Sevgi ve Husumet Arasında Sıkışmış Bir Duygu: Milliyetçilik

Şubat 2007 - Yıl 96 - Sayı 234

 

Bilimsel tanımlamalar soyutlama ve sınıflandırma yaparken bazen işin özünden uzaklaşabilir. Milliyetçilikle ilgili akademik yazılarda da bir yığın görüş arasında özü görmekte zorluk çekeriz çoğu zaman. İsterseniz bilimin rasyonelliğini bir an paranteze alarak gönlümüzün sesini dinleyelim. Millet dendiği zaman gönlünüzde ne duyuyorsanız milliyetçilik odur aslında. Bizim için Türk milleti dendiği zaman içimizde hissettiğimiz duygular milliyetçiliğimizi ortaya çıkartır. Bayrak ve vatan bu varlığı bütünleyen ana unsurlar olarak millete duyulan sevgiyi destekler. Dolayısıyla milliyetçilik bir milletin mensupları tarafından kendi milletlerini, bayraklarını ve vatanlarını karşılıksız ve derinden bir duyguyla sevmeleridir. Burada ne riyakarlık, ne hesap, ne menfaat, ne de kindarlık vardır. Hasbi milliyetçilik gönülden duyulan bir sevdadır.

Milliyetçilik bu anlamda sınırları çizilebilecek veya ideolojik sahiplenme yapılabilecek dar bir alan değildir. Dar bir alan olmadığı gibi düşmanlıktan beslenen bir ilkel davranış biçimi de değildir.  Milliyetçilik insanı bencillikten ve ilkesizlikten kurtaran ve yücelten bir duygudur. Birey olarak topluma katılmamızın, toplumdan kimliğimizi ve sosyal kişiliğimizi almamızın, toplumla beraber ortak ülküler kazanmamızın  ve toplum için sorumluluk duymamızın motive edici gücüdür. Toplumsallaşmış ve kişilik kazanmış insanların oluşturduğu bir toplum, onurlu bir millet olma kararlılığını gösterebilir. Millet iradesi milliyetçilik duygusunun gücüne bağlıdır. Milliyetçilik  bireyleri toplumun sorumluluk sahibi üyeleri haline getirir. Milliyetçi birey sadece kendisi için değil aynı zamanda mensubu olduğu milleti, vatanı ve bayrağı için de sorumluluk duygusu içindedir. Bunun bilincinde olduğu zaman kendisini milliyetçi olarak tanımlayabilir. Davranışlarını bunun bilinci içinde ve kendi iradesiyle yönlendirir. Kendisi gibi yüce duygular içinde bulunan insanlarla daha yakın bağlar oluşturarak, milleti için ortak kaygılar ve ortak ülküler taşımaya başladığında belki ideolojik bir alana girer.

Sevgi ve bilinç temelinde milliyetçiliği yorumladığınızda yaşanmakta olan zihin karmaşıklığını bir nebze olsun giderebilirsiniz. Böyle olduğunda insanlar birtakım sıkıntılarını ve takıntılarını örtbas ederek temize çıkmaya çalışamazlar. Çoğu zaman duyarız, “bu vatanı ben herkesten fazla severim.” Aslında herkes kadar sevse razı olacaksınız. Bir başka sefer “bu vatanı bölse bölse çok sevenler böler.” Suçlamasını duyarsınız ve vatan bölünmesin diye adeta sevmekten vazgeçmeyi düşünürsünüz, sonra vazgeçersiniz. İyi ki vazgeçersiniz çünkü bu millet için, bu vatan ve bayrak için canını, istikbalini, emeğini, sermayesini vermiş olan insanlar karşısında mahcup olmaktan korkarsınız. Akif’in Çanakkale Destanında mısralara döktüğü gibi “Sizin İçin Gene Bir şey Yaptım Diyemem”…… “Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.” duygularıyla hemhal olursunuz. Sadece bugünü ve sadece kendinizi yaşamadığınızı idrak edersiniz bütün suçlamalara rağmen…

Her insan sevgiyi tadamayabilir. Sevgi insanın kendi özünden başlar ve en yüce varlığa kadar yükselir. Bizim kültürümüzde sevginin ve aşkın çok özel bir yeri vardır. Şairlerimizde, ozanlarımızda, düşünürlerimizde ve özellikle mutasavvıflarımızda sevginin dışa yansımasıyla kültürümüzü zenginleştiren eserler aynı zamanda yeni nesillerin yoğrulmasına katkı sağlamıştır. Lakin kendi kültür kökleriyle bağ kuramamış nesillerin sıkıntısı burada başlar. Bu sıkıntı çoğu zaman bilmemekten değil, idrak edememekten ve sevgiye kapılarını kapatmaktan kaynaklanır.  Kalbinde sevgiyi yeşertememiş insanların gönüllerinde çoraklaşma ve kuruma vardır. Onlardan artık milliyetçi olmaları da beklenemez, olumlu insan olmaları da… Çünkü o insanlar her şeyle kavgalıdırlar. Önce aynada kendi yansımalarıyla kavgaya başlarlar ve yakın çevreleriyle bu kavgaya devam ederler. Çevrelerinde kimseyi beğenmezler, her şeyi yerli yersiz eleştirirler, her bahanede kızarlar ve suçlarlar. Bu aslında psikolojik bir bozukluktur. Maalesef toplumumuzda örnekleri oldukça fazla görünmektedir. Sınıfta öğretmen, dairede yönetici, üniversitede hoca, camide imam, partide lider eğer gönlünde sevgiyi kaybettiyse bilin ki çevresini hor görüyor, aşağılıyor ve azarlıyordur.

Halbuki insanların yediden yetmişe her yaşta sevgiye ne kadar ihtiyaçları olduğunu her daim gözlemliyoruz. Çoğu zaman hiçbir şey yapmadığımızı düşündüğümüz halde gösterdiğimiz karşılıksız ve samimi bir yakınlık çığ gibi büyüyor. Sevgiye susamış kalpler anında coşuyor ve karşılığını veriyor. İnsanlar sevilmeyi, önemsenmeyi ve dikkate alınmayı çok özlüyorlar. Onun için bir insanla karşılaştığımızda ona değer verdiğimizi ve önyargısız sevgi gösterdiğinizi hissettirdiğiniz zaman her şey değişiyor. İnsanların birbirine yakınlaşması artıyor ve aralarındaki bağlar kuvvetleniyor. Heyecanlar ve coşkular insanların güvenini ve verimliliğini artırıyor. Yeni filizlenmeler, yeni eserler ve başarılara yol açıyor. Bir toplumun içinde bu duygu atmosferi yakalandığında yeni dünyalara açılma ve yeni başarılar elde etme gücü yükseliyor. Sevgiyi kaybettikçe kavgalar ve gerilimler artıyor. Sürekli şikayet ve mazeret üreten bir toplum olarak birbirimizi tüketiyoruz.

İnsan psikolojisi birbirini etkiler ve yansıma yapar. Çoğu zaman insan karşısındakileri kendisi gibi görür ve kendisinde beğenmediği özellikleri karşısında varmış gibi eleştirir. Bunun üstesinden gelebilmek için farkına varabilmek gerekir. Sevgi insanlara bu kapıyı aralama fırsatı da verecektir. Gönlünde sevgiyi barındıran ve insanlara böyle yaklaşabilen bir insan bunların üstesinden gelir. Kendisini tanımayı, kendisiyle yüzleşmeyi, kendisini sevebilmeyi öğrenir. Bunu yapabilen insan diğer insanlara sevgiyle yaklaşabilmeyi, milletini sevmeyi, bayrağını sevmeyi, yaratanını sevmeyi öğrenir. Kendisini aşağılamayı, çevresini suçlamayı, milletini küçük görmeyi bırakır. Mensubu olduğu milletin olumlu veya olumsuz yönleriyle barışık bir şekilde, olduğu gibi sevmenin büyüklüğünü yaşar. Komplekslerinden sıyrılarak milletine katkı sağlayabileceği en uygun şeyleri kendisi keşfederek yerine getirmeye çabalar. Mutlaka yapabileceği güzel şeyler vardır. Bunları keşfettikçe o millet için gelişme ve zenginlik artacak demektir. 

Sevgi üzerine kurulan milliyetçilik ideolojik tanımlama olmadan da milletine büyük hizmetler üretebilir. Ülkesinin bayrağını yükseltmeye katkı sağlayabilir. Daha kuşatıcı ve gönülden hizmetler verebilir. Dünyada varlığını devam ettiren büyük milletlerin kendi mensupları hizmetlerini bu bilinç üzerine yapmaktadır. Biz Türkler önümüzde her yönden büyük hazineler olmasına rağmen son zamanlarda sıkıntı içindeyiz. Bunun çeşitli sebepleri var. Ama ne olursa olsun kaybettiğimiz gönül dünyasını tekrar keşfetmeye, yeşertmeye ve büyütmeye ihtiyacımız var. Hem bizim ihtiyacımız var, hem de bizim sevgi dolu insanlığımıza bütün dünyanın ihtiyacı var. Bunu başaracak olan ruh, Türk milletini, Türk vatanını ve Türk bayrağını gönülden seven milliyetçi nesillerde yeşerecektir.

Sevgi üzerine inşa edilmiş bir milliyetçilik bilinci, Türk milletinin yeni dönemde büyük hamlelerinin motor gücü olacaktır. Yeni çağ, sevdalı milliyetçilerin Türk Milletine yol açacağı ve insanlığa yeni bir medeniyet sunacakları bir çağ olacaktır. Gönlü sevgiyle dolu milliyetçi nesiller insanlığa Türk’ün tarih ve kültüründen getirdiği güzellikleri sunacaklardır. Mevlana’da, Hacı Bektaş’ta, Yunus Emre’de ve diğer isimli-isimsiz gönül adamlarında vücuda gelen yüce mesajları, genç Türkler tarafından zamanın diliyle dünyaya ulaştırılacaktır. Küresel iletişim kanalları yüksek Türk kültürü sayesinde, zulüm medeniyeti karşısında insanlığın ihtiyacı olan değerleri dünyaya taşıyacaktır.

Milliyetçilik ülkesini kültür ve medeniyet alanında yükseltmeyi hedefler. Toplumsal sorumluluğun ve bütünlüğün ihtiyacı olan ahlaki davranışlarda bulunmayı gerektirir. Milliyetçilik hayata ve olaylara bir milletin mensubiyetinin şuurunda bakmayı öngörür. Milli hafıza ve tarih şuuru sahibi olmayı gerektirir. Bir milletin kültürü içinde yoğrulmuş olan birey, kullandığı dilden dinlediği müziğe kadar bütün alanlarda farkına varmadan ortak kimliğin içine girer. Yeni kültürlerle ve milletlerle karşılaştığında ilişkisini bu çerçevede kurar ve kendi davranışını buna göre geliştirir. Kendi milletine karşı sevgi ve mensubiyet şuuru içinde olan birey, herhangi bir komplekse kapılmadan düzgün bir duruş sergiler.

Milliyetçiliği kaba bir ötekileştirme ve karşıt hali olma şeklinde sunmak en büyük haksızlık olur. Nefret duygusu milliyetçiliğin ana unsuru olamaz. Her fert kendi milletini, vatanını ve bayrağını sevmeyi bir görev olarak görür ve bundan dolayı itham edilemez. Bu durum sosyalleşmenin son derece doğal bir halidir. Bu halin gerçekleşmesi için düşman cephelere ve diğer milletlere mensup insanlarla kavga etmeye gerek yoktur. Milliyetçilik bu anlamda bazılarının itham ettiği gibi, husumet duygusu üzerine inşa edilemez. Milliyetçiliğin temel dayanağı başkasına gösterilen ilkel düşmanlık duygusu değildir. Düşmanlık ile yüksek değerler üretilemez. Halbuki ülkelerin ve milletlerin yücelmesini aşk ve sevgi gibi ulvi duygular sağlamaktadır. O aşk olmasa ölümüne burçlara kendini atan Ulubatlı Hasanlar olabilir mi? Ulubatlı Hasanlar olmasa Fatihler İstanbul’u fethedebilir mi?

Milliyetçiliğin, bir topluma uygulanan baskı ve yok etme durumlarında zirveye çıkması bizi yanıltmamalıdır. Nefsi müdafaa milliyetçiliğin sadece bir yönüdür ve toplumların sigortasıdır. Asıl hamle bundan sonraki şuura, bilgiye, ahlaka ve sevdaya dayanan süreçte görülür. Bir toplumu başarıdan başarıya götüren güç budur. Başkasına husumet duygusuyla hiçbir toplum gelişme ve başarı gösteremez. Gönlünde ulvi duygular ve misyonlar taşımayan milletlerin dünya sahnesinde oyuna katılması, söz sahibi olması ve alternatif geliştirebilmesi mümkün değildir. Küreselleşme adı verilen yeni çağda Türk milletinin ve Türk medeniyetinin söz sahibi olabilmesi yeni nesillerde uyanacak yüce duygulara ve sağlam donanımlara bağlıdır. Genç Türkler bu ümidi fazlasıyla hak edecek güçte ve şuurda olacaklardır. Yeter ki şikayet etmekten başka yolları da keşfeden ve onlara güvenen büyükleri olsun.

 

 


Türk Yurdu Şubat 2007
Türk Yurdu Şubat 2007
Şubat 2007 - Yıl 96 - Sayı 234