Yahya Kemal’in Şiirlerinde Vatana Yeniden Bir Bakış

Ekim 2014 - Yıl 103 - Sayı 326

        Yahya Kemal, vatan duygu ve düşüncesini, coşkun bir sevgi ile estetize eden bir vatan şairidir. Vatan, onun şiir kaynaklarının arasında önemli bir yere sahiptir. Yahya Kemal’in vatan haykırışı kendine özgü bir sestir. Irkçılığa değil; tarihi, coğrafi ve sosyolojik gerçeklere dayanan vatan anlayışı, gerçekçi ve yüksek şahsiyet değerlerine sahip bir fikirdir. Vatan, bir milletin hayat damarıdır. Binlerce yıllık değerlerimiz ve şahsiyetimiz, vatan coğrafyası üzerinde millî ruh ve karaktere bürünmüştür. Fert… Vatanın evladı, maziden atiye anavatanın nesilleri… Bir millete mensup fertler, dağları, taşları, ağaçları, denizleri, ırmakları ve bütün her şeyiyle vatan toprağı üzerinde, kendi tarih ve coğrafyaları ile millî bir boyutta olgunlaşır ve diğer milletlerden ayrı bir millî benlik kazanır. Bunun sonucunda insan ile vatan yekvücut olur. Onun vatan anlayışı; fert, tarih, kültür, sanat ve toprakla bir bütündür. “Şairde, İstanbul, fetihten itibaren geçen bütün zaman kadrosu içinde, tarihi, tabii, sosyal… bütün hususiyetleriyle, bölünmez bir ‘bütün’, millî varlığımızın bir sembolü olarak yaşar.”[1]

         

        Yahya Kemal, Yakup Kadri ile Nev-Yunanilik[2] ve Ziya Gökalp’ın etkisiyle Turancılık fikirleri üzerinde düşünse de “vatan” fikri henüz tam manasıyla şekillenmemiştir. Cemil Meriç, Yahya Kemal’deki Nev-Yunanilik düşüncesi hakkında şunları dile getirmektedir: “Edebiyatımızda YunanperestlikYahyâ Kemâl ile başlar, Yahyâ Kemâl ve Yakup Kadri ile, İran’dan Yunan’a geçen iki dost bu yolculuktan altın meyvelerle dönerler. Ama anlarlar ki gurbet tehlikelerle dolu… Bâkî’leri, Gâlib’leri, Hâmid’leri yetiştiren bir şiiri, Yunân-ı kadîme bağlamak ummânı ırmağa bağlamaktır.”[3]Yahya Kemal, daha sonraları Nev-Yunanilik fikrinden uzaklaşarak millî bir duyuşla tarihimizi, edebiyatımızı esas aldığı şark medeniyeti anlayışıyla eser vermeye başlamıştır.

         

        Karmaşık fikirlerle gittiği Paris’te [4] Türk milletinin hayatındaki vatan mefhumunu çok iyi kavramıştır. Hocası Albert Sorel’in ve Michelet’in düşünceleriyle beslenmiş, CamilleJulian’ın “Fransız milletini, bin yılda Fransa’nın toprağı yarattı” sözünden oldukça etkilenmiştir. 1912’de Türkiye’ye döndükten sonra bu vatan fikrini, şiirlerine ve düşüncelerine mihenk taşı yapmıştır. Lamartine’in “Vatan cedlerin küllerinden yapılmıştır.” sözünü sık sık kullanan ve “vatan toprağıyla, millî tarihle yoğrulan Türk milleti telakkisini” benimseyen Yahya Kemal, Anadolu’yu cedlerin yattığı topraklar olması bakımından önemli bulmuş, Maurice Barrés’in “ölülerin yattığı toprak” fikrine yaklaşmış gibidir.[5]

         

        1071 Malazgirt Zaferi… Anadolu topraklarının Türklere açıldığı muhabere… Malazgirt Zaferi[6], Yahya Kemal için bir başlangıç noktasıdır. “TâMalazgird ovasından yürüyen Türkoğlu” mısrası, Anadolu topraklarının Türk vatanı olduğu Malazgirt Zaferi’ne işaret eder. Zira o, şanlı mazimizin ve Anadolu topraklarının büyük Türk milletini yarattığına inanır. Ona göre “vatan bir mevhum değil, doğrudan doğruya cedlerimizin doğduğu, bizim doğduğumuz, evlatlarımızın doğacağı topraktır. Toprağın bir rengi, bir milliyeti vardır. Milletler büyük muhaceretlerden sonra yerleştikleri toprakları kendi öz şahsiyetleri ile temsil etmişlerdir; İtalya toprağı İtalyan, Fransa toprağı Fransız, Almanya toprağı Alman olduğu gibi Türkiye toprağı da Türk’tür.”[7] Buna göre Türkiye toprağı bir beden, Türklük ise bir ruhtur. Ruhsuz bir beden nasıl ceset gibi olursa, bedensiz bir ruh da hayalet gibi olur. O hâlde vatan ve millet birbirini tamamlayıcı iki değerdir. “Türk vatanı, cedlerimizin yattığı, yeni nesillerimizin doğduğu, topraklarında gezdiğimiz, çift sürdüğümüz, ekmeğini yediğimiz topraklardır. Bu vatan toprağı saha saha, millî azmin, millî hayatın, millî mefkûrenin birer tecellisiyle tekevvün etmiştir.”[8]Yahya Kemal’e göre “Açılmış bir toprak ancak ilk gömülen bir insan ve ilk doğan çocukla vatan olabilir.”[9] Onun Malazgirt Zaferi’ni bir başlangıç noktası alması, bu zaferle Türklere açılan Anadolu topraklarındaki millî mazinin, büyük Türk medeniyetini ve millî karakterimizi yarattığına inanmasıdır. “Kökü mazide olan bir atiyim.” diyen Yahya Kemal’e göre vatan toprakları üzerinde yükselen büyük Türk medeniyeti ve millî karakterimiz, geçmişten geleceğe yine bu vatan toprakları üzerinde yükselecektir. İşte onun şiirlerinde ve nesirlerinde nakış nakış ördüğü vatan fikri budur. “Tâ Malazgirt ovasından yürüyen Türkoğlu”, yaşadığımız ve kaybettiğimiz topraklar üzerinde, dokuz yıldan beri bir coğrafyayı, bir vatan hâline koymuştur. [10] Yahya Kemal’in vatan anlayışında diğer önemli unsur da dindir. Prof. Dr. Mehmet Kaplan’ın da belirttiği gibi, Yahya Kemal, din duygusuna yeni mana ve şekil veren sanatkârlardandır.[11] O, milliyetini dininden ayırmaz. Yahya Kemal’in “Dili bir, gönlü bir, imanı bir insan yığını” mısrasında işaret ettiği gibi, büyük bir imanla kendi ahengini bulan Türk milleti, Türk vatanı üzerinde din ile birleşir. Din, vatan gibi Türk milletinin kutsalıdır. Toprak, din uğrunda yapılan savaşlar sonucunda şühedanın kanıyla vatanlaşmıştır. Yahya Kemal’e göre “Bu toprak, cetlerin mezarlarının bulunduğu, camilerin kurulduğu yerdir. Sanayi-i nefise namına ne yapılmışsa onun sergisidir.”[12] Bu anlayışa göre vatan; tarih, din, millet, mimari, sanat gibi mefhumlarla harmanlanmış, onlarla birlikte özünü bulan ve varlığını koruyan bir kavramdır. Maddi ve manevi kültür değerleriyle “kendi gök kubbemiz” olan vatan, yaşayanlarla ölülerin birleştiği yerdir. Şair, Süleymaniye’de Bayram Sabahıadlı şiirinde “Yürüyor, durmadan, insan ve hayalet karışık” mısrasında bu durumu vurgular. Aynı şiirde vatanı “hür ve engin” olarak niteler. Vatanın hürriyeti ve istiklali, ferdin hürriyeti demektir. Yahya Kemal’e göre hürriyeti olmayan insanlar, bir vatan sahibi olduklarını er geç unuturlar.[13]

         

        Vatan... Bir milletin aziz toprağı… En hakiki ve gerçek evi… Velhasıl vatan, mücessem ve mübarek bir mefhumdur. Yahya Kemal, bizde vatan fikrinin daima var olduğuna, ancak vatan şairimiz Namık Kemal’in bu fikri kalbimizde yeni bir nefesle uyandırdığı günden beri uyanık bulunduğumuza inanır. Vatan; Süleymaniye’dir, Sultanahmet’tir, Beyazıt’tır, Karatay’dır, Gök Medrese’dir, Cacabey’dir, Sahip Ata’dır, İshaklı Han’dır. Vatan; Yunus Emre’dir, Kaygusuz Abdal’dır, Hacı Bektaş’tır, Karacaoğlan’dır, Fuzuli’dir, Baki’dir, Nedim’dir, Namık Kemal’dir, Mehmet Akif’tir, Cahit Külebi’dir, Cemil Meriç’tir, Necip Fazıl’dır… Yahya Kemal’e göre Türk vatanı, ne bir feylesofun ne de bir teorisyenin fikrine sığmaz: “Bereket versin ki Türk vatanı, hiçbir nazariyecinin, hiçbir feylesofun, hiçbir vâizin tefsirine sığmayan ve yalnız kaderin, yalnız onu kuran müminlerin, onun uğrunda ölenlerin ve ıstırap çekenlerin; onun havasında yaşayan, onun toprağında çift sürenlerin; onun sinesinde nişanlanan, evlenen ve nesiller yetiştirenlerin; yalnız ve yalnız onun havasını, iklimini, hâtıralarını edinmiş olanların; onda yetişmiş olan her kahraman, şâir, bestekâr, hâsılı mütehassis, mütefekkir, bütün vatandaşların üzerinde yaşadıkları topraktır.”[14]Bir toprak parçasının vatanlaşmasında dil de çok önemli bir unsurdur. Zira Yahya Kemal, dil meselesi hakkında şunları ifade etmektedir: “Türkçenin çekilmediği yerler vatandır. Ancak çekildiği yerler vatanlıktan çıkar. Vatanın kendi gövde ve ruhu Türkçedir.”[15]Yahya Kemal, millî ve manevi değerlere sahip bir şairdir. Bu sebepten millî benliğinin farkındadır. Millî benliğini unutanlara“Acabâ, bizim vatanımız gibi, geniş bir memleketi olup da onu asla görmeyen, edebiyatta, gözleri ecnebî bir âleme dalmış ve yalnız o âlemden bahseden başka bir millet var mıdır?”[16] şeklinde sitem dolu sözlerle haykırır.

         

        Yahya Kemal’in düşüncesinde, İstanbul vatanın sembolüdür. Millî kolektif ruh, bir coğrafyayı vatan yapar. Bu millî kolektif ruh, İstanbul’da kendini bulmuştur. Şair, bu ruhun tezahürünü Süleymaniye’de Bayram Sabahı adlı şiirinde en güzel şekilde işler. Şaire göre, “Bir iklimin manzarası, mimarisi, halkı arasında tam bir ahenk varsa orada gözlere bir vatan tablosu görünür.”[17]Şark ve garp medeniyetleri üzerinde önemli fikirler inşa eden mütefekkir şairimiz Yahya Kemal, aradığı özü millî mazi, coğrafya ve ihtişamlı medeniyetimizde bulur. Millet, tarih ırmağının yüzyıllar boyunca aktığı toprakların sanat ve kültür iklimini teneffüs etmiş, bunun sonucunda tarih, sanat ve kültürle yekvücut olmuştur. Bu millî mevcudat nesilden nesle, geçmişten geleceğe tevarüs etmektedir. Süleymaniye’de Bayram Sabahıadlı şiirinde, Yahya Kemal’in vatan düşüncesinin fevkalade muazzam bir ifadesini bulmaktayız. Bu şiirden, nesiller arasındaki zaman perdesini kaldıranın, bayram namazı için toplanılan Süleymaniye Camisi olduğunu öğreniyoruz; mimari bir eser, vatanın ve nesillerin tarihî bir atmosferde buluştuğu bir yer oluyor:

         

        “Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati,

        Dokuz asrında bütün halkı, bütün memleketi

        Yer yer aksettiriyor mâvileşenmanzaradan,

        Kalkıyor tozlu zaman perdesi her ân aradan.

        Gecenin bitmeğe yüz tuttuğu andan beridir,

        Duyulan gökte kanad, yerde ayak sesleridir.

        Bir geliş var!.. Ne mübârek, ne garîb âlem bu!..

        Hava boydan boya binlerce hayâletle dolu…

         

        

         

        Ordu milletlerin en çok döğüşen, en sarpı

        Adamış sevdiği Allah’ına bir böyle yapı.

        En güzel mâbedi olsun diye en son dinin

        Budur öz şekli hayâl ettiği mimârînin.

        Görebilsin diye sonsuzluğu her yerden iyi,

        Seçmiş İstanbul’un ufkunda bu kudsî tepeyi..

         

        

         

        Ulu mâbedde karıştım vatanın birliğine,

        Çok şükür Tanrı’ya, gördüm, bu saatlerde yine

        Yaşıyanlarlaberâber bulunan ervâhı.

         

        Doludur gönlüm ışıklarla bu bayram sabahı.”

         

         

        Yahya Kemal, bu mısralarıyla, Türk vatanının ölüleriyle ve dirileriyle birliğine işaret eder ve ecdadımızın Allah’a duyduğu derin bağlılık sonucunda İstanbul’un “kudsî tepesine” millî şahsiyetlerini yansıtan bir mimari eser yaptıklarını belirtir. Onun vatan düşüncesini ifade eden en güzel şiirlerden birisi de Koca Mustafa Paşaadlı şiiridir:

         

         

        “Öyle sinmiş bu vatan semtine milliyetimiz

        Ki biziz hem görülen, hem duyulan, yalnız biz.

        Mânevî çerçeve beş yüz senedir hep berrak;

        Yaşıyanlar değil Allâh’a gidenlerden uzak.

        Bir bahar yağmuru yağmış da açılmış havayı

        Hisseden kimse hakîkat sanıyor hulyâyı.

        Âhiret öyle yakın seyredilen manzarada,

        O kadar komşu ki dünyâya duvar yok arada,

        Geçer insan bir adım atsa birinden birine,

        Kavuşur karşıda kaybettiği bir sevdiğine.

         

        

         

        Ne saâdet! Bu taraflarda, her ülfetten uzak,

        Vatanın fâtihi cedlerleberâber yaşamak!..

         

        

         

        Bu geniş ülkede, binlerce lâtîf illerde,

        Nice yıl, cedlerimiz kökleşerek bir yerde,

        Manevî varlığının resmini çizmiş havaya.

        -Ki bugün karşılaşan benzetiyor rü’yâya.”

         

         

        Yahya Kemal, Koca Mustafa Paşa şiirinin mısralarıyla, Türk milletinin vatan topraklarını Türkleştirmesi ve bu vatan toprağında kökleşen atalarımızla, yaşayan nesillerin beş yüz sene iç içe olduğuna, maddi ve manevi benliğimiz ve milliyetimizi sindirdikleri bir vatan manzarasına işaret eder. İşte böyle bir vatan manzarasında insan bütün elem ve kederden uzak, saadet içinde yaşamaktadır. Yahya Kemal’e göre atalarımız, bu vatanda sadece maddi varlıklarıyla yaşamamışlar, manevi şahsiyetlerinin damgasını da vurmuşlardır. Bugün bu manevi havayla karşılaşanlar gördüklerini bir rüyaya benzetiyor.

         

                    Eylül Sonu adlı şiirinde İstanbul’un Kanlıca gibi bir semtini sevmek için ömrümüzün kısa olduğunu, vatandan ayrılışın ölümden daha zor bir ıstırap verdiğini söyler. Ona göre ölümü ürkütücü ve korkunç kılan gerçek, vatandan ayrılmaktır. Şair için dünya gözüyle bir daha vatanı görememek acı verici bir durumdur:

         

         

        “Yalnız bu semti sevmek için ömrümüz kısa…

        Yazlar yavaşça bitmese, günler kısalmasa…

         

        

         

        Ölmek kaderde var, bize ürküntü vermiyor;

        Lâkin vatandan ayrılışın ıstırabı zor…” 

         

         

        “Cihan vatandan ibârettir, îtikadımca” mısraını taşıyan Yol Düşüncesiadlı şiirinde, şu mısralarında ölüme karşı göğüs gerer ve öldükten sonra, tahayyülünde vatanın eski hâliyle kalmasını arzu eder:

         

         

                    “Bütün eserlerimiz, halkımız ve askerimiz,

        Birer birer görünen anlı şanlı cedlerimiz,

        İçimde dalgalı Tekbîr’i en güzel dînin,

        Zaman zaman da Nevâ-kâr’ı doğsun, Itrî’nin.

        Ölüm yabancı bir âlemde bir geceyse bile,

        Tahayyülümde vatan kalsın eski hâliyle.”

         

         

        Yahya Kemal, İstanbul’un çeşitli semtlerinde çalınan sazların her telinde sadece vatanı duyar. Musikimiz, toprağı Türk vatanı yapan ve daima bu topraktan esen “sihirli rüzgâr”dır. Yahya Kemal, yüzyıllar boyunca Türk vatanını millî birlik şuuru etrafında birleştirmesi bağlamında musikiye değer verir. Musiki millî ruhun keşfedilmesinde önemli bir kaynaktır. Onun için şair, Itrî’den İsmail Dede’ye kadar bizim sanatkârlarımıza önem verir, onları Mozart’tan Bach’tan üstün görür. Ona göre bizim şarkılarımız, hikâye ve romanlarımızdır. Şair, Eski Mûsiki adlı şiirinde şu mısralara yer vermektedir:

         

         

        “Bu yaz kemençeyi bir dinledinse Kanlıca’da

        Bahar’da bir gece tanbûru dinle Çamlıca’da.

        Bu sazların duyulur her telinde sâde vatan.

        Sihirli rüzgâr eser daimâ bu topraktan.”

         

         

                    Şair, Itrî adlı şiirinde “Bizim öz mûsikîmizin pîri” dediği millî bestekârımız Itrî, bizi toplayan bir dehâ, şafak vaktinin cihangiri ve “vatan üstünde hür esen rüzgâr”dır. Aslında bu mısra, bize Yahya Kemal’in vatan düşüncesini işaret eder. Zira ona göre çok geniş Osmanlı coğrafyasını, Itrî’nin “ses ve tel kudretiyle” millî birlik duygusu etrafında toplamada, musikinin önemli bir rolü vardır: 

                   

         

                    “TâBudin’denIrâk’a, Mısr’a kadar,

        Fethedilmiş uzak diyarlardan,

        Vatan üstünde hür esen rüzgâr

        Ses götürmüş bütün baharlardan.

         

         

        O dehâ öyle toplamış ki bizi,

        Yedi yüz yıl süren hikâyemizi

        Dinlemiş ihtiyar çınarlardan.”     

         

         

        1918 adlı şiir Millî Mücadele yıllarında vatan topraklarının birer birer elden çıkması neticesinde Yahya Kemal’in içine düştüğü elem ve keder dolu hâlini anlatmaktadır. Acı günlerin bir isyan feryadı olan 1918 adlı şiirde Yahya Kemal, şu mısralarla vatanın işgal günlerindeki manzarasını çizmektedir:

         

         

        “Ölenler öldü, kalanlar muztarip kaldık.

        Vatanda hor görülen bir cemaâtiz artık

        Ölenler en sonu kurtuldular bu dağdağadan

        Ve göz kapaklarının arkasında eski vatan

        Bizim diyâr olarak kaldı tâkıyâmete dek…”

         

         

        Şair, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Ya istiklal ya ölüm!” sözünü hatırlatırcasına vatanda hor görülen bir cemaat olmaktansa, ölümü tercih etmektedir. Yahya Kemal, 26 Ağustos 1922dörtlüğünde ise “YâRabbî” nidasıyla “İslam’ın son ordusu” olan Türk ordusuna gönülden dua etmektedir. O, muzaffer Türk ordusunun galip geleceğine, “mutlaka şafağın sökeceğine” sağlam bir inançla bağlıdır:

         

         

        “Şu kopan fırtına Türk ordusudur yâRabbî

        Senin uğrunda ölen ordu budur yâRabbî

        Tâ ki yükselsin ezanlarla müeyyednâmın

        Gâlib et çünkü bu son ordusudur İslâm’ın” 

         

         

                    Yahya Kemal, geçmiş günlere özlem içindedir. Kaybolan Şehir adlı şiirinde dün bizim öz vatanımız olan Üsküp’ün bugün niçin bizim olmadığını sorar. O, Türk kültürünün ve Türk tarihinin önemli şehirlerinden Üsküp’ü bir hüzün içinde “kaybolan şehir” olarak niteler:

         

         

        “Vaktiyle öz vatanda bizimken, bugün niçin

        Üsküp bizim değil? Bunu duydum, için için.”

         

         

        Sonuç olarak, bir vatan şairi olan Yahya Kemal, aziz vatanımızı büyük ve muazzam mısraları ile şiirleştirmiştir. Şüphesiz Yahya Kemal, mümtaz ve müşfik bir vatan şairi olarak büyük Türk milletinin gönlünde yaşayacaktır. 

         

         [gid]254[/gid]

         


        


        

        [1] Muzaffer Uyguner, “Yahya Kemal’in Sanatı Üzerine Notlar”, Türk Dili Dergisi, 1959, s. 86.


        

        [2]Nev-Yunanilik için bkz. Şevket Toker, Edebiyatımızda Nev-Yunanilik Akımı, Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Dergisi I, İzmir, 1982, s.135-163.


        

        [3] Cemil Meriç, Bu Ülke, İstanbul, Ötüken Yayınları, 1974, s.54.


        

        [4] Şair, “Gönlümü Paris’e çeken diğer bir sebep de Jön Türklüktü.” der. Fakat Paris’e gittikten sonra bir fikre kesin bir şekilde bağlanmamış ve arayışını sürdürmüştür. 


        

        [5] Ahmet Hamdi Tanpınar, Yahya Kemal, s.38.


        

        [6] Yahya Kemal’in vatan anlayışında Malazgirt zaferinin önemi için bkz. Mehmet Kaplan, “Ziya Gökalp ve Yahyâ Kemâl’e Göre Malazgirt Savaşı’nın Mana ve Ehemmiyeti”, Türkiyat Mecmuası, C. XVII, İstanbul, 1973.


        

        [7] Mustafa Özbalcı, Yahya Kemal’in Duygu ve Düşünce Dünyası, s. 37.


        

        [8] Yahya Kemâl, Mektuplar, Makaleler, s.300-303.


        

        [9] Tanpınar, a.g.e., s.38.


        

        [10] Ahmet Kabaklı, “Yahya Kemal ve Kültür Milliyetçiliği”, Büyük Türkiye Dergisi, No.9, Aralık 1970, s.14-17.


        

        [11] Mehmet Kaplan, Büyük Türkiye Rüyası, İstanbul, 1969, s.142.


        

        [12] Yaşar Şenler, Kültür ve Edebiyata Dair Görüşleriyle Yahya Kemâl, Ötüken Yay., İstanbul 1997, s. 162.


        

        [13] Yahya Kemâl, Mektuplar- Makaleler, s.150.


        

        [14] Yahya Kemâl,, a.g.e., 303-304.


        

        [15] Mustafa Özbalcı, “Yahya Kemâl’in II. Meşrutiyetten Sonra Gelişen Edebiyatımızdaki Yeri”, Millî Kültür Mecmuası, Aralık 1985, S. 51, s. 24.


        

        [16] Yahya Kemâl, Edebiyata Dair, Yahya Kemal Enstitüsü Yay. 1bs. , İstanbul 1971, s. 139.


        

        [17] Yahya Kemâl, Azîz İstanbul, s.8. 


Türk Yurdu Ekim 2014
Türk Yurdu Ekim 2014
Ekim 2014 - Yıl 103 - Sayı 326

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele