Vefatının 10.Yılı Münasebetiyle Azadbeg’in Hatırasına: ULUĞ TÜRKİSTAN YOLUNDA; ALLAH BİZ BİLEN...

Mayıs 2007 - Yıl 96 - Sayı 237

     

Sovyetler Birliğinin Afganistan’ı işgali ile başlayan süreç, Güney Türkistan’daki Türkler için aynı zamanda yeni bir başlangıç teşkil ediyordu. Yıllardır cehaletin batağına saplanıp kalmış, millî kimlikten mahrum, “Müslüman kimliği ile Peştun ırkçılığı örtülmeye çalışıldığı bir ülkede Türk olmanın zorluğu, yıllar önce İngilizlerin Afganistan’da Türk hâkimiyetine son vermesiyle başlamıştı.

                İngilizlerin bir etnik gruba dayanarak hâkimiyetini devam ettirme politikasının sonucu olarak da Afganistan’da Peştun hâkimiyeti aşağı yukarı yüzyıldır devam etmektedir. Bu süreç içerisinde Afganistan Türkleri her türlü temel haklardan yoksun bir şekilde varlıklarını devam ettirmeye çalışmaktadırlar. Resmî olmamakla beraber ülke nüfusunun üçte birini teşkil eden Türk toplulukları yoğun bir asimilasyon politikası ile karşı karşıya kalmıştır. Türklerin yoğunlukla yaşadığı Kuzey Afganistan’a yerleştirilen Peştunlar, ülke genelinde olduğu gibi bu bölgede de Peştun-Fars kültürünü hâkim kültür haline getirmişler ve Türklere kendi dillerinde eğitim imkânı tanımamışlardı. Böylelikle tahsil imkânından özellikle Yüksek tahsil imkânından mahrum bırakılmışlardı.   

Sadece eğitim alanında değil diğer alanlarda, askeri ve idari mekanizmalarda da ayrımcılığa tabi tutulan Türkler, orduda ve idari görevlerde de yer almamışlardır. Özellikle 1953 yılında Sovyet yanlısı Zahir Şah’ın kuzeni Prens Davut’un başbakan olmasıyla birlikte ülke Afganistan olmaktan çıkıp “Peştunistan” olma sürecine girmiştir. Özellikle ordu ile başlatılan çalışmalarda bu durum belirgin bir şekilde ortaya çıkmıştır. 1986 yılı Ceredaf Kongresine “Afganistan Komünist Partisi’nin kaynakları” başlıklı bir bildiri sunan ilim adamı Olivier Roy makalesinde bu durumu şöyle anlatır.

“1956’dan sonra başlatılan profesyonel ordu yaratma gayreti Peştunizasyon işlemiyle el ele yürütüldü. Daha sonraları Peştun kabilelerin mecburi askerliğe itirazları üzerine, alt düzeyde diğer milliyetlerin katılımı sağlandı. Fakat yönetici kadro Peştu-Dürrani kaldı. Orduyu millileştirme işlemiyle birlikte kabilelerin bağlılığını da sağlamayı amaçlayan Prens Davut, sistematik olarak Peştun aşiretleri, özellikle Gilyazlar arasından subaylar yetiştirdi. Onun amacı orduyu yukardan aşağı Peştunizasyona uğratmak ve devletin etkili bir organı haline getirmekti.” ( Değişim Sürecinde Türkiye, Ekim–1996, İstanbul, s.429–430 )        

Peştun baskısının giderek ağırlaştığı ülkede 1960’lı yıllardan sonra hızla başlayan Sovyet Rusya’ya yakınlaşma politikasının sonucu olarak Sovyet askeri okullarına gönderilen Afgan subayları zamanla Marksizm’in ve Rusların emrine girmişlerdir. 1979 yılında Rusya’da eğitim yapmış olan bu askerler tarafından gerçekleştirilen darbeyle Afganistan komünizmin etki alanı içerisine girmiş oldu ve bir bahaneyle davet edilen Sovyet ordusu Afganistan’a girdi. Ne var ki Sovyet Rusya hiç umulmayan, muazzam bir direnişle karşı karşıya kaldı. Ve kendi sonunu hazırladı. 1979’dan başlayan “Mücahit Direnişi” milletlerarası arenada çok çabuk kabul gördü. Sovyetlerin ciddi bir batağa saplandığını gören Batılı devletler mücahitlere yardım yağdırmaya başladılar. Özellikle A.B.D., Pakistan’a askeri yardımını artırdı. Kendisi için Ortadoğu’da en ciddi müttefik olarak kabul ettiği Türkiye’ye yılda 600 milyon dolar askeri yardımda bulunurken Pakistan’a 4 milyar dolar askeri yardımda bulunmaya başladı. Bu yardımın büyük bir kısmı Pakistan tarafından desteklenen Peştun partilerine aktarıldı.

 

                Afganistan’daki gelişmeler Pakistan’ı yakından ilgilendiriyordu. Afganistan nüfusunun önemli bir kısmını Peştun aşiretleri teşkil ediyordu. Bu aşiretlerin önemli bir kısmı Afganistan-Pakistan sınırı boyunca uzanan Peşaver Eyalet Bölgesi’nde yaşıyordu. Afganistan’da darbeyi yapan ve ülkeyi Komünistleştiren Peştun Gilzay ve Dürrani kabileleri eğer burada başarı sağlarlarsa Pakistan’daki Peştun kabilelerinin bundan etkilenmemesi kaçınılmaz olurdu ki bu durum zaten Afganistan gibi çok milletli etnik bir yapıya sahip Pakistan içinde felaket olurdu. Bu sebeple Kabil’deki Peştunların muhalifi diğer Peştun kabileleri çeşitli adlarla örgütlenerek Pakistan tarafından desteklenmeye başlandı. Batılı devletlerce desteklenen direnişçi grupların eline çok miktarda silah geçmeye başladı. Zamanla bu silahların dağıtımı kontrol edilemez hale geldi ve Ülkenin her yerinde çocukların bile eline silah geçti. Pakistan-Afganistan sınır boylarında yaşayan Peştun kabileleri muz arabalarında silah satmaya başladılar. Özellikle Çin’in de devreye girmesi ile ülke büyük bir silah pazarı haline geldi. Çin bütün Sovyet silahlarının taklitlerini üreterek bu pazara sürmeye başladı. Bu arada ülkenin kuzeyinde yaşayan Türkler ve Tacikler de tarihlerinde ilk defa silahlanma imkânına kavuştular.

Rus işgali, “Her musibette bir hayır vardır” düsturunca bir hayra da vesile oldu. Afganistan’da Türk hâkimiyetine son verildiği tarih olan XVIII. yy. ikinci yarısından beri her türlü mahrumiyete mahkûm edilmiş olan Türkler de bu imkânlardan istifade etmeye başladılar. Üstelik Rus işgali ile ilk karşı karşıya kalan grup olmaları ve Afganistan Türklerinin bir kısmının ailelerinin XX. yy. başında Türkistan’da yürütülen Basmacılık Hareketine katılmış aileler olmaları hasebiyle nasıl bir tehlike ile karşı karşıya olduklarını biliyorlardı. Bu şuurla direnişe başlamışlardı. Ama teşkilatlı değildiler. Tıpkı yıllar öncesi babalarının, dedelerinin yürüttüğü “Basmacılık Hareketi”nde olduğu gibi dağınıktılar ve sadece kendi bölgelerini kurtarma mücadelesi yapıyorlardı. Yılların biriktirdiği ihmaller ve kabilecilik ruhunu aşamayan toplumsal yapı ciddi bir problemdi. Buna rağmen oldukça başarılı bir direniş örneği gösteren Türkler kısa zamanda kendi bölgelerinde hâkim güç haline gelmeye başladılar. Ne var ki bu başarı mahalli ve dağınık olma özelliğini muhafaza ediyordu. Bu durumda başarıyı uzun süre devam ettirme şansları yoktu. Bunun için süratle örgütlenmek ve bir çatı altında birleşmek zarureti ortaya çıkmıştı. Bu örgütlenmeyi sağlayacak karizmatik lider ve savaşı devam ettirecek imkânlardan mahrumdular. Aşiret geleneği içerisinde problemler devam ediyordu. En önemlisi Türkleri teşkil eden iki büyük topluluk vardı. Bunlar Özbekler ve Türkmenlerdir. Kaderleri birbirlerine bağlı bu iki kardeş topluluğun ortak hareket etmesi gerekiyordu. Çok geçmeden bu birlik sağlandı. 1980 yılı başlarında Türkmenler’den Abdülkerim Mahdum ve Özbeklerden Rahmetullah Mantıki, Murad Argun ve Azad Beg’in önderliğinde “Afganistan Şimal Vilayetleri İslami birleşmesi”  (İttihadı islam Vilayet-ı Şimal-i Afganistan) adıyla bir teşkilat kuruldu. Merkezi Pakistan’ın Peşaver Vilayeti, çalışma alanı olarak Afganistan’ın kuzeyi, diğer bir deyişle Güney Türkistan olan bölgede daha çok Türklerin çoğunlukta yaşadığı dokuz vilayette faaliyete geçen teşkilat, kısa zamanda bu bölgedeki mahalli mücahit liderleri bir araya getirme imkânı buldu. Ne var ki Afganistan’ın geleceğini planlayan Amerika ve özellikle de Pakistan’ın planında Türklerin yeri yoktu. Bu sebeple diğer mücahit teşkilatlarına büyük yardım yapılırken Türklerin teşkilatı bu yardımdan pay alamadı. Sadece kuruluş safhasında “Mehaz-ı Millî” adlı mücahit partisine bağlı bir kuruluş muamelesi görerek sadece Türk mücahitlerin yaşamasına yetecek kadar suni bir yardımda bulunuldu. Sonradan bundan da vazgeçildi.

Bölgede Türklerin kendi imkânlarıyla ve dışarıdaki Türkistanlılar ve Türkiye’deki milliyetçilerin kısmi yardımlarıyla mücadelesini devam ettiren bu teşkilat, bir müddet sonra aşiret aristokrasisinin kıskançlığına maruz kaldı. Özellikle Türkmenleri temsil eden ve Türkmen bölgesinde nüfuz sahibi Abdülkerim Mahdum’un hareket içerisinde söz sahibi olma gayretleri daha sonra hareketten kopmasına yol açtı. Aile efradını ve aşiretinin bir bölümünü alarak Türkiye’ye iltica etmesi esnasında Türklerin hareketi kısmi bir zaafa uğramışsa da Azad Beg Kerimi’nin kısa zamanda vaziyete hâkim olması ve dağınıklığa sebebiyet vermeden yeniden teşkilatı toplaması ile bölgede mücadele daha organize bir şekilde devam etti. Üstelik Türkmenler ve Özbekler arasında olacak bir ayrılığı da engelleme de başarılı oldu. Türkmen bölgesinin önemli mücahit liderlerinden ve efsane isimlerinden Aşur Pehlivan, Azad Beg’in önemli komutanları arasında yer aldı ve İmam Buhari Kolordusu Kumandanlığı’na getirildi. İki yardımcısından biri Türkmen, diğeri Özbek asıllı idi.

Azad Beg sadece Özbek ve Türkmenlerin değil, Türk kültür dairesi içinde olan ve Afganistan’ın geçmişindeki Türk hâkimiyetinde önemli rol oynayan ve bölgedeki Türk-Moğol İmparatorluklarının bakiyesi olan “Hazara”ları da bu ittifaka dâhil etmek için faaliyete geçti. Hazaraların şia mezhebinden olmasını, bölgedeki cehaletin ve koyu taassubun getirdiği mahzurları dikkate almadan, 27 Mayıs 1997 tarihindeki şahadetine kadar bu konuda hassasiyetini devam ettirdi. Ona göre Afganistan davası sadece Afganistan’daki Özbeklerin ve Türkmenlerin kurtuluşu değildi. Ona göre buradaki mücadele “Uluğ Türkistan’ın” yolunu açacaktı. Her türlü boyculuk ve mezhepçilik hareketini ortadan kaldıracak ve “Uluğ Türkistan” kurulacaktı. Kendini bu yola vakfeden Azad Beg bu sebeple bölgedeki tüm Türk unsurları bir araya getirmek ve yıllardır onlara verilmeyen hakları elde etmek, Türkleri geri bırakan cehaletle savaşmak, onların kültürel, içtimai, iktisadi ve siyasi haklarını elde etmek için gayret göstermeye başladı.

                İlk önce cehaletle mücadeleyi ön plana çıkaran Azad Beg, kendi kontrolündeki kamplarda okullar açarak savaş ortamında bile eğitim faaliyetlerini yürütmeye başladı. Yazının sonunda Girişini ve İçeriğini ek olarak verdiğimiz parti programının 11. ve 12. Maddelerinde bu hususa dikkat çekti. Kızların okutulmadığı bir ülkede kızlar için okullar açılmasını açıkça söyleyen Azad Beg, bu arada maddi imkânsızlıklara rağmen “Vatan” adında bir gazete ile Erkin adlı aylık bir dergi çıkarmış, ayrıca bazı dini ve milli kitapları da parti adına yayınlamıştır. Bunlardan “Vatan” gazetesinde daha çok cephe haberleri verilmekle beraber, bölgedeki Türklük şuurunu uyandırmak ve kuvvetlendirmek için Türkistan tarihi hakkında yazı dizileri ve makaleleri yayınlamaya hatta milli şiir ve röportajlarla kitleleri aydınlatmaya çalışıyordu. Aylık “Erkin Mecmuası”nda da bu minval üzere bir politika takip etmektedir. Ayrıca Seyyid Muhammed Terazi’nin “Nur el-basr”,“Akaid”... Kitaplarına ilaveten Türkçenin önemli eserlerinden olan Muhâkemet’ül-Lugateyn” adlı kitapları da basarak olağanüstü şartlarda bile milli kültüre katkıda bulunmaya çalışmıştır.

 

EK: Şimali Afganistan Vilayetleri İslami Birleşmesi’nin Programı:

SÖZBAŞI

Afganistan Şimal Vilayetlerinin İslami Birleşmesi Allah Cellecelâlehû rızası içün Afganistan mücahid ve müslüman ulusunun Rus istimarıge karşı mukaddes İslami cihadının saflarını yahşırak surette tanzimleş ve birleştiriş togrisidegi mahsus ve aşikar zaruretini közge tutib ve cihad cepheleridegi mücahidlerini öz aralarıda birleştiriş üçün ülkenin katık buhrani haletini nazırge alıb ve şimal vilayetler mıntıkalarına coğrafyavi bitişdegi ehemmiyetini ve onung çeksiz tabii menbaaları egesi  bolganliğini nazarge alıb kim bütün bu kebi amiller uşal şimal mıntıkalarıge büyük ehemmiyet birüb ve tarih boyça ülke takdirige köb çukur te’sir taşlegen ve köb zamanlardan bu yan barçalar aynıksa  müstemlekeci Ruslar uşbu mıntıkalarge tam’a közüni tikib kegenler ve kanhor işgalciler ve istismarçılarını hadeb çıkarmak üçün ve kutkazuçi İslami İnkılabını esir müslüman uluslarge taman sadr kılış üçün ve ulerini kızıl müstemlekecilik kominizm devinin kanlı çengeliden bütünley kutkazış ve bir tinç ve abad camia tüzetiş üçün ve kaytadan İslami ülûm merkezlerini kurış ve islami ve milli  kültür ve Ferheng bağını yaşnatış ve tarihi kıvanç ve iftirahatını yengiliş ve İslami iktisad tüzümini yürütiş üçun ve İslamdan taşkarı barça münasebat ve tüzginlerini uçurış üçun ve siyasi ve ictimai tiriklikde en yahşi ve en sağ ve salim tüzüm bölgen İslami hilafet nizamını ortage getiriş üçun bir kutkazuçi kurum sıfatı da hazırgi İslami mukaddes cihadının en müessir kanuni sıfatı da afganistan müslüman ve mazlum ulusunıng makul ve mantıki isteklerine binaen ortage keldi.

Afganistan şimal vilayetlerinin İslami birleşmesi ülke erkinliği ve istiklalini kolge keltürüb ve Afganistan ulusunun İslami hüviyet ve ornını ve unın milli ve milletler ara itibarını kaytarıb algenden son barça kavimler ve uluslar mezheb, til, nejad ve mıntıka taassubiden uzak yaşab ve teng ve müsavi hukuk ve vecaibge ege bolgan camianı vücudge keltürse kerek.

Afganistan Şimal Vilayetlerinin İslami Birleşmesi Birleşgen Milletler-i Menşuri’den ve beşer hukukinin ilamiyesiden bütün himayet kılıp erkin dünya ülkeleri aynılsa İslami ülkeler bilen dostlık, biraderlik rabıta ve münasebetler kurup ve uşal münasebat ve rabıtalar çevkatını tahkimleş ve kengeytirişde ve islam-ı mukaddes mebadisini bütün dünyage yetkiziş ve yayratış  da devamlı küşeşler itib ve beşeriyet dünyası da medine-i fazıla kurış ilgarlığının büyük iftiharıge ege boladı.

        AFGANİSTAN ŞİMAL VİLAYETLERİ İSLAMİ BİRLEŞMESİ MERAMININ KISKASI

               

                1. Afganistan şimal vilayetleri İslami birleşmesinin birinci hedefi Allah Cellecelalehu rızasıdur.

2. Afganistan şimal vilayetlerinin İslami birleşmesi İslam büyük peygamberi Hazret-i Muhammed (S.A.V.) öz yol körsetuvçisi ve rehberi biledi.

3. Afganistan şimal vilayetlerinin İslami birleşmesi barça işlerde Kuran-ı Kerim irşadatı ve ehadis-i şerif-i nebeviyi öz kanunı biledi.

4. Afganistan şimal vilayetlerinin İslami birleşmesi küfür ve komünizme karşı fi-sebilillah cihadını öz mukaddes vazifesi bilip vatan istiklalini alış ve esir Müslüman uluslarını azad kılışını öz meramiden seneb ve islamı hilafet tüzümini kaytadan kurışnı isteydi.

                5. Afganistan şimal vilayetlerinin İslami birleşmesi Afganistan istiklali ve toprak bütünlüğünü esremagını öz dini ve milli vecibesi biledi.

6. Afganistan şimal vilayetlerinin İslami birleşmesi İslamı ülûm merkezlerini kaytadan kurıp mescidler, medreseler, mektepler, toğrihaneler ve başka amü’l-menfia müesseseler kurışnı öz umde ve vazifelerinden biledi.

7. Afganistan şimal vilayetlerinin İslami birleşmesi kembegelilik, açlık, sevadsızlık ve nasağlıge karşı katık kureşedi.

8. Afganistan şimal vilayetlerinin İslami birleşmesi ülkede İslami iktisad tüzümini yürütedi.

9. Afganistan şimal vilayetlerinin İslami birleşmesi barça egeliklerini tazmin kılıp ve devlet yerlerini yersız ve yeri az ekinçilerige İslam mukaddes şeriatının usulüge doğru bolıp biriş hükmünü yürütedi.

10. Afganistan şimal vilayetlerinin İslami birleşmesi cihad ma’yublarıge ve İslam ve vatan şehidlerinin izde kalganlarige hiç türlü yardımını eymeydi.

11. Afganistan şimal vilayetleri İslami birleşmesi Barça ulus balalarıge anadilde okış zeminesini tekin surette tayyarlab ve hatın, kızlar için İslam parlak dininin esasatıge doğru bolgen talimi müesseseler kuradı.

12. Afganistan şimal vilayetlerinin İslami birleşmesi İslami ve milli kültür ve ferhengini tamim ve işaası hususi de İslam büyük şahsiyetlerinin eserlerini ve âlimler telifatını basiş ve tarkatiş doğrusu da keskin ikdam kılıp ve aziz âlimlerinin hakiki mertebelerini tanıtışnı öz dini ve ictimai risaleti biledi.

13. Afganistan şimal vilayetlerinin İslami birleşmesi İslamge karşı boladigen her türlü mefkure ve akideler tamirini kurutış için keskin köreşmaknı öz vazifelerinden seneydi..

14. Afganistan şimal vilayetlerinin İslami birleşmesi her türlü nejat, mezhep, til ve mıntıka ayrımcılıklarını İslam asıl ruhiyesine karşı merdud biledi.

15. Afganistan şimal vilayetlerinin İslami birleşmesi Birleşken Milletler menşuru ve beşer hukukunun ilamıyesiden bütün himayet kıladı.

16. Afganistan şimal vilayetlerinin İslami birleşmesi her türlü müstemlekecilik istismar ve tevsii taleplikni mahkûm kıladı.

17. Afganistan şimal vilayetlerinin İslami birleşmesi erkin dünya ülkeleri aynıksa İslami ülkeler arasıda bir bütün birleşüv ve vahdetini isteydi.

Ve Minallahi’t-Tevfik


Türk Yurdu Mayıs 2007
Türk Yurdu Mayıs 2007
Mayıs 2007 - Yıl 96 - Sayı 237

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele