NURSULTAN NAZARBAYEV’İN ANTALYA KONUŞMASI

Ocak 2007 - Yıl 96 - Sayı 233

Yedinci defa 2001’de toplanan Türkçe Konuşan Devlet Başkanları, beş yıl aradan sonra, nihayet 17 Kasım 2006 tarihinde Antalya’da sekizinci defa toplandı. Toplantıya Azerbaycan, Kırgızistan, Kazakistan ve Türkiye, Devlet Başkanı düzeyinde katıldı. Temennimiz önümüzdeki yıllarda bu toplantılara katılımın eksiksiz olmasıdır.Toplantıda Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’in yaptığı konuşmayı önemine binaen makaleler arasında yayınlıyoruz. İşte o tarihi konuşma:

                Öncelikle geçenlerde dili bir, tarihi ortak Türk Dili konuşan devletler ve topluluklar Kurultayının gerçekleşmiş olduğunu ifade ederek bugün de Türk Dili Konuşan Devlet Başkanlarının bir araya gelmesini sağlayan Türkiye Cumhuriyeti yönetimine, ayrıca bizleri daima sıcak şekilde karşılayan kardeş Türk halkına tüm kalbimle teşekkürlerimi iletmek istiyorum.        

Bugünlerde toplam sayısı 200 milyona yakın ve dünyanın dört bir köşesine dağılmış olan Türkler, bundan on dört yüzyıl önce tek dilde konuşup, Türk Kağanlığı adındaki tek devlet çatısı altında yaşamıştır. Ancak Türklerin 8.yüzyıldan sonra gelişen tarihi, daima parçalanma ve birbirinden uzaklaşma tarihine dönüştü. Önceleri Oğuz, Kıpçak ve Karluk şeklinde, daha sonra Oğuzlar: Türk, Azerbaycan, Türkmen, Gagavuz; Kıpçaklar: Kazak, Kırgız, Tatar, Başkurt ve diğerleri; Karluklar ise: Özbek ve Uygur şeklinde parçalandılar. Türkiye dışındaki Türkler, önceleri Çarlık Rusya, sonra Sovyetler Birliği adındaki tek devletin bünyesinde olmasına rağmen imparatorluğun baskıcı siyaseti sonucu bir araya gelmelerine olanak olmadan “parçala ve yönet” siyasetinin kurbanı olmuşlardır. “Elmas bıçağın kınında durmadığı” gibi, 20.yüzyılda dünya haritasında altı bağımsız Türk devleti yer aldıktan sonra, yüzyıllar boyunca birbirinden ayrı kalan kardeşler özlem giderdi. “Dünyada Türkün Türk’ten başka dostu yoktur” şeklinde Atatürk’ün ifade ettiği gibi burada biz önümüzdeki yüksek amaçlara daima dost ve kardeşçe birlikte ulaşmalıyız.

                Kazakistan 21. yüzyılı büyük ekonomik gelişmelerle başlattı. Kazakistan, stratejik gelişmesinin 2030 yılına kadar etkin bir şekilde sürmesini sağlamaya yönelik olan programa uygun bir şekilde son altı yılda GSMH’sını %9–10 oranında büyütmeye devam etmektedir. Bunun sonucu GSMH’sını iki katına çıkararak kişi başına düşen göstergesi 6,000 dolara ulaşacaktır.

                Kazakistan bağımsızlığını kazandığı yıllarda ülke ekonomisine 50 milyar ABD dolarına yakın yabancı yatırım çekerek tüm dünyada en hızlı gelişmekte olan ekonomik model oluşturdu. Kazakistan’ın tam merkezinde yer alan görkemli yeni başkent Astana şehri imar edilip gün geçtikçe bezenip donatılmaktadır. Yeri geldiğinde söylemek istiyorum; yeni başkentimizi inşa etmeye Türkiye’nin Okan, Aksel, Fintrako ve Sembol gibi inşaat şirketlerinin etkin olarak katılım sağlaması sonucu birçok güzel binalar yapıldı. Bundan dolayı Türk kardeşlerime teşekkürlerimi bildiriyorum.

                Kazakistan tüm komşularıyla barışçı komşuluk ilişkilerini geliştirerek yakın ekonomik entegrasyonu temel alan girişimleri başlattı. Biz şu anda ülkemizin siyasi, ekonomik ve sosyal gelişimi temelinde dünyada rekabet edebil;en elli ülkenin arasında olmayı amaç edinmiş bulunmaktayız.

                Şu anda Kazakistan ve Türk dili konuşan devletlerarasında çözüme ulaşılmamış herhangi bir mesele yoktur. Bağımsızlığın kazanıldığı son 15 yılda aramızdaki siyasi, askeri, ticari ve ekonomik, bilimsel, teknik ve kültürel ilişkiler ile karşılıklı etkileşim, giderek stratejik ortaklığa dönüşmektedir.

                Son dönemde jeosiyasi durum hızlı bir değişime uğramaktadır. Türk dili konuşan devlet başkanlarının son buluşmasından beriye dünya ve bölge siyasetinde birçok değişiklikler meydana geldi. Bugünkü küreselleşme durumunda uluslararası terörizm, kökten dincilik, uyuşturucu madde ve silâh kaçakçılığı, insan ticareti sadece tek ülke ile sınırlı kalmayıp, herkes için ortak sorun teşkil etmektedir.

                Uluslar arası güçlerin etkinliklerine bakılmaksızın Afganistan ve Irak’ı yeniden yapılandırma süreci zorluklarla karşılaşmaktadır. Kazakistan, Afganistan’a insancıl ve ekonomik yardım çalışmalarının altını bilhassa çizmektedir. O bölgedeki istikrar sorununu daima uluslararası toplumun gündeminde tutarak var olan istikrarın temelini güçlendirmeyi de daima desteklemeliyiz.

                Küresel silâhsızlaşma ve kitle imha silâhlarını yaymamak sürecindeki anlaşmazlık, uluslararası durumun kötüye gitmesine sebep olmaktadır. Nükleer silâhları yaymama Anlaşmasında işaret edilen yükümlülüklerin gerçekleştirilmemesi sebebiyle durum daha da vahim hal almıştır. Kitle imha silâhlarının teröristlerin eline geçmesi tehlikesi güçlenmektedir. Dünyadaki dördüncü nükleer potansiyelinden kendi isteği ile vazgeçen Kazakistan’ı İran ve Kuzey Kore nükleer programları çerçevesinde meydana gelmiş olan kriz endişelendirmektedir. Diplomasi hareketlerinin doğru kullanılmasını, krizi atlatmanın yararlı çözüm yolu sayıyorum.

                Bununla ilgili olarak 8 Eylülde Orta Asya’da nükleer silâhlardan arınmış bölge hakkındaki anlaşmanın imzalanmasını insanlık için derin anlama sahip tarihi bir olay olarak değerlendirmek gerektiğine inanıyorum. Orta Asya ülkelerinin bu girişiminin, Nükleer silâhı yaymama Anlaşmasını hayata geçirmeye ve küresel silâhsızlanma sürecine verdiği katkının büyük olacağı düşünülmelidir.

                Küresel huzur ve barışa katkı sağlayacak medeniyetler ve dinler arası diyaloga ihtiyacımız vardır. İslâm dininin adını kötüye çıkarma, kötüleme olayları bitmiyor. Yapay ve ters siyasetin etkileri; “İslâm kökten dinciliği” şeklindeki ibarenin siyasi terime dönüştürülmesi; insanlık ve imana, iyilik ve doğruluğa davet eden İslâm dininin yanlış yorumlanmasına yol açmaktadır.

                Dini, milli ve kültürel birliği meydana getiren önemli bir etkene dönüştüren toplumu oluşturmak bugünün talebidir. Bununla ilgili olarak eski Türkistan topraklarının evlâdı, tüm Türklerin manevi dedesi Hoca Ahmet Yesevi’nin insanları sabırlı ve akıllı olmaya davet etmesinin hala geçerliliğini kaybetmediğini düşünüyorum.

                Kazakistan bu amaç doğrultusunda da etkin çaba harcamaktadır. Yakın günlerde Astana’da düzenlenmiş olan İkinci Dünya ve geleneksel din Liderlerinin Kurultayında dünyanın çeşitli din temsilcileri bir araya gelerek görüş alışverişinde bulundular ve medeniyete tehdit olan etkenlerle ilgili düşüncelerini paylaştılar.

                Türk dili konuşan devletler, uluslararası ve bölgesel meseleler üzerine Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, İslâm Konferansı Örgütü, Ekonomik İşbirliği Örgütü, Şanghay İşbirliği Örgütü, Asya’da İşbirliği ve Güven Artırıcı Önlemler Konferansı ve diğer uluslar arası ve bölgesel kuruluşlar çerçevesinde dayanışmayı artırmaları gerekmektedir.

 

                Zaman, birbirimizi daha da yakınlaştıracak ve kardeşlik, işbirliğine yönelik atılacak somut adımlarımızı sıklaştırarak ortak etkinlikleri gerçekleştirmenin gerekliliğini göstermektedir. Kazakistan’da hayata geçirilen “Kültürel Miras” programının çerçevesinde halkımızın zengin tarihi, halk edebiyatı, milli değerleri, el sanatları ve gelenek görenekleri araştırılarak derlenmekte olup, yayımlanmaktadır. Bundan hareketle “Türk dil konuşan halkların kültürel mirası” adlı uluslar arası program oluşturulması için birlikte çaba sarf edebileceğimizi düşünüyorum.

Halklarımızın ekonomik durumu seneden seneye iyileşmektedir. Bu da eğitim ve kültür alanındaki tasarıları gerçekleştirmeye yönelik büyük imkân sağlamaktadır. Türk dili konuşan ülkeler arasındaki kültür ilişkilerini geliştirerek, kendi dillerimizi, ortak tarih, sanat edebiyat ve şiir antolojileri yayınlanması ve bu eserlerin dünya dillerine tercüme edilmesini sağlamalıyız. Böylece tüm dünya bizi tanıyacaktır.

Bu amaç doğrultusunda şu anda basın yayın ve ileri teknoloji kaynaklarının sunduğu imkânlardan yararlanmamız gerekir.

Kazakistan Türk dili konuşan devletlerle uzay alanında bilimsel araştırmalar yapmaya hazırdır. Kazakistan bu yıl ilk yer uydusunu fırlattı. 2008 yılında “Kazsat–2” yer uydusunu fırlatmayı planlamış bulunmaktadır. Bu yönde birlikte etkinliklerde bulunabiliriz.

Ortak uluslar arası kuruluşumuz olan TÜRKSOY’un hizmet kalitesini ve itibarını yükseltmek, çalışmalarını canlandırmak amacıyla Türk tarafının değişiklikler yapma girişiminde mutabıkız. Söz konusu kuruluş Türk Dünyasının manevi zengin mirasını sadece aramızda bırakmayıp tüm dünyaya tanıtmalıdır. Ayrıca TÜRKSOY’un Başkanlığı görevine Ahmet Yesevi Uluslararası Kazak Türk Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanlığı yapmış olan Namık Kemal Zeybek’in getirilmesini öneriyorum. Bu arada Türk tarafının TÜRKSOY’a verdiği destek için ayrıca teşekkür ediyorum.

Küreselleşme sürecinin milli kimliğimiz için oluşturduğu tehdide TÜRKSOY bünyesinde birlikte karşılık verebiliriz. Ortak tarih, sanat ve manevi zenginliğimizin hazinelerini ilk önce kendi aramızda tanıtarak birbirimize öğretmeliyiz. Kaynağını Göktürklerden alan meşhur tarihimizi genç kuşaklara aktarmaya devam etmeliyiz. Tarihimizdeki Kültegin, Hoca Ahmet Yesevi, Buhari, Kaşgarlı Mahmud, Muhammed haydar Dulati, Mevlana, Farabi, Baybars, Fatih Sultan ve diğer yüce atalarımızı bilmek ve onları genç kuşağa öğretmek bizim görevimizdir. Tüm Türk Dünyasına ortak Dede Korkut’u birlikte öğrenmek aracılığıyla da birlik ve beraberliğimizin bayrağını yükseklere taşırız.

Bu açıdan Kaşgarlı Mahmut’un “Divan-ı Lügat’it Türk” eserinin Kazakistan yayınevleri tarafından ilk defa Rus diline çevrilmesiyle eski Sovyet coğrafyasındaki Türk dili konuşan halkların eşsiz hazinelerini geri kazandıklarını mutlulukla belirtmek isterim.

Gündemde olan bir diğer önemli husus da Türk dili konuşan halkların bilimsel ve sanatsal edebiyatlarının ortak fonunu oluşturmaktır. Kültür, bilim ve eğitim alanındaki iş birliğimizin pekiştirilmesinin yanı sıra ekonomik ilişkileri de geliştirmeliyiz. Çünkü Türkiye’nin Avrupa Birliğine üye ülkelerle ticaret hacmi 100 milyar ABD doları civarındadır. Türk dili konuşan tüm ülkelerle bu gösterge sadece 3 milyar dolar civarındadır.

Örneğin sadece yük taşımacılığı meselesini çözmek çok yararlı olacaktır. İlk önce Meşhed üzerinden Almatı-İstanbul konteyner yük taşıma hattını hayata geçirmek suretiyle atalarımızın İpek Yolu’nu tekrar canlandırmış oluruz.

Karayolları da aramızdaki ticaret ilişkilerini geliştirecektir. Kazak petrolünü Türk ve Batı pazarına ulaştırmayı Bakû-Tiflis-Ceyhan Projesi ile sağlamış oluruz. Kazakistan şu anda çağımızın taleplerine uygun milli tankerler donanmasını hazırlayıp, bu işi etkin olarak başlatmış bulunmaktadır.

Dünya ekonomisinin enerji kaynaklarına olan talebinin artmış olduğu bilinmektedir. Kazakistan petrol ve doğal gaz konusundaki iş birliğine önem vermektedir. Kazakistan hidro karbon kaynaklarının dünya pazarına götürülmesi önemlidir.

Türkiye’nin, geçiş olanağı fazla olan bir ülke olarak, petrol ve doğal gazı ulaştırma çalışmaları gibi uluslararası projelere katılmasını destekliyoruz. Bakû Tiflis Ceyhan projesinin hayat geçirilmesi Türkiye’nin geçiş olanaklarının elverişi olarak kullanılmasının ve enerji güvenliğini sağlamada yeni olanaklara sahip olmasının gözle görülür örneğidir. Dolayısıyla biz Türkiye’nin bu yöndeki girişimlerini tam destekliyoruz.

Diğer önemli bir husus, ülkelerimizin iş adamları arasındaki yakın iş birliğini sistemli bir hale getirmektir. Türkiye’nin bu yönde hem tecrübesi, hem de olanakları yeterlidir. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, Türk Dili konuşan ülkelerin ticaret ve sanayi odalarıyla iş birliği yapmalı ve gerekirse odalar karşılıklı olarak temsilcilik açmalıdır.

Kazakistan’ın Dünya Ticaret Örgütüne, Türkiye’nin de AB’ye girmesi, gelecekte Türk dünyasının ekonomik ve finans ilişkileri aracılığıyla bütünleşme sürecine ivme kazandıracaktır. Bu bakımdan Orta Asya Devletleri Birliğini kurma girişimimiz de söz konusu süreci olumlu etkileyecektir. Bu konudaki iş birliğinin olumlu örnekleri mevcuttur. Örneğin Orta Asya ülkelerine uluslararası düzeyde çevresel tehdit olan Aral Gölü meselesini çözme çalışmasında uluslararası Aral’ı Kurtarma Vakfının kurulması gibi birlikte oluşturulmuş başarılı adımlar mevcuttur.

Türk dünyasının birlik ve beraberlik fikrinin pekişmesiyle istikrarlı bir şekilde gelişme olanağının artacağı inancındayım. Yüce Atatürk, yüzyılın başında, Orta Asya ve Kafkaslarda kardeş Türk halklarının bulunduğunu ve gelecekte onların bir araya geleceğini ileri görüşlülükle ifade etmişti. Şu anda Atamızın o dileği kabul oldu. Şu an Türk dili konuşan kardeş ülkelerin devlet başkanları bir araya gelmiş bulunmaktayız.

Doruk toplantılarında çok önemli kararlar alınıp, güzel teklifler dile getirilmesine rağmen, maalesef bunların gerçekleşmeyip, rafa kaldırıldıkları da bir gerçektir. Bunun önüne geçecek bir öneri olarak daha önce ifade ettiğim önerimi yineliyorum. Türk dili konuşan halkların “Aksakallar Kurulu” oluşturup, onun üyeleri olarak Türk dünyasındaki siyaset, toplum ve sanat camiası temsilcilerini toplayalım. Bu kurulun başkanı olarak da Türkiye’nin 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’i öneriyorum.

Diğer bir husus ise, Türk dili konuşan ülkelerin parlamentolar arası asamblesini oluşturma girişimini 83 yıllık geçmişe sahip TBMM’ye önermek istiyorum.

Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü destekliyor, sorunların barış yoluyla çözülmesini istiyoruz.

Bizim bütünleşmemiz, bulunduğumuz coğrafyayı istikrara, gönence, ekonomik bağımsızlığa ve istikralı gelişmeye götürecek yoldur. Ancak böyle Türk dünyasının parlak geleceğine sahip olabileceğiz.

21. asırda büyük başarılara imza attık. Ekonomi, siyaset ve uluslararası ilişkilerde büyük sonuçlara ulaştık. 21. yüzyılı, hız kesmeden, Atatürk’ün hayalini kurduğu Türk birliği ve gelişimi yüzyılına dönüştürelim.

İlginize teşekkür ederim!


Türk Yurdu Ocak 2007
Türk Yurdu Ocak 2007
Ocak 2007 - Yıl 96 - Sayı 233