Prof. Dr. Mithat Kerim ARSLAN ve Mehmet BİLGİN’le Trabzon Üzerine Söyleşi

Mart 2007 - Yıl 96 - Sayı 235

 

“BÜYÜK GÜÇLERİN BÖLGE ÜZERİNDE HESAPLARI VAR”*

 

Hrant Dink olayından sonra, bir kısım basın mensubunca Trabzon’un gündeme getirilişi ve verilmeye çalışılan olumsuz imaja karşılık, Trabzonlunun tepkisi büyük. Tepki Başkent Ankara’ya da taşınarak dört gün boyunca AKM’ de çeşitli etkinliklerle dile getirildi. Biz de suçlamaları, olup biteni Trabzonlulara;  Türk Ocağı Trabzon Şube Başkanı Prof. Dr. Mithat Kerim ARSLAN ve Araştırmacı Yazar Mehmet BİLGİN’e sorduk

MÇÖ- Trabzon Karadeniz bölgesinin önemli bir liman şehri. Trabzon’u yakından tanıyan biri olarak, şehrin tarihsel süreç içindeki görünümü hakkında bize bilgi verir misiniz?

MKA- Trabzon, binlerce yıllık geçmişiyle Türkiye coğrafyasının en önemli şehirlerinden birisi olmuştur. Önemi sadece bir liman şehri olmasından değil, aynı zamanda tarihi İpek Yolunun en önemli bağlantı noktalarından birisi olmasından gelmektedir. Bunların yanı sıra Ortaasya Türk Medeniyeti’nin Avrasya’daki önemli istasyonlarından birisidir. Trabzon ve çevresi M.Ö. 2000’li yıllardan itibaren Turanî kavimlere yurt olmuş ve bunlar tarafından iskân ve imar edilmiştir. Daha sonra gelen Grek koloniciler ticari maksatlarla kıyı bölgelerinde küçük kalelerin içinde tutunmuşlardır. Doğu Karadeniz Bölgesi M.S. 4. yüzyıldan itibaren Hun Türklerinin ardından da Kıpçak Türklerinin iskânına sahne olmuş, 1071 Malazgirt Zaferinin hemen arkasından 1072’de bu sefer Selçuklu Türklerinin hâkimiyetine girmiştir. Bizans sadece Trabzon şehir merkezini Türklerden geri alabilmiştir. Kalelerin dışında hemen hemen bütün bölge boyunca meskûn ahali zannedilenin aksine hep Türkler olmuştur. İstanbul’daki Doğu Roma Devletinin bölge üzerinde ciddi idari hâkimiyeti olmamıştır. 1204–1461 tarihleri arasında Trabzon’da Komnenos Hanedanı hâkim olmuştur. Milattan önce ve sonra kurulan kısa süreli iki Pontus devletinden birincisinin idarecileri Persler, ikincisinin ise dördüncü Latinlerin İstanbul’a karşı yaptığı Haçlı Seferinden kaçan prensler olmuş ama her zaman ahali çeşitli Türk soyları olmuştur. Ancak bunların kurmuş olduğu devlet Türkiye tarihindeki bir beylikten ya da güneyde kurulan Haçlı teşekkülleri içerisindeki bir kontluktan farklı değildir. Düzenli ordusu olmayan, içerisinde Türklerin de bulunduğu çeşitli unsurlardan paralı asker temin ederek şehri koruyan, Akkoyunlu Devletinin siyasi desteğiyle yaşayabilen ve Çepni Türklerine vergi vermek mecburiyetinde kalan bir siyasi teşekküldü. Üstelik halkının yarısına yakınının Rum kökenli olmadığı, daha sonra İslamiyet’i benimseyecek Hıristiyan Kıpçakların Osmanlılardan çok önce bölgeyi yurt tuttuğu kilise kayıtlarından anlaşılan bir devletti. Bugün bile şehrin antropolojik yapısında, Trabzon ağzında ve halk kültüründe Kıpçak etkileri baskın durumdadır. Kaldı ki bugün tarihçiler bilinen en eski tarihlerden beri bölgenin ilk ve yaygın ahali topluluklarının Turani kavimler olduğunda hemfikirdirler. Kimmerleri, Gutileri, İskitleri (Saka Türkleri), Peçenekleri, Kıpçakları hatırlamak lâzımdır.

Fatih Sultan Mehmet’in eski bir Türk yurdu olan bu bölgeyi sadece Trabzon kalesi içinde hüküm süren idareyle savaşıp, işgalden kurtararak siyasi birliği sağlamasıyla birlikte Trabzon Türk yurdu olarak bugünkü idari yapısına kavuşmuştur. Bu tarihten Yunan isyanına kadar Karadeniz Bölgesinde Türkler, Rumlar ve diğer unsurlar Osmanlı Devletinin siyasi çatısı altında barış içinde yaşamışlardır. Ancak Osmanlı Devleti’nin çöküş sürecinde bu tablo değişmiştir. Birinci Dünya Savaşı sırasında 1916-1918 yılları arasında Rus işgali meydana gelmiş bu süreçte 300 bini aşkın Türk batıya doğru göç etmek mecburiyetinde kalmıştır. Halkın hafızasına Muhacirlik olarak yerleşen bu dramatik sosyal hadise asla dikkatlerden uzak tutulmamalıdır. Çünkü bu olayın gerçekleştiği dönemde azınlık statüsünde bulunan Ermeni ve Rumlar işgalci Ruslarla işbirliği yaparak uyruğunda bulundukları devlete kastetmişlerdir. Bununla da yetinmeyip düne kadar komşu oldukları Türklerin mal ve mülklerini yağmalamışlardır. Bu dönemde Müslüman ahali büyük oranda batı bölgelerimize göç etmiş olduğu halde Hıristiyan nüfus çoğunluğu elde edememiş, Kafkasya’dan Hıristiyan nüfus taşımıştır. Daha sonra 1923 nüfus mübadelesiyle de bunlar tamamıyla Yunanistan’a gönderilmişlerdir. Günümüzde Kerkük Türklerinin karşı karşıya kaldıkları durum ve tarihi Türk şehri Kerkük’ün nüfus ve tapu daireleri nasıl yağmalanmışsa 1916–1918 döneminde de Trabzon aynı durumla karşı karşıya kalmıştı. Bu yaşanmışlıklar nedeniyle, İstiklal Harbi başladığında Türkün bu kutlu mücadelesine ilk omuz verenler Trabzonlular olmuşlardır. İstiklal Harbi’nin ilk büyük sivil hareketi olan Erzurum Kongresi’nin kararında ve toplanmasında Trabzon Muhafaza-i Hukuk Cemiyeti’nin büyük katkısı olmuştur. Milli Mücadele’nin askeri aşamasında özellikle Batı Cephesi’nin ikmalinde en önemli vazifeyi Trabzon Limanı ve cesur Türk denizcileri yapmışlardır. Savaşın sonunda kesin Türk zaferi geldikten sonra, artık azınlıklarla bir arada yaşama psikolojisi kalmamıştı. Bu yüzden Lozan Barış Konferansı sırasında azınlıkların mübadelesi kararlaştırılmış ve 1924’te de bu işlem gerçekleştirilmiştir. Böylece Türkiye dolayısıyla da Trabzon homojen bir nüfus yapısına kavuşmuştur. Mili Mücadele kazanılıp Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra Trabzon ve Trabzonlular hep Atatürk’ün yanında yer almışlar ve ülkenin bölünmez bütünlüğü için ellerinden geleni yapmışlardır. 1937 yılında çıkan Dersim İsyanı’nı Atatürk, Trabzon’dan vermiş olduğu direktiflerle bastırmıştır. Grek 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’nın uyandırmış olduğu milli hassasiyet gerekse 1984’den beri PKK ile sürdürülen mücadele Trabzon insanının milli reflekslerini hep en üst düzeyde tutmuştur. ABD’nin Irak’ı işgal sürecinde ve Kafkasya ve Orta Asya stratejilerinde 2003 ve 2004 yıllarında iki kez Trabzon’u üs olarak kullanmak istemesi, ister istemez küresel emperyalizmin hedeflerine, Trabzon halkının dikkat kesilmesine yol açmıştır.

MB- Trabzon’u sadece bir liman şehri olarak ele alırsak, bu durum gerçeği tam olarak görmemizi engeller. Çünkü Trabzon üzerine oyun oynayan güçler, onun stratejik önemini ve sahip olduğu değerleri bizlerden daha iyi biliyor. Olaya tarihsel olarak baktığımız zaman, Trabzon’u liman kadar önemli kılan bir diğer şeyin, küçük vadilerden iç kesimlere uzanan yollar olduğunu görürüz. Geçmişte liman ve bu yolların, önce Roma imparatorluğunun doğu sınırlarını koruyan askeri garnizonların, Osmanlı döneminde ise şark ordusunun ikmalini sağladığını görürüz.

Şüphesiz bu yollardan taşınan sadece askeri malzeme değildi. Bölge tarihin en eski dönemlerinden beri madenciliğin merkezi olmuştur. Ayrıca Karadeniz bölgesinde yetiştirilen kendir bitkisinden elde edilen ipliklerden üretilen keten bezleri, İstanbul’da sarayın ve Diyarbakır pazarının en değerli ürünlerinden biri idi. İpek yolundan gelen baharat, İstanbul’un et ihtiyacını karşılamak üzere Doğu Anadolu’dan gelen koyunlar, Trabzon üzerinden nakledilirdi. Bunu günümüzün şartlarına göre ifade ederek,  Trabzon’un Doğu Anadolu’nun, İran’ın, Azerbaycan’ın, Ermenistan’ın kapısı ve can damarı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Trabzon sadece Güney Kafkasya için stratejik bir öneme sahip değil. Tarihe baktığımız zaman Rusların Kırım’a inmesinden, Karadeniz sahillerine ve Kafkasya’ya yerleşmesine, Doğu Anadolu’ya dayanmasına kadar geçen iki yüz elli yıllık mücadele döneminde, Trabzon kilit şehir olmuştur. Trabzon valileri bu dönemde ya  “Kırım Canibi ve Karadeniz Sevahili Seraskeri” ya da “Şark Seraskeri” olarak görev yapmış. Bu zaman zarfında Karadeniz sahillerinden toplanan askerler devamlı olarak ya Ruslarla savaşmış ya da serhat kalelerini beklemiştir. Buna ait tarih kitaplarımızda bilgi az ama Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde belge çok. Demek ki Trabzon’dan sadece Güney Kafkasya’yı değil Kırım ve Kafkas sahillerini de kontrol edebilirsiniz.

Lafı uzatmadan buna birde Karadeniz’in altındaki maden yataklarını ilave edelim. Sanırım meselenin anlaşılması için yeteri kadar ipucu verdik. Süper güçlerin çekişme alanı Ortadoğu’dan Kafkasya’ya kaymışsa Trabzon daha çok ısınacak demektir.

        MÇÖ- Trabzon Karadeniz Bölgesindeki diğer şehirlere sosyo-ekonomik ve kültürel yönden benziyor mu? Trabzon’un şehir dokusunu bize anlatır mısınız? Kimler, nasıl yaşıyor bu şehirde?

MKA- Trabzon, sosyal, ekonomik ve kültürel yönlerden diğer Doğu Karadeniz şehirlerine doğal olarak benzemektedir. Arazinin darlığı, son 25 yıla kadar hızlı seyreden nüfus artışı, iş imkânlarının sınırlı oluşu ve ciddi devlet yatırımlarının bölgemizde bulunmayışı, bölgenin çay ve fındık ekonomisine mahkûm edilmesi bu da yetmiyormuş gibi bu iki milli ürün üzerinde son bir yıl içinde oynanan bazı oyunlar bölge halkını ciddi sıkıntılara sokmuştur. Bütün bunlara rağmen devlete olan bağlılık ve vatandaşlık bilincindeki sağlamlık her zaman en üst seviyede olmuştur. Sosyo-ekonomik zorluklar, arazinin artan nüfusa yetmemesi ve miras nedeniyle sürekli bölünmesi iç göçe sebep olmaktadır. Geçmişte Avrupa ülkelerine yönelik işçi göçü sırasında Karadenizlilerin dikkat çekici boyutta olmasının nedeni de yukarıda belirtmiş olduklarımızdır. Trabzon, bir kültür şehridir. Osmanlıların Yükseliş döneminde şehrin bir Şehzade Sancağı oluşu, daha sonraki dönemlerde özellikle Tanzimat Dönemi’nde idari yapının yeniden düzenlenmesiyle Trabzon Anadolu’daki Vilayetler içerisinde her zaman en önemli konumda olmuştur. Şehirde 120 yıllık Trabzon Lisesi’nin varlığı ve yarım asırdan fazla bir geçmişe sahip Karadeniz Teknik Üniversitesi’nin varlığı kültürel kurumların başını çekmektedir.

Karadeniz Bölgesi insanı Türk kültürünün bütün özelliklerine sahiptir, gelenekçidir. Coğrafi olarak bölgenin başka bölgelerle irtibatı 1960 yılında tamamlanan sahil yolunun yapımından sonra hızlanmıştır. Dolayısıyla bölge insanı tarihin derinliklerinden gelen, hatta Asya bozkırlarından taşıdığı geleneklerini muhafaza etmiş iken, özellikle sarp hudut kapısının 1988 yılında hiçbir ön hazırlık yapılmadan açılmasından sonra kültürel ve sosyal davranış olarak Kafkasya ve Rusya’dan gelen hürriyete aç insanlarla karşılaşınca ciddi bir sosyal çalkantıya maruz kalmıştır. Bu yönüyle Türkiye kamuoyuna iyi bir şey olarak reklamı yapılan kayıtsız ve kuralsız bavul ticareti bölge insanının yaşayışı ve dünya görüşü üzerinde hem kültürel hem ahlaki hem de sosyal alanda getirdikleri olumsuzluklar yanında ekonomik olarak sadece sıkıntı doğurmuştur. Önce bol müşteri görüntüsü doğmuş, esnaf isteğe uygun iş değiştirmiş, iş yeri kiraları katlanarak artmış, sonra kâr edemeyince iş yerini kapatmış; bunların sonucunda yerli esnaf hüviyet değiştirmiş, birbirini tanımaz hale gelmiştir. Bunun yanında küreselleşmenin getirdiği bireysellik kültürü de eklenince sosyal ilişkiler gemisini kurtaran kaptandır öz deyişindeki duruma dönüşmüştür. İşsizlik gittikçe artmış, oldukça genç olan nüfus hayattan beklediklerini bulamaz hale gelmiştir. Fakat bölge insanı sıkıntısını açığa vuran değil, aksine gururuna düşkün olduğu için bir nevi sessiz mutsuzlar toplumu ortaya çıkmıştır.

Bütün bunların yanında eskiden beri var olan vatan, bayrak ve devlet sevgisi azalmamış, gittikçe artmıştır. Bu yapıdan rahatsız olan iç ve dış küreselciler halkın meselelerine çare bulacağına sıkıntıları arttıran politika izlemişler, insanların duygu ve düşüncelerine daha çok saldırır davranışları sergilemişlerdir. İş bulma ümidinin gün geçtikçe azalması yanında bu durumdan istifade etmek istercesine misyonerlik, Pontus’çuluk, kimliksizlik propagandalarını arttırmışlardır. Bütün bu çalışmalar da istedikleri sonucu vermemiş, bu defa insanımızı küçümseyecek davranışlar ve kışkırtmalar gündeme getirilmiştir. Trabzonlu küçük çocukları suikast hadiselerinde kullanmalarının perde arkasını burada aramak sağlıklı olacaktır.

Yoksa, sizin sorunuzda olduğu gibi “kimler, nasıl yaşıyor bu şehirde” sözünün cevabını başka yerde aramanın anlamı yoktur. Genelde bakılırsa herkes ne yaptığının farkındadır ve güzelliklerin arayışındadır. Bundan dolayı şehir hayatı olan olaylardan hiç te etkilenmemiştir. Bazı olaylara bakarak şehri mahkum etmek de mümkün değildir. Ancak ülkemiz genelinde var olan zihni aydınlanmamış sözde aydınlar buralarda da var olduğu için birçok yönüyle toplumun durumu yanlış aksettirilmektedir. Özelikle “Trabzon’da neler oluyor” gibi garip sorular hiçbir anlam taşımamaktadır. Şehirde normal dışı hiçbir şey yoktur.

MÇÖ- Trabzon’u sosyo-ekonomik açıdan farklı kılan ne var.  Bölgenin dokusunu bize anlatır mısınız? Kimler, nasıl yaşıyor bu şehirde?

MB- Yukarıda özetlediğimiz durum, Trabzon’un geçmişte çok önemli bir merkez olduğunu ortaya koyuyor. Bölgenin sosyo-ekonomik yapısı da bu temelin üzerinde şekillenmiş. Osmanlı öncesinde şehir, Trabzon Rum Krallığının başkenti.  Osmanlı fethi sonrası şehzade sancağı.  Şehzade Abdullah ve Yavuz Sultan Selim burada valilik yapmış. Daha sonrada eyalet merkezi. Cumhuriyete kadar Samsun’dan Batum’a uzanan sahil Trabzon’a bağlı. Trabzon valileri seraskerlik görevi aldığı dönemlerde Çorum’dan Sivas’tan Erzurum’a kadar çevre vilayetler Trabzon’a bağlanmış durumda. Şehir aynı zamanda bir kültür merkezi. Canlı bir ticaret var. 19.yy da birkaç yabancı kumpanya şehre, Avrupa bağlantılı gemi seferleri düzenliyor. 5–6 devletin konsoloshanesi var. Ticaret sadece doğu ile yapılmıyor. Batıya yönelik bir ihracat var. Seksenli yıllara kadar Türkiye’nin en önemli ihraç maddesi fındık.

Osmanlı döneminde, Karadeniz’in kuzey sahillerinde Rus idaresindeki şehirlerinin esnaf tabakası arasında da çok sayıda Trabzonlu var. Trabzon bölgesi halkı sahip olduğu ticari dinamizmi, Cumhuriyetin ilk yıllarından seksenli yılların ortasına kadar Hakkâri ve Van dâhil tüm Doğu Anadolu şehirlerinin ve önemli kasabalarının ticaret erbabı arasında yer alarak göstermeye devam etmiştir. Bunları dikkate almadan bölgeyi tanımlamak ve potansiyeli anlamak mümkün değildir.

        MÇÖ-1950’li yıllardan bu yana Türkiye’deki birçok şehrin sosyal yapısı değiştiren iç göç süreci Trabzon’u da etkiledi diyebilir miyiz? Etkilediyse, şehrin nüfus dinamiği şu anda nasıl bir görünüm arz ediyor?

MKA-1950’li yıllardan itibaren Trabzon eksenli göç olgusu iki türlü yaşanmaktadır. Bunlardan biri çevre illerden; özellikle Artvin, Rize, Gümüşhane, Bayburt kısmen de Giresun’dan iş bulabilmek, bölge hastanelerinden daha iyi sağlık hizmeti alabilmek ve üniversitede eğitim görmek maksadıyla önemli bir oranda Trabzon göç almıştır. Buna paralel olarak Trabzon’daki iş imkânlarını yeterli bulmayan şehrin köklü tüccar aileleri büyük şehirlere özellikle İstanbul’a göç etmiştir. Bu durum şehrin ticari potansiyelini kısa süreli olarak olumsuz yönde etkilemiştir. 1980 sonrasında şehir, bu sefer ilçelerden gelen nüfusla karşı karşıya kalmıştır. Bunun bir sebebi ekonomik yönden kısmen güçlenen halkın şehir merkezinden bir daire alacak güce ulaşması, dolayısıyla kış şartlarının olumsuzluklarından kurtulma isteğidir diğer bir neden ise çocuklarına daha iyi eğitim aldırmak için kent merkezindeki okulların tercih edilmesidir. Sonuçta şehir oldukça canlı, hareketli ve son 15 yıl içinde nüfusu iki misli artar hale gelmiştir.

MÇÖ–1950’ li yıllardan bu yana Türkiye’deki birçok şehrin sosyal yapıyı değiştiren iç göç süreci Trabzon’u da etkiledi diyebilir miyiz?

MB-Türkiye’nin yaşadığı sosyal değişim hiç şüphesiz, Karadeniz Bölgesini de etkilemiştir. Bazı dönemlerde bu değişimin çok olumlu sonuçları da olmuştur. Birinci Dünya Savaşında bölge Rus işgaline uğradı. Halkı muhacir çıktı. Yüz binlerce kişi savaşta, muhacirlikte, hastalıktan ve açlıktan öldü. Kurtuluştan sonra bölgeyi besleyen damarlar yoktu artık. İkinci dünya savaşı döneminde açlık ve verem hastalığı bölgede önemli tahribatlar yaptı. Bölge tarım imkânlarının kıtlığı nedeni ile sahip olduğu nüfusu besleyemezken, iç göç sonucu büyük kentlerde başlayan inşaat faaliyetleri bölge insanına yeni imkânlar sundu. Büyük kentlerin etrafında başlayan sanayileşme için de aynı şeyleri söyleyebiliriz. Bölge insanı bu imkânları değerlendirmesini bilmiştir. Siz büyük şehirlerdeki çarpık kentleşmeyi, Karadenizli inşaatçıların sırtına yüklemeye çalışanlara bakmayın. Onlar kendi suçluluklarını başkalarına fatura etmek istiyor. Devlet olarak, Belediye olarak yapmadıklarının faturasını başkasına yönlendiriyor.

Avrupa ülkelerinde işçi olarak çalışma imkanı, bölge insanının kendini değerlendirme potansiyeli için  yeni bir kapı olmuştur. Burada da olumlu şeyler ortaya çıkmış. Şüphesiz bazı olumsuzluklar da söz konusu ama onları fert olarak çözme şansınız yok. Onları devleti yönetenler çözecek. Çözmedikleri için birtakım olumsuzluklardan bahsediyoruz. Bölge insanı sağlanan imkânlardan yararlanmasını bilmiştir. Olumlu ya da olumsuz sonuçlar sıralanabilir. Ama bunlar son günlerde Trabzon’u konuşmamızın doğrudan nedenleri değil.

Yaşadığı tarihsel süreç nedeniyle, bölge insanının uyum, sorunlarla birlikte yaşama ve kendi çözümünü üretme kabiliyetleri son derece gelişmiştir. Aynı tarihsel süreç devletin varlığı, güçlü olması gerekliliği, aksi takdirde halk olarak ödeyeceği faturanın neler olacağı konusunda yeterli tecrübeyi kazandırmıştır Milli Mücadelenin başlangıcını teşkil eden Erzurum Kongresi’nin toplanma kararı Trabzon’da alınmış, aynı amaçla harekete geçen Erzurum’la işbirliği yapılmıştır. Bölge halkı tarihsel birikimle kazandığı bu özelliklerini her zaman ve gittiği her yerde muhafaza etmeye çalışmıştır. Dînî ve millî hassasiyetleri son derece gelişmiştir. Pontus’çu faaliyetler için gelen Patriğin şehre sokulmama nedeni bu. Trabzon aleyhine kampanya açılmasının gerçek nedeni de bu.

Genel olarak çizdiğimiz bu çerçeve doksanlara kadar pek değişmedi.  SSCB ‘nin çökmesinden ve sınırların açılmasından sonra Bölge eski SSCB vatandaşlarının akınına uğradı. Farklı bir ticaret, farklı bir sosyal yaşantı oluşmaya başladı. Bu süreçte de ağır denilebilecek olumsuzluklar ortaya çıktı. Devleti yönetenler yine üzerlerine düşenleri yapmamıştır. Bu sürecin faturası da ağır oldu. Ama bölge insanının, ortaya çıkan bu yeni durumdan olumlu gelişmeler de sağladığı gözlemlendi.  AB ye giriş hikayesi ve bu süreç bahane edilerek Türkiye’yi küresel yayılmacılığa açık hale getirmeyi amaçlayan reformlar sürecine kadar bu böyle.

Bu süreç bir önceki dönemin yükü ile birlikte bölge insanına öldürücü darbeyi vurmuştur. Bölge halkının geleneksel geçim kaynağı olan çay ve fındık değerini kaybetmiş. Değerini kaybeden ürünün, parasını dahi alamayan üretici açlık tehdidiyle karşı karşıya kalmış. Köyler perişan. İlçelerde ticaret durmuş. Şehir, çevre vilayet ve kazalardan göç almış. Sokakları işsiz insan seli.  Şehir tıka basa dolu.  Sanayi yeterince gelişememiş. Mevcut tesisler ekonomik durum nedeni ile ya kapalı ya da düşük kapasite çalışıyor. Çözüm adına hiçbir ciddi gelişme yok. Bölgeyi hassaslaştıran temel konu bu.

Bölgede sorunlar yumağı oluşmuş. Bir tanesini dile getireyim. Çernobil’den kaynaklanan çok yaygın kanser vakaları var. Hemen hemen her evden bir ya da iki kişi kanser. Kanser tedavisi pahalı bir hastalık ve sonucu genellikle ölüm. Bu konuda bir çalışma yapıldığını duydunuz mu? Vaktiyle radyasyon tehlikesinin üzeri örtüldüğü gibi bunun da üzeri örtülüyor. İstatistik bile tutulmuyor.

Sorunlar yumağının ve yakın gelecekte çözüm umudunun olmamasının yarattığı strese, siz gençler arasındaki tahsil oranının yüksekliğine rağmen, işsizlik oranının çok yüksek olmasını, artarak yayılan ve bazı ilçelerde tehlike sınırını çoktan aşmış bulunan uyuşturucu kullanımını, bozulan sosyo- ekonomik yapının ve AB reformları sürecinde değişen kanunların beslediği mafyalaşmaları, kentin gururu Trabzonspor’un üst üste aldığı başarısızlıkları, bazı milli kanallarda Trabzonspor ve Trabzonlu spor adamlarına yönelik aşağılama ve karalama kampanyalarına kadar birçok şeyi ilave edebilirsiniz.

        İstediğiniz kadar ilave yapın ama bu meselenin sadece bir yönü. Bir diğer yönü bölge insanı, Türkiye’nin diğer bölgelerinde yaşayan insanlar gibi Türkiye’yi olumsuz etkileyen gelişmelerden endişe duyuyor. Kıbrıs gibi milli davada, Kuzey Irak’ta Türkiye’nin haklarının yeterince korunamadığını görüyor. Bu yetersizlik onu hassaslaştırmış. Türkiye’yi kana boyamış terör örgütünün ve benzeri örgütlerin Trabzon’a gelerek huzuru bozma teşebbüslerine tepki gösteriyor. Aynı tepki Trabzon’da yaşanan münferit olaylar nedeni ile Trabzon adını terör ya da mafyavarî örgütlenme ile birlikte anılmasına da var. Belirttiğimiz dönemde bölgede işlenen cinayet sayısında çok büyük artış var. Bunlar milli basında yer almadığı için yok farz ediliyor. Ama yerel basında her gün çarşaf çarşaf bu cinayetlerle ilgili haberleri var. Ortam hazır yani.  Sorun birden bire ortaya çıkmış gibi şaşırmanın anlamı yok. Son yaşananlar, Bölgede hedeflenen amaçlar doğrultusunda kullanıldığı için “ Ne oluyor?” sorusunu yaygınlaştıranlar var. Olanlar oluyor zaten.

        MÇÖ- Trabzon, Karadeniz hattını Rusya’ya, Kafkaslara ve İran’a bağlayan yönüyle insan trafiğinin yoğun olduğu bir şehrimiz. Geçen sene doğru dürüst cemaati olmayan bir kilisenin rahibinin öldürülmesinden sonra, basında Trabzon aleyhine yorumlar yapılmaya başlanmıştı. Trabzon’da giderek yoğunlaşan misyonerlik çalışmaları mı var? Yoksa Trabzon’da olup biten olaylarla ilgili kamuoyundan saklanan bazı gerçekler mi var?

MKA Trabzon, gerek limanı gerekse uluslar arası havaalanı dolayısıyla Türkiye’nin Kafkasya’ya açılan en önemli kapısıdır. Soğuk Savaş döneminin kapanması ve Sarp sınır kapısının açılması ile birlikte Trabzon önceden tahmin edilemeyen dolayısıyla da gerekli hazırlıklar yapılamadan ticari ve sosyal hareketlilikle karşılaştı. Bunun kısa vadeli ekonomik girdileri olsa da zaman içerisinde ters dönen bu çark, meşru kazanç elde etmekten kara para elde etmeye varan ve beraberinde hem ahlaki çöküntü hem de asayiş problemleri üreten bir mekanizmaya dönüştü. Ülke genelindeki diğer olumsuzlukların Trabzon üzerindeki izdüşümleri de buna eklenince gençlik daha karışık bir sarmalın içerisinde kendisini bulmaktadır. Durum böyle gelişince bir de buna Trabzon merkezli misyonerlik faaliyetlerini eklediğinizde milli ve manevi değerleri yüksek olan bölge insanı yapısından gelen tez canlılığı ile bu duruma reaksiyon vermektedir.

Trabzon, Karadeniz hattını Kafkasya’ya, Rusya’ya ve İran’a bağlayan yönüyle önemli olmasının yanında ABD’nin Almanya’dan Çin sınırına kadar uzanan uzun bir hatta sadece Türkiye’nin Karadeniz kıyılarında askeri gücünün bulunmayışı hesaba katılınca bölgemizde oynanan oyunun temel sebeplerinden birisi daha tespit edilmiş olur. Bahsettiğiniz kilise hiçbir cemaati olmadığı halde 1994 yılında zamanın belediye başkanının da gayretleriyle birdenbire açılmıştı. Arkasından yoğun faaliyet dönemi başladı. Özellikle gençlerin üzerinde etkili oldular. Fakat bu uzun sürmedi. Gittikçe kiliseye ilgi azaldı. Bu dönemde bahsettiğiniz olay meydana geldi. Ve bu olayda sadece 16 yaşındaki bir çocuk suçlanabildi.

MÇÖ- Trabzon, Karadeniz hattını Rusya’ya, Kafkaslara İran’a bağlayan yönüyle insan trafiğinin yoğun olduğu bir şehrimiz. Geçen yıl doğru dürüst cemaati olmayan bir kilisenin rahibinin öldürülmesinden sonra basında Trabzon aleyhine yorumlar yapılmaya başlanmıştı. Trabzon’da giderek yoğunlaşan misyonerlik çalışmalarımı var?

        MB-Trabzon Kafkasya’nın ve Karadeniz’in kuzey sahillerinin kilit noktası. Bulgaristan, Romanya, Gürcistan’a yerleşen Amerika, Karadeniz’deki en büyük güç haline gelmiş. Donanmasını Karadeniz’e çıkartmak ve Trabzon’da üs istiyor. Trabzon limanı konusunda talepleri var. Hemen yanı başında Gürcistan’da, Ukrayna’da turuncu devrimler organize etmiş. Ermenistan için mücadele devam ediyor. Ruslar eski mevzilerinin bazılarından çekilmiş ama bölgeyi bırakmaya hiç niyetleri yok. Bölge satranç tahtası gibi. İki büyük oyuncu piyonlarını bir ileri bir geri, bir sağa bir sola sürüp duruyor. Rusya Acaristan’dan çekilmeye mecbur kalıyor, karşı darbeyi Osetya’da vuruyor. Bu da Trabzon’un önemini artırıyor. Amerika Trabzon’a yerleşebilmek için bölgede doğal müttefikler yaratmaya çalışıyor. PKK nın bölgeye sızma teşebbüslerinin nedeni bu. Pontus’çuluk adına bölge halkının Rum asıllı olduğunu söyleyenlerin ve Rumların Trabzon’a dönmesini isteyenlerin hedefi bu.  Misyonerlerin  bölgede yapmaya çalıştıkları da  bunun bir parçası.

        Bölge halkı başta Çepniler olmak üzere değişik Oğuz boyları ve Kuman Türklerinden oluşuyor. Yunanistan’a göçmüş Rumlardan bazı aileler bile Türk boy isimlerini aile ismi olarak taşıyor. Bölgede Rumca denilen eski yer isimlerinin çoğu Yunanca değil. Birçoğu Türk boy ya da şahıs isimlerinden Yunanca eklerle türetilmiş. 4.yy. dan bu yana  bölgede Türk yerleşimine dair tarihi bilgiler zaten  var. Bunlar yok farz ediliyor. Bir propagandanın çığırtkanlığı yapılıyor. Bu da küreselleşmecilerden ve yerli işbirlikçilerinden destek görüyor. Birileri açıkça Türklüğe küfredemediği için Irkçılık diyor, Kafatasçılık diyor.  Milliyetçiliği hedef gösteriyor. Hepsinin ortak amacı, direnç noktalarını kırıp, Türkiye’yi küresel emperyalizme açmak.

        Amerika’nın Ortadoğu’daki stratejik ortağı İsrail’de bölgede cirit atıyor. Çıkmadıkları dağ tepesi, girmedikleri vadi yok. PKK ile,  Patrikhane ile sızamadıkları Trabzon’u ısıtıyorlar. Bu işlerin genel kuralı, önce geleneksel yapıyı bozmak, sonra bulanık suda balık avlamaktır. Mevcut siyasi irade ile hedef birliği içinde Trabzon bölgesini hassaslaştırıp, her türlü faaliyete açık olmasını sağlayacak bir sürece soktular. Bu yerel birimlerin görebileceği bir şey değildir. Onlar didinir durur. Ama olacaklara çare bulamaz. Bu millî kurumların kavrayıp çözebilecekleri bir durum. Onların da kafası karışık. Kendi aralarında çekişme var. Siyasi irade olması gereken yerde yok. Yanlış yerde duruyor. Türk milletinin değil, küresel güçlerin yanında. Bu süreçte Trabzon bölgesi daha çok ısıtılır. Bazı aklı evveller de faturayı Trabzon halkına çıkartır.

        MÇÖ- Ermeni Gazeteci Hrant DİNK’in öldürülmesinden sonra, mütareke basını dikkatleri Trabzon şehrine çekti. Cinayet sonrası malum odakların yaptığı yorumlar Türk milliyetçiliğini toptancı bir üslupla karalamaya başladılar. Bu arada Türk Ocakları Trabzon şubesi de bu karalamaya hedefine maruz kaldı? Trabzon üzerinden ne yapılmak isteniyor sizce?

MKA- Son bir yıl içerisinde meydana gelen gelişmeler karşısında ulusal basın, bilgi kirliliği üreterek anlaşılmaz bir şekilde, ama mutlaka bir yerlerin istediği şekilde Trabzon’un üzerine gelmekte; sanki milli refleksi kırıcı bir rol üstlenmiş vaziyettedir.

Olay vesile kılınarak milliyetçilik fikrine, millî hassasiyetlere karşı yoğun bir kampanya başlatıldı. Ulusal yayın yapan bir gazete ile bir televizyon kanalında akıl ve dürüstlük ölçülerine sığmayan, basın ahlak ve kurallarına uymayacak şekilde derneğimiz hakkında kendi önyargılarından kaynaklanan suçlayıcı bir ifade kullanılmıştır. Hatta, aklı başında hiçbir insanın iddia edemeyeceği şekilde ve hiçbir dayanağı olmadan Hrant Dink cinayetinden bir gün sonra “yapanlar da belli, azmettirenler de” diye ucube manşetler atıldı. Azmettirenlerin milliyetçi düşünce sahibi kuruluşlar olduğu şeklinde töhmet altında bırakan yayınlar yapıldı. Bütün bir şehir suçlu ilan edildi.

Bu tablo, menfur bir saldırıyı kınamanın ötesine geçildiğini, karşı oldukları fikir ve düşüncelere, bunları temsil eden kesimlere, kurumlara yöneltilen yoğun bir psikolojik taarruzun başlatıldığını açıkça ortaya koymaktadır.

Derneğimizi karalamak adına; yapmış olduğumuz bilimsel ve kültürel faaliyetleri gerekçe olarak göstermişlerdir. Bu bağlamda, özellikle Pontus’çuluk, Kıbrıs, Kerkük meseleleri ve Avrupa Birliği ile ilişkiler konusunda konferanslar düzenlememizi suç olarak göstermişlerdir. Buna Sayın Rauf Denktaş’ı Trabzon’a davet etmemizi de eklemişlerdir. Onlara sormak istiyoruz: Bu konular milletimizin kaderini değiştirecek, ana meseleler değil midir? Bir bilim araştırma kurumu gibi çalışan Türk Ocağı bu hayati konularda kamuoyunu bilgilendirmeyip de ne yapmalı idi? 1912 yılında başlayıp, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kuran kadronun benimsemiş olduğu felsefemiz, sonsuza kadar aynı vakarla sürdürülecektir. Bütün bu kasıtlı ve yanlış haberlerden sonra özür dilemeleri gerekirken yaptıkları başka yayınlarda da gerçek niyetlerini göstermiş oldular.

Bir başka gazete geçenlerde “Mersin ve Adana’nın % 40’ı Kürt hiçbir olay olmuyor” diye yazmıştı. Ertesi günü ise İmralı’daki katilin yakalanışının 9. yılı münasebetiyle PKK sempatizanlarının yaptıkları gösterilerde Mersin’de adeta taşa taş üstünde kalmamıştı, fakat, bu kendini bilmez yayın organı bundan hiç bahsetmedi. Bütün bunları normal saydı. Her şey düşünebilenler için çok açık değil mi?

MÇÖ- Trabzon’da bir papazın öldürülmesinden sonra Hrant Dink cinayeti faillerinin de Trabzon’dan çıkmasını nasıl değerlendirebilirsiniz. ?

        MB-Trabzon bölgesinin ısıtılıp, hassaslaştırıldığını, iki cinayetin faillerinin Trabzon’dan çıkması ile kentin adının bu cinayetlerle anıldığı bir sürece girildiğini görüyoruz. Yaşananlar yukarıda açıkladığımız sürecin doğal sonucu. Ortam müsait hale getirilmiş. Halk perişan ve çaresiz. Çevre bu tür olaylara karışabilecek gençlerle dolu. Dikkatten kaçıyor ama bölgede son yıllarda işlenen cinayet sayısı da çok yüksek. Verilen cezalar düşük. Reform diye çıkartılan kanunlarla her türlü imkan suçlunun lehine kullanılıyor. Mağdurun adı yok. Bunu bizzat yaşayarak görüyoruz. Vatandaş saldırılara açık duruma getirilmiş. Geçen yıl millî basına da yansıdı. Katiller bir üniversite hocasını hedeflerine benzettikleri için kurşun yağmuruna tutup öldürüyor. Ertesi gün yanlış yaptıklarını anlayınca doğru hedefi kurşun yağmuruna tutup öldürüyorlar. Zanlılara karakolda çay ikram edildi. Kimse bir şey söylemedi. Öldürülen pırıl pırıl bir ilim adamı olmasına rağmen sorun konuşulmadı bile. Ortada onlarca cinayet, onlarca yaralama var. Bunlar Trabzonlu diye yok farz ediliyor. Ne emniyetin tutumu tartışıldı. Ne adalet. Ortada tatmin edici ceza da yok. Bu ortam AB reformları sürecinde oluştu. Aslında bu süreç Türkiye’yi küresel emperyalizme açma süreci. AB ye girip girmeyeceğimiz şüpheli. Bir çok engel var Ama bu süreç başarı ile de yürüyor. Hiçbir engel tanımıyor. Bunu kimse konuşmuyor. Konuşulması da bazı çevrelerin işine gelmiyor zaten. Farkına varılsın istemiyorlar.

        Şehir ve bölge, her türlü dış kaynaklı faaliyete ve tahrike açık. Son Hrant Dink cinayetinde görüldüğü gibi açık bırakılmış kapılar var. Kanun ve nizamdan sorumlu olanlar zaaf içinde. Şimdi birileri de bu bulanık suda balık avlıyor. Neden Trabzon diye sordurarak olayı saptıramazsınız. Üstünü örtemeye çalışsanız da örtemezsiniz. Büyük güçlerin bölge üzerinde hesapları var. Çoktan mevzilenmişler. Alttan alta bir savaşı sürdürüyorlar. Bölgede bu tür faaliyetlerin sürdürülebileceği bir altyapı yaratmışsınız. Geleneksel yapıyı siz bozmuşsunuz. Yerine yanlış şeyler koymaya çalışanlara mani olmuyorsunuz. Mafya vari özentileri artıracak her şeyi körüklüyorsunuz. Sizin yarattığınız ortamdan besleniyorlar. Bulanık suda balık avlayanlarla aynı saftasınız.  Faturayı sokakta yürüyen ve huzur isteyen insanlara kesemezsiniz.

        MÇÖ- Türk Ocakları Trabzon şubesi olarak kente ciddi kültürel katkılar yapıyorsunuz. Bugüne kadar yaptıklarınızı ve yapacaklarınızı Türk Yurdu okuyucusuyla paylaşır mısınız?

MKA- Trabzon Türk Ocağı, 1988’den bu yana ocağın kuruluş felsefesine uygun eğitim ve kültür faaliyetlerini sürdürmektedir. Bu bağlamda seminer, panel, konferans ve sempozyumlar düzenleyerek ve bunları yayınlamak suretiyle milli kültürümüzün tüm birikimlerini kalıcı hale getirmeye çalışmaktadır. Asıl hedefimiz topluma doğru bilgi vermek, aile ve sosyal yapımızı güçlendirmek, milli kültürün yaşanılır durumda olmasını ve devamını sağlamaktır. Dünya döndüğü müddetçe de bu faaliyetlerimiz sürecektir.

Trabzon Türk Ocağı’nın değişen dünya şartlarında ülkemizin durumunu ve gündemini etkileyen veya etkileyebilecek gelişmeleri takip ve tahmin etmeye çalışarak milletimizi bilgilendirmeye, bilinçlendirmeye yönelik faaliyetleriyle ilgili olarak Ekim 2004-Ekim 2006 dönemindeki faaliyetlerinden bir kısmını bilgi vermesi amacıyla sunmak istiyorum:

  1. 30 Ekim 2004 tarihinde saat 13.00’de Trabzon Hamamizade İhsan Bey Kültür Merkezi’nde Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Bayraktar BAYRAKLI’nın konuşmacı olarak katıldığı “Kur’an’da Akıl” konulu konferans düzenlendi.
  2. Kasım ayı boyunca ocak lokalinde, Büyük Ortadoğu Projesi, Misyonerlik Faaliyetleri, Avrasyacılık, Dünden Bugüne Türkiye’ye Bakış, Türk-Yunan Meselesi konulu seminerler düzenlendi.
  3. 11 Ocak 2005 tarihinde saat 18.00’de Hamamizade İhsan Bey Kültür Merkezi’nde Sayın Namık Kemal ZEYBEK’in konuşmacı olarak katıldığı “AB-Avrasya-ABD: Yol Ayrımındaki Türkiye” konulu konferans düzenlendi.
  4. 1 Şubat 2005 tarihinde saat 18.00’de Hamamizade İhsan Bey Kültür Merkezi’nde Emekli Başbakanlık Müsteşarı Sayın Yaşar YAZICIOĞLU’nun konuşmacı olarak katıldığı “Kuşatılan Türkiye” konulu konferans düzenlendi.
  5. 5 Mart 2005 tarihinde K.T.Ü. Atatürk Kültür Merkezi’nde İstanbul Milletvekili Onur Öymen, Prof. Dr. Ümit Akkoyunlu’nun konuşmacı olarak katıldıkları “Misak-ı Milli Toprakları: Musul–Kerkük–Erbil” konulu bir panel düzenlendi. .
  6. 18 Mart 2005’de Çanakkale Zaferi’nin 90.yılı münasebetiyle Trabzon’un Çarşıbaşı ilçesinde “Çanakkale Zaferi ve Milli İstiklalimiz” konulu bir konferans düzenlendi.
  7. 26.03.2005 tarihinde Hanımlar İcra Heyeti’nce bir kermes düzenlendi.
  8. 19 Mayıs 2005 tarihinde günün mana ve ehemmiyeti, kurtuluş mücadelesinin ruhu görsel ve yazılı basına, kamuoyuna bir bildiri ile duyuruldu.
  9. Zafer Bayramı nedeniyle 30.08.2005 tarihinde şubemizce bir basın bildirisi hazırlanarak kamuoyuna ve basına duyuruldu.
  10. Ramazan ayında ocak üyelerimizin katılımıyla düzenlenen iftar yemeği düzenlendi.
  11. 22 Aralık 2005’te Trabzon Belediyesi ve Beşiktaş Trabzonlular Derneği ile birlikte “Atatürk ve Nutuk” konulu konferans verildi. Dinleyicilere Beşiktaş Trabzonlular Derneği’nce kitap olarak bastırılan 1000 adet NUTUK dağıtıldı.
  12. 8 Mart 2006 tarihinde Prof. Dr. Esin DAYI, Sevgi ERENEROL ve Işık AHMET’in ve konuşmacı olarak katıldığı bir konferans düzenlenmiştir.
  13. 16-18 Mayıs 2006 tarihlerinde “Trabzon ve Çevresi Uluslar Arası Kültür ve Tarih sempozyumu” adlı bilimsel sempozyum düzenlenmiştir.
  14. 23 Haziran 2006 tarihinde Trabzon’un Çaykara ilçesine bağlı Sultanmurad Tepesi’nde daha önceleri devlet töreni ile yapılan ancak AB müktesebatı çerçevesinde artık yapılmayan “Şehitleri Anma” töreni, Kur’an tilaveti, Konuşmalar yapılması, Şiirler okunması ve Mehteran Merasimi şeklinde yöre halkının da yüksek katılımıyla Türk Ocakları Trabzon Şubesince yapılmıştır.
  15. Filistin’de Müslümanlara İsrail’in uyguladığı baskı, terör ve saldırılar yayınlanan bir bildiri ile kınanarak Türk devleti ve İslam dünyası hassasiyete ve gereğini yapmaya çağrılmıştır.

MÇÖ- Kıymetli başkan Mithat Kerim ARSLAN’a ve  değerli araştırmacı yazar Mehmet BİLGİN’e verdikleri bilgilerden dolayı çok teşekkür ederim.

 

         

         


Türk Yurdu Mart 2007
Türk Yurdu Mart 2007
Mart 2007 - Yıl 96 - Sayı 235

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele