“EY SEVGİLİ!.. EN SEVGİLİ!..”

Nisan 2007 - Yıl 96 - Sayı 236

 

        Câhiliye Devri’ndeki karanlıkların bağrına güneş olup doğduğun gibi gel...

        Gel, Ey “Âlemlere Rahmet” Olan Resûller Resûlü!..

        Günah prizmalarında kırılan îmânın zayıflayan ışığını, gurûbu olmayan İslâm Güneşi’yle yeniden nurlandırmak için gel...

        Gel, Ey Gül Mushaflı Sevdâmızın Sembolü!..

        Küfrün katran siyahı gecelerinde yolunu şaşıran, inançsızlığın karanlık dehlizlerinde kendini kaybeden, madde ve mânâ boyutuyla hazin bir meçhûlün kucağına düşen insanlığın ufkunu aydınlatacak olan Gül Yüzlü Çağlar’ın yeniden gönül semâlarımızda tulû etmesi için gel...

         Gel, Ey Kâinâtın Solmayan Gülü!..

        Rahmet yağmurlarından mahrum kalarak kuruyan, kıraç topraklar misâli şerha şerha yarılan ruh dünyamızı yeniden yeşertmek için gel...

        Gel, Ey “Sonsuz Nûr” olan  Gönüller Hünkârı!.. 

        Nefsinin kölesi olmaktan yorgun düşen insanları kulluk şerefine yeniden eriştirmek; yanlış vâdîlerde dolaşan aklı, îmân ile aslî mecrâsına yeniden döndürmek, fıtratın sesiyle aklın nûrunu yeniden imtizaç ettirmek için gel...

        Gel, Ey Kutlu Emânetin “Emîn” Mîmârı!..

        Mânâ ile maddeye yaklaşamadığından dolayı, maddenin sığ sularında boğulmaya mahkûm olan beşeriyeti, idrâkin kemâline erdirmek için gel..

        Gel, Ey Varlığın En Büyük Îtibârı!.. 

        Senin vârislerinin ikâmet ettiği yerler tenhâlaştı... Binbir türlü ziynetlerle beslenmiş, haramzâde ipeklerle süslenmiş, yalan rüzgârlarına yaslanmış Ebû Cehillerin diyârı yine kalabalıktan geçilmiyor... Her geçen gün artan yalnızlığımızı ortadan kaldırmak, hicrânlarımızı mutlu bir vuslata erdirmek, düşünce dünyamızı sevgi, kardeşlik, muhabbet ve müsâmaha iklimine döndürmek, nefretin, şiddetin ve zulmetin  ateşini söndürmek  için gel...  

        Gel, Ey İnsanlığın Mutluluk Bestesi!..

         “Kardeşlerime selâm olsun dediğin, bizlere kardeşlerin” olma gibi dünyâ ve âhiretteki en büyük pâyelerden birini verdiğin 21. yüzyıldaki ümmetinin de; derdine dermân, kurtuluşuna fermân olmak, mazlumların âhını dindirmek için gel...

        Gel, Ey Hayatın En Güzel Güftesi!..

Sensiz geçen günlerimiz hep karanlık, hep kasvet, hep huzursuzluk, hep gurbet oldu bize... Sana, Senin tebliğ ettiklerine, temsîl ettiklerine, telkîn ettiklerine ve teşvîk ettiklerine yeniden kavuşmamız, huzûra, sükûna, saâdete, adâlete, mutluluğa gerçek mânâsıyla yeniden vâsıl olmamız, vahyin aydınlığında yeniden kendimizi bulmamız için gel...

        Gel, Ey Yaratılmışların En Yücesi!..

        Hâl-i pür melâlimizin; bize işâret buyurduğun Sırât-ı müstakimin aydınlık ikliminden rücû etmemizin bir neticesi olduğunu biliyoruz artık... Zirâ, getirdiğin hakikatlerden uzaklaştığımız için zelîl olduk… Sensiz geçen yıllarda, öksüz kaldık, yetim kaldık... Divâneye döndük... Sensizlik harâb etti bizi, Sensizlikte kaybettik kendimizi... Sensiz kalınca, gündüzlerimiz şafağa hasret geceler içinde kayboldu... Sensizlikte, gönlümüz hazîn bir hicrânla doldu... Sensizken bütün insanlık perişan oldu... Hicrânımızı vuslata döndürmek, kesreti vahdete erdirmek için gel...

        Gel, Ey “Hâtemü’l Enbiyâ” Tâcının Sahibi!..

        Câhiliyet câha erdi... Nemrutlar zamana temsilciler gönderdi... Şeytan, yine nefsin önüne mükellef sofralar serdi... İnsanlar, hâkimiyeti Tâgutların eline verdi... Yalan karşısında eğilen bedenlerimiz yüzünden hakikate doğru bakamaz olduk... Âdetlerimizi ibâdet, ibâdetlerimizi âdet hâline getirdik...Ticâreti ibâdet olarak görmedik, ibâdetlerimizi ticâret metâı yaptık… İnandığı gibi yaşamanın iddiâsında bulunduk, ama ne yazık ki ifâsını yapamadık... Yaşatmak için yaşayamadık... Kardeşlerin olarak îmanlı yaşamayı, îmanı yaşatmayı hayata geçirmede hep âciz kaldık... Gel, “Ey Sevgili… En Sevgili…”  Îmânı elinde bir kor olarak taşıyanümmetin olarak artık çok bunaldık...

        Gel, Ey Hakk’ın Habîbi!..

                   Yeniden İslâm’da diriliş muştusunu bütün benliğimize duyurmak, yeniden  kalbimizi, rûhumuzu ve gönlümüzü nûrânî güzelliklerle doyurmak için gel...

                        Gel, Ey Devâsız Dertlerin Tabîbi!..

        Senin adını andığımız zaman, gönlümüze hep gül kokusu doluyor... Seninle dünyamıza sönmeyen bir güneş doğuyor... Sensizken gündüzlerimiz hep  gece oluyor... Gecelerimizden hicret ediyor Hilâl, yıldızlar ışık vermiyor âsumâna… Zifirî bir karanlık hükmediyor, zamana ve mekâna... Bizleri “Gül Devri”ne erdirmek, nûrunla sevindirmek ve onulmaz gönül yaralarımızın sızısını dindirmek için gel...

        Gel, Ey Nebîler Nebîsi!..

        Tevhîd bayrağını kalbimizin hafî tepelerindeki en yüksek burçlara çekmek; îmânın âsûde gölgesinde yer almayı en büyük nîmet bilen Gül Yetimleri’ne de; kedersiz sevinçlerden, elemsiz lezzetlerden ve sınırsız saâdetlerden nûrânî güzellikler bahşetmek için gel...

        Gel, Ey İlâhî Aşkın Mürebbîsi!..  

        Bizler kardeşlerin olabilme aşkını ve cehdini kaybettik asırlardan beri... İhtilâfın rahmet ölçüsünün, samimiyet şartına bağlı olduğunu unuttuğumuz için birbirimize düştük yıllar yılı... Bize bıraktığın emânetlerden ne hazindir ki yüz çevirdik... Kaybettiğimiz kardeşlik şuuruna yeniden ermemiz, o muhteşem güzelliklere yeniden kavuşmamız  için gel...

        Gel, Ey “Güzel Ahlâkı Tamamlamak İçin Gönderilen” Ahlâk Âbidesi!..

        Gönül dünyamıza hükümrân olan, gereksiz maksûdları, beşerî mahbûbları,  geçici matlubları değiştirerek, hayat gâyemizin idrâki içinde bizleri Hakk’a kul edip, yaptığımız yanlışlıkları bütün neticeleriyle birlikte ortadan kaldırmak için gel...

        Gel, Ey Çâresizlerin Çâresi!..

        Asra saâdet yaşatmış, zamanı Asr-ı Saâdet yapmış “Kâinâtın İftihar Tablosu”... Bizlere de sonsuz saâdetler bahşet... Beşeriyete insanlığını kazandırmak  için teblîğ ettiğin İlâhî vahyi yeniden hayatımıza hâkim kıl... Yeniden kendine gelsin nisyâna terk ettiğimiz akıl… Hüzün ikliminden huzur diyârına yelken açsın, artık bu son fasıl...

         

         

        Gel, Ey Vefânın Zirvesi!..

        Biz anlatmaktan âciziz derdimizi... Her zaman olduğu gibi, yine Sen anla bizi... Yeniden cennet-âsâ baharlara döndür ahvâlimizi...

                   Gel, Ey Kimsesizlerin Kimsesi!..

                   “Sana muhtacız... Sana en fazla muhtacız... En fazla Sana muhtacız...” Gönüllerimize taht kur... Lûtfeyleyip, kalbimizin en mûtenâ köşesine otur... Gel, Ey Sevgili, gel ne olur... 

                  “Gel, Ey Muhammed (s.a.v.), bahardır...

Dudaklar ardında saklı

        Âminlerimiz vardır!..

        Hacdan döner gibi gel;

        Mi’rac’tan iner gibi gel;

        Bekliyoruz yıllardır...

        Gel, “Ey Sevgili!.. En Sevgili!..”

        Şefkat ve şefâat eyleyip gel ki, Senin mübârek izinden uzaklaştığımız ve Senden uzak kaldığımız o gurbet asırlarındaki bitmeyen hüznümüz nihâyet bulsun, aldığımız nefesin yeniden bir anlamı olsun ve gönlümüz ebediyen “Gül” kokusuyla dolsun…

        Gel, Ey Efendiler Efendisi!..  

        Bizlere “kardeşlerin olabilme şerefini yeniden bahşet... Bizlere kul olmanın, Müslüman olmanın, insan olmanın güzelliklerini yeniden öğret...

        Gel, Ey İnsanlığın Müjdecisi!..

        Yardım eyle şu kimsesiz beşeriyete... Sahip ol şu mazlum ümmete... İmdat eyle  bu aziz millete...

        Gel, Ey Sevgililer Sevgilisi!..

        Onbeş asır önce dünyaya doğduğun gibi yeniden doğ kalbimize… Yeniden hayat bahşeyle gönüllerimize… Yeniden dermân ol derdimize, -lâyık olmasak da- şefâat eyle bize...                                           

                                                                                                          

        Kıymetli okuyucularımız şahsında 16–22 Nisan Kutlu Doğum Haftası ve Mevlit Kandilini tebrik ediyor, Türk ve İslam Âlemine hayırlara vesile olmasını diliyoruz. TÜRK YURDU


Türk Yurdu Nisan 2007
Türk Yurdu Nisan 2007
Nisan 2007 - Yıl 96 - Sayı 236

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele