TÜRKÇE ÖĞRETİMİNDE NUTUK VE MÜNEVVER SÂİME HANIM’A AİT BİR NUTUK ÖRNEĞİ

Mayıs 2007 - Yıl 96 - Sayı 237

 

Türkçe öğretimi, dört temel dil becerisi üzerine kurulmuştur. Bu beceriler okuma, dinleme, konuşma ve yazma becerileridir. Bu becerilerin öğrencilere kazandırılmaya çalışılması, Türkçe dersinin esas gayesini oluşturur. Buradan hareketle Türkçe dersinin sadece bilgi dersi değil, aynı zamanda ve esas olarak bir ifade ve beceri dersi olduğunu belirtmemiz gerekir.

İlköğretim okullarındaki Türkçe derslerinde yukarıda ifade ettiğimiz dört temel dil becerisinin öğrencilere kazandırılması amacıyla birtakım ders araç ve gereçlerinden yararlanılır. Ders araçlarından en önemlisi belki de derste işlenen metinlerdir. Metinler vasıtasıyla öğrencilere birtakım bilgi ve beceriler kazandırılmaya çalışılır. Dolayısıyla Türkçe ders kitaplarındaki metinlerin, öğrencilerin seviyesine uygun, millî ve manevi değerlerimizi yansıtan, işlenecek konuyu bünyesinde barındıran, dil ve üslup bakımından türünün belirgin bir örneği durumunda olan metinler arasından seçilmesi gerekmektedir. Ülkemizdeki Türkçe ders kitaplarında az önce ifade etmeye çalıştığımız özelliklere sahip metinler bulunsa da zaman zaman basit, masa başında ders kitabı yazarları tarafından yazılmış veya millî ve manevi değerlerimizi yeteri kadar yansıtmayan metinlere yer verilmektedir. Oysa ders kitaplarındaki metinlerin seçiminde ders kitabı yazarlarının son derece dikkatli olmaları gerekmektedir.

Konuya başka bir açıdan yaklaşacak olursak, Türk Millî Eğitiminin genel amaçları arasında ilk madde olarak şu ifadeleri görürüz: “Türk Millî Eğitiminin genel amacı, Türk milletinin bütün fertlerini; Atatürk inkılâp ve ilkelerine ve Anayasada ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı; Türk milletinin millî, ahlâkî, insanî, manevî ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan; insan haklarına ve Anayasanın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik; lâik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış hâline getirmiş yurttaşlar olarak yetiştirmek”  Bu ifadelerle  her Türk vatandaşında bulunması gereken nitelikler, özlü olarak belirtilmiştir. İşte bu nitelikler, ders kitaplarındaki metinlerde de bulunması gereken özellikler olarak değerlendirilmelidir. Zira her Türk vatandaşı, bu metinler yoluyla yapılan eğitim ve öğretimden geçmektedir.

Türkçe Dersi Öğretim Programında da Türkçe dersinin amaçları on bir madde hâlinde ifade edilmiştir. Bu maddelerden sonuncusunda belirtildiğine göre “Türk Millî Eğitiminin genel amaçları ve temel ilkelerine uygun olarak öğrencilerin millî, manevî ve ahlâkî değerlere önem vermeleri ve bu değerlerle ilgili duygu ve düşüncelerini güçlendirmeleri amaçlanmaktadır.”

Yukarıda da görüldüğü gibi hem Türk Millî Eğitiminin hem de Türkçe Dersi Öğretim Programında yer alan Türkçe dersinin amaçları arasındaki vatanını, milletini sevmek, onları yüceltmek, milletimizin millî, ahlâkî, manevi ve kültürel değerlerini benimsemek, korumak, geliştirmek ve bu değerlere önem vermek gibi amaçlara ulaşmada ders kitaplarındaki metinlerin önemli bir araç görevinde bulunacağını söyleyebiliriz.

Gıyasettin Aytaş’ın da (2006: 261) belirttiği gibi, “Okurken, yazarken, dinlerken, konuşurken ve bilginin her düzeyinde edebî metinler araç olarak kullanılmaktadır. Yazılı ve sözlü eserler aracılığı ile öğrencilerin okuma, dinleme, yazma ve konuşma düzeylerini geliştirmenin yanında, onların geniş konu alanlarına yönelmeleri, farklı disiplinlerle ilgi kurmaları ve daha önemlisi birey olabilme sorumluluğu edinebilmesi amaçlanmaktadır.” İşte bu amaçları gerçekleştirmede ders kitabına, dolayısıyla ders kitabı yazarlarına da önemli görevler düşmektedir.

Türkçe derslerinde öğrencilere okuma, dinleme, konuşma ve yazma becerilerinin kazandırılmaya çalışıldığını ifade etmiştik. Ancak burada önemli olan, öğrencilere bu becerilerle ilgili teorik bilgiler vermek değil, onların bu becerileri günlük hayatta, gerektiği zaman etkili bir şekilde uygulayabilmesini ve bunlardan yararlanabilmesini sağlamaktır.

Nitekim Aytaş (2006: 274), edebî türlerden yararlanma konusunda yaptığı şu tespitlerde Türkçe öğretiminde uygulamanın önemi üzerinde durmuştur: “Edebî türlerin öğretilmesinde asıl amaç, öğrenenin bu türleri hayatında uygulayıcı olmasını sağlamaktır. Öğretim ortamlarında, sadece türün ne olduğu ile ilgili değerlendirmelerden çok, o türle ilgili, yazılı veya sözlü uygulama yapabilme yeterliliğini sağlamak esas olmalıdır.”

Türkçe öğretiminde pek çok edebî türden faydalanmak mümkündür. Masal, şiir, destan, efsane, halk hikâyeleri, deneme, makale, sohbet, fıkra, tiyatro, roman, hikâye, hatıra gibi türlerin yanı sıra bu yazıda ele aldığımız ve bir örneğini aşağıda vereceğimiz nutuk türünden de yararlanılabilir.

Nutuk kelimesine Türkçe Sözlük’te (1998: 1663) “1. Söz, konuşma, 2. Söylev” anlamları verilmiştir. Seyit Kemal Karaalioğlu’na (1975: 65) göre ise nutuk  “bir insan topluluğuna bir fikir vermek, bir ülküyü aşılamak amacıyla söylenen sözler”dir. Bu sözleri söyleyen kişiye de “hatip” adı verilir. Nutuklar genellikle millî ve sosyal konularda söylenir. Bu sebeple millî günlerde yapılan tören ve kutlamalarda geniş dinleyici topluluklarını heyecanlandırmak veya bütün milleti ilgilendiren siyasî konularda insanları bilgilendirmek için nutuk söylenebilir. Nutuklar konularına göre akademik, siyasî, dinî ve askerî olmak üzere başlıca dört bölümde ele alınır. Nutukta hatibin kullandığı dil ve üslup, akıcı, anlaşılır ve sade olmalıdır. Çünkü hatibin karşısında kültür seviyesi birbirinden farklı birçok insan bulunur. Nutkun etkili olabilmesi için, öncelikle hatibin, söyleyeceklerine kendisinin inanması, daha sonra da dinleyicilerini inandırması gerekir. Aksi hâlde yapılan konuşmanın topluluk üzerinde hiçbir tesiri olmaz. Nutuk türünün edebiyatımızda akla gelen ilk ismi Atatürk, daha sonra da Hamdullah Subhi Tanrıöver’dir. Atatürk’ün “Nutuk” adlı eseri ile bu eserin sonunda yer alan “Gençliğe Hitabe”si ve ayrıca  “Onuncu Yıl Nutku”,  nutuk türünün edebiyatımızdaki en güzel örneklerini oluşturmaktadır.

Münevver Sâime Hanım’ın Nutku

Bu yazımızda bir nutuk örneği vereceğimizi yukarıda söylemiş idik. Aşağıda tam ve orijinal metnini  verdiğimiz bu nutuk, Münevver Sâime Hanım’a aittir. Nutku aşağıya alırken cümlelerin yapısına dokunmadığımız gibi sadeleştirme de yapmadık. Ancak metnin birkaç yerinde imlâ ve noktalama bakımından küçük müdahalelerimiz oldu. Celâl Bayar’ın “Ben de Yazdım” isimli hatıratının altıncı cildine aldığı bu metni, biz de ders kitabı yazarlarının ve bütün Türkçe öğretmenlerinin dikkatine sunuyoruz.

Yalnız metni vermeden önce, Münevver Sâime Hanım’ın kim olduğu hakkında kısaca bilgi vermek istiyoruz. Fevziye Abdullah Tansel, İstiklâl Harbi’nde Mücâhit Kadınlarımız adlı eserinde Münevver Sâime Hanım’dan şu cümlelerle bahseder: “İstanbul hanımlarından Millî Mücâdele’ye fi’len katılıp cebhede silâh kullanan, yaralanan Sâime Hanım’dan başkasını tesbit edebilmiş değiliz. Kemal Arıburnu, 15 Mayıs 1919’da İzmir’in işgâli dolayısıyle Kadıköy Belediye Dâiresi önündeki mitingde konuştuğundan bahsetmiş, bunun metnini de vermiştir. Yine ondan, bu mitingden sonra tutuklandığını, Anadolu’ya kaçarak Millî Mücadele’ye katıldığını, yaralandığını, İstiklâl Madalyası almış bulunduğunu, Asker Sâime diye anılan Münevver Sâime Hanım’ın, bu mücâhidemizin savaştan sonra Edebiyât öğretmenliği yaptığını, 1951’de vefât ettiğini öğreniyoruz. İstanbul Kız Lisesi’nin orta ve lise sınıflarında öğreniciliğim sırasında, 1927-32’de, yanılmıyorsam Türkçe dersi okutuyordu. Benim hocam değildi; adının Münevver olduğunu bilmiyorduk; Asker Sâime denildiği için ilgilenirdik. Epeyi iri-yarı, kumral, allıksız-pudrasız, dâima kısa topuklu iskarpin ve kostüm giyen, belki askerlikten kalma bir alışkanlık olarak ceketinin beline geniş bir kemer takan, saygı değer ve sevimli bir hanımefendi idi.”

Konuşmasını yaptığı o dönemde üniversite öğrencisi olan Münevver Sâime Hanım da tıpkı Halide Edib Hanım gibi bir müddet sonra İstanbul’dan Anadolu’ya geçmiş ve Fatma Seher Hanım, Kara Fatma Şimşek, Tayyar Rahmiye, Hatice Nine, Âdile Onbaşı gibi Türk kadınlarıyla Millî Mücadele’ye katılarak İstiklâl Madalyası almaya hak kazanmıştı.

Münevver Sâime Hanım’ın, bu nutku hangi maksatla, ne zaman ve nerede okuduğu hususlarını da metnin tam olarak anlaşılmasını temin için belirtmemiz gerekir. Yunan, 15 Mayıs 1919’da İzmir’i işgal etmiştir. Bunun üzerine İstanbul’da, Fatih, Kadıköy ve Sultanahmet’te protesto mitingleri düzenlenmiştir. Bu mitingler halkın işgale kayıtsız kalmadığını göstermesi bakımından önemlidir. Biz burada Münevver Sâime Hanım’ın da konuşma yaptığı Kadıköy mitinginden bahsedeceğiz.

1919 yılındayız. Mayıs ayının yirmi ikisi. Günlerden Perşembe*. Yağmur yağmaktadır. Ancak yağmura rağmen Kadıköy’de binlerce insan toplanmış. Yüreği vatan sevgisiyle çarpan bu topluluğa Halide Edib Hanım, Hayriye Melek Hanım, Münevver Sâime Hanım ve Fahreddin Hayri Bey hitap edecekler. Şimdi bu coşkun topluluğa Münevver Sâime Hanım seslenmektedir:  

"Yarab! Ben kardeşlerime değil, ilk evvel sana hitap ediyo­rum. Vatanın felâketi karşısında bir genç kızın feryadını dinle! Bu ağlayan anneler, şehitlerin annesi; bu boynu bükük genç kadınlar, fedakârların genç zevcesi; şu hıçkıran yavrular, askerlerin yetim­leri değil mi? Böyle necib bir kavme gözyaşı döktürmekte hikmet ne? Galipler size hitap ediyorum: Eğer bu mücadeleleriniz insan­ları mesut etmek içinse, biz de insanız. Geleceklerin ne olacakları­nı sorabilmek için, geçmiş zamanları göz önüne getirmek lâzımdır.

Ey tarihlerinin kara gününü yaşayanlar! Size hitap ediyo­rum: Milletler için kara günler olabilir. Fakat artık fenâ bulmak yoktur. Bir millet yok edilemez. Tarihin sayfasına kendini yazdıran­lar, var olmak şerefine mazhar olmuş demektir. Milletler için de "Ba'sü-badel mevt" var. İşte Lehistan... Milletimizin yok edilebileceğine inananlar aldanacak. Heyecanlarımız, kanlarımız söndürülse bile, göğsümüzde milletten yapılmış bir kalb var ki onda, bir ya­bancının, bir düşmanın ne ihtiras, ne korkusu yaşar. Onların sema­larını kaplayacak ancak hava-yı istiklâldir.

Ben, kendi hürriyeti gasbedilmiş bir milletin kızı olarak, istiklâlime nasıl yürüyeceğimi söyleyeceğim. Bu beyanatım, kolla­rımızı bağlamak isteyenler için dikkate şâyân olmalı.

Oğlum bana, "Ben neyim?" diye ilk sorduğu günü, ona se­malardan haykıran bir melek gibi, "Büyük tarihli bir Türk’sün." diye hitap edeceğim. Bu nida, bu hayırlı ses, onun ruhunda ne fır­tınalar hazırlar. Ninnisini söylerken, bugünleri yanık sesle ruhuna serpeceğim. Ona büyük Türk ırkının şarkılarını terennüm edece­ğim. Kundağına mimarların yaptığı bu abideleri işleyeceğim.

Masallarda, Fâtihleri, Yavuzları anlatacağım. Mendilinde, kitabında, cüzdanında, fesinde hep İzmirler görecek.

Ölürken ona, babamdan kalan altun kakmaIı kılıcı, rafta sa­rılı duran bayrağı bir miras olarak vereceğim. Ve kulağına gizli bir vasiyet söyleyeceğim. İşte o günden itibaren, galiplerın taktığı zencirler çözülmeye mahkûmdur. Çünkü o gün oğlumun kalbine ektiklerim hürriyet çiçekleri olarak açacak, kızıl isyan olarak taşa­cak. Sulhu müebbed düşünenler, bize indirilecek darbenin aksi seda­sının yarınki insanlığın sükûtunu mutlaka ihlâl edeceğini unutmamalıdır. Bir millet yok edilemez? Sözlerime nihayet vermeden her­kesin, her Müslümanın söylemek istediği, fakat ne için bilmem yüksek bir sesle söylemekten çekindiği birkaç sözü ben hemşire­lerime, babalarıma, ağabey ve kardeşlerime açıkça söylemek isterim. Hepimiz masa üzerinde hastaya bakan bir operatör olur, bu yarayı teşrih eder, birlikte pansuman edersek, yaşamak hakkına malik olacağız.

Evet, Müslüman kardeşlerim, açık söylüyorum.

Biz tamamiyet-i mülkiyemizi muhafaza edecekmişiz. Fakat hangi hudut dâhilinde? Bu tasrih edilmedikçe Türkiye'de sulh ve salâh kabil olmayacaktır. Ben bu kanaatteyim. Çünkü buna karşı tuğyan etmeyecek bir Türk kalbi tanımıyorum. Efendiler, az söyle­mek, çok iş görmek zamanı hulûl etmiştir. Biz yalnız ağlıyoruz. Ağlamakla kazanılacak hak, hıçkırıklarımızı işitecek kalb yok. Teş­kilâta, nihayet fiiliyata mübaşeret!" (Bayar, 1968: 1870-1872)

Bir Türkçe dersinde işlenebilecek olan böyle bir metinle, öğrencilere millî ve manevî değerlerimizden vatan sevgisi, vatan topraklarının nasıl kazanıldığı ve korunduğu, vatanı vatan yapan değerlerin neler olduğu kavratılabilir. Türk kültürünün, millî ve manevî değerlerimizin genç nesillere öğretiminde Türkçe dersinin önemli  bir yeri olduğu açıktır. Bu da hiç şüphesiz seçilecek güzel metinler yoluyla yapılabilecek bir iştir.

Nutuk türündeki metinler, öğrencilerin hem konuşma hem de dinleme becerilerini geliştirmek maksadıyla kullanılabilir. Sınıf içinde öğretmen kontrolünde yapılacak olan uygulamalarda, bir öğrenci nutuk metniyle arkadaşlarına hitap ederken, arkadaşları da kendilerine hitap eden hatibi etkili bir şekilde dinlemeye çalışırlar. Böylece öğrencilerin, Türkçe öğretiminde kazanması gereken konuşma ve dinleme becerilerini ilerletmeleri için iyi bir imkân hazırlanmış olur. Türkçe öğretmeninin öğrencilere hazırlatacağı nutuk örnekleri,  onların kazanması gereken diğer iki beceriyi, okuma ve yazma becerilerini de geliştirmelerini sağlayacaktır. Nitekim öğrenci, öğretmeninin verdiği veya kendisinin seçtiği bir konuda nutuk metni hazırlayabilmek için birtakım kitapları okuyacak ve okuduklarından da yararlanarak kendi görüşlerini ifade eden bir metin kaleme alacaktır. Böylece öğrencinin dinleme ve konuşma becerileri yanında okuma ve yazma becerileri de harekete geçirilmiş olacaktır.  

* Halide Edib Adıvar, Türk’ün Ateşle İmtihanı adlı hatıratında, Kadıköy mitinginin Cuma günü yapıldığını ifade eder. Ancak kaynaklara göre miladi 22 Mayıs 1919 tarihinde yapılan Kadıköy mitingi, Perşembe gününe denk gelmektedir. Buradan Halide Edib’in miting tarihlerini yanlış hatırladığı anlaşılıyor. Nitekim yazar, 23 Mayıs 1919’da yapılan Sultanahmet mitinginin de yanılarak 6 Haziran 1919’da yapıldığını söylemektedir (Bkz., Türk’ün Ateşle İmtihanı, Atlas Kitabevi, İstanbul, 1971, s. 31). Miting tarihleri hususunda Halide Edib’in yanıldığını Fevziye Abdullah Tansel de ifade etmiştir. Tansel, İstiklâl Harbi’nde Mücâhit Kadınlarımız adlı eserinin 22. sayfasındaki dipnotta bu durumu açıklamıştır. Ancak kendisi de bir hata yapmıştır. Fatih mitinginin 19 Mayıs 1919, Perşembe; Sultanahmet mitinginin de 23 Mayıs 1919, Cuma gününe rastladığını söyleyen Tansel’in verdiği tarihler doğrudur. Fakat Fatih mitinginin yapıldığı tarih olan 19 Mayıs 1919,  Perşembe gününe değil, Pazartesi gününe rastlamaktadır (Bkz.,  İstiklâl Harbi’nde Mücâhit Kadınlarımız, Atatürk Kültür Merkezi Yayınları, Ankara, 1991, s. 22).

 

KAYNAKLAR

ADIVAR, Halide Edib, Türk’ün Ateşle İmtihanı, Atlas Kitabevi, İstanbul, 1971.

ARIBURNU, Kemal, Millî Mücâdele’de İstanbul Mitingleri, 2. Baskı, Ankara, 1975.

AYTAŞ, Gıyasettin, “Edebî Türlerden Yararlanma”, Millî Eğitim (Edebiyat Eğitimi ve Öğretimi Özel Sayısı), Kış 2006, Yıl: 34, Sayı: 169, s. 261-275.

BAYAR Celâl, Ben de Yazdım, C. 6, Baha Matbaası, İstanbul, 1968, s. 1870-1872.

İlköğretim Türkçe Dersi Öğretim Programı ve Kılavuzu (6, 7, 8. Sınıflar), MEB Devlet Kitapları Müdürlüğü, Ankara, 2005.

KARAALİOĞLU, Seyit Kemal, Sözlü-Yazılı Kompozisyon Sanatı, 11. Basım, İnkılâp ve Aka Kitabevleri, İstanbul, 1975.

TANSEL, Fevziye Abdullah, İstiklâl Harbi’nde Mücâhit Kadınlarımız, 2. Baskı, Atatürk Kültür Merkezi Yayınları, Ankara, 1991.

Türkçe Sözlük, C. 2, 9. Baskı, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 1998.

 


Türk Yurdu Mayıs 2007
Türk Yurdu Mayıs 2007
Mayıs 2007 - Yıl 96 - Sayı 237

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele