II. MEŞRUTİYET DEVRİNDE TÜRK YURDU CEMİYETİ VE TÜRK YURDU MECMUASININ EĞİTİM FAALİYETLERİ

Kasım 2007 - Yıl 96 - Sayı 243

 

                “İrfan ve terbiye bir memleketin bütün müessesâtı ile alâkadardır. Teşkilât-ı maarif bir itibarla teşkilât-ı iktisâdiye, teşkilât-ı askeriye, teşkilât-ı siyasîye ve adliye demektir. Memleketin siyaseti, kuvveti, iktisadı... hep mektebe bağlıdır. Çocukluğun ve gençliğin terbiye ve ta’lim tarzına bakarak âtiyi keşfedebilmek mümkündür.”[1]

 

 

Türk Yurdu dergisi, Türk kültür hayatının en uzun süreli çıkan dergileri arasında liste başıdır. 31 Ağustos 1911’de Kurulan Türk Yurdu Cemiyeti’nin yayın organı olarak ve ‘Türklerin fâidesine çalışmak’ meslek ve maksadıyla Yusuf Akçura’nın önderliğinde 30 Kasım 1911’de çıkmaya başlamıştır. Bu tarihten sonra ara ara farklı sebeplerden dolayı yayınına ara vermek zorunda kaldıysa da, 2005 yılında başlangıçtaki felsefe ve amacına uygun tarzda yaşamını devam ettirmektedir. Türk Yurdu, okuyucularına her dönemde eğitim, siyaset ve milliyetçilik vb. konularda son derece zengin bir içerik sunmaktadır. Yayın hayatı boyunca, bu derginin yazarları ve fikirdaşları sadece dergide yazı yazmakla yetinmeyip, yazdıklarının arkasında olduklarını göstermek için somut adımlar da atmışlardır. Bu yazıda Türk Yurdu dergisinin ve maiyeti altında çıktığı Türk Yurdu Cemiyetinin kuruluş yıllarındaki eğitim faaliyetlerine derginin verileri ışığında değinilecektir.

Türk Yurdu Cemiyeti mensupları eğitime ve halkın aydınlatılmasına büyük bir önem vermişledir. Osmanlı devletinin içinde bulunduğu buhrandan kurtulabilmesi için eğitime büyük bir misyon yüklenmiştir. Eğitimin temel amacı olarak “seciye sahibi adam yetiştirmek”[2] görülmüş ve bunun bilhassa hür bir milletler için çok önemli olduğu vurgulanmıştır. Bu bakımdan eğitim faaliyeti olarak öncelikle okul ve talebe yurdu açmaya teşebbüs edilmiş bunun yanında sıkı bir yayın faaliyetine girişilmiştir. Bunların başında dergi, gazete ve kitap yayınlamak, bunların tanıtımını yapmak başta gelmektedir. Türk Yurdu her yılsonunda geçen bir yılda yapılmış olan eğitim faaliyetlerine yönelik bir bilânço vermiştir. Kurulan dernekler, derginin yaptığı işler, çıkarılan kitaplar ve yapılan dağıtımlar, çocukların, kızların ve kadınların eğitimine yönelik gelişmeler üzerine değerlendirmeler yapılmıştır. Örneğin, 1912 yılında eğitim alanındaki gelişmeler şöyle özetlenmiştir:

‘Türk Derneği, Türk Bilgi Derneği adında yeni bir dergi yayınlamaya başlamıştır.  İslâm Mecmuası adında Türklüğe ve İslâm’a hâdim bir dergi yayınlanmaya başlanmıştır, Türk Ocağında yapılan faaliyetler geçen yıllardan kat kat fazla olmuştur. Bu faaliyetlerden bazıları, konferans, okuma yazma eğitimleri, farklı alanlarda açılan kurslardır. Türk Ocakları vasıtası ile Anadolu’nun birçok şehrinde Türk millî intibahının uyanması için çalışmalara başlanmıştır. Bu amaçla dergiler çıkarılmıştır. Bunların başında, Al Sancaklar, Türk İlleri, Türk Çocukları, Tanlar, Anadolulular, Köylüler, Babalık, gelmektedir. Yeni Turan adında Türklüğe fevkalâde yararlı bir kitap yayınlanmıştır. Türk tarihi ile ilgili telif ve tercüme kitaplar basılmıştır. Çocuk edebiyatı ile ilgili olarak Çocuk Dünyası adında bir mecmua çıkarılmaya başlanmıştır. Türk Yurdu Kitaphânesi adında Bab-ı Âli’de bir kitap mağazası hizmete girmiştir...’[3]

Eğitim çalışmalarına büyük önem veren Türk Yurdu’nun teşebbüslerine 1912’de kurulan Türk Ocağı da büyük katkıda bulunmuştur. Bu tarihten sonra dergi Türk Ocağı ile paralel çalışmalar yürütmüştür. Türk Yurdu Cemiyeti’nin kuruluş amaçlarından biri, ‘Türklüğe hizmet edecek talebe yetiştirmek ve talebe yurtları yaptırmaktır’. Orenburglu zengin bir Tatar Müslüman olan Mahmut Bay Hüseyinov Osmanlı İmparatorluğu’nda ‘hayır işlerinde kullanılmak üzere’ büyük bir miktar para bağışlamıştır.[4] Bu paranın kullanım hakkı Yusuf Akçura’da olduğu için o da eğitim hizmetlerine ağırlık vermiştir. Bu para sayesinde dergiler çıkarılmış, konferanslar verilmiş, talebe yurdu yaptırılmaya çalışılmış, kurslar açılmış, öğrencilere burslar verilmiş ve öğrenci derneklerine yardımlar yapılmıştır. Eğitim alanında yapılan çalışmaları beş ana başlık altında şöyle toplamak mümkündür:

 

1. Talebe Yurdu Yapımı

         

Türk Yurdu Cemiyeti tarafından Rusya, Orta Asya ve diğer bölgelerden tahsil için İstanbul’a gelen talebelerin ikamet edebilecekleri bir talebe yurdu yapmak için çalışmalara başlanmışsa da, bu teşebbüs başarıyla neticelendirilememiştir. Şehzâdebaşı’nda yapılması planlanan talebe yurdunun arsası alınmış, mimarı tayin edilmiş ve projesi çizilmiştir. Binanın teknik sorumluluğunu Mimar Kemaleddin üstlenmiştir. Türk Yurdu’nun verdiği habere göre 1328/1912 Nisanında yurdun ihalesi yapılacaktır. Yurt, Osmanlı-Türk mimarisi tarzında ve mimarlık biliminin günün şartlarında geldiği en üst seviyede inşa edilecektir. Yurdun ısıtılması kaloriferle, aydınlatılması elektrikle olacaktır. Yurdun odaları, burada ikamet edecek talebelerin çalışmalarına, sıhhatlerine, temizlik ve huzurlarına uygun bir tarzda düzenlenecektir. Hamam, banyo ve duş odaları gibi sıhhî bölümler ile spor salonları gibi, gençler için sağlıklarını korumak, vücutlarını sağlıklı büyütmek için gerekli yerler bütün detayıyla düşünülmüştür. Dinî ve ahlâkî terbiyelerine, ilimlerinin arttırılmasına hizmet edecek mescit, ders odaları, kütüphane, konferans salonu yurdun en önemli yerlerini oluşturmaktadır. Yapılacak olan bu yurt, bu güne kadar yapılanların en birincisi ve en gözdesi olacaktır.[5]

Talebe yurdunun gidişatı ile ilgili derginin ilerleyen sayılarında bilgiler verilmiştir. Dergide talebe yurdunun temsili resmi yayınlanmıştır.[6] Bu aşamadan sonra inşaatın yapılmasına hızla başlanacağı bildirilmiştir. Burada inşaatın müteşebbisleri olarak Evkaf Nazırlığı ve Evkaf İnşaat Müdürüne bu hayırlı işleri yüzünden teşekkür edilmiştir. Bu haberden sonra yurdun inşaatı ve akıbeti hakkında hiçbir bilgiye ulaşılamamıştır. Bu teşebbüsün gerçekleşmediğini Akçura yıllıkta belirtmiştir.[7]

Türk Yurdu Cemiyeti’nin Talebe Yurdu Projesinin Maketi

 

2. Talebe Dernekleri

         

Türk Yurdu yazarları v Türk Yurdu Cemiyeti mensupları tarafından farklı bir eğitim faaliyeti olarak farklı şehirlerde talebe dernekleri kurulmuştur. Bu derneklerden bazıları Türk Yurdu ile aynı adı taşımaktadır. Aralarında özellikle malî yönden bir ilişkinin olup olmadığına yönelik bilgilere dergilerde ulaşılamamıştır. Türk Yurdunun bu derneklerle ilişkisi hakkında elde edilen bilgiler kısa haberlerle sınırlıdır. Burada görülen de, söz konusu derneklere büyük ilgi gösterilmesidir. Bu dernekler ile Türk Yurdu arasında ciddi olarak fikirsel işbirliği söz konusudur.

Osmanlı Devleti içinde çeşitli eğitim faaliyetleri gerçekleştirmeye çalışan Türk Yurdu Avrupa kentlerinde de benzer çalışmalar yapmaya çalışmıştır. Türk Yurdu’nun İstanbul’da çıkmaya başlamasından kısa bir süre sonra Lozan, Paris, Viyana ve Cenevre’de ‘Türk Yurdu’ adında dernekler tesis edilmiştir. Türk Yurdu tarafından bu öğrenci derneklerindeki talebelerin büyük küçük birçok problemiyle ilgilenilmiştir. Bu dernekler ve yayınladıkları mecmualar sayesinde Avrupa’da Türklük bilincinin artmakta olduğunu memnuniyetle belirten Türk Yurdu, buralarda ciddi bir “Türk diasporasının oluştuğunu vurgulamıştır.”[8] Bu derneklerden biri Türk Yurdu’nda yayınlanmak üzere bir yazı göndermiştir. Yazıda iki ay sonra kurulacak Türk Talebe Derneğinin haberi verilmekle birlikte, Lozan Türk Yurdu’nun nizamnamesi de gönderilmiştir. Nizamname dergide yayınlanmıştır. Bu nizamnameye göre Lozan Türk Yurdu’nun amacı: “Siyaset değil, içtimaî Türklüktür.”[9]

 

3. Türk Ocağı’nda Dersler

         

1912 yılından sonra Türk Ocağı, merkez binasında Türk gençlerine Türklüğe hizmet amacı ile millî, tarihî ve kültürel konularda bilgiler vermek başta olmak üzere bazı faaliyetler düzenlenmiştir. Konferans, özel ders verme, mekteplerde talebelerin yerleştirilmesi, İstanbul dışından gelenlere yurt vb. kalacak yer temin edilmesi, bunların başında gelmektedir. Alman Profesör Mösyö Hegel ile Kemanî Zeki Bey tarafından musiki dersleri verilmiştir. Yine Dârülfünun müderrislerinden Ahmed Agayef Bey, Ziya Gökalp, Köprülüzâde Mehmed Fuad ve Yahya Kemal Beyler tarafından okutulmak üzere din, medeniyet ve edebiyat tarihlerine ve içtimaiyata dair serbest dersler açılmaya devam edilmiştir.[10] Halide Edib tarafından kadınlara yönelik konferanslar düzenlenmiştir. Bunun dışında halka ve Ocak mensuplarına farklı kimseler tarafından konuşma, tartışma, müzakere programları tertip edilmiştir.

 

4. Usul-i Savtiye (Sesli Yöntem) İle Okuma Yazma Öğretimi

         

Kırım Bahçesaray’da Türk Yurdu’nun ‘kardeşim’[11] diyerek iftihar ettiği Tercüman gazetesini çıkaran İsmail Gaspıralı 1911’de İstanbul’a geldiği vakit, Kırım’da uygulamaya başladığı Usul- Cedid hareketi içinde usûl-i Savtiye (okuma yazma öğretiminde Gaspıralı’nın tatbik ettiği bir yöntem)  ile Türk gençlerine okuma yama öğretmesi ve eğitim vermesi talebinde bulunulmuştur. O da bu teklifi kabul ederek, kısa bir süre Türk Yurdu Cemiyeti’ne gelen talebelere ücretsiz olarak eğitim vereceğini vaat etmiştir. Bu süre içinde usul-i Savtiye ile elif-be ve kıraat dersleri vereceğini bildirmiştir. Gaspıralı özellikle Anadolu şehirlerinden gelen talebelerin derslere katılmasını istenmiştir.[12] Ancak derslerin yapılıp yapılmadığı hakkında bilgi verilmemiştir.

 

5. Kitap, Dergi ve Okul Tanıtımları

         

“Umumî bir menfaat ummadığı eserlerin tahlil ve tenkidiyle uğraşmayı vakit öldürmek”[13] telâkki eden başyazar Akçura, Türk Yurdu’nda özellikle eğitim içerikli dergi ve gazetelere ayrı bir önem vermiştir. Y. Akçura II. Meşrutiyet dönemi basın hayatının bazı özelliklerinden bahsederken ‘gerekli gereksiz bir sürü derginin ortalığı işgal ettiğini’ dile getirmiştir. Akçura’nın şu tasvirleri de II. Meşrutiyet basını hakkında hayli önemli bilgiler vermektedir: ‘Maddî kazanç temin etmek, kolay para kazanmak ya da yazılarını matbu bir surette görmek hevesi ile bir araya gelen birkaç genç hemen edebî, fennî, içtimaî bir mecmua, risale çıkarıvermektedir. Bunların çoğunun kökleşmiş bir amacı, gayesi ve mesleği yoktur. Bu dergilerin isimleri fikirleri, yazıları, üslupları, renkleri, desenleri modaya göre, günden güne değişmektedir. Birkaç gün yaşar ve ölmeye mahkûm olurlar. Bu acele gelip gidişlerden fenâ bir iz kalacaktır.’[14]

Akçura bu açıklamalardan sonra, Mektep Müzesi adındaki bir derginin tanıtımını yapmıştır. Dergi, Ahmed Edip tarafından çıkarılmaktadır. Yazarları arasında Halide Edip, Mehmed Habib Efendi, Nakiye Hanım, Nedim, bulunmaktadır. Mektep Müzesi ağırlıklı olarak eğitim konularını işlemeyi gaye edinmiştir.  Türk Yurdu kitap tanıtım ve eleştirilerinde bu kadar geniş bir yazıyı ilk defa Mektep Müzesi’ne ayırmıştır. Yazıda Mektep Müzesi’nin eğitim ile ilgili yazıları tamamıyla incelenmiş ve üzerinde değerlendirme yapılmıştır. Öncelikle derginin adı eleştirilmiş, Türkçe’ye uygunluk bakımından hoşa gitmediği ifade edilmiştir: “Mektep... Âlâ, lâkin ‘müze’ Türkçe’mizin henüz ısınamadığı, benimsemediği kelimelerdendir. Mektep Müzesi ismiyle nedense o kadar ünsiyet olunamıyor. Hâlbuki biz bu pek sevdiğimiz mecmuanın her cihetçe kusursuz olmasını diliyoruz.”[15] Derginin eğitim dünyası için ne kadar önemli olduğu da şu sözler ile belirtilmiştir: “Satı Bey’in müdürlüğü zamanında İstanbul Darülmuallimîn’inin neşrettiği Terbiye ve Tedrisat mecmuasından sonra memleketimizde en fâideli bir meslek takip eden mecmuanın Mektep Müzesi ile Çocuk Dünyası, olduğuna kailiz. Mektep Müzesi binasız, hudutsuz, serbest ve geniş bir mektepti r(....). Mektep Müzesi’nin ciddî ve mizah resimleri, resimli mecmuaları umumiyetle seçilmişlerdir. Hepsinden muayyen bir maksat, terbiyevî bir gaye istihrac etmek kabil oluyor.”[16]

Mekteb Müzesi’nin milliyet ve ülkü görüşlerinin yanında eğitime verdiği değer üzerinde de durulmuştur. Eğitim konusu işlenirken toplum, medeniyet ve eğitim ilişkisinin birbiri ile olan irtibatı hakkında önemli değerlendirmeler yapılmıştır. Yeni gelişmekte olan pedagoji ilminin önemine dikkatler çekilmiştir: “Terbiye ve tedris mesâilinin ilmî şekli memleketimize henüz yeniden yeniye dâhil olmaya başladı. Ceride ve risalelerimiz pedagojiden nadiren bahsediyorlar. Pedagojiye dair kitaplarımız ise, yok denecek kadar azdır. Hâlbuki bizim gibi medeniyet-i hâzıranın mühtedisi milletler çocuk mesabesindedirler. Medeniyet yolunda ilerlemek, diğer kavimlerin seviyesine yükselmek için, usûllü talim ve terbiye görmeye muhtaçtırlar. İbtidâi milletlerin münevver tabakasına düşen en müsta’cel ve en ciddi vazife, milletlerinin diğer tabakalarına mürebbilik, muallimlik etmektir.”[17]

Bunun içindir ki memleketin okumuş beyleri ve hanımları, öncelikle nazarî ilimleri öğrenecekler, sonra da bildikleri ile halka yol göstereceklerdir. Şimal Türkleri böyle yapmışlar ve doğruyu bulmuşlardır. Osmanlı toplumu olarak onlar örnek alınabilir.

Türk Yurdu İngiltere’de, Fransa’da ve Almanya’da yeni pedagojik usüllerle açılan okulların tanıtımlarını da yapmıştır.[18] Öncelikle pedagoji biliminin Avrupa’da 19. yüzyılın başlarında ciddî bir gelişme gösterdiği ve geleneksel eğitimden faklılaştığı anlatılmıştır. Bu farklılaşmanın temelinde eğitimin amacına yönelik yeni düşüncelerin ortaya çıkması gelmiştir.

Türk Yurdu, Türk Frobeli olarak nitelediği Satı Bey’in kendi usulüyle eğitim yapmak üzere açtığı yeni okul hakkında bilgiler vermiştir. Satı Bey, bu davranışından ve okula verdiği addan dolayı Türk ve Türkçü bir şahsiyet olarak değerlendirilmiştir. “Yorulmak bilmeyen bu Türk Frobel’inin bu günlerde -kendileri ne derlerse desinler, Sâtı Bey bir Türk’tür- yeni ve mübarek bir devre-i mesâisi daha başlamakta olduğunu evrak-ı havadisten haber alarak seviniyoruz. Selanik Fevziye Mektebi Encümen-i İdaresiyle birleşerek ‘Yeni Mekteb’ ve ‘Çocuk Yuvası’ -Bu unvan Sâtı Bey’in hatta Türkçü olduğunu göstermiyor mu?- açıyor. Bir zamanlar Cavid Bey gibi muallimleri bulunan Fevziye Mektebinin Sâtı Bey gibi bir pedagogla birleşmesi, Türk çocuklarının ‘kimseden ümid-i feyz etmeyecek, probal denilmeyecek’ kendi kendilerine kâfi adamlar olmak üzere yetiştirileceğine kuvvetli bir dâman demektir. ‘Türk Yurdu’, çocuk yuvası ve yeni mektebe parlak bir istikbal, Sâtı Bey ve Fevziye mektebi idaresine tam bir muvaffakiyet diliyor. ”[19] 

Yusuf Akçura Satı Bey’e ayrı bir önem vermektedir. Onun Darülmuallimin müdürlüğünden istifa etmesi üzerine yazdığı yazıda onun ölümünün bütün Türklere zararı dokunacağını belirterek üzüntülerini belirtmiştir.[20]

Eğitim ile ilgili Türk Yurdu’nun isteklerinden biri de Maarif Nezareti’nden olmuştur. Nezaret tarafından İstanbul’daki fakir ailelerin ibtidâiyede okuyan çocuklarına ders kitapları bedava olarak dağıtılacağı haberi verilmiştir.[21] Türk Yurdu bu uygulamanın Anadolu’yu da kapsamasını istemiştir. Çünkü fakir ailelerin çoğunluğu Anadolu’dadır. Onların da okumaya, yazmaya, öğrenmeye ziyade ihtiyaçları vardır.

 

Sonuç:

Bu kısa yazıda da özet olarak görüldüğü gibi, Türk Yurdu Cemiyeti mensupları ve Türk Yurdu dergisini çıkarmaya başlayan II. Meşrutiyet dönemi Osmanlı aydınları, devletin ve toplumun içinde bulunduğu bunalımdan bir an önce kurtulabilmesi için öncelikli olarak eğitime önem verilmesini ve kültürel çağdaşlaşmanın gerçekleştirilmesini istemişlerdir. Halkın ve yeni yetişen neslin nasıl bir muhtevâ ve hangi usuller çerçevesinde yetişeceği konusunda hem  teori geliştirilmiş hem de bu teorilerin deneme uygulamaları yapılmıştır. Bu tutum, toplumsal sorumluluğun ve aydın duyarlılığının özgün bir örneğini teşkil etmektedir. İçinde bulunulan zor şartlar altında son dönem Osmanlı aydınları heyecanları, gayretleri, birikimleri ve devlet ve milletin gelecek kaygıları yüzünden üzerlerinde büyük bir sorumluluk hissetmişlerdir.


         

[1] Nafi Atuf, “Maarifimiz Hakkında”, Türk Yurdu, 19 Mayıs 1332, C.5, S.110, s.94.

[2] Nafi Atuf, “Seciye”, Türk Yurdu, 12 Şubat 1331, C.4, S.103, s.338.

[3] A.Y., “1329 Senesinde Türk Dünyası”, Türk Yurdu, 1 Mayıs 1330, C.3, S.64, s.280’den özetlenmiştir.

[4] “Resmimiz: Mahmut Bay Hüseyinof”, Türk Yurdu, 14 Haziran 1328, C.1, S.16, s.274; M. Fevzi Togay, Yusuf Akçura, Hayatı ve Eserleri, Zaman Kitabevi, İstanbul 1944.s. 61; François Georgeon, Türk Milliyetçiliğinin Kökenleri (Yusuf Akçura 1876-1935) Çev: Alev Er, İstanbul 1999, s. 69;  Arai, Jön Türk Dönemi Türk Milliyetçiliği, İstanbul 1994., s.82.

[5] “Talebe Yurdu”, Türk Yurdu, 22 Mart 1328, C.1, S.10, s.169’dan özetlenmiştir.

[6] “Resmimiz”, Türk Yurdu, 12 Temmuz 1328, C.1, S.18, s.305–306, Yurdun temsili resmi ekler bölümündedir.

[7] Akçuraoğlu Yusuf, Türk Yılı, İstanbul 1928, s.439.

[8] “Avrupa’da Türk Talebesi”, Türk Yurdu, 13 Teşrin-i Evvel 1329, C.3, S.50, s.44.

[9] “Türk Talebesi Derneği”, Türk Yurdu, 9 Şubat 1327, C.1, S.7, s.119-120.

[10] “Türk Ocağı’nın Dersleri”, Türk Yurdu, 3 Kanun-ı Evvel 1331, C.4, S.98, s.291-291.

[11] Akçuraoğlu Yusuf, “İsmail Bey Gasprinski”, Türk Yurdu, 6 Eylül 1328, C.1, S.22, s.369.

[12] İsmail Gasprinski, “Türk Yurducularına”, Türk Yurdu 23 Şubat 1327,  C.1, S.8, s.132-133.

[13] A.[kçuraoğlu] Y.[usuf], “Mektep Müzesi”, ‘Türk Yurdu, 5 Eylül 1329, C.2, S.48, s.446.

[14] A.[kçuraoğlu] Y.[usuf], “Mektep Müzesi”, ‘Türk Yurdu, 5 Eylül 1329, C.2, S.48, s.445-6’dan özetlenmiştir. Bu türden yakınmalar dönemin diğer dergilerinde de bulunmaktadır. M. Âkif, Celal Nuri, Abdullah Cevdet de II.Meşrutiyet basınındaki niteliksiz yayınlardan şikayet etmişlerdir.

[15] A. Y. “Mektep Müzesi”, ‘Türk Yurdu, 5 Eylül 1329, C.2, S.48, s.448.

[16] A. Y., “Mektep Müzesi”, ‘Türk Yurdu, 5 Eylül 1329, C.2, S.48, s.446.

[17] A. Y., “Mektep Müzesi”, ‘Türk Yurdu, 5 Eylül 1329, C.2, S.48, s.447.

[18] M.[ustafa] Rahmi [Balaban], “Yeni Terbiye Usûlleri”, Türk Yurdu, 25 Şubat 1331, C.4, S.104, s.348.

[19] “Yeni Mekteb ve Çocuk Yuvası”, Türk Yurdu, 19 Şubat 1330, C.4, S.78, s.71.

[20] Akçuraoğlu [Yusuf], “Sâtı Bey’in İstifası”, Türk Yurdu, 22 Mart 1328, C.1, S.10, s.169.

[21] “Medeniyet ve Maarif Haberleri”, Türk Yurdu 15 Eylül 1332, C.5, S.118, s.214.


Türk Yurdu Kasım 2007
Türk Yurdu Kasım 2007
Kasım 2007 - Yıl 96 - Sayı 243

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele