“MÜSLİMKRASİ”

Kasım 2007 - Yıl 96 - Sayı 243

 

“Müslimkrasi", “Müslim” kelimesine “-krasi” ekinin eklenmesiyle oluşturulmuş bir kavramdır.  Kavramın birinci kısmındaki “Müslim” kelimesi Arapça olup, Türkçe’de  “Müslüman” kelimesine karşılık gelmektedir. Müslüman kelimesi, “İslam dininden olan, dinine bağlı, haktan ayrılmaz” kimseyi temsil etmektedir (TDK Sözlüğü). Kavramın ikinci kısmı Grekçe “kratos” (güç, iktidar) kelimesinden Fransızcaya “-cratie (-krasi)” şekline dönüşerek geçmiş bir ek olup, hangi kelimeye eklenirse o kelimeye kelimenin temsil ettiği kesimin yönetimi, iktidarı anlamını katmaktadır. Bu açıdan, bürokrasi, teknokrasi, demokrasi, otokrasi vb kavramlarıyla benzerlik göstermektedir.

“Müslimkrasi" kavramına Ahmad Aminian Tabrizi (Ahmet Emin Tebrizi, E.T)  (l'Université Libre de Bruxelles) tarafından 24 Kasım 2006’da Silly’de verilen bir konferans (Islam et laïcité) metninde rastladım. Yazarın konuyla ilgili üç yazısını daha okudum ve yazıların ana fikrini oluşturacak kısımlarını Türk Yurdu okuyucularıyla paylaşmak istedim. Bu yazıda, Tebrizi’nin konferansının ilgili kısmı özetlenmiştir.

 

“Müslimkrasi” Nedir?

Müslim veya Müslüman İslam’ı kabul ederek “Ümmet”e dâhil olan bir kişidir. Ümmet iki temel niteliğe sahiptir. Birincisi ümmet manevi bir topluluktur, ikincisi ise vatandaşlardan meydana gelmiş bir toplumu temsil eder. Her Müslüman, ümmetin bu iki boyutlu yapısına saygı göstermek suretiyle bir yandan ümmetin bir ferdi haline gelirken, diğer yandan da ümmetin diğer üyeleriyle eşitlenmiş olmaktadır. Dolayısıyla Müslüman olmuş kişi, diğer özelliklerine (ırk, etnisite, kültür, siyasi vb) bakılmaksızın ümmetin yönetimine dâhil edilmektedir. Burada belirleyici tek ölçüt Müslüman kişinin ahlaklı ve dürüst olmasıdır. Bu bağlamda, “Müslimkrasi” Müslüman yöneticilerin idare ettiği bir devlet biçimi olarak ortaya çıkmaktadır. Bu durumda, her Müslüman’ın kendi durumuna ve görüşüne göre bu yapıya, yapıyı canlandırmak ve ona bir ruh vermek bakımından, sahip çıkma hakkı vardır.   

 “Müslimkrasi” bağlamında, yalnızca Müslüman kişi asıl yurttaştır ve tüm haklara sahiptir. Diğer kişiler ve cemaatler İslami yapıya göre tanımlanırlar, ikinci sınıf vatandaştırlar, iç işlerinde serbest ve diğer durumlarda devletin koruması altındadırlar. İslami düzene radikal bir biçimde karşı çıkan kişiler ve cemaatler yasadışı ilan edilirler ve saygı duyulmazlar. Eğer itilaf alanı çok fazla artarsa savaş kaçınılmaz olabilir.

 

“Müslimkrasi” Demokrasiden Farklı mıdır?

 “Müslimkrasi” ve demokrasi arasında bir diyalog tesis etmek şu an için oldukça güç görünmektedir. Zira her iki sistemin de çok karmaşık bir tarihi alt yapısı bulunmaktadır. Birincisi Medine İslam devletini, ikincisi Atina demokrasisini temel almaktadır. Her ikisi de kendisinin haklı olduğunu, insanı ve onun dünyadaki varlığını daha iyi kuşattığını ileri sürmektedir. Her iki durumda da toplum bir laik alandan hareketle organize olmaktadır. Ancak birincisi sınırlı, ikincisi açık bir laikliktir. Birincisindeki sınırlama taraflı bir durumun ortaya çıkmasına yol açar ve tarafsızlığı reddeder. Bununla birlikte “Müslimkrasi”de açık laiklik imkânı da bulunmaktadır. Tarih içinde Müslüman toplumun değişik yönetim biçimlerini tecrübe etmesi ona bu imkânı sağlamaktadır.

İslam’ın temel amacı insana Allah’ın birliğini öğretmektir. İslam’da her şey bu ifade etrafında şekillenir. Kur’an mesajı bütünüyle doğrudur, zira bu kategorik delillerle kanıtlanır. İnsan zekâsı, temelde tek bir “Gerçeklik” olduğunu anladığı zaman kendi gerçek doğasına kavuşacaktır. Bu gerçeklik, zekânın mutlak manada kavrayabileceği tek gerçekliktir.  Geriye kalan tüm her şey bu gerçeklikten hareketle anlaşılır. Yalnızca bu hakikat insanın gerçek doğasına uygundur ve insanın mutlak kesinlikle ulaşabileceği tek bilgidir. Bu temel önbilgi, İslam’a göre insanda, Allah’ın bir emaneti olarak doğuştan mevcuttur. Bu emanet Allah’ın tekliğidir. Bu emanet sayesinde insan Allah’ın yeryüzündeki halifesi olmuştur. İslam’ın insanı bu şekilde tanımlama biçimi İslam çerçevesinde hem demokrasi ve hem de laiklik kavramını farklılaştırmaktadır.

 

“Müslimkrasi”de Laiklik Anlayışı Nasıldır?

İslami devletin laiklik anlayışı, devletin tarafsızlığı, hoşgörü, eleştirel düşünce, mutluluk ve ıstırap, adalet kavramları çerçevesinde değerlendirilebilir.

 

1. Devletin Tarafsızlığı: İslam, toplumu Kur’an esaslarına göre düzenlemeyi hedefleyen bir dindir. İnsanlığı doğal yapısına döndürmek üzere dünyayı bir İslam devleti vasıtasıyla yönetmek niyetine sahiptir. İslam devletinde tüm Müslümanlar kanun önünde eşittirler, Müslüman olmayanlar yabancı kabul edilirler ve Müslümanlarla aynı haklara sahip olamazlar. Bu bağlamda İslam’da laiklikten bahsetmek yanıltıcı olabilir zira Müslüman devlet kesinlikle tarafsız değildir. İslami anayasa Kur’an merkezli bir olgudur ve idari sistem bu yapı bağlamında işler. Kamu yönetimine katılmak açısından İslam yalnızca Müslüman vatandaşları kabul eder. Demokrasi ancak bu çerçevede mümkündür. Bu niteliği ile İslam demokrasisi (Müslimkrasi) batı demokrasisinden ayrılmaktadır.

2. Hoşgörü: Dört mezhebin sabitlenmesinden sonra, hoşgörü İslami hukuk tarafından kamu alanında sınırlandırılmıştır. Ancak özel alanda hoşgörü devam etmektedir. Hoşgörü bağlamında bir İslam hümanizmasından bahsetmek mümkündür. Özellikle sufi ve felsefi söylemde ortaya çıkan bu hümanizma çerçevesinde birey Allah’ın sözünü yorumlamakta özgürdür. Hoşgörü mekanizması özel alan ve yorumlama düzeyinde bir işlerliğe sahiptir.  

3. Eleştirel Düşünce: İslam hümanizması açısından ilahi öze uygun olmayan ve metafizik temelden yoksun olan bir görelilik bir anlam ifade etmez. Bu durumda, eleştirel düşünce yalnızca araçsal ve mantıksal eleştiriyle sınırlı olmayacak, daha ziyade insanın iyiliği ve ahlaki amacıyla belirlenen bir eleştiriyle sınırlı kalacaktır. Duygusal ve mantıklı eylemler ortaya çıkartacak bir eleştiri.

4. Mutluluk ve Istırap: İslam bağlamında, ıstırap hiçbir zaman göklere çıkartılmamıştır. Maddi mutluluğun değerlendirilmesi de söz konusu değildir, maddi mutluluk meşru bir amaca göre tanımlanır. Mutluluğun içeriğini bu şekilde ele almak felsefi ve mistik düşünmenin konusu değildir. Felsefi ve mistik düşünme, iyi ve dürüst bir amaç doğrultusunda insan davranışlarının ahlaki ve manevi kesinliğini tasdik etmektedir.

5. Adalet: İslami anlayışta adalet ve evrensellik kavramları çok önemli bir rol oynamaktadır. Ancak burada Allah’ın Sözünü farklı biçimlerde okuma durumları mevcuttur. Hâkim görüşe göre, İslam mükemmeldir ve hiç kimseye ihtiyacı yoktur. Bu anlamda, onun evrenselliği oldukça katıdır zira diğer kültürlerin ve inançların tümünü kendi bünyesinde eritmeye çalışmaktadır.

  İslam’da adalet hayati bir öneme sahiptir ve devletin meşruluğunun temeli adalete dayanmaktadır. Müslümanların kanun ve toplumun malı mülkü karşısındaki eşitliğini bu adalet anlayışı tasdik etmektedir. İslami siyaset anlayışında hayati bir öneme sahip olan bu düşünce, İslam’a ilerici ve eşitlikçi bir boyut kazandırmaktadır.

Felsefi ve mistik söylem, insanın değerli olduğunu, Tanrı’nın adaletinin adil ve dürüst davranışlarına göre tüm insanları kucakladığını belirtmek suretiyle hukukçuların saldırgan evrenselliklerini dönüştürmektedir. Toplumsal eşitlik ve insan kardeşliği konusunda ısrar etmektedir. Bu bağlamda, adalet ahlaki davranışı değerli bulan ve nesnelerin doğasına uygun bir davranış olarak ortaya çıkmaktadır.

 

Sonuç

Müslimkrasi “müslimkrat”lar tarafından yönetilen bir devlet olarak tanımlanabilir. Bu devlet kendine özgü bir devlettir. Devletin temel amacı insanlara Allah’ın birliğini öğretmek ve hakim olduğu alanda adaleti tecelli ettirmektir. Bu bağlamda taraf olan bir devlettir. 

Bu devletin evrensel düzeyde insanlığın sorunlarına çözüm üretebilmesi “müslimkrat”ların niteliğine bağlıdır. “Müslimkrat”  Müslüman adam (doğruluktan ayrılmaz, dürüst, hak yemeyen adam) özelliğine sahip olma derecesine göre insanlığın ihtiyaç duyduğu çözümleri üretebilir düzeye ulaşabilir. Dolayısıyla hayatın her alanında İslami devletin varlık nedeni olan adaletin tecelli etmesine katkı sağlayabilir. Aksi halde İslam ülkelerinde gözlenmekte olan yönetim zafiyetleri var olmaya devam eder. Bulundukları makamlarda adaleti tecelli ettirmek için gayret gösteren çok az sayıdaki idareciler baskı ve zulümden kendilerini kurtaramazlar.

 

Kaynaklar

Aminian, Ahmad (2006). Islam et laïcité. Silly Konferansı. http://smooz.4your.net/centreculturelomarkhayam/files/laiciteislam.pdf  (05.10.2007).

TDK (Türk Dil Kurumu). Türkçe Sözlük. http://www.tdk.gov.tr (05.10.2007)    


Türk Yurdu Kasım 2007
Türk Yurdu Kasım 2007
Kasım 2007 - Yıl 96 - Sayı 243

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele