Belgeselde Ses, Müzik Kullanımı ve Ses Tasarımı

Ekim 2014 - Yıl 103 - Sayı 326

        

         

        Günümüz belgesellerinin pek çoğunun bir kurmaca film gibi tasarlandığı düşünüldüğünde müzik kullanımı ve ses tasarımı unsurları apayrı bir önem kazanıyor. Belgeselde bunlara hiç gerek olmadığını savunan doğalcılar da varlığını ve çalışmalarını sürdürüyor bu arada. Aslında bu iki yapım tarzını birbirine rakip gibi algılamak veya algılatmak yerine her ikisini de kabullenip en iyi örneklere ulaşılmaya çalışılmasında fayda var.

         

        Belgeseli, kurmacadan farklı doğal bir ürün olarak tasarlayan yaklaşım için müzik, miksaj ve ses tasarımı gibi unsurların özel bir anlamı ve gereği yoktur. Bu tür belgesellerin muhteşem örnekleri vardır ve bundan sonra da olacaktır.

         

        Tarz olarak yapım sonrası aşamaya çok önem veren ve hatta çekim aşaması kadar bu aşamayı da önemseyen yaklaşımlarda da eleştirilecek hususlar aramak yanlış olacaktır. Bu tarz, dış ses kullanımı, film içi seslerin profesyonel usullerle kayıt altına alınması, dış ses ve doğal seslerin senkronizasyonu dahil pek çok aşamayı barındırmaktadır.

         

        Film müziği ise apayrı bir uzmanlık alanıdır ve devreye girdiğinde farklı bir durum ortaya çıkar. Film müziğinin yapım aşaması, sahnelere uyumu, iniş çıkışı ve doğal ses ve dış ses uyumu her an her şeye yeniden başlanmasına sebep olacak unsurlardır. Her birinin ayrı ayrı yapımı ve işlenişi yanında her birinin kendi yerlerini de koruyarak bütünün parçası olarak görünmesi ve uygulanması gerekmektedir.

         

        

         

         

        Ses tasarımı ise öncekilerin hepsiyle ilgili ve bağlantılı olması yanında özel olarak ses unsuru taşımayan ama ses bulunması gerektiği düşünülen kısımlara ses ilavesi dahil genel ses uyumunun sağlanmasıdır. Mevcut sesin değiştirilmesi de söz konusu olabilir (Ormanlık bir alanda yapılan çekimde sesin iyi kaydedilmemiş olması veya yetersiz ses olması durumunda kuş, hışırtı vs. gibi seslerin eklenmesi gibi).

         

        Bu unsurların sıralanmasıyla ortaya şöyle bir gerçek çıkmaktadır: Yönetmen ve yapımcı, en baştan itibaren (çekim aşamasından itibaren) A’dan Z’ye bütün ekibi haberdar etmeli ve iyi motive etmelidir. Her bir aşamadaki kişinin en önemli kişi olduğunu düşünmesi (ve de öyle olması) gerekmektedir. Ekip en baştan kurulmadığı takdirde çözüme değil, daha büyük bir soruna gidildiği görülecektir.

         

        Baştan iyi organize edilmeyen bir çalışmanın istenilen başarıya ulaştığı nadiren görülür ve sürekli silbaştanlar yönetmen ve yapımcıdâhil herkesi yıldırabilir. Yüksek bir hedef yerine ortalama bir hedefe razı olmak gibi hiç de tercih edilmeyen seçenekler ortaya çıkabilir.

         

        Bu yüzdendir ki, bir hafta, on gün ya da bir ayda tamamlanan çekimlerin yapım sonrası işlemleri (Post production) altı ay ya da daha uzun sürebilmekte, bu da planlanan bütçenin aşılmasına ve de bunun tetiklediği sorunların ortaya çıkmasınasebep olabilmektedir. Bu da ekibi yukarıda sözü edilen orta hâlli bir çalışmaya yetinmeye yöneltebilmektedir. Hatta projenin rafa kaldırılması veya daha kötüsü tamamen vazgeçilmesi söz konusu olabilmektedir.

         

        Sınırlı bütçe veya ön anlaşmasız olarak belgesel hazırlamak üzere yola çıkan bir belgeselci çok zor durumda kalabilir. Ekibi zayıf ya da yok ise durum daha da vahim hâle gelebilir. Acı bir gerçektir, ama tamamlanan ve seyirciye sunulan belgesellerin binlerce katı tamamlanamayan belgesel vardır.

         

        Bu düşünceler, bu işe hiç kalkışılmaması gerektiğini değil, çok planlı ve sabırlı olunması gerektiğini vurgulamak amacıyla paylaşılmıştır. Belgeselci yükünün yolda düzülmesi hayli zordur ve hedef küçülterek ilerlenmesine ve ortalama bir işe razı olunmasına sebep olabilir.

         

        Bu konuda yaşanmış bir örneği paylaşmak yerinde olacaktır belki de. Şu anda festival sürecinde olan Çupriyaadlı belgeselin sondan bir önceki versiyonunda seyircinin çok etkilendiği bir bölüm vardı. Gerçekten çok etkileyici olan bu sahnede, 27 Eylül 2013’te kaybettiğimiz Tuncel Kurtiz, çok duygusal bir okuma yapıyordu. Onun duygusal ve etkili okuması seyirciye de yansıyordu.

         

        Ardından yaptığımız final versiyonunda ise müziği daha ağırlıklı kullanmamız gerektiği görüşü ortaya çıktı. Bu çerçevede sözü edilen bölümde müziği, dış sesle eşitlemeye karar verdik. Netice şu idi: Seyirci daha az etkileniyor, ama devamlılık sağlanmış oluyor ve bir sonraki sahnede dikkatler zinde kalıyordu.

         

        Bu örnekten yola çıkılarak neye karar verilmelidir? Seyircinin etkilenmesi mi veya devamlılığın zinde tutulması mı? Tabii ki ikisi de doğru, ama biz tercihimizi devamlılığın zinde tutulmasından yana kullandık. Çünkü biz belgeselin bir sahnesinin etkili olmasını değil, bütün olarak seyircinin aklında kalmasını tercih ediyorduk.

         

        Netice olarak, ses unsurları belgesellerin olmazsa olmazıdır, ama olağanüstü meşakkatli bir süreci gerektirir. Çözüm ise sınırlı olduğu apaçık olan bütçenin doğru kullanılması, iyi bir ekip ve sonsuz bir sabırdır.

         

        Son söz olarak; Bir film sahnesinde seyircinin odaklandığı yerin, sesin geldiği yer olduğunu hatırlatalım.

         

        Gelecek Bölüm: Renk, Görüntü ve Renk Tasarımı

         


Türk Yurdu Ekim 2014
Türk Yurdu Ekim 2014
Ekim 2014 - Yıl 103 - Sayı 326

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele