Fesat Cephesinin Tarihi ve İdeolojik Sebepleri

Aralık 2007 - Yıl 96 - Sayı 244

 

 

                        Böyle bir fesat cephesinin teşekkül edişinin tarihî ve ideolojik sebepleri olduğunu söyleyebilirim. Kısaca ifade edilecek olursa, batılılaşma sonucunda ülkemizde, Batıcılık, İslâmcılık ve Türkçülük/Türk Milliyetçiliği olmak üzere, üç ana kültürel, entelektüel ve siyasî akım doğdu.

                        Başlangıçta, birbirleriyle tam ve katî bir şekilde radikal bir ayrılık içerisinde bulunmaktan ziyade, aralarında yatay geçişlerin ve ortak noktaların da bulunduğu bu akımların her üçünün de buluştuğu müşterek, dağılma sürecine girmiş Osmanlı’yı ve çökme sürecine girmiş kültür ve medeniyetimizi kurtarmaktı. Ne var ki bu akımlar arasındaki mesafe zamanla hayli büyüdü. Batıcılık, kurtuluşun yolunun batılılaşmadan geçtiğini savunan batılılaşmacılıktan, düpedüz, her şeyimizi ile birlikte Batı’ya eklemlenmeyi temel bir prensip hâline getiren bir gönüllü müstemlekeciliğe tahvil oldu ve kendi içinden de bölünerek üçüncü dünya tarzı bir Marksist oluşumu da türetti. Bilhassa Türk(iye) Marksizmi, tarihî gelişimi içerisinde, Türkiye, Türk Milleti ve İslâm’a muhalefeti temel varlık şartına dönüştürdü. Bu gözü kara muhalefetin sonucu da bir yandan tam bir Rus ve/ya Çin uyduculuğu olurken diğer yandan da Türkiye’ye, Türk Milleti ve İslâm’a muhalif olan herkesin ve her akımın tabiî müttefiki oldu ve böylece, mezhepçilik ve etnikçiliğe de bulaştı. Bu geri kalmış iptidaî Marksizm, Soğuk Savaş dönemi sonrasında, kâbesi yıkılınca bu defa da kendisine yeni bir istihdam alanı bularak sözde liberalliğe – aslında, avâmî ama tam ve gerçek adıyla “liboşluğa” soyunarak, Kürtçülüğe, Alevîciliğe,  Ermeniciliğe ve Avrupa Birliği işbirlikçiliğine yöneldi.

                        İslâmcılık hareketine gelince: Bu hareketin çıkışı ile milliyetçiliğin çıkışı arasında hemen hemen belirgin bir ciddî fark bulunduğundan, aralarındaki teori metot ve strateji bakımlarından bütün farklılıklarına karşılık, aynı halis niyetle aynı hedefe yönelmiş olduklarından şüphe duyulamaz: Garbın durdurulamayan yükselişine mukabil çöküşü kronikleşen ve bir siyaset ve medeniyet krizine giren İslâm Şark’ın ve hassaten onun kalbgâhı olan Osmanlı’nın bu çöküşünün durdurulması ve ihyası. Ne var ki İslâmcı hareketin Reel Politik’ten uzak siyasî doktrininin ve temel çıkış noktası olan İttihadı İslâm projesinin hazin çöküşü; bu hareketin mühim bir kesiminin, realiteye dönerek milliyetçilerle aynı noktada buluşmak suretiyle Millî Mücadele’ye katılmalarına yol açtı. Ancak bilahare, Cumhuriyet’in ilânından kısa bir müddet sonra, bir İslâm Cumhuriyeti olarak doğan yeni devletin kademeler hâlinde bu niteliğinden uzaklaşan ve son olarak laiklikle noktalanan gelişim süreci, İslâmcılık hareketini de gitgide sertleşen ve uzlaşmalaşan bir muhalefete itti. Ve bu muhalefet de zamanla Devlet’in rejimine olan muhalefetten, Devlet’in hükmî şahsiyetine muhalefete dönüştü; bu gözü kara muhalefet, bu suretle, bilhassa 1960’dan sonra, tıpkı Marksist hareket gibi Devlet’e muhalefet eden herkesle ittifaka girişmeye başladı ve böylece, zamanla, bir etnik çöplüğe de dönüştü. 28 Şubat’tan sonra Devlet’in ele geçirilmesi umutları büsbütün zail olunca, da bu defa “vatansız (kozmopolitan) İslâm doktrinini geliştiren İslâmcılık, kendi köklerinden tamamen koparak, Marksistlerle, liboşlarla, Kürtçülerle ve hatta kısmen de olsa Ermenicilerle müşterek hareket etmekten ve bir zamanlar reddettiği Batı’nın ve bilhassa Avrupa Birliği’nin tam bir işbirlikçisi olmaktan en ufak bir ahlakî endişe dahi duymayan tam bir yozlaşmaya sürüklenerek çöktü.

                        Velhâsıl; gerek Batıcılık ve uzantıları ve türevleri, gerekse de sadece bir isimden ibaret kalan İslâmcılık, varılan bu nihaî safhada, bu gelişim sürecinin tabiî bir neticesi olarak, “vatan” ve “devlet” konularında en ufak bir hassasiyetleri kalmadıklarından nâşi, milliyetçiliğin savunduklarına muhâlif olan her fikrin ve her siyâsetin tabiî müttefiki ve milliyetçiliğin de tabiî düşmânı hâline gelmiş bulunmaktadırlar.

                        Vazıyet çok kısaca bundan ibarettir. 

 

 

 

 


Türk Yurdu Aralık 2007
Türk Yurdu Aralık 2007
Aralık 2007 - Yıl 96 - Sayı 244

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele