SEÇİMİN DİNAMİKLERİ, AKP’NİN BAŞARISI

Ağustos 2007 - Yıl 96 - Sayı 240

 

Seçim bitti, millet tercihini ortaya koydu. Sonuç, AKP bir dönem daha tek başına iktidar. Her genel seçimde, bu işin meraklıları akşamdan televizyonun karşısına geçer, çeşitli kanalları dolanır, “Açılan sandıklar, kullanılan oylar, partilerin oy oranları” diye başlayan açıklamaları takip ederek muhtemel sonuçlar üzerine kafa yorardı. Bu seçim öyle olmadı. Her şey çok kısa süre içinde neticelendi. Daha baştan ilk veriler gelirken AKP’nin oy oranı %53 olarak görünüyor, diğer partiler %10 civarında seyrediyordu. AKP dışındaki partiler adına iyimserliklerini muhafaza etmek isteyenler, “Bunlar AKP’nin güçlü olduğu yerlere ait veriler, geceye kadar çok değişir daha sonuçlar,” gibi yorumlar yapsalar da sandıklar hızla açılmaya devam etti. Akşam dokuz olduğunda ise her şey ayan beyan ortaya çıktı. AKP Cumhuriyet tarihimizde örneği çok az görülen bir başarıyı elde etmiş, bir dönem süren iktidarının ardından oylarını neredeyse yüzde elliye yakın artırarak ikinci dönem için yeniden iktidara gelmişti.  

Seçim öncesi atmosfer ile hemen seçim gecesinin atmosferi arasında bariz bir fark vardı. AKP’liler dâhil bu kadar yüksek bir oy oranını bekleyenler azdı. Bir araştırma şirketinin görevlisi, seçim öncesi AKP’nin oy oranını %46 olarak tespit ettiklerini, ancak bunu abartılı buldukları için açıklamak istemediklerini ifade etti. AKP’lilerin ortalama tahminleri ise parti lehine eğilimlerin de içinde olduğu varsayılarak- %42 civarında seyrediyordu. Tahminlerin üstünde bir oy oranının elde edilmesinin arkasındakini görmek hem AKP’liler için hem de Türkiye’deki seçmen davranışı konusunda kafa yoranlar bakımından önemli. Her şeyden önce şunu belirtmek gerekiyor, AKP’nin beş yıllık icraatı, anketlere yansıyandan daha fazla bir olumlu etki yaratmış gözüküyor. Bu seçimlerde AKP’lilerin “istikrar” diyerek halkla ilişkilerinin temeline yerleştirdikleri bu tez, ekonomik verilerle de desteklenmiş ve sahicilik kazanmış bir tez olarak seçmen davranışının en önemli belirleyeni oldu. Hatta farklı siyasi eğilimlere sahip olan, esasen geçmiş seçimde başka partilere oy vermiş bulunan kişiler dahi “istikrar sürsün” deyerek AKP lehine bir eğilim ortaya koydular. İstikrarın alternatifi olarak muhalefet partilerince dile getirilen kaygı ve endişelerin ise gerekçesi, dili ne olursa olsun alıcısı olmadı. Seçmen bu türden yaklaşımları istikrar karşısına konulan karmaşa, kaos, belirsizlik olarak okudu ve riskten kaçınma esasında bir siyasal tavrı sandığa yansıttı.

AKP Denge ve İstikrarı Temsil Etti

AKP’yi başarılı kılan bir başka sebep, yürüttüğü kampanya, kullandığı dil, ülke meselelerine yaklaşımı ile denge ve istikrarın adresi olarak görülmesidir. Türkiye problemleri çok olan bir ülke. Ekonomiden dış politikaya, bölücülükten toplumsal hayata kadar her alanda zorlu sorunlar var. Bunlar aynı zamanda seçmenin farklı yol ve yöntemlerin arkasında saf tutmasına, birbiriyle çelişen, ayrışan çözüm yollarını benimsemesine yol açıyor. Şüphesiz bunun da arkasında insanların ideolojileri, hayat şartları, sosyo-ekonomik yerleri, siyasal ilişkileri var. AKP, denge ve istikrar odaklı siyaseti ve yaklaşımıyla bu farklı eğilimleri de kendi çatısı altında toplamayı başardı. Seçim verilerine baktığımızda Ege’den olduğu kadar Doğu’dan da oylarını ciddi oranlarda artırdığını görüyoruz. Keza büyük şehirler kadar kasabalar ve köyler de kendi dertlerine çareyi AKP’de arıyorlar. Böylelikle AKP, sorunların tartışıldığı, konuşulduğu ve bütün bunların neticesinde tecrübî bir aklın kotarıldığı bir çatı haline geliyor. Seçim öncesi atmosfer hatırlandığında, karşıt eğilimlerin yaşanan tüm demokratik tecrübeye rağmen en sert üsluplar ve ateşli mitinglerle ortaya konduğu, terörün her gün can aldığı bir ülkede böylesine kucaklayıcı bir Türkiye partisinin ortaya çıkması son derece önemlidir ve sorunların çözümü bakımından bir şanstır. Ancak bunun bir potansiyel şans olduğu, farklılıklara çatı olmanın tek başına sorunu çözmeyeceği, buradan ülke sorunlarına yönelik ilişkisel bir akıl etmenin çıkması için çaba gösterilmesi gerektiği ortadadır.

AKP başarısının bir başka sebebi, Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde yaşananların halk tarafından algılanma biçimidir. Bu yolda AKP kadar diğer partiler de olayı nasıl gördüklerini, kimin haklı kimin haksız olduğunu halka anlatmaya çaba sarf etmişlerdir, ancak seçim sonuçları milletin hakemliğinin AKP anlatısına daha fazla hak verme doğrultusunda ortaya çıktığını göstermiştir. Milletin büyük çoğunluğu Cumhurbaşkanlığı sürecinde AKP’ye daha özel, daha kısıtlayıcı, inisiyatifini azaltıcı bir muamele uygulandığı kanaatindedir. Kimileri bunu istemiş, desteklemiş, kimileri ise itiraz etmiştir; ancak destek veya itirazın her ikisi de ayrı muamele uygulandığı gerçeğinin bir karinesidir. Millet, demokratik usullerin dışına çıkılarak sürece müdahale edilmesini geçmişte olduğu gibi bugün de tasvip etmemektedir. Üstelik bu konularda AKP’ye karşı en sert muhalefeti yürütmeye çalışan CHP, kendi tezlerini halktan güç alan bir siyasi bağlamda dile getirmekten çok, bürokrasi ile ittifak içinde, onlardan yardım ve destek alarak yapıyor gibi görünmüştür. CHP’nin kendi niyet ve yaklaşımının ne olduğu elbette önemlidir, ama daha önemlisi yapılıp edilenlerin anlaşılma biçimidir ki işte tam da burada CHP’nin beyanları ve stratejileri halk temelli demokratik yaklaşımlardan hayli uzak kalmıştır. Siyasette halkın algısını belirleyen sadece bir partinin dili, stratejileri değildir, bunlar karşılıklı olarak değerlendirilir ve anlamları birbirine gönderme yapılarak şekillenir. Bir tarafta geçmiş Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden farklı bir yol izlemeyen AKP, diğer yanda ise siyasal inisiyatifini elit çevrelerle işbirliği içinde kullanmaya çalışan, bu mânâda demokratik niteliği tartışmalı yol ve yöntemlere başvurduğu konusunda yaygın bir kanı bulunan CHP. Halkın gördüğü resim budur.

Siyasal Gerçekçilik Önemli

AKP’nin başarısının bir başka sebebi ise, siyasal gerçekçiliğe daha yakın duran bir dil kullanması, geçmiş icraatlarını da buna bir karine olarak sunmasıdır. Kimi partiler mazot 1 YTL diye ortaya çıkmış, diğer muhalefet partileri de etkili sandıkları bu mesaja sahiplenmekte gecikmemişlerdir. Bu furyaya karşı AKP’nin yaklaşımı ise, mazotun 1 YTL olmayacağı, böyle diyenlerin halkı kandırmaya çalıştıkları biçiminde belirmiştir. Siyasette bir uygulamanın hoş olması, temenni edilmesi, onu kendi başına iyi ve halkı etkileyecek bir mesaj haline getirmez, aynı zamanda bu mesajın bir gerçekçilik duygusu yaratması, ikna edici gücünün olması gerekir. Mazot örneği seçim atmosferinde dile getirilen mesnetsiz iddialardan sadece birisidir. Buna ÖSS’nin kaldırılmasından her ihtiyacı olana maaş verileceğine kadar bir dizi iddia daha eklenebilir. Yine bu konuda da AKP’nin iddiacı olmayan, büyük sözler etmeyen, mevcut trendlerin süreceğini bildiren yaklaşımı seçmen tarafından daha sahici nitelikte karşılanmıştır.  

Siyasette en yüksek değer başarıdır. Başarılı olduğunuzda siyasal gerçekliği yeniden tanımlarsınız. Bugün AKP’nin durumu budur. Fakat bu türden değerlendirmeler, AKP’yi anlamak kadar “seçmen” dediğimiz o tuhaf varlığın siyasal davranışını anlama ve geleceğe ilişkin projeksiyonlar yaparken bunları hesaba katma adına önemlidir.

AKP’yi olağanüstü başarılı gösteren elbette aldığı oydur, fakat bunun hemen yanı başında 2002 seçimlerine göre kaybettiği milletvekilleri de vardır ki bu da AKP adına paradoksal bir başarısızlık unsurudur. Elde edilen oy oranının ihtişamı karşısında kaybedilen vekil sayısının esamisi okunmasa dahi, nihayetinde siyaset Mecliste ve önemli ölçüde sayılar üzerinden yürütülmektedir. AKP 264 olan vekil sayısını 240’a düşürmüştür. Buna karşılık CHP MHP’nin kazandığı kadar bir vekili kaybetmiştir. Bir de arada 23 vekil DTP’ ye, dört vekil ise diğer bağımsızlara gitmiştir. Geçmişte AKP’ye yöneltilen %34 ile Meclisin üçte iki çoğunluğunu kontrol etme suçlamaları, seçmenin dörtte üçünün onlara karşı olduğu iddiaları boşlukta kalmış, AKP Mecliste tüm gücüyle varlığını ortaya koymuştu. Bugün kimse bu türden iddialar dile getiremez, ama AKP’nin vekil sayısı aksine daha da azalmıştır.

CHP elbette başarısızdır, çünkü bir dönem ana muhalefet olmuş, sonuçta aldığı oy oranında hemen hemen hiçbir değişiklik meydana gelmemiştir. Beş yıl boyunca iktidar eleştirisi adına ortaya koyduğu sözleri bir karşılık doğurmayan bir siyasi partinin her şeyden önce kendisine, kendi siyasetine karşı güveni çok ciddi ölçülerde sarsılır. CHP’yi oy oranını korumasına rağmen böylesine başarısız gösteren AKP’nin başarısı ve vekillerinin neredeyse yarıya yakınını kaybetmesi, beş yıllık beyanlarının ona hiçbir getiri sağlamamasıdır.

MHP ise Meclis dışındayken Meclise girmiş, temsil ettiği siyasetin halk nezdinde bir karşılığı olduğunu ortaya koymuştur. MHP’nin başarısını AKP’nin muhteşem başarısı hayli gölgelemektedir, ancak önümüzdeki günlerde yaşanan gelişmeler MHP’ye daha etkili siyaset yapması bakımından bazı avantajlar kazandırabilir. CHP’den DSP’lilerin ayrılması ve muhtemel bir bölünme durumu MHP’yi ana muhalefet haline getirecektir. Böyle bir gelişme yaşandığı takdirde, MHP için siyaset ılımlı, dengeli, millet çoğunluğunun eğilimlerini dikkate alan bir güzergâhta şekillenmek durumundadır. Tek boyutlu bir ana muhalefet hiçbir şekilde düşünülemez. CHP ana muhalefet olarak kalsa dahi MHP’nin yine Meclisin üçüncü partisi olarak göstereceği performansta bir merkez partisi olma iddialarının parametreleri yoğun bir şekilde yer almalıdır. Seçim sonrası ilk beyanlar bu istikamette bir yol takip edileceğini göstermektedir.

Demokrasinin Güzel Tarafı

Demokrasilerin güzel tarafı, partilerin kendilerinden menkul gibi görülen iddia ve değerlendirmelerini milletin sınavından geçirmesi, haklı görülenlere siyasi güç vermesidir. Demokrasinin bu niteliği ülke hayrınadır, bu ülkede yaşayan herkesin hayrınadır. Bundan AKP’li olanlar kadar CHP’liler, MHP’liler, DP’liler DTP’liler de faydalanırlar. Çünkü bu sınav, siyaseti sahih olanla buluşturur, toplumsal gerçeklikten uzak fantezileri kudretten mahrum eder.

Önümüzde yeni bir seçim için beş yıl var. AKP şüphesiz bir Türkiye partisi olmanın ağırlığı, sükûneti ile davranacak, diğer partiler ise milletin kendilerine vermiş olduğu irade emanetini Mecliste gereği gibi temsil edeceklerdir. Milletin hayatı yanında seçim sureleri çok kısadır. Gelecek seçimler aslında hemen yarın kadar yakındır. İktidarı muhalefetiyle partilerin milletin hakemliğini iyi değerlendirmeleri, toplumsal gerçekliği esas alan bir siyaset için çaba göstermeleri hem kendileri hem de ülke için gerekli ve faydalıdır. Çünkü seçimler bitmiştir ama milletin hakemliği devam etmektedir.

AKP dâhil bütün partilerin gelecek seçimler için kollarını sıvamaları gereken gün bugün yani 23 Temmuz günüdür.


Türk Yurdu Ağustos 2007
Türk Yurdu Ağustos 2007
Ağustos 2007 - Yıl 96 - Sayı 240

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele