Türk Keneşi, Türk Devletleri Arasında Birlik Kurmanın Somut Adımıdır

Ekim 2014 - Yıl 103 - Sayı 326

Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi (Türk Keneşi) ilk Genel Sekreteri Büyükelçi Sayın Halil Akıncı ile Konsey oluşturma süreci ve Türk dünyasında birlik kurma çalışmaları üzerine sohbet ettik.

 

Söyleşi: Dr. Fahri ATASOY

 

 

 

 

        - Sayın Büyükelçim Türk Yurdu dergisi adına bize zaman ayırdığınız için öncelikle teşekkür ederim. İlk olarak şunu öğrenmek isterim: kuruluş aşamasından itibaren üstlendiğiniz genel sekreterlik görevini yakın zamanda devredeceksiniz ama Konseyin kuruluş sürecini bizzat yaşadınız ve tecrübe ettiniz. Türk Keneşi adını verdiğiniz bu yeni kuruluş nasıl ortaya çıktı?

         

        - Şimdi bu süreci doğru anlayabilmek için Sovyetler Birliği dönemine kadar gitmek lazım. Sovyetler Birliği dağılırken Türkiye 1991 Eylül ayında bölgeye iki heyet gönderdi. Bu heyetlerden birisi Türk Cumhuriyetlerine ve Tacikistan’a bir tanesi de Ermenistan ve diğer Sovyet Cumhuriyetlerine gitti.Sözkonusu ziyaretin amacı bu ülkelerin bağımsızlığa hazır olup olmadığını anlamak, bu konuda istekliolup olmadıklarını kavramaktı. Ben, Kurtuluş Taşkent ile birlikte Büyükelçi Bilal Şimşir başkanlığında Azerbaycan ve Orta Asya’yıziyaret eden heyetin üyesiydim.

         

        Ziyaret sonrasında Hükümete bir rapor sunduk ve bu raporda değerlendirmelerigerçekleriyle beraber belirttik. Değerlendirmelerimiz arasında şu hususlar yer alıyordu: “Türkiye bütün Türk Cumhuriyetlerinin ve bu meyanda diğer Sovyet Cumhuriyetlerinin bağımsızlığını ilke olarak tanımalıdır. Bu hem tarihi bir borçtur hem de çıkarlarımıza uygundur.” Dolayısıyla ilan ettiklerinde, Türk Cumhuriyetlerinin ve Tacikistan’ın bağımsızlıklarının tanımasına yönelik olumlu görüşümüzü raporumuzda kaydettik. Eylül ayıyla aralık ayı arasında Orta Asya’dan Türkiye’ye doğru yoğun bir ziyaret trafiği de yaşandı. Bir nevi hasret giderdik. Aralık ayında en son Kazakistan olmak üzere Türk devletleri bağımsızlıklarını ilan etmiş oldular. Bu coğrafyada, kim bağımsızlığını ilan ettiyseTürkiye Cumhuriyeti Hükümetihemen o ülkeyi tanıdı. Türk Cumhuriyetlerini ilk tanıyan ve oralarda ilk büyükelçilik açan biz olduk. O yüzden çoğunda diplomatik plaka numaramız birdir. Bu çerçevede, uluslararası ilişkiler sahnesinde mevcut olan tek Türk devletinin yanına bir anda beş Türk devletinin de eklemlendiği bir tablo ortaya çıktı. O zamanki duygularımız hakkındakien net ifadeyi bir İtalyan gazeteci kullanmıştır. Duşanbe’den Aşkabat’a giderken İtalyan gazeteciTzianoTerzani ile uçakta karşılaştık ve epey konuştuk. Sohbetimize ilişkin bazı hususlara Terzani, “Goodnight, Mister Lenin: A Journey Through theEnd of theSovietEmpire” adlı kitabında yer vermiştir. Kitapta beni “uzun yıllardır ayrı kaldığı ve bıraktığı yerde bulacağını bildiği kardeşine kavuşmakta olan bir genç” olarak betimlemiştir. Nitekim o dönemde Türkiye’nin bölgeye yönelik hissiyatıda daha iyi ifade edilemezdi.

         

        Türk Keneşi’nin kuruluşunun temelleri, Orta Asya Türk Devletlerinin bağımsızlıkları sonrasında yaşanan gelişmelerle atılmıştır.Türkiye’nin girişimiyle, işbirliğinin çerçevesinin çizilmesi için,1992 yılında yeni bağımsızlığını kazanan Türk devletlerinin liderleri ile Ankara’da bir Zirve Toplantısı gerçekleştirildi.1993 yılında İstanbul’da ikincisi gerçekleştirilen toplantıyı takiben zirveler süreci devam etti.İstanbul Zirvesinde Altı Türk Devlet Başkanının Çırağan Sarayı’ndan halkı selamlamaları tarihe geçti. Bu resimden halılar yapıldı. Bu toplantılar devlet başkanları düzeyinde yapıldı. Bildiriler imzalandı,bu bildirilerde hedefler ortaya konuldu. İşbirliği hususunda,devlet başkanları başlangıçta çekingen bir tavır içerisindeydiler. Hem biraraya gelmeyi, beraber birşeyler yapmayı arzuluyorlar hem de somut bir adım atmaktan korkuyorlardı. Daha sonra kendilerine güvenleri arttı ve bu değişim bildirilerin diline de yansıdı. Fakat bildiriler, 2006 yılına kadar Rusça ve Türkçe imzalandı. 2006 yılından itibaren Rusçanın yerini Türk lehçeleri aldı. 1996 Taşkent Zirvesi’nin ardından toplantılaratam katılım sağlanamaz oldu. Özbekistan, devlet başkanı düzeyinde katılımı bıraktı. Türkmenistan’ın katılım düzeyi ise farklılık gösterdi.

         

        -Özbekistan geriye çekildi bir anlamda…

         

        - Geriye çekildi. 1996 Taşkent Zirvesinde bir sekretarya kurulması kabul edildi. Ben o zaman Dışişleri Bakanlığı’nda Orta Asya İşlerinden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısıydım. Sekretaryanın tüzüğünü de hazırladık. Zirveleri düzenlemekle görevlendirilecek sekretaryanın zirvelerin gerçekleştirileceği ülkelerde geçici olarak kurulması öngörülüyordu. Bu yapıda hazırlıklar dönem başkanı ülke tarafından yürütülecekti.Zirveye evsahipliği yapacak ülkeye sekretarya devredilecekti. Fakat bunu hayata geçiremedik. Bazı aksaklıklar oldu. 2009-2010 yılına kadar toplamda onzirve gerçekleştirilebildi,arada üç-dört yıl zirve yapılmadı. Tüm Türk Devletlerinin iştirakini kesinleştirelim de öyle zirveyapalım gibi bir anlayış da mevcuttu. 2002 yılında Slovenya’daki görevimden döndüğümde, tüm devletlerin iştirakini beklemeye gerek olmadığını ifade ederekdedim ki:“Gelen gelir,gelmeyen gelmez.”Fakat Bakanlık içinde buna karşı bir görüş hakimdi. Nitekim,2006 yılına kadar bir zirve gerçekleştirilemedi. Dört yıllık bekleyişin ardından 2006 yılında Antalya’da bir zirve daha yapıldı.Ancak bu zirveye de katılım,eskisindenfarklı düzeyde ve tüm Türk devletleri liderlerini kapsamayan bir şekilde gerçekleşti. 2006 Antalya Zirvesi’nde Kazakistan Devlet Başkanı Nazarbayev’in önerdiği karar ile artık bu işin müessese haline getirilmesi kabul edildi.

         

        -Bir Konsey oluşturma teklifi Nazarbayev’den mi geldi?

         

        - Sözkonusu teklif Nazarbayev’den geldi, ancak bu yeni bir fikir değildi. Nazarbayev bu konuyu yeniden gündeme taşıdı. Bununla birlikte bildirilerin artık Rusça imzalamasına gerek olmadığının altını çizdi. Bunu müteakip, 2009 yılındaNahçıvan Anlaşması imzalandı. NahçıvanAnlaşması imzalandığı zaman ben Moskova’dabüyükelçiydim. Anlaşmanın imzalanmasındaniki-üç ay sonra Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün beni örgütüngenel sekreteri olarak düşündüğü haberini aldım. Daha Nahçıvan Anlaşması imzalanırken heyette bulunan arkadaşlar bunu gündeme getirmişler. 2009 yılının Aralık ayında Cumhurbaşkanlığı özel kalem müdürü telefon ederek durumu bana aktardı.

         

        -Genel Sekreter olmanız, sizin gıyabınızda alınmış bir karar o zaman.

         

        - Evet, gıyabımda alınan bir karar oldu ve örgütün bütçesini, planını hemen hazırlamam istendi.Peki nasıl yürüyecekti bu iş? Ben, 2010 Ocak-Şubat aylarında hazırlıkları yaptım. Hatta mayıs ayında Moskova’dan İstanbul’a gelerek Keneş’in binası için yer baktım. Eylül ayında İstanbul’da toplanan zirve öncesinde Moskova’dan İstanbul’a döndüm. Nitekimİstanbul Zirvesi’nde beni resmen genel sekreter olarak tayin ettiler.Malum, Türkler arasında daha bu çerçevede daha önce bir yapı kurulmamıştı. Zirveler süreci kapsamında Türk devletleri arasında işbirliğine yönelik çok şey konuşulmuştu. Konuşmanın ötesinde gidilmesi niyeti de demek ki vardı, ancak fiiliyata geçirilememişti. Dolayısıyla Keneş’in kurulması mevcut işbirliğinin kurumsallaştırılmasına ilişkin olarak tarihi bir adımdı.

         

        -Bağımsız Türk devletleri arasında ilk olarak kurumsal birlik adımı böylece atılmış oldu. Peki, bu birliğin nasıl olacağı konusu daha önceki zirvelerde tartışılıp karara bağlanmış mı? Yoksa size mi bırakıldı?

         

        - Daha önceki zirvelerde işbirliğinin boyutları ele alınmıştı. Devletler arasında ikili ilişkilerin geliştirilmesinden daha ileri gidilmemişti. Şimdibu ilişkileri 4’lü veya 6’lı hâle getirmenin yollarını aramak lazımdı. Aradaki ilişkileri sağlıklı bir zemin üzerine inşa edebilmek için bazı gerçekleri iyi görmek lazım. “Yeni Türk Devletleri” ile Türkiye’nin 1.000 yıllık birayrılığı sözkonusudur. Bu süre zarfında kültürel bakımdan bir yakınlık baki kalsa da bu süreç içerisinde birtakım farklılıklar da ortaya çıkmıştır. Bunları bilerek davranmak lazımdı. Benim ilk önerim zirve toplantılarını somut adımları öngörmek üzere temalı olarak yapmak oldu. Çünkü genel itibarıyla Zirveler Süreci’nde çok konuşuldu, yıldızların altında konuşmadığımız konu kalmadı. Türk Keneşi’nin tesisi ile birlikte işbirliği söylemi somutlaştırılmaya başlandı.

         

        -Türkler arasında birlik oluşturma düşüncesi yeni değil. 19.yüzyılın sonunda ve 20.yüzyılın başında farklı coğrafyalardan İstanbul’a gelen aydınlar, Türkçülük düşüncesi çerçevesinde Türkler arasında birlik kurma konusunu işlemişler. Bunların başında Kırımlı büyük mütefekkir İsmail Gaspıralı geliyor. Bu fikrin Türk dünyasında taraftarları var. Bu konudaki değerlendirmeniz nedir?

         

        - Türkler arasında birlik fikri çok ilgi toplamıştır. 19. asırda Orta Asya’daki Türk aydınları, başka bir deyişle, Rus Çarlığı içindeki Türk aydınlar, ortak bir birliktelik fikrini benimsemişlerdir. Fakat, buönde gelen aydınlar bir temizliğe maruz kaldılar. Bahsekonu aydınlardan sağ kalan olmadı. Kendilerini komünist olarak nitelendirenler bile mesela Sultan Galiyev gibi yok edildi. Çünkü en ufak bir milliyetçilik kokusu alındığında rahatsızlık duyuluyordu. Yani öyle bir potansiyel var ki Türk milletlerinde, siz bir şey yapmasanız da korkuyorlar, bunlar bir gün bir şey yaparlar diye önlemlerini alıyorlar. Böylelikle ne zaman dizimizin üstüne ayağa kalkmaya çalışsak 5-10 darbe ile birden karşılaştık. Böyle bir muamele başka hiçbir millete yapılmadı. Korkunun nedeni belli.Türkleri çıkardığınız zaman tarih yazmak mümkün değil. Bunun için çeşitli bahanelerle toplumu lidersiz bırakarak örgütlenmeyi önlemek için Türk aydınlar yaşatılmamış. Mesela Azerbaycan’da çok sayıda aydın Türkiye’den mektup aldılar diye sürüldüler ve Sibirya’da kayboldular. Hâlbuki Türkiye’den gelen her mektubu kontrol eden Sovyet İdaresi değil miydi? İstense mektuplar bu kişilere verilmeyebilirdi. Ancak zaten bu kişilerin imha edilmesi için bahane aranıyordu.

         

        -Biliyorsunuz, bu yıl UNESCO tarafından ölümünün yüzüncü yılı dolayısıyla İsmail Gaspıralı anma yılı ilan edildi. Türk Konseyi İsmail Gaspıralı’nın belki de bir vasiyeti gibi de yorumlanabilir. Gaspıralı’nın çizmiş olduğu bir ufuk var.Bu birlik oluşturma hedefinde yeni kurulan Türk Konseyi, ne kadar etkili olabilir?

         

        Bu arada ismi düzelteyim. Türk diyorsunuz arkasından devamına Fransızca bir kelime takıyorsunuz. Önceden Türkçede konsey yerine şura denilirdi.Sonra Fransızca Arapçayı kovunca şura konsey oldu. Biz durumu düzeltip, sonra Divan-u Lügati’t Türk’te yer alan “keneş” ifadesini kullanmaya başladık. Türkçede tarama sözlüğünde de bu ifade bulunmaktadır. Azerbaycan’da da kullanılır. Özbekistan’da, Kırgızistan’da, Türkmenistan’da, hatta Kırgızistan’da “JogorkuKeneş” diye “meclisin” karşılığında kullanılır. Onun için bizim kullandığımız tabir,“konsey”değil“keneş”tir.

         

        -Şu andan itibaren bende Türk Konseyi ifadesi yerine “Türk Keneşi” ifadesini kullanmaya özen göstereceğim.

         

        - Şimdi Gaspıralı’ya gelmeden önce konuyla ilgili bir bağlantı kurmamız gerekiyor. Elbette kafamızda bir fikir var. Elbette ki bir ideal var. Fakat aynı zamanda da ayaklarımız yere basıyor. Ne mümkündür ne mümkün değildir, bunu gayet iyi biliyoruz. Daha evvelki tecrübelerimiz nasıl sonuçlandı, onun da farkındayız. Onun için Türk Keneşi’nde somut işbirliğiyle başlayalım dedik ve bu çerçevede konulu zirveleri başlattık. Almatı’da gerçekleşen ilk zirvenin konusunu ekonomik işbirliği olarak seçtik. Bu kapsamda ekonomi bakanlarını zirveden önce topladık. Gaspıralı’nın “işte birlik”ülküsünü bir anlamda hayata geçirmeye çalıştık.Benim tercih ettiğim tabir ilebu,yapmaya çalıştığımız yoğunlaştırılmış işbirliğidir.Uygulamada yaklaşımımız nasıl, ondan bahsetmek istiyorum? Aralarında teknik meseleleri konuşmaları için uzmanları topluyoruz. Ayrıca senede bir kere bakanlarıbiraraya getiriyoruz. Sözkonusu toplantılarda alınan kararların hepsi bu şekilde belgelere bağlanıyor. Üye ülkelerimiz arasında işbirliği protokolleri imzalatıyoruz. Devlet başkanları düzeyindeki müteakip zirveleri de temalı yaptık. Her işbirliği konusuyla ilgili gerekli adımı, özel ve kamu sektörleri düzeyinde attık. Henüz Keneş dışında kalan potansiyel üyelerinde bizim başarılarımızı görünce Konsey’e geleceği kanaatindeyiz.

         

        Gaspıralı’nın ilkeleriyle Keneş’in çalışmalarının örtüştüğü diğer bir husus ise eğitim alanında işbirliğidir.“Dilde birlik” ülküsüyle ilişkili olarak eğitim alanında işbirliğine büyük önem atfetmekteyiz.Bu kapsamda, Keneş çatısı altında “Üniversitelerarası Birliği” kurduk.Eğitim, kültür ve bilim alanında işbirliği konusuyla düzenlenen Bişkek Zirvesi’nde Kazakistan’ın milli bir kuruluşu olan Türk Akademisi’ni uluslararası bir örgüt hâline getiren anlaşma,devlet başkanları tarafından imzalandı. Ayrıca Türk kültür mirasının araştırılmasına ilişkin olarak Azerbaycan’da kurulacak Türk Kültür Miras Vakfı’nın anlaşması da aynı Zirve’de kabul edildi. Benim yardımcılığımı iki sene boyunca yürüten Prof. Dr. DarhanHıdırali, Türk Akademisi’ne başkan olarak atandı. Bir nevi bizde burada mektep gibi olduk. Başka bir çalışanımızdaAlimBayaliyev,Akademi’nin dış ilişkiler müdürü oldu. Türk Akademisi’nin kurucu anlaşması yürürlüğe girdi. Şu anda Akademi’ye kim ne kadar katkıda bulunacak onu tartışıyoruz. Türk Kültür ve Miras Fonu’na ilişkin kurucu anlaşma da yürürlüğe girdi, onun da çalışmaları yakın zamanda başlayacak.

         

        -Biraz öncesöylediğiniz temalı toplantılarda, bakanları bir araya getirip bir konu üzerinde yoğunlaşma fırsatı yakaladınız o zaman.

         

        - Şimdi bunu başarabilmek çok kolay olmadı.Devlet başkanlarının mevcut siyasi iradesini bu yönde kullandık.Zirve toplantılarında devlet başkanları, bir sonraki toplantının nerede ve konusunun ne olacağına karar veriyorlar. Ancak, bu kararların hayata geçirilmesi de ayrı gayret istiyor. Mesela Almatı Zirvesi’nden önce ekonomi bakanlarını ilk olarak zorlukla topladık. Ancak sonraki toplantılar kendiliğinden gelişmeye başladı. Bu süreçte, Türk Keneşi Sekretaryası ve Genel Sekreteri, sürekliliği sağlamaya çalışıyor. Toplantılarınmoderatörlüğünüde Türk Keneşi Genel Sekreteri yapıyor. Ayrıca Zirve’nin gerçekleştiği devlet, bir sonraki Zirve’ye kadar Keneş’in dönem başkanlığını yürütüyor. Mesela Bodrum Zirvesi itibarıyla Kazakistan’da 2015 yılında yapılacak Zirve’ye kadar dönem başkanı Türkiye’dir. Daha sonra dönem başkanlığı Kazakistan’a devredilecektir. 

         

        2012 Bişkek Zirvesi’nin hemen öncesinde Eğitim Bakanlarını topladık.Geçen sene Eskişehir’de bu Bakanlar ikinci kez biraraya geldiler. Çalışma Gruplarında alınan kararlar Bakanlara onaylatıldı. Öte yandan, kurulan Türk Üniversitelerarası Birliği içindeüye ülkeler tarafından aday gösterilen 15 üniversite yer alıyor. Üniversitelerin rektörlerini ve ilgili rektör yardımcılarını dört kez topladık. Şimdi Birliğin ilk genel kurulunuekim ayında gerçekleştireceğiz. Çalışma ilkemiz, işbirliğini kademe kademe geliştirmek ve genişletmektir. İlk önce en çabuk somut netice alınacak ekonomik işbirliğinden başladık, daha sonra eğitim, ulaştırma ve turizm dedik, yine eğitimden devam edeyim. Kazakistan Zirvesi’nin konusu ise medya alanında işbirliğidir. Önümüzdeki dönemde ortak eğitim ve haber televizyonunu da hayata geçirmeyi planlıyoruz.

         

        -Türk Keneşi birçok somut adım atmış durumda. Daha yapılacak çok şey var. Bir anlamda  “inşaat hâlindeyiz” diyebilir miyiz?

         

        - Evet, inşaat hâlindeyiz. Hukuki altyapıyı büyük ölçüde tamamladık. Ancak maalesef Türkiye’deki basının çalışmalarımıza ilgisi yeterli değil. Önemli basın kuruluşlarının gazetecileriyle yaptığımız toplantılardan yeterince sonuç alamadık. O yüzden ne yaptığımız hakkında kamuoyu yeterli bilgi sahibi olamadı.Bir de sansasyonelgirişimlerden kaçınıyoruz,“ayinesiiştir kişinin” ilkesiyle çalışıyoruz. Mesela, ortak alfabe konusuna da eğildik. Terminoloji Komitesi’ni kurduk. Türk Keneşi olarak, 1926 yılında Bakü Türkoloji Kongresi’nde kabul edilen alfabeyi birkaç değişiklikle kabul ettik vebu alfabeyi yazışmalarımızda kullanmaya başladık.Orta Asya’daki Latin Alfabeleri birbirine yaklaşacağı yerde uzaklaşıyor. Aynı sesler değişik şekilde ifade ediliyor. Türkmenlerin kabul ettiği Latin ve Özbeklerin kabul ettiği Latin,diğer Latin Türk alfabelerinden farklılık gösteriyor.

         

        -Siz genel sekreterlik görevi süresince tecrübeler kazandınız. Bizzat yaşayarak gördükleriniz ve öğrendikleriniz var. Bunların ışığında paylaşabileceğiniz bilgiler var mı?

         

        - Ben zaten tecrübemsebebiylegenel sekreter olarak tayin edildim.Bütün meslek hayatım Sovyetler Birliği hakkında çalışmayla geçti. Daha sonra NATO sekretaryasında uluslararası memur olarak Sovyet uzmanı sıfatıyla 1980-89 yılları arasında 9 yıl çalıştım. 1975 yılında Moskova’yagönüllü olarak gittim. Bütün meslek hayatım bu coğrafyayla içiçe geçti. Herkes ne diye Moskova’ya gönüllü gittiğimi merak eder, onu anlatayım.Bir kere Sovyetler Birliği komşumuzdu ve düşmanımızdı.İkincisi %25 oranında bir Türk nüfusa sahipti. Bu Türkiye’yi ağır bir yük altına sokuyordu. Yani bir bakıma Türkiye ve o dönemki Sovyetler Birliği, birbiriyle dost olsalar herkesin yararına olurdu. Aynı şey bugünkü Rusya ve Türkiye için de geçerlidir.Nitekim SSCB ile Türkiye arasında imzalananDostluk ve İşbirliği Anlaşması’nın 16. maddesinde “Sovyetler Birliği Sovyet Cumhuriyetlerinin Türkiye ile olan ilişkilerini geliştirmelerini teşvik eder”şeklinde bir ibare mevcuttu. Bu ibare ile Sovyetler Birliği, Sovyet Türklerinin aramızdaki köprü rolünü kabul ediyordu. 

         

        Ne yapılır, ne yapılmaz, ne yapılması gerekir, onları gayet iyi bilerek bu işi yürütüyoruz. Şimdi üye ülkelerimizin birbirine zıt gibi görünen ayrı taahhütleri bulunuyor. Kimimiz Şangay İşbirliği Örgütü üyesiyiz, kimimiz NATO üyesiyiz. Kimimiz Rusya’nın öncülüğündekiGümrük Birliği içerisinde yer alıyor. Kimimiz AB’nin Gümrük Birliği yapısına dâhil. Biz mevcut taahhütlere dokunmadan Keneş bünyesindeki işbirliğini, yürütüyoruz. Çünkü mevcut taahhütlerin her birinin bir nedeni var. Çoğu da zaruri sayılabilir. Biz kendi açımızdan sabırlıyız, zira sabırlı olmak durumundayız. Sabrımızla dikkatimizi ve enerjimizi birleştirip önümüzdeki dönemde, Avrasya’da yeni bir stratejik oluşumu sağlayabiliriz.

         

        -Peki o zaman benim bir diğer soruma geldiniz. Türk Keneşi’nin geleceğini nasıl görüyorsunuz diye bir soru hazırlamıştım. Siz o gördüğünüz noktayı, aslında biraz daha açabilirsiniz.

         

        - Gerçeği görüp baktığınız zaman, Avrasya kıtasında Türk milletinin ağırlıklı bir yeri bulunuyor. Jean-Paul Roux, “Türklerin Tarihi, Pasifikten Akdeniz’e 2000 Yıl” adlı kitabında Türk milletinin Pasifikten Akdeniz’e uzanışına değiniyor. Bu coğrafyadakiortak potansiyelimize baktığımız zaman petrol var, doğal kaynaklar var, su var. Hepsi aynı memlekette olmamakla birlikte bir dağılım içerisinde mevcut. Bunu ancak bölgemizde barış ve istikrar hakim olduğu zaman yapabiliriz. Farklı ve bütünleyici bu özellikleri birleştirebildiğimiz takdirde, ekonomik güç haline dönüşebiliriz. Rusya, İran, Afganistan, Çin gibi komşularla iyi geçindiğimiz zaman,bölgesel barış ve istikrara da katkıda bulunarak çıkarlarımızı daha rahat gerçekleştirebiliriz. Ayrıca, onun için Türk Keneşibarışa ve istikrara özel önem veren bir devletlerarası kuruluştur. Komşu ülkelerdeönemli sayıda Türk azınlığı bulunuyor. Ancak bu azınlıklar en nihayet o devletlerle bizim aramızda birer dostluk köprüsü olmalıdır.

         

        -Problem sebebi değil dostluk köprüsü oluşturmalı ki, oradaki insanlar için de oradaki akrabalarımız içinde geçerli olmalı.

         

        - Elbette ki onların refahı bizler için çok önemlidir, ama hiçbir zaman için o konuda bir siyasi amaç peşinde olmamamız lazım. Onlar huzur ve refah içerisindebulundukları ülke içerisinde yaşasınlar. Kültürel bağlarını koparmasınlar ve bu çerçevede ilişkilerimizisürdürelim. Orta Asya, Avrasya derken, krizlerin mevcut olduğu ve yenilerinin çıkmasına müsait bir bölgeden bahsediyoruz. Stratejik ağırlığımızı komşu ülkelerle dostluğu muhafaza etmek üzere kullanabildiğimiz ölçüde bölgeyi krizlerden uzak tutabiliriz. Bölge radikal değişikliklere karşı hassastır. Ani değişiklikler tepki doğurur.Bu bakımdan, üye ülkelerimize ilişkin niyetimiz önce yan yana yürümek, arkasından uygun adım yürümek ve daha sonra beraber uygun adım koşmaktır.Mevcut durumda yavaş yavaş uygun adım yürüyoruz.Mesela BM’deki oy kullanma eğilimlerine bakıldığında, Türk devletlerinin eskisine nazaran daha fazla aynı yönde oy kullandığını görüyoruz. Bütün üyelerimiz paralel oy kullanmaya başladı. Birden bire birbirini yüzde yüz desteklemekten söz etmek haliyle, herkesin şartları birbirinden farklı olduğundan mümkün değil. Ama her zaman için ortak bir yol bulmak mümkün. Sabır ve anlayış, yaklaşımımıza hakim olmalı. Eğitim önemli. Türkiye’nin Büyük Öğrenci Projesi, her ne kadar uygulandığı dönemde tam randıman alamasak da çok etkili oldu. Vaktiyle Proje kapsamında Türkiye’de eğitim alan öğrenciler bugün Türk dünyasının batısıyla doğusunu birleştiriyorlar.

         

        -Türk Keneşi için gelecekte bir Avrupa Birliği statüsüne benzer bir statü öngörebilir miyiz? Böyle bir tahayyül var mı? Kurumsal anlamda mevzuatıyla, yapılarıyla adım adım böyle bir inşa söz konusu olur mu?

         

        - Şimdi bir süre pragmatik yaklaşımımızı sürdürmeyi düşünüyoruz. Türk Keneşi, Türklerin ilk defa gönüllü olarak bir araya geldiği bir girişimdir.Bütün tarihimiz Türklerin birbiriyle uğraşmalarından oluşur.Timur bütün Türkleri bir araya getiren en son Türk liderdir, ancak o arkasında kanlı bir deniz bırakmıştır. Divan-uLügati’t Türk önsözünde,“Tanrı zafer güneşini Türklerin burçlarında doğdurdu.” diyor ve“Yeryüzüne onları hükümran kıldı.” diye ekliyor. Orhun Yazıtları “Ey Türk ilini töreni kim bozabilir.” diyor. Bu ibare bir Türk’ün karşısında en büyük rakibi öbür Türk’tür anlamında da görülebilir. Timur Çin’i fethedecek iken önce yoluna çıkabilecekbütün pürüzleri temizlemeye çalışıyor. Hindistan’da Delhi,Türk Sultanlığı’nı yıkıyor. Altın Ordu’yu yıkıyor, Osmanlı İmparatorluğu’na fetret devrini yaşatıyor. Şimdi Türk Keneşi çatısı altında hepimiz değil ama dördümüz ilk defa bir araya geldik.Bu çok hassas bir “biraraya” geliştir. Dördümüzden üçümüz, henüz daha22 yıldır bağımsızdır. Kimlik sorunlarımız bulunuyor. Şimdi ortak Türk kimliğinden bahsediyoruz, ama bir Kazak, önce Kazak olduğununbilincine varıp, arkasından Türklük bilincine sahip olabilir.Bu gerçeği de unutmamalıyız.

         

        Türk Keneşi, Türk devletleri arasındaki “ilk barış içinde bir işbirliği” girişimidir. Bu girişimin, hedeflerine sabırla götürülmesi lazım. Bunu yaparken gerçekçi olmak ve herkesin şartlarını göz önüne almak gerekiyor. Ortak noktaları güçlendirmek lazım. Mesela Gaspıralı’nın “dilde birlik” olarak önerdiği ve Türk dünyasındaki bütün aydınlar tarafından benimsenmiş olan “İstanbul Türkçesi” kullanımı gibi unsurları desteklemek gerek. Sonradan Sovyetler Birliği bastırmış olsa da ceditçilik hareketiyle beraber Gaspıralı’nın düşünceleri Orta Asya’da ki Türk coğrafyasınanüfuz etmiştir. İşte ziyalılar dediğimiz aydınların bu harekete 19. yüzyılda ciddi destekleri var. Bu desteğin günümüzde de arttırılması önem arzediyor.

         

        -Dil konusu, Türkler için büyük bir avantaj gibi görünüyor. Fakat bununla ilgili de önümüzde somut problemler var. Sizin gözlemlediğiniz ne gibi örnekler var?

         

        - Bugün herkes kendi alt kimliğini, lehçesiniöne çıkarıyor. Mesela Kazakistan’dan örnek vereyim. Kazaklar şimdi yeni terimler üretiyorlar.Hâlbuki biz Türk Akademisi’ni 1992-1993 yıllarında kursaydık, bir lehçede olan terim diğer toplumlarda da kullanıma girerdi. Herkes ayrı ayrı terim üretmeye ve farklılığı artırmaya çalışmazdı. Rusçadan doğrudan tercüme edildiği şekliyle Kazaklar “dikuçak” diye bir kelime çıkardılar. Biz de Terminoloji Komitesi’nin toplantısında helikopterin karşılığını “dik uçak” diye kabul ettik. Ancak Kazakistan’da yeni terim üretme konusunda bir aşırılık sözkonusu. Devlet Başkanı Nazarbayev, piyanonun Kazakçaya “çalan sandık” olarak çevrildiğini öğrenince, bu tarz genel kabul görmüş kelimelere dokunulmaması talimatını veriyor. Azerbaycan’da da dilin Rusçadan temizlenmesi hususunda bir çalışma yürütülüyor, ama Rusçanın yerini eskiden kullanılmış bulunan Farsça ve Arapça kökenli kelimeler alıyor. Türkiye’de çok uzun seneler önce gerçekleştirilen dil devrimi ile dilin sadeleştirilmesi konusunda önemli mesafe kaydedildi. Bu devrim yapılırken de Divan-u Lügati’t Türk’ten yararlanılmamıştı. Elimizdeki bu engin kaynaktan her vesileyle yararlanmalıyız.

         

        Şimdi bizim devrettiğimiz görevler çerçevesinde Türk Akademisi, bu konularda çalışacaktır. Dünyanın önde gelen Türkologlarını, tarihçilerini toplayacak. Şimdi Türk Akademisi’nin mali altyapısını kurmak için uğraşıyoruz. Türk Kültür ve Miras Fonu için de benzer bir çalışma içerisindeyiz. Akademi’nin çalışmaları ile Türk tarihi Türkler tarafından yazılacaktır. Mesela bugün Göktürk Dönemi ve öncesini inceleyen çalışmaların kaynağı, daha çok Çin belgeleridir.Birtakım Batı kaynakları da bulunmaktadır.Türkler sağolsunlar tarihte yazılı kaynak bırakmayı pek tercih etmemişler. Yahut belki bıraktıkları kaynaklar henüz bilinmiyor. Arkeolojik araştırmalarla Türk tarihine ilişkin çalışmaları takviye etmemiz lazım. Bugün İskitlerle ilgili gizem devam etmektedir.İskitler Türk müdür değil midir? Mevcut araştırmalara göre İskitler bir Türk gibi ata binmekte,Türk gibi giyinmekte, Türk gibi kılıç kullanmaktaydılar.Keza Sümerlerin Türklerle olan bağı üzerinde yeterince çalışma bulunmamaktadır. Sümercedeki 180-190 kelime Türkçedekiyle aynıdır. İkisinin gramer yapıları da aynıdır.Mesela“Tanrı” Sümercede “Dingir”dir. Sümercedeki “sü”,asker;asil sınıf ise “ensü”dür.Ayrıca şehir kelimesiyle bağlantılı ur, uruk, kurganbunlara örnektir. Türk Akademisi’nin önünde yapılacakçok proje, aydınlatılacak çok konu bulunmaktadır.

         

        -Sayın Büyükelçim bizim için verimli bir sohbet oldu. İnşallah Türk Yurdu olarak sizin ve Türk Keneşi’nin güzel çalışmalarını takip etmeye ve okuyucularımızla paylaşmaya devam edeceğiz. Sizin görev süreniz Eylül 2014 itibarıyla doluyor. Bu konuşma makamınızdaki son söyleşi olacak sanırım. Dergi baskıya girdiğinde Sayın RamilHasanov Türk Keneşi Genel Sekreterliği görevine başlamış olacak. Yeni genel sekreterimize de buradan başarılar dileriz.

         

         

        

         

         


Türk Yurdu Ekim 2014
Türk Yurdu Ekim 2014
Ekim 2014 - Yıl 103 - Sayı 326

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele