2007 Seçimleri ve MHP’NİN YENİDEN YÜKSELİŞİ

Ağustos 2007 - Yıl 96 - Sayı 240

 

Bilindiği gibi Türkiye Cumhuriyeti; zamanın liberallerine, Damat Ferit’cilere, boş vermişlere, neme lazımcılara, mandacılara ve türlü çeşit millete Muhibbi’lik besleyenlere rağmen kurulmuştu. “Milletin istiklalini, milletin azim ve kararı kurtaracaktır” diyen millî bir irade Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsız bir devlet olarak ortaya çıkmasını sağlamıştı. Bu gerçekler, millî bilinç sahibi herkese -yıllar itibariyle Atatürk dönemi hariç tutulursa- Türkiye’yi kuran irade ve zihniyetin aynı zamanda yöneten irade olamamasının nedenlerini hep sordurmuştur. Samsundan başlayarak, Erzurum ve Sivas örgütlenmelerini yapıp Ankara’da devleti kuran milli(yetçi) iradenin yıllarca iktidar dışı kalması bütün gözleri Türk Milliyetçiliğini bir medeniyet ve siyasi yönetim projesi olarak kabul eden tek siyasi hareket olarak MHP’ye çevirmişti. Egemenliğin ve siyasi iktidarın kaynağının yalnızca Türk milleti ve onun iradesi olduğunu savunan MHP’ye duyulan ihtiyacı son gelişmeler giderek artırmıştır.

MHP’nin Gerçek Anlamı

MHP’yi sıradan bir siyasi hareket olarak ele almak ve değerlendirmek yanlış olur. MHP’nin gücünü,  siyasi rakiplerin yaptığı gibi siyasi konjonktüre dayayarak ya da küresel güçlerin desteğine endeksleyerek anlamak mümkün değildir. MHP’nin yükselişini bölücü terör, şehit cenazeleri, AB süreci ya da küresel gelişmelerle ilişkilendirerek açıklamaya çalışanlar olgunun bütününü anlamakta sıkıntı çektikleri görülmektedir. Türkiye’de bugün için hâkim olan siyasi bir çok aktör iktidarını sürdürebilmek için AB’ye, ABD’ye, Barzani’ye sırtını dayama lüzumu duymaktadır.

Milliyetçi Hareket öteden beri siyasi tutumunu, Türk milletinin “varlık ve bekası”na yönelik olarak belirlediği ifade edile gelmektedir. Milliyetçi Hareket Partisi, Türkiye’nin en köklü ve güçlü siyasi damarı üzerinde oturmaktadır. Elbette genel geçici olgu ve gelişmeler her siyasi hareketi olduğu gibi MHP’yi de olumlu ve olumsuz anlamda etkilemektedir. Ancak MHP’nin siyasi varlığını gelişen konjonktüre bağlamak ya da herhangi bir siyasi figüre endeksleyerek açıklamak çok da doğru değildir. Aksine MHP kendi varlığıyla öteden beri Türk milletinin bağımsızlığı, kimliği, tarihi, egemenliği, kültürü kısacası varlığı ve bekası arasında ciddi bir ilişki kurmaktadır. MHP millette var olanı, devlette ve siyasette de var etmeyi esas almış bir harekettir. Bu yönü itibarıyla siyasi olduğu kadar sosyolojik bir harekettir de. Millî devlet, millî kültür, millî kimlik, millî çıkar ve milliyetçilik ile Milliyetçi Hareket arasında ciddi bir ilişki vardır. Onun için MHP karşıtı siyasi eleştiriler hep “millî” ve “milliyetçi” olandan başlanarak yapılır. Yine onun içindir ki Türk milletinin varlık ve bekasını eleştiri konusu yapanlar işe MHP’den başlamaktadırlar.

2002 Seçimleri ve MHP

MHP’nin Genel Başkanı Alpaslan Türkeş’in vefatının akabinde yapılan ilk genel seçimlerde Devlet Bahçeli Genel Başkanlığında MHP % 18,2 oy alarak üçlü bir koalisyonun ikinci ortağı olarak iktidara gelmişti. MHP’nin üçlü koalisyonla da olsa iktidar olması adeta yıllardır iktidara susamış, ezilmiş MHP kitlelerinde büyük beklentiler yaratmıştı. Bu beklentileri cevaplamak çeşitli nedenler yüzünden mümkün olamamıştır.

Ancak MHP tek başına iktidar değildi ve yükselen MHP inişe geçen diğer siyasi partilerin tek hedefi haline gelmişti.

MHP’nin koalisyon ortağı olduğu dönemde meydana gelen iki deprem, ülkenin ekonomik yönden büyük bir yıkımla karşı karşıya gelmesine neden olmuştu. Bu durum ekonomide büyük bir daralma meydana getirmiş, sosyal politikaları uygulanma imkânını sınırlandırmıştır.

Dünya’da Arjantin’den Rusya’ya kadar birçok ülkede bir salgın biçiminde görülen mali kriz, Türkiye’deki koalisyon hükümetinin işini daha da zorlaştırmıştır.

Bir süre sonra Türkiye’de de yaşanan -MHP’nin hiçbir katkısı olmadığı- ekonomik kriz her şeyi alt üst etmiştir. ABD’den getirilen Kemal Derviş, bir yandan İMF ve Dünya Bankasına bağımlı bir politika izlerken diğer yandan hükümetin yıkılmasını sağlayan şartları süreç içerisinde geliştirmiştir.

Özellikle Başbakan Ecevit ile Dr. Devlet Bahçeli’nin Kıbrıs ve ABD’nin Irak’a müdahalesi konusundaki olumsuz tutumları; malum çevrelerin yurt dışlarında “MHP’siz ve Ecevitsiz bir hükümet” arayışı toplantıları yapmalarına neden olmuştu.

Derviş hareketi, daha sonra Ukrayna, Gürcistan ve Kırgızistan’da vuku bulacak olan Soros destekli -ekonomiyi ve kamuoyunu manipüle ederek- yönetimi değiştirme hareketinin ilkidir. Derviş’in DB, İMF destekli operasyonları üzerine alınan erken seçim kararının sonuçları Türkiye için yıkıcı olmuştur. Seçimlerde koalisyon ortağı iki parti DSP ile ANAP tamamen silinmiş, MHP ise % 8,2 oy almıştı. Böylece MHP beş yıllığına TBMM dışında kalmıştır.

Daha sonra yapılan mahalli idareler seçimlerinde ise MHP %10,2 civarında bir oy alacaktır.

 

2007 Seçimlerine Uzanan Süreçte Yaşananlar

2002’den 2007 seçimlerine gelinen süreçte içerde ve dışarıda Türkiye’nin geleceğini yakından ilgilendiren çok önemli gelişmeler yaşandı. Bunlardan belli başlı olanlarına kısaca değinmekte yarar vardır.

1.Kıbrıs’ta tamamen Türkiye aleyhine gelişen bir süreç yaşanmıştır. Mevcut iktidar, Kıbrıs’ta Türkiye’nin tezlerini gerileten stratejileri benimseyip savunmasına rağmen istediği sonucu alamamıştır. “Çözümsüzlük çözüm değildir” diyenlere inat, halen Kıbrıs’ta “çözümsüzlük çözüm” olmaya devam etmektedir. AB süreci devam ettiği sürece de Türkiye Kıbrıs’ta daha da gerilemeye devam edecektir.

2.Son dört yılda yaşanan gelişmeler, Irak’ın kuzeyini her anlamda Türkiye için büyük bir risk alanına dönüştürmüştür. Bu bağlamda ABD ile ilişkiler iyi yönetilememiş, bölgeye yerleşen terör örgütü etkisiz hale getirilememiş, Türkmenlerin hukuku ve can güvenliği korunamamış, Kerkük’ü adım adım kukla devlete dahil edecek referandum süreci engellenememiştir. Bütün bunlara ilave olarak da Barzani her fırsatta Türkiye’yi tehdide devam etmiştir. AB ile tam üyelikle müzakerelerinde de yolun sonuna doğru hızlı adımlarla ilerlenmektedir.

3.ABD ile Türkiye ilişkilerini söylendiği gibi “stratejik” ilişki biçiminde değil; emperyalist ülke ile sömürge ülke ilişkileri çerçevesinde gelişmiştir. Nitekim çuval olayında ciddi bir tepkinin ortaya konulamaması, Dubai sözleşmesinde Türkiye’nin dış siyasetinin bir anlamda paraya endekslenmesi ve Kandildeki teröre müdahalenin ABD’nin iznine bağlı olarak düşünülmesi bu durumun kanıtı niteliğindedir.

4.Beş yıllık süreç içinde Cumhuriyet tarihinde hiç olmadığı kadar devlet kurumları birbirleriyle karşı karşıya getirilmiştir. Polis ile asker, hükümet ile TSK, YÖK/Yargı ile hükümet arasında yaşananlar Türkiye’nin tehlikeli bir kutuplaşmaya doğru sürüklendiğinin işaretleri olmuştur. Diğer yandan “Türk” ve “Türkiyelilik”; “Üst kimlik ve Alt kimlik”; mezhep ve etnisite tartışmalarına Başbakanın bizzat katılması durumu daha da nazik bir konuma indirgemiştir.

Meydana gelen bu ve benzeri gelişmeler ülkenin millî çıkarlarının mevcut iktidar tarafından güçlü bir biçimde korunamadığını çok açık bir biçimde göstermektedir. Daha doğrusu iktidarın sözlüğünde “millî çıkar” diye bir kavramın olmadığı belli olmuştur.

Türkiye tarihinde ilk defa millî çıkarları ve millî kimliği savunacak; millî kültürü ve millî devleti koruyacak; ülkenin bütünlüğüne kast eden bölücülüğe karşı ciddi tedbirleri alacak milli bir iktidara bu kadar çok ihtiyaç hâsıl olmuştur. Bu ihtiyacı tarihin en büyük mitingini Türk Bayrağı eline alarak gerçekleştiren milyonlarca insanın tutumu ortaya koymuştur. Millîye olan ihtiyacın zirveye vurduğu bir anda gözler ve ilgi MHP’ye yönelmiştir.

Bütün gelişmeler Türk milliyetçiliğinin siyasi programı ile iktidara talip olan MHP’ye inanılmaz tarihi bir fırsat sunmuştur. 2007 seçimleri kadar MHP’nin siyasi bir ihtiyaç haline geldiği bir seçim daha yaşanmamıştır.

22 Temmuz 2007 seçimlerine MHP bu şartlar altında, “60 Hükümet Milliyetçi Hareket” sloganıyla girmiştir. Sosyal, siyasal ve kültürel iklim MHP’nin iktidarı için inanılmaz şartlar sunmuştu. Tek başına dört buçuk yıldır ülkeyi yöneten iktidar evrenselci, kozmopolit, millî duyarlılıktan yoksun, stratejik çıkarları dahi gözetmeyen “ver kurtul” diye nitelenen bir politika izlemişti. İktidarı temsilen ABD’ye giden danışmanlar “Bize kıymayın bizi kullanın” diyecek kadar zafiyet içinde görünmüşlerdir. Petrol yasasından “millî çıkarlar korunması”na yönelik bir cümleye bile tahammül edilememiş, bu cümle çok uluslu şirketler lehine metinden çıkarılmıştır.

Önemli iktisadî kuruluşlar; yerli yabancı ayrımı yapılmaksızın, stratejik ya da sıradan olmasına bakılmaksızın özelleştirilmiştir. Dış borçlar ikiye katlanmış, cari açık tavana vurmuştur. Dubai anlaşmasıyla - yürürlüğe girmemiş olsa da- Türkiye’nin Irak’a müdahale etmemesi karşılığı olarak 8.5 milyar dolarlık bir kredi anlaşması ABD ile imzalanmıştır.

MHP bu duruma “Ya teslimiyetçilik ya da milliyetçilik” sloganıyla cevap vermiştir. Milliyetçi Hareket, “Türkiye'nin çaresiz ve sahipsiz olmadığını herkese göstermeye yeminli” olduğunu söyleyerek seçim meydanlarında halkın karşısına çıktı.

Seçim Süreci MHP ve Stratejiler

MHP’nin 22 Temmuz 2007 seçimlerine girilirken Milletvekili listelerini en iyi hazırlayan partilerden birisi olduğu söylenebilir. İdeal olmasa da son derece iyi hesaplanmış, bütünleştirmeye hizmet edecek nitelikli bir liste MHP tarafından YSK’ ya teslim edilmiştir. Çok açıktır ki duygulardan, hırslardan ve kişiselliklerden MHP’nin karar organları ne kadar sıyrılabilmişlerse o kadar büyük bir sinerji yaratmışlardır.

MHP bir yandan “Tek başına iktidar” hedefine kilitlenirken, diğer yandan diğer partilerin yaptığı gibi birleşme, seçim ittifakı gibi bir arayış içine de girmemiştir. Seçim kararı alındığı andan itibaren kendine güvenen, ne yaptığını bilen ve ne yapacağını da söyleyen bir MHP imajı yaratılmıştır.

MHP yalnız AKP ile değil onu kayıtsız şartsız destekleyen TÜSİAD’ a, TMSF medyasına, AB, ABD, Barzani, GKRY ve Ermeni diasporasının desteklediği unsurlara karşı da bir seçim kampanyası yürütmek zorunda kalmıştır. İktidar desteğinden yoksun bir MHP, iktidarın bütün imkânlarını seçim için kullanmakta bir yanlışlık görmeyen iktidardaki partiye karşı kıran kırana bir mücadele yürütmüştür.       

MHP, milletin iradesini, devletin imkânları kullanılarak rehin almaya çalışan iç ve dış güçlerle de karşı karşıya gelmiştir. Kimi yerde yoksulların vicdanları, kimi yerde halkın iradesi seçim esnasında dağıtılan kömür, bulgur,  çek, çeyrek altın ve gıda paketleriyle etkilenmeye çalışılmıştır.

MHP, CHP ile de vurulmaya çalışılmıştır. MHP’nin seçim kampanyaları sırasında en fazla kullandığı slogan “Altmışıncı Hükümet Milliyetçi Hareket” olmasına karşın MHP’nin CHP ile koalisyon kuracağı, Başbakan tarafından sürekli olarak özellikle gündeme taşınmıştır.

MHP’nin Milli Duruş ve Kararlılık Belgesi

Genel Başkan Dr. Devlet Bahçeli 22 Temmuz seçimleri öncesinde "Milli Duruş ve Kararlılık Belgesi" ismini verdiği bir bildirge açıkladı. Bildirgede "Türkiye'nin karşısındaki sorun, çok ciddi bir varlık ve beka sorunudur”, diyerek, verilecek oyların ülkenin geleceğini ciddi bir biçimde etkileyecek oylar olacağı vurgusunu yapmıştır. Belgede terör ve bölücülük konusunda iktidarın tutumunun ülkeyi bir iç çatışmaya sürükleme ihtimalinin bulunduğu ifade edilmiştir. “Kanlı terörün alçak saldırıları ve etnik bölücülüğün hayâsız tahriklerinin hedefi olan Türkiye süratle bir iç çatışma ve parçalanma ortamına sürüklenmektedir. Türkiye'yi içten çökertmek için etnik ayrışma, bölünme ve çatışma dinamikleri harekete geçirilmiştir”. Gelişmelerin cepheleşmeyi işaret ettiğine vurgu yapılmış, her anlamdaki bölücülük ve ayrıştırıcılığın tehlikelerine de dikkat çekilmiştir. Bildirgede bu husus şu ifadelerle yer almıştır: “Türkiye'nin millî ve manevî değerleri, devletin temel nitelikleri ve kuruluş ilkeleri siyasi ve toplumsal çatışma alanı haline getirilmiştir. Bütün bu temel değerler ve ilkeler birbirleriyle çatıştırılmış, Türkiye her alanda çok tehlikeli bir cepheleşme sürecine sokulmuştur. Etnik temelde bölücülük ve kutuplaşma, inanç temelinde bölünme ve kamplaşma, devletin ana ilkeleri temelinde ayrışma ve zıtlaşma, acımasızca tahrik edilmiştir”. Gelişmelerin vahim olduğu, bu duruma bir dur denilmesi gerektiği, bu gidişatın durdurulmaması halinde Türkiye’yi karanlık günlerin beklediği ifade edilmiştir. “Türkiye sürekli güç ve kan kaybetmekte, yangın bütün Türkiye'ye yayılmaktadır. Türk toplumu yorulmuş, hırpalanmış ve yaralanmıştır. İçinde bulunduğumuz durum son derece ciddi ve vahimdir. Bu felaket gidişine dur denilmediği takdirde Türkiye'yi karanlık bir gelecek beklemektedir”.

Dr. Bahçeli, "Uçurumun kenarına sürüklenen Türkiye bugün bir yol ayrımına gelmiştir" tespitini de yapmıştır.

MHP’nin Proje ve Yaklaşımları

Milliyetçi Hareket Partisi’nin idari, sosyal, siyasal, eğitim ve ekonomik yönden hedefleri Genel Başkanı Dr. Bahçeli tarafından açıklanmıştır. Bahçeli, MHP iktidarında bakanlık sayısını 20'ye indirileceğini ve 3 tana yeni bakanlık ihdas edileceğini belirtti. Bahçeli öğretmen ve güvenlik kuvvetlerine 230 YTL ek tazminat, işsizlere ise aylık 200 YTL maaş ödeneceğini, ÖSS'yi kaldıracaklarını, zorunlu eğitimi ise 12 yıla çıkarılacağını açıkladı. Bahçeli, Türkiye'nin ne pahasına olursa olsun AB'nin yörüngesinde sürüklenmeye mecbur olmadığını söyledi. Bahçeli, MHP iktidarında hayata geçirilecek beş temel projeyi ise şöyle sıraladı:
"Devlet ve yönetim reformu, Üreten Ekonomi Programı, İşsizlikle Mücadele Projesi, Yolsuzlukla Mücadele Projesi, Toplumsal Ahlâk ve Kalitenin Tesisi Projesi".

Bahçeli, MHP’nin 'Türkçe düşünen ve okuyan' yegâne siyasi parti olduğunu ifade ederek genel yaklaşımlarını aşağıdaki iddialı cümlelerle ortaya koymuştur: Bahçeli, Milliyetçi Hareket Partisi'nin milliyetçilik merkezli bir siyaset ve yönetim modeli ile devlet ve millet uyuşmasını sağlayacak, laiklik korunarak samimi dinî inançların yaşanmasını mümkün kılacak, millî ile evrenseli, küresel ile yereli, birey ile toplumu uzlaştıracak ve kucaklaştıracak tek siyaset seçenektir, dedi.

Dr. Bahçeli; MHP’nin sivil, milletçi ve demokratik tavrını da aşağıdaki biçimde ifade etmiştir: MHP iktidarında demokrasi bütün kurum ve kurallarıyla işletilerek; demokratik siyasi kültürün yerleştiği, temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alındığı, en geniş anlamda hukukun üstünlüğünün sağlandığı ve her alanda adaletin hâkim kılındığı siyasi ve hukuki bir düzen tesis edilecektir.

Seçim Kampanyasında Yaşananlar!

                Seçim kampanyası sırasında MHP için en olumsuz görüntü “idam polemiği” sırasında yaşanmıştır: Başbakan Erdoğan’ın idama karşı olduğu, partisindeki bazı milletvekillerinin ise İmralı’daki hükümlünün idamı aleyhinde oy kullandığı bilindiği halde MHP’ye yönelik olarak “Apoyu idam etmedi” suçlaması ilginç bir gelişmeyi tetiklemiştir. Bahçeli’nin idam polemiğini, urgan polemiğine dönüştürmesi şık değildi.

Nitekim Erzurum’da Erdoğan’a “Elinde her türlü imkân var”. “Urganın eksikse onu da sana biz veririz” diyerek ip sarkıtan MHP lideri geçmişte izlediği soğukkanlı tavrı terk etmekle suçlanmıştır. Kürsüden ip atan lider görüntüsü Bahçeli’nin geleneksel çizgisine aykırı bir görüntü olarak seçim kampanyasındaki yerini almıştır.

Diğer yandan MHP’nin seçim kampanyasının -doğal olarak- AKP’nin icraat, zihniyet ve uygulamalarını yeren bir eleştiri kampanyasına dönüşmesinin de bir başka olumsuzluk olduğu ifade edilebilir. MHP’nin Türkiye’nin ekonomik ve sosyal gelişmesiyle ilgili fikrî, zihnî, aklî ve millî projelerinin seçim kampanyasında daha fazla yer alması daha olumlu bir görüntü çıkartabilirdi. 

Başbakan Erdoğan şehit cenazeleri sırasında cami avlularından taşan halk öfkesini, MHP öfkesi olarak kamuoyuna lanse etmesi de son derece yakışıksız bir gelişme olmuştur. Hele hele güvenlik güçlerine terörü takip etmek görevi yerine şehit cenazelerindeki patlayan öfkeyi takip etme talimatı verilmesi de düşündürücüdür.

                İktidar partisinin seçimlerde hiçbir etik kurala saygı göstermemesi de MHP’yi olumsuz anlamda etkilemiştir. AKP, milletin iradesini, devletin imkânlarını kullanarak rehin alma çalışmaları yapmıştır. Adeta yoksulların vicdanları; kömür, bulgur, çek, altın ve gıda paketlerine endekslenmek istenmiştir. Devletin araç ve gereçleri, TOKİ’nin imkânları iktidar partisi tarafından uzun süre rahatlıkla kullanılabilmiştir.

                Televizyon ve basının tutumu da MHP’yi etkilemiştir. Çarşaf çarşaf yayınlanan anketlerle seçmenler yönlendirilmeye çalışılmıştır.

MHP tarafından yapılan en olumlu çıkış TÜSİAD’ın siyasi parti genel başkanlarını toplantıya davetinin Bahçeli’nin “Ben ancak halkımın önüne çıkar, ona hesap veririm” diyerek reddetmesi olmuştur. MHP liderinin TÜSİAD’ın davetini geri çevirmesinin ardından CHP lideri de bu daveti geri çevirmiştir.

MHP’nin başta bölücülük olmak üzere yolsuzluk, hırsızlık, asayişsizlik ve terör konusundaki kesin ve kararlı tutumu kamuoyu nezdinde son derece olumlu algılanmıştır. Özellikle Bahçeli’nin “Nereye kaçarsa kaçsınlar, MHP kulağından tutup getirir. Washington’dan Londra’dan da Tel Aviv’den de getirir” sözleri MHP’nin olan bitenin hesabını sormak kararlığına sahip olduğu kanaatini beslemiştir.

Bahçeli özellikle mevcut iktidarın Barzani, PKK, bölücü, tefeci, AB, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve ABD tarafından desteklendiğini sık sık dile getirerek millî çıkar düşmanlarının iktidarı desteklemelerine dikkat çekmesi etkili olmuştur.  Ayrıca Bahçeli’nin son derece kararlı bir duruşla millî çıkarlara ihanet edenlerin yaptıklarının yanlarına kar kalmayacağı ve onların yüce divanda hesap vereceklerini söylemesi de seçmenler tarafından son derece olumlu karşılanmıştır. Ancak bütün bunlar MHP’yi iktidara taşımaya yetmeyecektir.

Sonuç

2007 Seçimleri MHP’nin yeniden yükselişinin tescil edildiği seçimler olacağından kimsenin kuşkusu yoktu. Ancak bu yükseliş “60 Hükümeti Milliyetçi Hareket” yapmaya yetmemiştir. Ayrıca MHP’nin daha önceki seçimlerde rakip siyasi partilere kaptırdığı oyların faizi bir yana tamamını bile geri alamadığı görülmüştür. Bunun da ötesinde Türkiye’nin kurucu iradesinin felsefesini temsil iddiasında olan MHP’nin, yine beş yıllığına yöneten irade haline gelemediği görülmüştür. 2007 seçimlerine girerken MHP’nin baraj ya da TBMM’ye girme sorunu zaten yoktu. MHP’nin sahip olduğu vizyonu ve misyonu iktidara güçlü bir biçimde taşıyıp taşıyamama sorunu vardı. Bu da yine bir başka bahara kalmıştır.

 


Türk Yurdu Ağustos 2007
Türk Yurdu Ağustos 2007
Ağustos 2007 - Yıl 96 - Sayı 240

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele