TÜRK DÜŞÜNCESİNDE GEZİNTİLER

Kasım 2007 - Yıl 96 - Sayı 243

 

        (Süleyman Hayri BOLAY, Nobel Yayınları, Fikir ve Kültür Eserleri: 4, Ankara, 2007; XI+ 572 S )

Şu sıralarda, kendi vatanımda, kendi gök kubbem altında, bana teneffüs ettirilmeye çalışılan zehirli havanın verdiği ızdıraptan kurtulmanın imkânsızlığında çırpınanlar kafilesinde hayata tutunmaya çalışırken, bir sabah masamın üstünde beni bekleyen bir armağan paketi ile karşılaştım, açtım, bir kitap: “Türk Düşüncesinde Gezintiler”. Süleyman Hayri Bolay’ın bu eseri, her biri daha önce yayınlanmış Türk tefekkürü ile ilgili çeşitli eleştiri ve açıklamalarının yer aldığı yazıların bir araya getirilmesinden oluşmaktadır. Türk düşünce tarihinin ve bu tarihi var eden mütefekkirlerin önemli bir kısmının görüş ve düşüncelerinin dünya tefekkür tarihi düzlemi içindeki yerini belirlemeye ve açıklamaya çalışan Bolay, bir bilim adamı olmanın yanı sıra, aynı zamanda bir Türk mütefekkiri olarak da, bu yazılarında son iki yüz yıllık yeni süreç içinde yaşadığımız maceranın yanlışları üzerinde de dikkat ile durmakta ve çıkış yolları aranması icap ettiğine değinmektedir. Bu cümleden de Bolay, kendisi ile yapılmış kimi söyleşilerde düşünce yollarının nasıl açılabileceği ve bunun neden gerekli olduğu hususunda kendi düşüncelerini açıklamaktadır.

 

Bolay , ilmî dikkati ve tecessüsü yüksek bir bilim adamıdır. Türk düşünce tarihinin meselelerine ilmî ölçütler içinde kalarak, hissiyattan sıyrılmış biçimde bakmayı beceren ve bunu, yayınladığı açıklamaları ile kanıtlayan bir bilim adamı ve bir Türk mütefekkiri olarak her zaman âdâp ve erkânına saygı duyduğum bir akademisyendir. Açıklamalarında, benim için Bolay’ı güvenilir kılan iki önemli husus şudur : 1.Bilimsel disiplinin olaylar, olgular ve düşünceler karşısında sahip olduğu objektif bakış açısının titizlikle muhafaza edilmiş olması ; 2. Avrupanın ve Hristiyan Avrupanın tefekkür tarihine ve bu mirası yaratanların eserlerine, metodolojisine ve ana metinlerden olan hâkimiyeti yanı sıra , Türk ve İslâm tefekkür tarihine, bu mirası yaratanların ana kaynaktan metinlerine , Doğu medeniyetine < Çin, Hint  ve Japon gibi >  mahsus inanç ve tefekkür yapılarına olan hâkimiyeti. Türk bilim adamları ve aydınları arasında yeni zamanlar içinde bu özelliklere sahip yetişkin insan görmek gittikçe zorlaşmaktadır.

 

Geçmişsiz, bilgisiz ve bilinçsiz bir ‘yeni kuşak’bilim adamı ve aydın tiplemesi içine düşmekte olan ülkemizde Bolay, bu çalışmalarında yapmış olduğu açıklamalar ile, bu gidişin bir ‘çıkmaz sokak’ olduğunu anlatmaya çalışmaktadır.Bilim adamı ve mütefekkir Bolay’ın Türk düşüncesinin kilometre taşları sayabileceğimiz tefekkür erbabının görüşleri üzerinde yaptığı değerlendirmelerin ve açıklamaların en öğretici cephesi, bütün bunların karşılaştırmalı bir biçimde, hissiyattan uzak, tamamen bilimsel çerçeve içinde yapılmış olmasıdır. Kendi payıma, eserde yer alan bir çok Türk mütefekkiri ile ilk kez tanıştım. Pek çok tanıdığım kişiyi de , Bolay’ın baktığı açıdan bakmaya çalışarak yeniden keşfetmeye çaba gösterdim.

 

Türk düşüncesini yaratanlar, bu mirası sürekli kılanlar ve bugün de bu yolda çaba sarfedenler, hiç şüphesiz üç kıta üzerinde dünya düzeni kurup bu düzeni XVII.yüzyıl başlarına kadar kesintisiz sürdüren ecdadın mirasçılarıdır.XVII . yüzyıldan günümüze kadar, geniş Türk coğrafyası üzerinde Türk düşüncesi her ne kadar köreltilmeye, beşbin yıllık bir medeniyet mimarîsi yarattığı unutturulmaya çalışılıyor ise de, bütün bu yaşanan zorluklara rağmen, yine de Türk düşünce ocağını tüter tutan Türk bilim adamları ve aydınları bulunduğu gerçeğini de gözden uzak tutmamalıyız. Burada önemli olanın, Türk düşüncesinin yeniden kendi tefekkür ırmağında akışını sağlayacak bir zihniyet devrimi yaratacak ve yine kendi olacak bir zihnî yaratıcılığı ortaya çıkarmak olsa gerektir.

 

Bolay’ın çeşitli düşünce sahipleri hakkında yapmış olduğu açıklamaları, eleştirileri ve ileri sürdüğü bütün görüşleri paylaşmayabilir veya seçtiği gezinti duraklarını beğenmeyebilirsiniz . Okuyucunun zâten böyle bir sorunu olup olmadığı da sorgulama kapsamında olamaz. Benim açımdan bu eserde yer alan yazılar bana bir kez daha şu gerçeği göstermiştir: Batıdan bize, onlar veya buradaki adalarda yaşayan bunlar tarafından dayatılanlar, dün olduğu gibi bugün de, bizim değil onların gerçeğini yansıtmaktadır. Kendini unutup, geçmişsiz bir varlığa dönüşerek kendisine Batının önerdiği kalıba girmeyi adam olmak diye düşünen zavallılar sırasına girmeye özenenlerin de, Bolay’ın bu çalışmalarını okumalarını isterdim. Belki, içinde bulundukları dramatik durumun, insan olma özelliklerini de nasıl ellerinden çekip aldığını görürler ve içine düştükleri yanlış mecradan kurtulma çareleri ararlardı, diye düşünüyorum.

 

Üç kıta üzerinde dünya düzeni kuran Türk medeniyet mimarîsi yeryüzünde olmamış olsaydı, acaba bugün bir ‘Batı medeniyeti’ sorunu hangi boyutlarda tartışılıyor, olurdu? Avrupa devletleri ve toplumları mimarîsi bile, sonuç itibariyle üç kıta üzerindeki muhteşem Türk medeniyet mimarîsinin bir sonucu değil mi?Bu sorulara şu soru sorulabilir: Öyleyse, neden yerlerimiz bugün değişti? Bu sorunun yanıtı kısa ve kaba bir biçimde, zihnî yaratıcılığın her bağlamda kendini yenilemede ve eyleme dönüştürmede gecikmesi, diye verilebilir. Bolay, eserde yer alan yazılarında bu soruna da zaman zaman değinmektedir.

 

Bolay’ın eserinin önsözü başına Nermi Uygur Hoca’dan alıntıladığı bir parça var ki, geçmişsiz, bilgisiz ve bilinçsiz bir yere varacağını zannederek laf ebeliğinden öte bir değeri olmayan sözlerin sahipleri ‘yeni dünya kuşağı’ bilim adamlarının ve aydınlarının yüzüne inen bir Türk tokatı gibidir.” Türk düşünürlerinin katkısı olmasaydı Avrupa Rönesansa ulaşamazdı. Descartes’tan yüzyıllar önce Gazzalimiz vardı bizim. Nicolai Hartmann’dan daha mı az Farâbî’miz? Husserl’den neyi eksik Suhreverdî’nin?Mevlâna’nın,Yunus’un, Pir Sultan’ın günümüzdeki varoluşçulardan nesi daha aşağı?”. Hiçbir şeyi Hocam, hiçbir şeyi, Bolay, onların fazlası olduğunu ve eksiği olmadığını bu eserindeki incelemeleri ve açıklamaları ile ortaya koyuyor.Kendini bilmeyenlerin içinde debelendiği aşağılığı, cehalet çukuruna batmışlığı göremeyişi sonucu ortaya çıkan bir takım yave sahiplerine, değil biz, dalkavukluk ettikleri Avrupa bilimi ve tefekkürü de bakıp gülüyor Hocam!.

 

Türk tefekkürünün XI.yüzyıldan günümüze kadar uzanan zaman dilimi içinde Bolay, pek çok Türk mütefekkirini okuyucu önüne Batının felsefecileri ile birlikte getiriyor, karşılaştırıyor, açıklıyor ve değerlendirmelerde bulunuyor.Her bir makalede öğrenilecek yeni bir bilgi ve o bilgi ile ilişkili bir açıklama ile karşılaşılmaktadır.Türk düşüncesinde oldukça geniş bir gezintiye çıkan Bolay, okuyucuyu, bilim adamlarını ve aydınları gerçeği aramaya, kendimiz olmaya ve zihnî yaratıcılık kanallarını yeniden açmaya çağırıyor.Kendi penceresinden kendine ve dünyaya bakma yolu arayanların Bolay’ın bu eserinde yer alan yazılarını okuması yararlı olur, diye düşünüyorum. Okurken, tartışabileceğiniz, soracağınız, konuşacağınız , kabul veya redlere kendiniz okurken karar vereceğiniz bir eserden söz ediyorum. Şu içinde yaşadığım zehirli ve ağır hava içinde, bu eser bana bir taze soluk tadı verdi, sağol Bolay.

 


        

 


Türk Yurdu Kasım 2007
Türk Yurdu Kasım 2007
Kasım 2007 - Yıl 96 - Sayı 243

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele