan Müslümanlara düzgün insanlar olarak gösterildiği için bunların her söylediği doğru ve makbul sayılmaktadır. İttifak yapan önderler, fikir ve inanç sapmalarına sebep olacak yanlışlarıın farkında olabilirler ama sıradan insanların bunun farkına varması mümkün değildir. Bu da milletimizin emperyalist emeller karşısında dirençsiz kalmasına sebep olur. Bu yüzden hem devlet organlarının ve hem de milliyetçilerin bu ittifakın milletimizde geniş kabul görmesini önleyecek uyanıklık ve gayret içinde olması gerekir.


Türk Yurdu Aralık 2007
Türk Yurdu Aralık 2007
Aralık 2007 - Yıl 96 - Sayı 244

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele