YENİ DÖNEMDE İKTİDAR VE MUHALEFETİN SORUMLULUKLARI

Ağustos 2007 - Yıl 96 - Sayı 240

 

22 Temmuz 2007 seçimleri AKP’nin, birçokları için beklenmedik başarısıyla sonuçlandı. Bu başarının dayandığı faktörleri, başka bir deyişle her iki seçmenden birinin AKP’yi niçin tercih ettiğini açıklamak şüphesiz siyaset bilimcilerin işi olmakla birlikte, milliyetçi bakış açısıyla hemencecik yapılabilecek bazı tesbitleri Genel Başkanımız Nuri Gürgür başyazısında gayet net olarak yapmıştır. 13 madde halinde sıralanan bu tesbitlerin içinde vurgulanması gerekenler bence şunlardır:

Birincisi, seçmen uzlaşmaz, geçimsiz, menfaatperest görüntü verenleri, hakkına razı olmayanları cezalandırmıştır. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, “nevzuhur” 367 rakamını sağlama imkânını iktidar partisinden esirgeyen DYP (şimdi DP) seçimlerden Mehmet Ağar, Celal Adan ve Nüzhet Kandemir’in istifasına yol açacak bir hezimetle çıkmış, ANAP zaten seçime girememiş, CHP de DSP desteğine rağmen Türkiye’nin bugünkü muhalefet şartlarında alması beklenen oyu alamamıştır. MHP ise Meclis dışında olduğu, dolayısıyla cumhurbaşkanlığı seçiminde taraf olmadığı halde, alabileceği oyların tamamını alamamıştır. Mamafih MHP’nin aldığı sonucun, alabileceğinden az olmadığı, normal olduğu görüşlerine de kamuoyunda rastlanmaktadır.

AKP de cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aslında uzlaşma yoluna gitmemiştir. Ancak, 1983’ten bu güne kadar yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oluşan teamül, bu defa engellenince AKP hakkı gasp edilen bir iktidar partisi durumunda kalmış, vatandaş da AKP’ye merhametini sandığa yansıtmıştır.

                Ancak, Nuri Gürgür’ün dediği gibi, “AKP’nin başarısı sadece bu psikolojik nedenlerle açıklanamaz”, gerçekçi bir bakışla diğer sebepleri de ortaya koymak gerekir. 2002’den bu yana YTL uygulaması, enflasyonun kontrol altına alınması gibi tedbirlerle ve piyasada hep olan sıcak para gibi sebeplerle sağlanan ekonomik istikrar, önceki kriz dönemlerinin yerine vatandaşın hafızasında olumlu bir iz bırakmış, muhalefet seçim kampanyası boyunca ekonomiyi AKP’den daha iyiye götüreceğine seçmeni inandıracak bir söylem geliştirememiştir. Ekonomik istikrara bir de dar gelirli kesimlerin rahatlatıldığı, kömür yardımı, konut edindirme projeleri gibi sosyal politikalar da eklenince AKP’nin başarısı yükselmiştir.

                Artık bundan sonrasına bakmak lâzımdır. TBMM’de iktidar partisinin yanında muhalefet sıralarında MHP, CHP, CHP’den seçilenlerin partilerine dönmesiyle DSP, bağımsız milletvekillerinin büyük bölümünün oluşturacağı DTP, Muhsin Yazıcıoğlu ile BBP olacaktır. Bağımsızlar arasında yer alan Ufuk Uras’ın da ÖDP’ye geçmesi beklenmektedir. Mesut Yılmaz bağımsız kalabilir veya liberal görüşleri temsil eden bir partinin başına geçebilir.

                Böyle bir mecliste iktidar partisi, birçok konuda çok dikkatli davranmak durumundadır. Seçim günü akşamı yaptığı konuşmayla da Erdoğan bunun farkında olduğunu göstermiştir. Oy oranındaki artışı Meclisteki sandalye sayısına yansımasa da 340 milletvekilliği azımsanmayacak bir güçtür. Ancak Meclis başkanlığı ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, anayasa değişikliklerinde gerekli karar ve/veya toplantı yeter sayıları için gerekli desteği doğru yerlerde arayıp aramadığı, sağduyunun bir dahaki seçimlerde dikkate alacağı bir tutum olacaktır.

                Aynı dikkatin muhalefet tarafından da gösterilmesi gerektiği açıktır. İktidarın destek arayışını, Meclis dış baskılara boyu eğerek olumlu cevaplamayan partiler, bir defa daha, Bahçeli’nin ifadesiyle “AKP’ye hak etmediği bir başarı sağlayacaktır.” Ancak bu defa seçmen tarafından cezalandırılanlar, Mecliste temsil edilen muhalefet olacaktır.

                İktidarın ihtiyacı olan desteği arayacağı doğru adres MHP’dir. MHP’nin de böyle bir talebe olumlu cevap vermesi, hem Türkiye’nin birlik beraberliği açısından, hem de MHP açısından gerekli davranış biçimidir.

                Türkiye’nin önümüzdeki kritik dönemi kazasız atlatması, Kürt etnikçiliği yapan DTP’lilerin Mecliste bir öncelik kazanmamasına bağlıdır. AKP güneydoğu ve doğuda oylarını %26’lardan %53’lere çıkararak, DTP’nin Mecliste beklediği konumu elde etmesini engellemiştir. Ancak AKP’nin ve diğer partilerin ferasetlerinde bir eksiklik, DTP’ ye, sandıkta kaybettiğini Mecliste kazandırabilir. İşte gösterilmesi gereken dikkat, özellikle bu noktada önem kazanmaktadır.  

Burada milli değerlerle manevi değerlerin ayrıştırılması yönünde son yıllarda ortaya çıkan tehlikeli gelişmeye de işaret etmek gerekiyor.

AKP’nin ve destekçisi “siyasal İslâmcı” çevrelerin, uygulamada, kendini Türk hissetmeyenlerin Türk hissedenlere tercih edilmesi şeklinde tecelli eden anti milliyetçi anlayışları ve AB yanlısı politikalar, ulusalcı çevrelerin AKP’yi, rejimin üniter yapısına karşı olarak suçlamalarını kolaylaştırmıştır. Ancak AKP’nin özellikle seçim kampanyasında öne çıkardığı “tek vatan, tek millet, tek bayrak, tek devlet” gibi gerçekten de milliyetçi bir slogan, geniş kitlelerin AKP’yi ulusalcı çevrelerin gördüğü şekilde suçlu görmesini engellemiştir. Ancak seçimlerdeki bu başarı, “İslâm’da milliyetçilik yoktur” görüşünü, Türk olmayanları tercih etmek gibi bir milliyetçilik şeklinde uygulamalarını da engellemelidir.

AKP’nin uluslar arası ilişkilerde, AB’ye girme uğruna milli davalardan taviz veren politikaları, PKK yanlısı politikalarıyla temayüz eden “Türkiyeli aydınlara” kimi zaman yakın durmaları ve benzeri uygulamaları, geniş bir muhalefet cephesi oluşturmuştur. Başlangıçta bu cephe, BBP ile İP’nin, Muhsin Yazcıoğlu ile Doğu Perinçek’in, Kemal Alemdaroğlu gibi üniversitede başörtüsü yasağının sarsılmaz uygulayıcısı biriyle Recai Kutan gibi birinin yan yana geldiği bir platform olarak tezahür etmiştir. Sonunda bu muhalefet cephesinin iradesine, meydanları gelincik tarlaları gibi bayraklarla donatan cumhuriyet mitingleriyle Ulusalcı-Kemalist bir ideoloji yerleşmiştir.

Buna karşılık MHP, AKP’ye karşı en etkili muhalefet yaptığı anlarda bile, ulusalcıların partiye sirayet etmesine imkân bırakmamıştır. Ancak bu yeni dönemde de MHP, mecliste muhalefetin dozunu ve konularını, çok dikkatli ayarlamak, laikliğin kolayca İslâm düşmanlığına dönüştüğü ulusalcı çevrelerin partiye nüfuzunu, fikri olarak da engellemek durumundadır.

Sonuç olarak milli değerlerle manevi değerler, Türklükle İslâmiyet, bu ülke insanlarının ortak kimliğinin temelidir, birlik ve beraberliği sağlayan, insanları bir arada tutan harcın iki önemli unsurudur; suyuyla çimentosudur. Bunların birbirinden ayrıştırılması, giderek birbirine düşman hale getirilmesi, ülke insanlarını bir arada tutan harcın bozulması demektir.

İşte AKP ve MHP’nin ortak sorumluluğu, bu endişeyi paylaşmak ve bu ortak endişenin gereğini yapmaktır. Türkiye’nin harcındaki bu iki temel unsur, birbirinden ayrışır ve giderek düşman hale getirilirse, Türkiye’nin akıbeti, Allah esirgesin Endülüs’ün akıbeti olur ve bunun vebalinden ne MHP ne AKP kurtulur.


Türk Yurdu Ağustos 2007
Türk Yurdu Ağustos 2007
Ağustos 2007 - Yıl 96 - Sayı 240

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele